30 Mayıs 2013 Perşembe

Olaylar, olaylar...

Bir hayli garip bir gündü. Aç olarak kan aldırmaya gittiğim şirketin sağlık kontrolün de bir anda tansiyonumun düşmesiyle gözlerimin kararması bir oldu. Her ne kadar gözlerim kararsa da bende ki de inat ya ayakta durucam diye. Gittim bi güzel mermer basamağa ayağımı çarparak yere yapışıyordum.
Tabi bacağım yarılmış farkında değilim. Neyse oturur oturmaz kendime geldiğim gibi kanı almaları bir oldu.

Ben ise hiç bir şey yokmuş gibi yürürken yaramı merak ederek baktığım da kemiği görünce aha şimdi uğraş dedim. Yakında bildiğim polikliniğe gidip pansuman yaptırdım. Hemşire ile diyalogsa çok güzeldi. "Bacağın ne kadar çok kıllıymış. Al bunları" Ben o an çokta bir şey diyemedim. Yani öyle abartı kazak kisvesinde bir kılım da yoktur. Bildiğin standart erkek kılı işte. Hayır abla benden ağda yapmamı filan mı bekliyor. Zaten hiç şort giymeyen biriyim.

Oradan dikiş polimiği başladı. Dikiş atmamız lazım diye tutturdu. Orada kedi şeyini görmüş, yara sanmış diyecektim de demedim. Tamam belki yarık var da kapanmayacak bir şey de değil. Başladı "2 dikiş atıcam. İstersen pansuman gerektirmeyenden atarım" filan diye bastırmaya ama ben yine de gerek duymadım.

Bugün gezi parkına gidicektim ki "buralar bizimdir demeye" o da bu durumlardan pek mümkün olmadı.

Nasıl bir gün geçip gitti ben de anlamış değilim.

Zaten bu aralar yine kafam fazlasıyla karışık. Kendi kendime olduğumdan çok fazla çıkarsama, felsefe yapıp. Oradan öbür tarafa bağlayıp bir sürü şey türetiyorum. Yok insanların aslında yalnızlıktan başka çaresi olmadığı, sevgisiz de yaşanılabileceği ve algılarımızı bu yönde değiştirmemiş gerektiği. Duygulara ihtiyacımız olmadığı gibi bir çok olayı birbirleriyle bağdaştırmaya çalışmaca ve elde kalan ise kocaman bir boşluk ile birlikte beyin yorgunluğundan başka bir şey değil.

Aslında beyin bazı düşünceleri arka plana atabilmek için gündem değiştiriyor. Kafayı oyalıyorum desekte yaptığımız pek bir halta yaramıyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.

Yalnızlığı insan kendisi istemez. İşte o zaman yalnızsındır.
Öyle sıkılınca koşabileceğin bir şey değildir.
Yalnızlık sen istemediğinde yanında olandır.

Yalnızlık ve yalnız olmak zordur.
Alışmaya çalışmak, böyle yaşamının sonuna kadar gideceğini bilmek ise en ağırıdır.

Bunca sene yazıyor olmama rağmen anca bu sene kabullendim.
Yalnızım.



23 Mayıs 2013 Perşembe

Hayatımın anlamı

Hayatımın 3 anlamı
Taksim - Galata - Karaköy

Küçükken insan bu kadar farkında olmuyor. Belki de şehir ya da semtler üzerinden farkındalık yaratamıyor. Oysa üzerlerinde çokta can alıcı anılarım yoktur. Sadece çok vakit geçirdim be!..

Buralar da yalnızlığı çok güzel paylaşırsın.

19 Mayıs 2013 Pazar

Duyguları çıkartın

Hayattan duyguları çıkarttığın da geriye boşluk kalır diyebilirler. Fakat bu duyguları insan yapısına yapışık bir yapı taşı olarak gören sıradan bir insanlık için geçerli bir düşünüş şeklinden ibarettir. Eğer duygular hiç yokmuş gibi, bir başka deyiş ile aslında bir su ya da yemek gibi zorunda olmadığımız. O olmasa da yaşayabileceğimiz yolunu izlersek geriye sadece mantığımız kalıyor.

Bu yazımı düşünürken, canım sıkılmış gecenin bir vakti yolda yürürken ilkokul arkadaşımı gördüm. Tepkisi benim gibi bir adam için garipti. Tuttu ve bana sarıldı. Uzun süredir birileriyle sarılmamıştım. Aradan ne kadar zaman geçtiğini tam olarak tezahür edemesem de bir hayli fazlaydı. Açıkçası Afrika'da ki medeniyet ile tanışmamış insanlar misali biraz ne yapacağınız şaşırmış vaziyette yapılanı tekrarlamaktan başka çarem yoktu. Gariptir ki içimde anlamsızlık oluştu. Yani sarılmanın karşılığını içimde bir bölüm ile bağdaştıramamıştım. Ne hissedeceğimi bile bilmiyordum. En başından düşündüğüm gibi.

Kendi kendime eğer duygu diye bir şey zorunluluk değil ve aslında ona hiç sahip olmadıysam. İçimde oluşan boşluk ve birisinin bana sarıldığında beynimde oluşan anlamsızlığı bir şekilde çözmem gerekiyor. Nasıl yapabileceğimi ben de çok kestiremiyorum. Sadece mantığım şuna odaklandı. Eğer ortada bir boşluk varsa, o bir şekilde doldurulmalı. Fakat bunun nasıl doldurulacağının anahtarı ise bende değil.

Ne yapacağımı çokta bilmiyorum. Belki de biraz daha düşünmem lazım ya da aslında böyle bir boşluk olmadığını bir şekilde kendime kanıtlamalıyım. Her neyse, sonuç olarak halen yenmem gereken bir çeşit bilinmezlik var. Belki zaman içerisinde onada bir formül adapte ederim.

16 Mayıs 2013 Perşembe

İK kafası bir başka

Beni tanımayan bir insana, beni tanımak için soru soracak insan kaynakları var.
Neyin kafasını yaşıyorlar ben çözemedim.

Pek çoğu sırf hava ya da formalite olsun diye bazı şeyleri yaptığını düşünüyorum. Aksi taktir de başka bir açıklama bulamıyorum. Zaten bir kısımı, kraldan çok kralcıdır. Teknik bilgisi olmadığı halde, içeride işleri yapan adamdan daha çok bilgisi varmış gibi konuşmanıza müdahale eder. Allahtan bu tiple sadece bir kere karşılaştım.

Çokça görüşme tecrübem ve bir o kadar da iş tecrübem olduğu için artık gayet elimi kolumu sallayarak giderek, rahatça konuşurum. Fakat bazen o saçma sapan, kendilerini farklı göstermek için filan yaptıkları garip şeyler gerçekten can sıkıcı olabiliyor.

Özellikle referans kısımı hep sıkıcıdır. Eski şirketler aranır ve her ne kadar iyi ayrılmış olsanız da ne adam sizin hakkınızda çok konuşmak ister ne de siz başkası sizin yüzünüzden tekrardan rahatsız edilsin. Belki de ayrıldığınız yerden seneler geçmiş ve adam sizi unutmuştur.

Referansların aranması aynı zaman da "Aday yalan söyler. Biz doğrusunu öğrenelim." şeklinde bir yalancılık ve güvensizlik modunda bir küfüre denktir ki işin aslında en sinir tarafıdır.

Çok aciz bir durum olarak görüyorum. Şirketlerin referans isteme güvensizliği ve insanları yalancı yerine koyma politikası umarım bir an önce son bulur.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Farklılaşmak

Sokakta gördüğünüz normal insanlar gibi düşünmeyi bir türlü başaramadım. Onlar gibi kalıplaşmış bir hayat kurgusu hayalleri içerisinde normal bir hayat düşünmek, tahmin edildiği gibi sıradan ve kolay değil, aksine imkansızdı. Aslında her insanın yaşadıkları ile doğru orantılı düşündüğünü varsayarsak, mantıklı bir noktaya çıkmış olabiliriz.

Bu zamana kadar şunu öğrenerek kendimi geliştirdim. Herkes birilerine dokunmak zorunda değil. Sarılmak ya da evlenerek hayatını sürdürmek zorunda değil. Duygulardan arınmak, aslında bunlar gibi yine bir tercih çerçevesi içerisinde kalabiliyor. Her ne kadar genetik açıdan bir yerde patlak verse de gittikçe güçlendirilebilir.

Saçmalıklar silsilesine hiç dahil olmayacağım. Konuşulan her şeyi çürüttüm. Sahi, çıkarılan bütün ihtimalleri yok etmiş olmam Murphy'nin bile tahtını sallayabilecek güçte olsa da kendisine saygım sonsuzdur.

Hiç inancım yok. Beklentim yok. Umudum yok.
Böylesi daha güzel ve zahmetsiz.
Bütün insani duygular hiç bir işe yaramayan koca bir boşluktan ibaret olabiliyor.
Tabi bu sıradan insanlar için geçerli değil.

Ben özel biri filan değilim. Tek yaptığım biraz saçmalamak.
Fakat insan ne yaşar, ne görürse onlarla büyür.

Benim ise duygular ile pek işim olmadı. Kararlarımı hep mantıkla verdim.
O yüzdendir ki unuttum duygu durumlarını hiç lazım olmadılar.
Kimse de iki kelam edip sormadı.


Boşluk

Hava oldukça bulanık ve boğuk bir şekilde duruyor. Sanki yaratılan kaos her bir yanı etkisine almış. İnsanlık yok olmanın eşiğinde belirsizlikleri yaşıyor. Kimse ne yaptığını dahi bilmediği halde sadece enjekte edilenlerin etkisinde görevlerini yerine getiriyorlar. Farkındalık tamamı ile silinmiş, akışın verdiği yön belirsiz bir şekilde akıp gidiyor.

Yeni gelen günler, hep bir öncekinden kötüleşiyor. Bu berbat veba tüm insanlığı ve zamanı katranın zifiri karanlığına hapsediyor. Her şey gittikçe yok oluyor. Kendi kendini yok etmeye programlanmış, bir sürü canlı kendi emellerine alet etmek için uğraş veriyor. Koca bir suçluluk duygusu içerisinde, yanına bir şeyleri daha çekmeye uğraşan koca bir karadelik.

Yavaşça kayboluyoruz. Hızlıca artan kin, nefreti bile yerin dibine sokacak kadar devasa bir forma bürünüyor. Ciğerleri yakan, yanık bir atmosfer kokusu...

Her şey kül oluyor. Koca bir bilinmezliğin içerisine sürükleniyor, boşlukta yok oluyor. Bilinmezliğin göbeğinde, akıl almaz bir mücadele gerçekleşiyor. Sağ kalmayı başaranların kendini tükettiği var olmayan gerçeklik. Tamamı fazlasıyla kafa bulandırıcı. Gereksiz fikirler, garip düşünceler.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Kafam eser

Yine büyük nitelikte doğru bir karar aldığımı gördüğüm günlerden biriydi. Güzel diye tahmin ettiğin yerlerin ise berbat nitelikte çıkması da ileriye dönük kaygıları körükler nitelikteydi. Bu saatten sonra daha fazla korku ya da endişe söz konusu olamayacağından dolayı, en iyi seçenek yine denemeye bırakıldı. Deneyecek ve görecektim. Basit, ilk adımı attım.

Aynı iş, yeni bir alan da devam edeceğim. Kendimi tekrar bulmayaca çalışacakmışım gibi geliyor. Özellikle ilk bir haftanın ne kadar katlanılmaz olduğunu düşünürsek, sonrası da bir o kadar keyifli olabilir. Tabi bunlar hep varsayım ve hayat ise süpriz yapmayı seviyor.

Her neyse çok ciddi spor programları yüzünden resmen sürünerek yazıyorum. Kullandığım eski protein tozu çok tatlıydı, yenisi ise çok tatsız. Ortasını bir türlü bulamadım ya da firmalar doğru dürüst ayar çekemiyor.

Ayrıca, senelerdir söylediğim bisiklet alma fikrine bu sene çok daha sıcak bakıyorum. Hatta kısa zaman içerisinde tatil içerisinde bulunacak olmam bisiklet kullanmam açısından da çok güzel olacaktır. Bakalım, benim işlerim belli olmaz. Kafama eserse her şey bir kaç saat.

Bu şarkı da her şeyi ile tam bir baş yapıt.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Sanırım yaşlanıyorum

Çok yorgunum. Kendimi hiç bu kadar bitkin hissetmemiştim.
O yüzden yazacaklarım yarına kaldı.

Sanırım yaşlanıyorum.


1 Mayıs 2013 Çarşamba

mim 29

pe hito bir mim paylaştı. Çocukluğumuz ile ilgili oyunları anlatmamız gereken.

Aslında öyle çok fazla bir şey oynamadım. Mesleğim gereği de bayağı bir dijital ortam ile haşır neşirdim.
O yüzden ben değişiklik yapıp, aklıma gelen oyunları sıralayacağım.


  • tetris
  • mario
  • street fighter
  • bomberman
  • worms
  • tank 1990
  • pacman
  • sonic
  • circus charlie
  • excitebike
  • Dr.Mario
  • lode runner
  • mortal combat
  • road fighter
  • word grand prix
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.