26 Temmuz 2013 Cuma

Ey Kadınlar! vol. 2

Son zamanlarda kadınları galeyana getirmek kadar kolay bir şey yok. Sadece ortaya bir taş atmanız yeterlidir. Bunu sadece sokaklara dökülmek açısından anlamayalım. Kadınlar özellik ile birbirlerini de çok güzel kandırıyorlar. Kimse kusura bakmasın bu bir gerçektir.

İlk olarak ekonomik özgürlüklerden bahsedeceğim. Günümüz de kadınların da iş hayatın erkekler kadar yer alması ki hatta erkeklerden fazla yer alması söz konusudur. Kimse bana alınmasın ama durum açıkçası böyledir. Bazı sektörlerde özellik ile kadınlar tercih edildiği için işsiz erkek sayısı kadınlardan fazla olduğuna inanıyorum. Burada kesinlikle "kadınlar çalışmasın, evinde otursun" gibi bir söylemde bulunmam söz konusu değildir. Burada kadınların o çok bahsettiği özgürlük kavramından bahsediyorum. Evet özgürsünüz ve çalışıyorsunuz. Ben bu konuda haksızlık göremiyorum. İşin "İş yerinde taciz" konusuna getirmeyelim. Çünkü işin o kısımını tamamen şiddet ile aynı kategori altına alıyorum.

Özellik ile ekonomik güce sahip olmaya çalışmak, kadınlar üzerinde çok fazla hırs durumuna gelmiştir. "Çalışıcağım, müdür olacağım. Evimi de arabamı da yüzüğümü de ben alırım. Eğer evlendiğim kişiden sıkılırsam boşanırım. Benim ekonomik özgürlüklerim var." moduna girilmesi şuan ki günümüzde en büyük boşanma sebepleri içerisindedir.

Anlaşamayan evli çiftin arasına bir de kızın annesi girip gaz veriyorsa "Kızım nasıl olsa çalışıp para kazanıyorsun. Kendi ayakların üzerinde durabiliyorsun" diye. İş orada bitiyor. Evet! Bunu yapan kişiler var.

Kadınların ekonomik özgürlüğünü bir silah olarak kullanması bana hoş bir durum gözükmüyor.

Kadınların bunun ile birlikte kendileri elde etmediği ve hazır aldıklarından dolayı özgür olmasına rağmen, yapışan özgürlük propagandalarını da çok yersiz buluyorum.
Tamam kadına şiddet var, Taciz var. Bunlara tepki doğması gayet normaldir. Fakat her şeye rağmen sadece özgürlük söylemi çok çiğ kalmaktadır.

Şimdilik böyle sonra devam ederim.

  

Ey Kadınlar!

Şimdi bir an da patlayan hamilelik mevzundan yola çıkarak başlayalım. Bir kaç hafta önce medya manipülasyonlarından bahseden insanlar bir anda ne oldu da makaslanmış videolar ile sokağa dökülür olmuşlar. Konu aşağıdaki gibi başlamaktadır. Genelde hep video da en sağlam patlama anı gösterilmektedir. Mevzuyu daha da merak eden varsa en başına da gidebilir tabi.

http://tvarsivi.com/player.php?y=20&z=2013-07-23%2020:34:00

Şimdi konunun tamamına da erişebildiğinize göre görüşlerimi rahatlıkla paylaşabilirim. Öncelik ile söylemlerinin doğru bulduğum ve bulmadığım kısımları var. Hepsini maddelere böleceğim.

Davul zurna ile hamilelik kutlanmaz;
Evet, bu gerçekten hoş bir davranış değildir. Evinin içerisinde istediğin kadar çocuğun oluyor diye sevin ama bunu dışarıda çokça konuşmak özellik ile bir erkek için hoş bir şey değildir.

Çok kabaca tabirler ile "ben bu kadını beceriyorum" demenin aşikar başka halidir. Bu zaten bilinen bir durum olmasına rağmen bunun üzerine basa basa açıklanması hoş bir durum değildir. Çünkü bu kadını farklı bir konuma koyar.

Beyinin arabasına binsin gezsin;
Evet buradaki söylem ise hoş değildir. Bir defa herkesin arabası olacak diye bir kaide yoktur. Kaldı ki kocası ile yürüyüş yapmak isteyebilir.

Fakat özellikle şu noktaya vurgu yapılabiliyor. "Niye beyinin?" Ben de diyorum ki "Niye senin?"
Yani burada ki noktayı kocasının arabası mevzusuna getirmek gerçekten fazlaca feminist bir durumdur.
Eğer böyle bir durumdan kadın rahatsız oluyorsa, tavsiyem asla evlenilmemesidir.


Şimdi Ey Kadınlar vol. 2 yazacağım çünkü bu biraz gündem oldu.


22 Temmuz 2013 Pazartesi

Ne yazasım var, ne konuşasım

Aslında benden dolayı değil. Bir kaç yazı önce bahsettiğim insanların umursamaz ve ilgisiz duruşu ister istemez insanı pek çok durumdan etkiliyor. Gerçekten bazen sadece o an kişinin canı sıkıldığı ve size muhtaç olduğunu düşündüğü için sizinle konuştuğunu düşünebilirsiniz. Eğlendiği için ya da istediği için konuşuyorsa neyi istiyor orası ayrı bir konuya kapı açar.

Gerçekten insan insan ile neyi konuşur denileceği zaman benim için verilecek cevap sadece paylaşmaktır. Zaten insanın içerisinde paylaşma duygusu yoksa o kişi için yalnızlık hiç dert değildir. Fakat sosyal medya oluşumunun da niye ortaya çıktığını varsayarsak pek çok insan bir şeyler paylaşmak istiyor.

Benim için sanal paylaşımlar hiç bir şey ifade etmiyor. Yani burada paylaştığım müziklere kadar sadece kendim canım sıkıldığında bulmak için filan koyuyorum. Çünkü zaten benim dinlediğim müzikleri bile kimse dinlemiyor. Kabul ediyorum farklı şeyler ama dinlenmeyecek kadar kötü olduklarını hiç zannetmiyorum. Kötü pop müziklerin yanında çokça kaliteliler.

Uzun lafın kısası, insan dürtüp gösterebileceği birisi yoksa ya da yeni gözüne çarpan bir yere gideceği biri, işte o zaman paylaşamıyorsun demektir. Paylaşamadığın gibi hep bir yarın yarımdır. Hayat zor geçer.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Sabır ve irade

Aslında şu yazdığım son bir kaç yazıya dikkat ederseniz hep birbiriyle öylesine ilişkili ki durupta nasıl bir hayatı yaşadığını sorgulamamak işten bile değil. Tabi bu yazıların devamı niteliğinde bir başka mevzu olan sabır ve irade üzerinde duracağım.

Sabır kimi zaman iş ortamında çokça ihtiyaç duyulduğu gibi hayatın her alanında olmazsa olmazdır. Hepimiz bir an önce her şeyin bizim etrafımızda dönmesi için elimizden geleni yaparız. Tabi sonuçlarını asla düşünmeyiz. Acaba hiç düşündünüz mü gerçekten doğduğunuzda ünlü bir iş adamının çocuğu olsaydınız ve her şeye sahip olduğunuzu varsayarsak, hayattan dolu dolu bir zevk almak mümkün olur muydu?..

Hayatı aslında hayat yapan çabuk ulaşabildiğimiz kadar, geç ulaşabildiğimiz şeylerdir. Oyun bile oynarken bir şeylere gerçek para vererek satın alıp ona ulaştığınızda zaman içerisinde sıkılmanız çok daha kolaylaşıyor. Eğer onu kendi uğraş ve beceriniz ile almaya çalışıyor olsaydınız. Bu çok daha eğlenceli ve zamana yayılmış bir davranış olacaktı.

Evet! Sabır bir başka deyim ile zamana yaymaktır. Fakat insanlar en basit sofrada bile daha ekmek geldiği an iradesine sahip çıkamayarak hemen bir şeyler tırtıklama çabasına girer ki hayatta gerçekten en hoşuma gitmeyen davranışlar arasında yerini alır.

Tabi pek çok farklı alanda sabırdan bahsettik ama asıl bağlantı kuracağım mevzu insanların birbirlerine karşı göstermiş oldukları sabırdan oluşuyor. Yine işin bir serzeniş boyutu olacak ama çokta önemli değil. İnsanlar önüne konan bir parça ekmeğe bile irade gösteremiyorsa bu sabırsızlık ile insanlar üzerinde durum nasıl ilerler siz düşünün.

Bu sabır mevzularının özellik ile çiftler arasında garip bir limiti vardır. Özellik ile iş resmiyete dökülene kadar iki tarafta bu sınıra kadar vurur. Her şey bittiğinde ise artık patlama anı başlar. Bir de komik bir diyalog vardır. "Hep ben alttan aldım, artık almayacağım" şeklinde bir yokuşa sürüş.

Gerçekten sabır denilen şeyin bir limiti varmış gibi lanse edilmesi fazlasıyla saçma geliyor. Sabır denilen o duygu ya da her ne derseniz tıbkı bir güven, sevgi, saygı gibi asla sonlandırılmaması gereken ve üzerine yaptıklarını not alarak taşacak bir kaba dönüştürülmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Günümüzde ise insanlar en ufak kavgalarda bile çoğu kez bu sabırlarının taşdığını(!) beyan ederek, o insan için ne yaptıysa bunları onun yüzüne vuruyor. Bir insana karşı yapılabilecek en son davranıştır.

Artık insanların bu gibi durumlar pek umrunda değil. Sabırın yanı sıra bana başkası mı yok zihniyeti ile birlikte doldur, boşalt bir sabır sistemi uygulandığı için pek çok zaman uzun vadeli hayaller suya düşebiliyor. Her şey gibi bu işin de kolayına kaçıldığından dolayı.

9 Temmuz 2013 Salı

Vakti geçenler

Olaylardan bahsederken zamanı geldiğinde düzene gireceğinden bahsederiz. Zamanı gelince bir işe girersin, zamanı geldiğinde karşına birisi çıkar, zamanı geldiğinde evlenirsin. Bu durum kocaman bir liste halinde uzayıp gidebilir. Tabi bunların olup, olmayacağı tartışmasını bir kenara bırakırsak şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Tüm bu olmasını ümit ettiklerimiz vaktinden sonra oluyorsa gerçekten önemi var mıdır?

Vakti geçmiş bir sınava başvuru yapabilen birini daha tanımıyorum. Ancak bir sonraki seneye başvurabilir. Bu aradaki kayıp zamanı ise kimse telafi edemez. Gerçekten hayatta bazen zaman kavramı o kadar krıtik bir durum alabilir ki durum bundan bile daha zor bir süreç içerisinde olacaktır.

Yaşanılan duyguların ya da etkileşimlerin herkes üzerinde farklı durumlar yaratır. Belli bir yaş grubu içerisinde normal bir düzen içerisinde yaşın gereğini yaşayamadıysan içinde karşı koyulamaz bir heyecan büyümesi yerini koca bir boşluğa bırakacaktır. Zaman ile insanların bunları çoktan yaşadığını gözlemlediğinde artık çok geç olduğunu anlarsın.

Belli bir yaşa kadar her şeyi birlikte öğrenebileceğin birisi artık hayatından en sıradan evresinde karşına çıktığında bulunduğun duruma sevinemeyebilirsin. Burada amaç aslında sadece basit mutluluk ya da şansının dönmesinden ibaret değil. Şansın zamanın da dönmediğin de hevesinin kursağında takılması tüm mesele.

Hayatın içerisinde hafıza denilen mekanizma varken insanlar yaşadığı ilkleri hep orada bir yerde tutacaktır. Karşısındaki insan bu ilk ya da son insan ile istemsiz bir biçimde hep karşılaştırmalara sokulacaktır. Yani o çok basit olan hayatı birlikte öğrenme evresi aslında hep yenilecektir.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Boşluktan ibaret hayat

Sadece yatmadan önce öylesine karalamak istedim.

Yaşam kocaman bir boşluktan başka bir şey değil. Bazen neyi, neden yaptığını bile bilemezsin. Sadece önündeki sıradan yaşam döngüsünü sonlandırmak için vakit geçirirsin. Kimi zaman çok fazla düşünürsün. Beyin iflas edeceğinden korkar duruma gelir ve artık dünya umurunda olmaz.

Sahi ben uzun süredir hayatı umursamaktan vazgeçtim. Bunu bana empoze eden ise insanlardı. Hani hep olur ya birilerine ihtiyacınız olduğun da asla hiç kimse olmaz. İlk başlarda birileri bir yerden çıkacakmış gibi gelir. İçinizde o sönmek bilmeyen küçük bir heyecan vardır. Zaman ile çürüyüp seni zehirleyen bir organizmaya dönüşür.

Yaşadığım tüm duygusuzluğu dökme çabası içerisinde olmama rağmen artık insanlığın anlamsız tavırlarından dolayı kelimeler fazlasıyla yetersiz kalıyor. Aslında artık uğraşmayı kestiğimden de olabilir. Eskiden olsa insanlar ile tartışacak fazlasıyla gücüm vardı. Şimdi ise umurumda değiller.

O kadar amaçsız ilerliyorum ki, yaşamak için sebebim yok.
Bana bile saçma geliyor.


4 Temmuz 2013 Perşembe

Sallanmama durumu

İnsanlar hep böyleydi diyecek bir bilgiye ya da gerçekliğe sahip olamam. Fakat şunu çok iyi biliyorum ki artık kimse kimsenin zerre kadar umrunda değil. Belki de anlatmak istediğim bir çok konunun aslında çıkış noktası buraya dayanıyor. Bir başka tabir ile kimse kimseyi iplemiyor.

Bugün selam verdiğiniz insan size yarın selam vermez. Bunu her gün yapsanız ve bir gün ara verseniz bile o kişi asla sizi merak etmez. Bu döngü böyle devam ederken gittikçe de artan bir umursamazlık kültürü içerisine  girmekteyiz. Peki bunun gerçekten sebebini bilen biri varsa beri gelsin.

Tabi bu konu da sığınılan en büyük bahane meşguliyetlerdir. İnsanlar sürekli belli belirsiz işler ile meşguldür. Bazen basit bir kitap alma işini bile koca bir günü kapsayacak müthiş bir meşguliyet olarak gösterebilirler. Gariptir bu meşguliyet olayı.

Bazende insanları başka insanlar değiştirir. Bir kız arkadaşı olan bir erkek bütün hayatını göz ardı edebilir. Bu da çok berbat sebeplerden biridir. Bu tipler genelde üniversiteye çalışırken facebooklarını kapatarak, oyun oynamayı bırakan insanlardır. Oysa hayat dengeli yaşanmalı ve bazı şeyler için hayatından ödün verilmemelidir.

Bu mevzu uzar gider ama şimdilik bu kadar.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Ya son sene, ya hiç

Gün içerisinde hep bu yazıya başlayasım vardı. Fakat o heves bir türlü beni bulamadı. Şimdi ise işi biraz zorunluluk boyutuna taşıdım ve yazıyorum.

Hatta düz metin yerine daha farklı bir stilde yazacağım.

Belki de çok kez bu konuyu irdeledim ama yazılacak farklı mevzuları olduğuna inanıyorum. En azından herkesin baktığı bir bakış açısından bakmadığım kesin.


1 - İnsanların çok büyük bir bölümü üniversite son senesinde nişanlılığa adım atar. Bu koca başlık altını sizler de istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. Tabi bu kesim genelde bulduğunu havada kapmıştır. En problemsiz, en güzel olabilitesi yüksek kesim buradadır.

2 - Eğer üniversiteyi bitirdiğiniz de halen yanınızda biri yoksa büyük ihtimal ile sorunlu bir yüzde içerisinde yer alındığı gerçeği ortaya çıkıyor. Niye siz değil de onlar? Değil mi?..

a) Kendine göre birisi olmadığını söyleyenler
b) Gerçekten sorunlu insanlar

Bu şekilde basit iki maddeye ayırır ve devam edersek.

a) Kendine göre birisi olmadığını söyleyenler;
Bu insanlar genelde bu işi okul sonrasında da sürdürmeye devam eder. Karşılaştığı kesim a ve b grubunda ki kesimlerden ibarettir. b grubu ile bu işler olmayacağından dolayı kendisi gibi bir insan ile tanışması da zordur.

Burada tanışma metodları devreye girerek bir alt kırılım daha oluşturur.

 a1) Aracıyla
 a2) Kendi

Tabi insanlar farklılık gösterir. Kimisi kendi tanışmak ister, kimisi yanında bir aracı vasıtasıyla olur. Sonuç olarak karşınıza kimin çıkacağı tamamen kumarın bile ötesinde bir oyundan ibarettir. Bir avuç zarı atarak hepsinin 6 gelmesini beklemekten farksız.

Tabi burada a2 grubu için çok söylenecek bir söz yoktur. Bunlar için halen bir umut ışığı vardır.
Fakat a1 grubundan koşarak uzaklaşılmalıdır. İki cümleyi bir araya getiremeyen, bakkaldan ekmek almamış tiplerdir. Bunlar sadece okulda ki sıra arkadaşlarıyla bir şeyler düşünürler. Dünya ile izole insan tipidir.

Sonuç olarak a maddesinden a2 bendine göre birisi ile tanıştınız ki olabilecek tek varsayıma geldik.
İşte buradan sonrası vahşet içeriklidir. +18 yaş sınırı koyuyorum.

Her an size "biz arkadaşız ama..." ya da "kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanır" cümlesini "yakışıklı ve güldüren erkekler" olarak değiştiren kesimden birisi ile karşı karşıya olmanız büyük olasılıkladır. Bunlar hep bir kademe daha iyisini istedikleri için zaten hep kaybetmişlerdir.

Özet ile yalnızlık bazen son şıktır ve her insan ömründe evliliği tadacak diye bir kanun yoktur.
Kaldı ki "ben görünüşe bakmam, fikirler daha önemlidir" diye bilecek tek bir kadın dahi yoktur. Bunlar tamamen hurafe söylemler ya da karşı tarafa gaz verme maksatlı kullanılır. Gaza gelip öz güveninizi boş yere elinize almaya gerek yok.

Yalnızsan, yalnızsındır işte...





Terslikler günü

Bugün biraz ters başladık. Önce geç kalırken hızla çıkmaya çalıştığım merdivenlere takılarak elimdeki telefonun üzerine düştüm. Telefonun alt tarafını hafif sürtünerek ekrana ulaşmayan ama can sıkıcı bir çizik oluştu.

Tahminim o esnada sabitlemeyi unuttuğumdan açılan bardak termosum da akıtmaya başlamış. Elimi kartlığa attığımda hissettiğim ıslaklıkla olay farklı bir boyuta geçmişti.

Sabah bilgisayarın başına geçtiğimde de bütün rapor sistemi kitlenmişti. Bir de onlar ile uğraştım.

Umarım gün böyle devam etmez...