16 Aralık 2014 Salı

Aklım, başımı almış benden çok uzak yerlere gidiyordu

Aslında hiç birşey ile konuşamıyormuşum. Nesneler ve olaylar ile ilgili kafa yorup, onlara anlam yüklerken hep olması gerekenleri kaçırıp fazlasıyla ruhsuz sıfatlar yüklemişim. Aslında niyetim kendi alemimde onlar içinde güzel bir dünya dünya yaratmaktı. Biraz daha gayret ve geniş bir gözlük lazımdı. Sanki sadece önününden başka bir yeri göremeyen bir beygir olduğumu farkettim. Zorlama cümle kalıplarıyla ana renkleri kullanır gibi hava katmaya çalıştığım tuvalim sadece siyahın karanlığına mahkum olmuştu. Ben aslında ne kadar da düz olmak istemez iken ruhumu o denli dolduramamışım.

Süslü bir yaşamdan öte farklı bir arayış, beklentisiz bir mutluluk! Bilinmeyene koşmak istiyorum.
Beceremesemde ağlamakta yeri geldiğinde bir o kadar afilli duruyor. Önemli olanda ne yaptığından ziyade kiminle ya da kimsiz gerçekleştirdiğin olabilir. Her şeyin bu kadar karışık olması canımı sıkmıyor. Fakat canımı yakan bunu boşluğa haykıramıyor olmaktı.

Hareketlerin verdiği özgürlük yeri geliyor suskunluğun önüne geçiyor ve sonrasında kum taneleri gibi gerisini kelimeler öylece hallediyordu. Hep o anlatılan salak köşede çarpışan kız ve erkek hikayeleri gibi ansız olan bir suskunluktu. Hafif utangaçlıkla karışık garip hisler seli dolanıp durur sonrasında ise basitçe uçup giderdi. Çünkü güzel sonlar sadece filmlerde ya da romanlarda yer alırdı.

Her neyse! Fazla sorgulamak gerekmezdi. Sadece yaşamak en mantıklısıydı. Bu aslına bakarsan sonucu asla değiştirmeyecekti. Bir gün öyle olması gerecek ve olması gerektiği gibi olacaktı. Asla sebep belirtmen gerekmeyecekti. İlk başta ne olduğunu anlamayacak, ufak tefek sorgulamaya çalışacaktın. Tek yapman gereken belki biraz daha hayal kurmaktı. Bütün bu mide bulantısı geride kalacak, yerini tatlı bir esinti ve biraz da sessizlik alacaktı. Her şey bir gün değişebilirdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder