24 Ağustos 2013 Cumartesi

Paylaşılmaz

Aslında hisler paylaşılmaz olsa da basit bir çaba yapmaya çalıştığım. Eğer aynı düzen içerisinde devam edip gidiyor ve eğer istediğin düzeni halen oturtamadıysan hep bir yerlerde patlarsın. Bu belli periyot aralıkları ile hep devam eder. Gerçi her şey süper olsa bile olur. Biz sadece hayatın birer piyonlarıyız o nereye savurur biz oraya gideriz.

Yalnızlığın içerisinde dibine kadar boğulmuşken, imrenek baktığınız insanlar olmasına rağmen insanlardan kopmayı düşünen bir ruh hali içerisine girersin. Burada hiç bir mantık yoktur. Hayatta bazı şeyleri yaptığın gibi sırf böyle istediğin için yapmak istersin. Bu zamana kadar hep mantığımı kullandım da ne oldu diye mantığına isyan edersin.

Ne sessizlik istersin ne de ses duymak. Belki de sadece bakarak anlaşmak. Ben bakarak beynimin içerisinde çok güzel bir dünya kurabiliyor ve çok güzel yaşatıyorsam bunu karşılıklı olarak yapmak zor olmasa gerek. Anlık düşler içerisinde kaybolmanın peşine düşmekte hayalperestlik kadar sıkıcı olduğu için fikirlerin firar ettiği yerden kapıyı çekip çıkıyorum.

Gelir geçer şeylerden uzak bir hayat o kadar zor gözüküyor ki sanki birini atomlarına bölmek daha imkanlıymışçasına duruyor. Neden?.. deme!

Çünkü orasını ben de bilmiyorum.

Tek bildiğim,

Olmuyor işte...

18 Ağustos 2013 Pazar

Standart

Yine yazmayalı belli bir süreyi atlatmışım. Aslına bakarsanız her şey o kadar standart gidiyor ki insanlar üzerinde şuan bende olduğu gibi kocaman bir körlük ortaya çıkıyor. Bunun tam olarak litaratürde çok yönlü bir açıklaması olsa da ben biraz daha hayatından içinden gitmeye çalışacağım.

İnsanlar genel olarak fikirleri gördükleri ile şekillenir. Etrafınızda mutlu bir yaşam örneği yoksa, mutlu bir yaşama asla inanamazsınız. Çünkü sizin için böyle bir kavram yoktur. Bu biraz da buzun soğuk olduğunu söylemek ile ona dokununcaya kadar ki anlamsızlığı ifade eder. Buzun soğuk olduğunu bilebilirsiniz ama soğuğun ne olduğunu asla bilemezsiniz.

Bu özellik ile yaşamın içerisinde sürekli aynı rutin bir hayat düzeni içerisinde olunduğu için pek çok şeyin artık sıradan karşılayarak onları anlamsızlaştırmaya başlıyorsun. Sırasıyla bir bir kayıplar başlıyor. Hayat ise gittikçe siyah beyaz bir sahneye dönüşüyor. Ulaşım aracında gördüğünüz o kitap okuyan insanların artık okuduklarını merak etmiyor ya da ne tarafa doğru gittikleri sizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Nasıl davrandıkları ya da ne giyindiklerinden çok sizin için günün ne zaman bitip eve gideceği önem kazanıyor.

Aslında anlamsız bir bencellik farkında olmadan kazanılıyor. Belki bir fırsat verildiğinde bunu değerlendiriyor olabilirsiniz. Sanki tüm bunlar biraz da tek başınalıktan dolayı oluyor. Birisi de gelip gerçekten "nasıl gidiyor?" demiyor ya da "iyi" diye alınan cevaba "hadi oradan" diyemiyor.

Gerçekten sanırım birileri "iyi" durumunu sorguluyorsa o kişiye sımsıkı tutunmalı. Belki de düşündüğüm gibi hayata renk katacak kişi ta kendisidir.