23 Temmuz 2015 Perşembe

Kalınca perdeleri kapatsam, orta karar bir seste psychedelic parçalarla öyle boşboş baksam oturduğum kadife koltuk üzerinden dört duvara, acaba kaybolur mu bütün bu anlamsızlık.
Bu yorgunluk biraz olsun uzaklaşır belki de

21 Temmuz 2015 Salı

Pek çok konunun beni köşeye sıkıştırdığını yeni bir mesai gününde bir kere daha anladım. Kesinlikle olmak istediğim o dünyadan fazlasıyla uzaklaşmıştım. Bu beni kendi alternatiflerimi planlamam konusunda gittikçe ateşlese de gerçekten ayağı yere basan bir durum olmayışı, kendimi kapısız bir evin içerisinden nasıl çıkacağımı bilmeden, özgürlük için hayaller kurup onları yaşamak gibi geliyor.

Tüm bunların yanında hayat bugün bana tek başına çok niteliksiz geldiğini düşündürdü. O cümleydi her şeyi başlatan, "aslında bizim bir planımız var" benim ise hep bir tarafım, biz tarafım eksikti. Belki de tüm sebebi buydu.

17 Temmuz 2015 Cuma

Hayatlar hep karmaşa, yaşanılanlar basitlikten uzakta ve yıpratıcılar.
Oysa ki bu kadar boktan şeylere hiç gerek yok.
Daha düz bir yaşam her şeyi yeteri kadar yansıtıyor.

Niye her şeyin altında bir şey arayan düşünce yapısı içerisinde insanlık.
Rahatlık sanki bir tarafımıza batar gibi...

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Hayat belli dönemlerde vakit geçirmek için yaşadığın bir duruma dönüşebiliyor. Pek çok şey birden canını sıkınca bütün gün soyut bir yaşam umud ediyorsun.

16 Haziran 2015 Salı

Hayat, umudu kovalamak üzerine sürüp gidiyor. Umudun bize vurup vurmayacağı ise meçhullerde geziyor.

İnsanı en çok bu bilinmezlik yoruyor.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Neden gördüğümüz her kişiyi tanıma fırsatımız olamaz?..
Fazla bir şey değil.

24 Mayıs 2015 Pazar

Neyin doğru olduğunu bilmiyorduk. Sadece bize sunulan bu küçük şansları en iyi değerlendirmenin peşinde koştuk. Belki kötü gitmesi gerekiyordu tüm bu fırsatların ve öylede oldu. Şimdi her araya sıkıştırdığı nefeslerde yolun ucunu düşünmeden edemiyorsun.

Belli mi olur bakarsın hayattaki imtihanın bu çıkar. Tünelin ne başı ne de sonu vardır. İkisi arasında bir ışık görebilmek için öylece tek başına koşturup durursun.

19 Mayıs 2015 Salı

Esen havaya karşı biraz duman ile birlikte akşam karanlığında insanları izlemek saçma ve bir o kadar boş bir huzur oluşturuyor. Sanki hiç ertesi olmayacakmış gibi orada tüm gece boyunca yığılıp kalmak istiyorsun. Koşturmaktan uzakta sadece gördüklerinin içerisindeki o dünyada hayaller kurmak belki de en büyük kaçıştı.

İşin kötü tarafı huzur rahatlatmak yerine hayatı daha çok sorgulatıyordu. Niye hep böyle oluyordu ki?..
Gerçekler asla hayallerde yaşadıkların olmuyor. Nerede ve ne zaman bulabileceğin gerçeği iki lafın arasında ufak vurkaçlar yapıyor. Biraz susup sonrasında saçmalamaya devam ediyorsun.

Güzel şarkılar var aslında...

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Belki de tüm bunlar o erişilmez manyak kafasını yaşadığımız için böyleydi. Biraz daha standart ve basite indirgeyebilseydik her şey daha huzurlu olabilirdi.

Oysa insanlar halen niye diğer renkler varken halen sürekli siyah giydiğimi sorgular durumda
Tüm olan biten böyle iyi hissettiğim cevabı kadar basit ve gerçek

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Tüm çaba rutini kırmak için yapılan yüzlerce rutin dahaydı. İş hayatıyla kendi hayatlarını bütünleştiren bireylerin içine biraz daha çekiliyor olmam ruhumu ve benliğimi gittikçe yıpratıyordu. Sadece hayatımı sürdürebilmek için para kazanmaktan başka bir amaç taşımayan biri için hayat fazlasıyla yorucu bir duruma gelebiliyor.

Fazla tamahkar bir insan değilim işte kafamı karıştıran bir diğer kısım ise bundan ibaretti. Güzel bir karavan ile yapabileceğim sonsuza yolculuk için birikimden fazlası gerekiyor. Bunun için ise bir formül bulup artık hayatı daha minimize ve sakin yaşamak istiyorum.

6 Nisan 2015 Pazartesi

Olması gerekenden daha saçma bir düzen içerisinde ilerliyordu. Pek çok seçenek olmasına rağmen istenilen sonuca ulaşmaktan fazlasıyla uzaktaydılar. İnsan ne istediğini bilmiyor demek değildi. Aksine ne istediğini çok iyi bildiği ama sonucunda asla istediğini bulamayacağı kocaman bir labirentin içerisinde gibi hissedecek bir düzenden ibaretti.

30 Mart 2015 Pazartesi

 

Günler ya da geceler bazen hiç bitmeyen koca boşluklar halini alabiliyor. Bir taraftan kahve içerek diyer taraftan beyninden geçenleri boşboş bakarak ekran üzerinde oynatırsın. Ellerin sanki senin değilmiş gibi bedeninle birlikte fazlasıyla hareket kabileyeti azalmıştır. Yorulmuşsundur artık bunca zamandan beri olan her şey şarkılarla birlikte kafanın içerisinde dönüp dururlar bir oradan bir oraya

Herhangi bir laf anlatma çabasına girmeye çalışmazsın ama içinde patlamak üzere olan birikmiş onca şey vardır. Kafanda olanlar çok berraktır ama dökülen kelimeler ise bir o kadar bulanık ve üstü kapalıdır. Her seferinde biraz daha iyi anlatmak için çabalarsın ama onları çözmek için gereken derinlere doğru hafif bir dokunuştan ibaretti.

29 Mart 2015 Pazar

Özgürlüğü bulduğumu sanıyordum. Aslında özgürlüğün başkası demek olduğunu bilmek çok uzun zaman aldı.

Hiç bir zaman fazla bir şey istemedim. Sadece başlayan değil, dinleyen olmakmış benim özgürlüğüm. Rahat olmakmış, kasmadan ve germeden bunu hissetmekmiş. Sıcak bir şeylerle kendi sıcaklığını harmanlayan bir bedenmiş tüm özgürlük.

Fazlasına gerçekten lüzum yok.

Royal Thunder - Parsonz Curse

25 Mart 2015 Çarşamba

Konuşmaktan sıkılmadım. Her zaman başlayan olmaktan yoruldum.
Hem dinleyici olmakta benim için iyi bir fikir aslında

19 Mart 2015 Perşembe

Siyah

Siyah ve vurdum duymazlığın buluştuğu o siyahlar içerisinde biraz dağılmışlığın kattığı ayrı bir büyü aşikardı. Siyahın o çekiciliği sanki ilk defa kendisini bu kadar belli eder gibiydi. Beğeni değildi bu olsa olsa bir tutku belki de ötesinde tanımsız bir duyguyu ifade edebilecek türden alabildiğine deri kokusunu tam içerisine gömmüş bir mevzuydu.

Kimi zaman biraz daha salaş olabilir ama o büyüyü yok edecek desenlerin çekilmezliğinden uzak olmalıydı. Belki daha sıradan düz şeylerde yeterliydi. Biraz bağdaş kurmuş havası olsun demenin nasıl bir anlam taşıdığını bilmezken bunu anlatmakta da fazla uzaktaydım. Belki bir kaç bardak fincan kahve ve o hiç bozulmayan samimi surat ifadesi her şeyi yeterince duru kılan bir hayalin oluşmasına sebep olabilirdi.

Niye bu kadar rahat ve pislik içerisine sürünen kocaman bir kara delik içerisine gömüldüğümü anlamsızca çözmeye çalışıyordum. Aslında o kocaman boşluğu dolduran büyük bir rahatlık duygusu olduğunu farkettim. Her ne kadar kirli olsa da gittikçe cekici bir hal almaktaydı. Belki de döküp saçmak doğamızdaydı ve böyle yaşamayı seviyorduk özümüzde kim bilir...

9 Mart 2015 Pazartesi

Beklerken

Bazen sadece bir şarkı vardır beyninin içinde her ne olursa olsun kimse bastıramadan kendini tekrarlamaktan başka bir şey yapmaz. Seni nedeni bilinmez bir yalnızlığın içerisine tercih hakkını tanımadan sürükler. O saatten sonra olması gereken yoktur. Sadece ne yapılması gerektiği sorusunun cevabı önemlidir. İnsan kendini sorgulamaktan bunaldığı bir hal alır oysa her şey o kadar havadadır ki iş can sıkıntısından öteye geçmeyecek kadar kısır boyutların içerisinde döner durur. Merak içerisinde düşüncelerine dahil etmek istediklerini süratle aramaya başlarsın. Ne yapacağının pek bir önemi yok sadece erişmek aslında işin çok daha fazlasıdır. Neyin sorgulaması olduğunu ulaştığın an unutabilirsin ama o beyninin bir kenarında bulduklarını bıraktığında tekrar hortlamak için senin boş bir anını kollamakta üstüne yoktur. Zaten tüm olan bitenin alaksızlıktan başka bir açıklaması olamaz. Tahmin edilen gibi gitmeyen o salak işlerden başka biri değildir. Hep böyle olmasının gerçek suçlusu ortaya o görünmez buhran kırıntılarından başkası değildir. Suçlu bulunmuş olsa bile çözüm fazlasıyla kendini şansın kollarına bırakmış bir şekilde öylece durur ve bekler...

25 Ocak 2015 Pazar

Sen seç

Koskoca bir yaşam ifade etmek isteyipte anlatamadıklarımızla dolup taşmış. Asla yanlış anlar kaygısı taşımasanda yer ve zaman ilişkisi arasına sıkışan kocaman görünmeyen duvarlara çarpıp durmuşuz. Sadece öyle olması gerektiği hissi üzerinden saçma mesafelere dikkat ederek, çizgilere basmadan adım atmaya çalışmak benliğimi gittikçe uzaklaştırıp kalıplar içerisinde tutsak ediyor.

Biraz hayatın sınırlarını aşarak niye daha açık davranmadığımız konusunu irdelesek bile hepimiz biliyoruz altında güven, korku gibi bir sürü saçma sapan duygusal sebepler öne sürülecektir. Fakat bunların hepsi gerçeği bastırmaya çalışan ucuz kelimelerden öteye gidemezler. Hem "güven" desen bile ben sokaktaki adama bile güvenirim. Bana bıçağı çekmeden onun hakkında aksini düşünmemi gerektirecek dış görüntüsü mü olacaktı? Hadi ama...

Şuraya baksana gittikçe yabancılaşıyoruz. Her gün önünden geçtiğin güvenlik görevlisinin bile adını bilmiyorsun. Ya hiç selam vermişmiydin? Cık cık cık...

Ben de sıradan biriyim işte tam karşında duruyorum. Merak etme sadece sana sarılmak ve bolca dinlemek için buradayım. Endişelenirsin diye bir kaç ay önce almış olduğum tertemiz sicil belgemi de getirdim.

Şimdi nereden başlayalım?
Sen seç!..



Yazarken iyi gitmiş, hatta halen güzel...

20 Ocak 2015 Salı

Yorgunum be usta

Hayat bu işte bir anı diğerini tutmaz. Dalgalı denizin ortasında gibi bir o tarafa, bir öbür tarafa savrulur durursun. Yaptığın aslında yön verebilmekten ziyade hayatta kalabilme çabasıdır. Oysa tüm bu olanlardan fazlasıyla yorulan bünye artık onu rahat bırakman için her ne gerekiyorsa bütün uyarıları yapar.

Sonuç olarak; hayat gerçekten yorucu bir rutin be... 
Belki biraz paylaşsak hafifler mi dersin?..

13 Ocak 2015 Salı

Boş kafatası

Hep dert yanılan kavramlar, artık içerdikleri anlamdan gittikçe sıyrılarak tamamen pislikle dolmuştu.
Dile getirilen bütün kötü söz öbekleri sadece karşı tarafın yaptığı değil, söyleyeninde birebir uyduğu durumlardan ibaretti. İnsanlar sadece karşılarındakinden bir şeyler bekleyip kendilerini iyilik meleği ilan ettiği taktirde yenilgiden kurtulamayacaklarını ne zaman anlayacağı konusunda ise en ufak bir fikrim yoktu.

Hayat bir şeyleri paylaşmak için zaten fazlasıyla zorlu bir kavramdı. Eğlence içerisinde süren bir yaşama o kadar anlam yüklemek baştan beri saçma bir uğraştan başka bir şey değildi. Yanlış işlerden doğru sonuç beklemek başlı başına bir saçmalıkken hayatını bu saçmalıklar üzerine inşa ettiğinden oluşan göçüğün altında kalmak olağan sonuçken aksini istemek ve bekliyor olmak tutarsızlığın en büyük örneğiydi.

Her yeri sadece oturup süslü kelimeler kurmaya çalışarak ya da insanları anlıyormuş gibi herkesin ağzından çıkan aynı şeyleri tekrar etmekten başka bir işe yaramayan insanlar sürüsü kaplamıştı. Gerçekten bu kadar aciz ve basit hareketleri bir arada görmek insanın aklına bir sürü soru getiriyordu. Fakat cevabını alamayacağım soruları sormamayı öğrenmiştim. Sadece kendini kanıtlama peşinde olan egoist birinden tutarlı bir cevap alınamayacağı belliydi.

11 Ocak 2015 Pazar

Saçmalasaydık biraz

"Kendine bir kahve yap, benden olsun..." bütün yol boyunca beyinimin içinde kurgulayıp yankısına engel olamadığım o cümle ile birlikte yavaşça yürüyorduk. Fazlaca saçma ama bir o kadar eğlenceli geliyordu. Bir insan kahveyi kendine yapacaksa nasıl başka birinin sana kıyağı gibi olmasının anlamsızlığı bir kaç saniyelik duraksamalardan sonra yerini önce hafif bir tebessüm sonrasında ise ağız dolusu kahkahalara bıracak bir diyaloğun başlangıcı olsun isterdim.

Hayattan böyle saçma ama küçük beklentilerim vardı. Küçük yaşlarda hava karardığında dışarıda geziyor olmanın nasıl bir his olduğunu çok merak ederdim. Arzum asla herhangi bir mekanda olmak filanda değildi. Bodoslama gelişmiş bir yürüyüşün arkasından bir dükkanın önünde yerdeki tozları yalandan biraz havalandırdıktan sonra hafifçe o mermer çıkıntısının üzerine oturup öylece etrafı izlemek olan biriydim. Şimdi de pek farklı sayılmam. Halen benim için havanın kararması ve o saatlerde dışarı çıkmak yeterince özel bir oldugudur.

Beklentiler sadece biraz daha fazlasını getirdi. Kelimenin tam anlamıyla arttı da diyebilirim ama mütevaziliğinden hiç bir şey kaybetmemişti. Hani olsa iyi olur deriz ya işte o arada önüne denk gelen ezilmiş teneke parçasına hafifçe ayakkabının ucuyla bir tekme savurur hayata olan sitemini belli eder, biraz da hırsını almaya çalışırsın. İlk başta biraz nutkun tutulsa da sonrasında gerisini getirirsin; "ne olurdu oturup saçmalıklarımıza gülseydik" diye...

9 Ocak 2015 Cuma

Boş

Hava öylesine bir soğukluğa sahipti ki poşeti elimde tutmak yerine koluma geçirip bir şekilde görünen bütün uzuvlarımı bir parça kıyafetlerin arasına sokuşturarak kurtulmayı planlıyordum. Yanından geçtiğim küçük su birikintilerinin üst yüzeyleri çoktan donma göstermişti. İnsanlar ise bulundukları yerde görev yaparken bacaklarını birbirlerine çarparak bir parça kan akışı yaratmanın derdindeydiler. Böylesi biraz daha acısız olacaktı.

Bir taraftan kafamda kurduladığım garip mevzulara kapılmış boş yolda ilerliyordum. Her zaman ki gibi kulağımda kulaklıkların oluşturduğu derin hisler içime doğru ilerliyordu. Düşüncelere gittikçe farklı birer renk katarak onları biraz daha süsleyerek yenilir, yutulur hallere getirme çabası içerisindeydi.

Olmaması gereken bir çok olay birlikte oluyor, insanlar gittikçe azalıyordu. Oysa benim gücüm gittikçe azalmakta ve herkesten önce davranabileceğim konusunda kurgular hazırlarken birilerinin benden önce davranması rekabet anlayışıma çokta uygun kaçmıyordu. Tabi fazlaca tembelliğe alışan bünye yine hiç bir tepki verememişti. Aslında tüm suç tembellikte değil dozajı fazla alınan duygusuzluktan ibaretti.

4 Ocak 2015 Pazar

Alışılmıyor be abi...

Basit gözüken denklemler içerisinde çözüme ulaşamayacak kadar cahilliğe batmış gibi geçinip gidiyorum. Ufaktan çekiliyorum kenarıma kendimi inceden tütüne veriyorum. Anlamsızlıklara dumanda yarattığım hayal karmaşalarına bir yenisini daha ekliyorum. Darlıyorum kendimi diye sayıp ikilemeye devam ediyorum. Tüm benliğimle koca bir boşluğun içerisinde freni patlamış kamyon gibi son sürat çakılıyorum.

Etrafta olan bitenlere gözlerimi dikip fazlaca bakınıyorum. Biraz ürpertici olsa da yaşanılanları çözmeye çabası içerisinde oluşum bir çeşit hata arama mekanizmasıydı. Sıradan insanların becerebildiği basit olaylara çok kompleks bir yapıda yaklaşıyor gibiydim ama aslında tüm problem yaklaşamıyor olmaktı. Hiç kimseye diyalog kuracak gücü bulamıyordum. Uzun süredir kendim ile konuştuğum gerçeğiyle o an yüzleşmek gerçekten alabildiğine çirkin bir durumdu.

İnsan aslında hiç değişmeyen durumuna yine de alışmaya çalışıyor. Kendini biraz daha küçük eşyalara odaklıyor. Biraz okuyacak birşeyler bulup yanına da çıtır çerezlik müziklerle kendimi boşluğa atıyorum. Fazlaca kabullendim pek çok zaman olduğu gibi ama yine de alışılmıyor be abi...