25 Ocak 2015 Pazar

Sen seç

Koskoca bir yaşam ifade etmek isteyipte anlatamadıklarımızla dolup taşmış. Asla yanlış anlar kaygısı taşımasanda yer ve zaman ilişkisi arasına sıkışan kocaman görünmeyen duvarlara çarpıp durmuşuz. Sadece öyle olması gerektiği hissi üzerinden saçma mesafelere dikkat ederek, çizgilere basmadan adım atmaya çalışmak benliğimi gittikçe uzaklaştırıp kalıplar içerisinde tutsak ediyor.

Biraz hayatın sınırlarını aşarak niye daha açık davranmadığımız konusunu irdelesek bile hepimiz biliyoruz altında güven, korku gibi bir sürü saçma sapan duygusal sebepler öne sürülecektir. Fakat bunların hepsi gerçeği bastırmaya çalışan ucuz kelimelerden öteye gidemezler. Hem "güven" desen bile ben sokaktaki adama bile güvenirim. Bana bıçağı çekmeden onun hakkında aksini düşünmemi gerektirecek dış görüntüsü mü olacaktı? Hadi ama...

Şuraya baksana gittikçe yabancılaşıyoruz. Her gün önünden geçtiğin güvenlik görevlisinin bile adını bilmiyorsun. Ya hiç selam vermişmiydin? Cık cık cık...

Ben de sıradan biriyim işte tam karşında duruyorum. Merak etme sadece sana sarılmak ve bolca dinlemek için buradayım. Endişelenirsin diye bir kaç ay önce almış olduğum tertemiz sicil belgemi de getirdim.

Şimdi nereden başlayalım?
Sen seç!..



Yazarken iyi gitmiş, hatta halen güzel...

20 Ocak 2015 Salı

Yorgunum be usta

Hayat bu işte bir anı diğerini tutmaz. Dalgalı denizin ortasında gibi bir o tarafa, bir öbür tarafa savrulur durursun. Yaptığın aslında yön verebilmekten ziyade hayatta kalabilme çabasıdır. Oysa tüm bu olanlardan fazlasıyla yorulan bünye artık onu rahat bırakman için her ne gerekiyorsa bütün uyarıları yapar.

Sonuç olarak; hayat gerçekten yorucu bir rutin be... 
Belki biraz paylaşsak hafifler mi dersin?..

13 Ocak 2015 Salı

Boş kafatası

Hep dert yanılan kavramlar, artık içerdikleri anlamdan gittikçe sıyrılarak tamamen pislikle dolmuştu.
Dile getirilen bütün kötü söz öbekleri sadece karşı tarafın yaptığı değil, söyleyeninde birebir uyduğu durumlardan ibaretti. İnsanlar sadece karşılarındakinden bir şeyler bekleyip kendilerini iyilik meleği ilan ettiği taktirde yenilgiden kurtulamayacaklarını ne zaman anlayacağı konusunda ise en ufak bir fikrim yoktu.

Hayat bir şeyleri paylaşmak için zaten fazlasıyla zorlu bir kavramdı. Eğlence içerisinde süren bir yaşama o kadar anlam yüklemek baştan beri saçma bir uğraştan başka bir şey değildi. Yanlış işlerden doğru sonuç beklemek başlı başına bir saçmalıkken hayatını bu saçmalıklar üzerine inşa ettiğinden oluşan göçüğün altında kalmak olağan sonuçken aksini istemek ve bekliyor olmak tutarsızlığın en büyük örneğiydi.

Her yeri sadece oturup süslü kelimeler kurmaya çalışarak ya da insanları anlıyormuş gibi herkesin ağzından çıkan aynı şeyleri tekrar etmekten başka bir işe yaramayan insanlar sürüsü kaplamıştı. Gerçekten bu kadar aciz ve basit hareketleri bir arada görmek insanın aklına bir sürü soru getiriyordu. Fakat cevabını alamayacağım soruları sormamayı öğrenmiştim. Sadece kendini kanıtlama peşinde olan egoist birinden tutarlı bir cevap alınamayacağı belliydi.

11 Ocak 2015 Pazar

Saçmalasaydık biraz

"Kendine bir kahve yap, benden olsun..." bütün yol boyunca beyinimin içinde kurgulayıp yankısına engel olamadığım o cümle ile birlikte yavaşça yürüyorduk. Fazlaca saçma ama bir o kadar eğlenceli geliyordu. Bir insan kahveyi kendine yapacaksa nasıl başka birinin sana kıyağı gibi olmasının anlamsızlığı bir kaç saniyelik duraksamalardan sonra yerini önce hafif bir tebessüm sonrasında ise ağız dolusu kahkahalara bıracak bir diyaloğun başlangıcı olsun isterdim.

Hayattan böyle saçma ama küçük beklentilerim vardı. Küçük yaşlarda hava karardığında dışarıda geziyor olmanın nasıl bir his olduğunu çok merak ederdim. Arzum asla herhangi bir mekanda olmak filanda değildi. Bodoslama gelişmiş bir yürüyüşün arkasından bir dükkanın önünde yerdeki tozları yalandan biraz havalandırdıktan sonra hafifçe o mermer çıkıntısının üzerine oturup öylece etrafı izlemek olan biriydim. Şimdi de pek farklı sayılmam. Halen benim için havanın kararması ve o saatlerde dışarı çıkmak yeterince özel bir oldugudur.

Beklentiler sadece biraz daha fazlasını getirdi. Kelimenin tam anlamıyla arttı da diyebilirim ama mütevaziliğinden hiç bir şey kaybetmemişti. Hani olsa iyi olur deriz ya işte o arada önüne denk gelen ezilmiş teneke parçasına hafifçe ayakkabının ucuyla bir tekme savurur hayata olan sitemini belli eder, biraz da hırsını almaya çalışırsın. İlk başta biraz nutkun tutulsa da sonrasında gerisini getirirsin; "ne olurdu oturup saçmalıklarımıza gülseydik" diye...

9 Ocak 2015 Cuma

Boş

Hava öylesine bir soğukluğa sahipti ki poşeti elimde tutmak yerine koluma geçirip bir şekilde görünen bütün uzuvlarımı bir parça kıyafetlerin arasına sokuşturarak kurtulmayı planlıyordum. Yanından geçtiğim küçük su birikintilerinin üst yüzeyleri çoktan donma göstermişti. İnsanlar ise bulundukları yerde görev yaparken bacaklarını birbirlerine çarparak bir parça kan akışı yaratmanın derdindeydiler. Böylesi biraz daha acısız olacaktı.

Bir taraftan kafamda kurduladığım garip mevzulara kapılmış boş yolda ilerliyordum. Her zaman ki gibi kulağımda kulaklıkların oluşturduğu derin hisler içime doğru ilerliyordu. Düşüncelere gittikçe farklı birer renk katarak onları biraz daha süsleyerek yenilir, yutulur hallere getirme çabası içerisindeydi.

Olmaması gereken bir çok olay birlikte oluyor, insanlar gittikçe azalıyordu. Oysa benim gücüm gittikçe azalmakta ve herkesten önce davranabileceğim konusunda kurgular hazırlarken birilerinin benden önce davranması rekabet anlayışıma çokta uygun kaçmıyordu. Tabi fazlaca tembelliğe alışan bünye yine hiç bir tepki verememişti. Aslında tüm suç tembellikte değil dozajı fazla alınan duygusuzluktan ibaretti.

4 Ocak 2015 Pazar

Alışılmıyor be abi...

Basit gözüken denklemler içerisinde çözüme ulaşamayacak kadar cahilliğe batmış gibi geçinip gidiyorum. Ufaktan çekiliyorum kenarıma kendimi inceden tütüne veriyorum. Anlamsızlıklara dumanda yarattığım hayal karmaşalarına bir yenisini daha ekliyorum. Darlıyorum kendimi diye sayıp ikilemeye devam ediyorum. Tüm benliğimle koca bir boşluğun içerisinde freni patlamış kamyon gibi son sürat çakılıyorum.

Etrafta olan bitenlere gözlerimi dikip fazlaca bakınıyorum. Biraz ürpertici olsa da yaşanılanları çözmeye çabası içerisinde oluşum bir çeşit hata arama mekanizmasıydı. Sıradan insanların becerebildiği basit olaylara çok kompleks bir yapıda yaklaşıyor gibiydim ama aslında tüm problem yaklaşamıyor olmaktı. Hiç kimseye diyalog kuracak gücü bulamıyordum. Uzun süredir kendim ile konuştuğum gerçeğiyle o an yüzleşmek gerçekten alabildiğine çirkin bir durumdu.

İnsan aslında hiç değişmeyen durumuna yine de alışmaya çalışıyor. Kendini biraz daha küçük eşyalara odaklıyor. Biraz okuyacak birşeyler bulup yanına da çıtır çerezlik müziklerle kendimi boşluğa atıyorum. Fazlaca kabullendim pek çok zaman olduğu gibi ama yine de alışılmıyor be abi...