28 Nisan 2013 Pazar

Yalnızlık zordur

Hayat işte, ne zaman nasıl hissedeceğin belli olmuyor. Bugün öyle boş boş dolaşırken hayatta beni mutlu edebilecek bir şeyin artık olmadığını farkettim. Çünkü istediklerim hiç olmamıştı. Şans asla benden yana değildi. Benim hiç insanları çekim gücüm yoktu. Onlar için sadece sıradan, belki de bayağı bir insandım. Kendim hakkında çok konuşma fırsatım olmadı ama şuan gelinen durum bunu gösteriyor olsa gerek.

Herkes tarafından değil ama bir kaç kişi tarafından aranılan olmak istemiştim. Egolarımın tatmin edilmesi değil, sadece varlığımın hatırlanıyor ve bir halta yarıyormuş hissini yaşamak isterdim. Şimdi ise tahtalı köyü boylasam belki de 4 ya da 5 ay sonra bir şekil de öğrenilir. Belki de daha uzun süreler hiç kimsenin haberi olmaz.

Yalnızlık zor iş. Özellikle zor olan kısımı, yalnız olmak istemediğin ve bunun için elinden gelen çabayı sonuna kadar kullandığın halde zihinsel bir yalnızlık değil de gerçekten fiziksel bir yalnızlık yaşamak. Koca bir boşluk, ötesi yok.

Sadece kendi kendinize konuşur, dertleşirsiniz. Bir çay söyler ardından bir daha yine kendinize ısmarlarsınız. Öyledir bu işler. Sürekli kafayı kurcalayıp yapacak bir iş bulman gerekir. Yoksa her geçen gün biraz daha üşütmeye yaklaşırsın. Sandığınız gibi güzel bir şey değildir.

Yalnızlık zordur.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Baharın yüzü

Sanki bir değişimin eşiğinde olduğuma dair içimde bir his var. Elimde bunu destekleyecek hiç bir şey olmamasına rağmen içimden gelen bu olumlu enerjinin neye dalalet olduğunu ben de bilmiyorum. Belki de işlerimin biraz yoluna girmiş olması bunda büyük etki yaratmıştır.

Kaldı ki aldığım tekliflerin ve beğenilme duygusunun verdiği o güzel hissin de önemi büyüktür. Bir işi yaptıktan sonra beğenilmek aslında çoğu zaman paradan bile önemlidir. Gerçek bir iş tatmini sağlar. O işi yaparken harcadığınız bütün delice saatleri bir anda buhar haline getirir.

Fazla alıştım belki de tek yaşamaya onun verdiği doz aşımının bir etkisi de olabilir. Baharın yüzünü göstermesiyle birlikte, hafifleyen bir duygu durumu da.

Kim bilir, belki de herşeyden vazgeçmiş olmak. Birilerini beklemek ya da düşünmek gibi bir durumum olmadığı için onun rahatlığının açığa çıkmasıdır.

Mutlu ol ey izleyici. Çünkü, dünya kısa ve birilerinin ölümünü beklemeyin bunu hatırlamak için.
Para için değil, iş için değil, başkaları için değil, kendiniz için yaşayın.
Bu sizin hayatınız. Ama tecrübeleri de kulak arkası etmeyin. Onlara saygı göstermesini de bilin.

16 Nisan 2013 Salı

Bir yağmur yağar


Koca bir zombi şehrine çöken karanlık ile bastıran yağmur, aslında hiç bir şeyi değiştirmiyordu. Belki de sadece bazılarının algılarını değiştirip, duygu durumu üzerinde oynama yapmaştı. Öylece etrafa boş boş bakarken insanların ne kadar iş telaşı içerisinde kaybolduklarını görüyorsun. Yağmurlu hava da bile insanları birazcık diriltmek için "Günaydın!" diye seslenen yaşlı bir amcaya bile kimse selam vermiyor. Oysa ki o herşeyi çıkarsızca yapıyor.

Öyle işte, karışık bir gün. Yağmurlu, duygusal, geçmişe dönük pek çok şeyin canlandığı


13 Nisan 2013 Cumartesi

Eğer bir şansım olsa

Bazen diyorum bir adet dilek şansım olsaydı. Belki de her şey bambaşka olurdu. Çünkü karşıma çıkan insanlar ile yolda yanımda geçen insanlar asla birbirlerini karşılayacak cinsten değiller. Yani kesinlikle birini ilk bakışta analiz eden biri olarak az çok anlıyorsun. Hatta kaldı ki bütün kötü sayılacak yönlerini dahi kabulleniyorsun. Fakat o ise sadece yanından gelip geçen bir insan.

Eğer bir şansım olsa, yanımdan geçen bazı insanları tanımak isterdim. Hepsi bu...

7 Nisan 2013 Pazar

Ne farkeder ki?..

Kötü anlar ve kötü zamanlar da artık daha güzel şeyler yazmak için kendimi eğitmek üzere olduğumu söyleyebilirim. Evet, sonuçta boş kafayı boşaltamayız. Kafa doluysa bunu daha güzel bir şekilde boşaltmak gerekir. Aslında daha önce böyle bir düşüncem vardı. Fakat yeterince üzerine gidemedim.

Tabi şu dünya o kadar garip ki her şey istemekle olmaz ama istemeden de olmuyor. Böyle koca koca çıkmazların içerisinde zaman içerisinde kaybolup gidiyoruz. Kimisinin yaşam sıkıntısı, kimisinin sevgi açlığı derdi var. Fakat her ne olursa olsun. Her kesim şu kısa dünya da gülmek için vakit kolluyor.

Herkes gülmek için bu kadar vakit kollarken, insanlar niye birbirini ağlatıyor diye düşünmeden de edilmiyor. Bu denge olayları böyle oradan oraya gider durur. Yanınızda ömrünüzü verebileceğiniz biri ve hayatınızı sürdürürken para amacınız değil, aracınız ise işte o zaman dünya daha yaşanılır bir hale gelir.

Her neyse, yaşamak zorundayız ve yaşıyoruz işte. Ne farkeder ki?..

1 Nisan 2013 Pazartesi

Ne yaparsan yap

Şu berbat pazartesi gelmesin istersin. Sırf gelmesin diye kafayı vurup yatmaktan korkarsın ama zaman su gibi geçerken elden hiç bir şey gelmez. Gözlerin ağırlaşır ve mecbur kalırsın.

Yarın kalkıp çalışmaya mecbursundur. Biraz daha yaşamaya mecbursundur ve biraz daha sıkıntı çekmeye.

Ne kadar garip değil mi? Hayatın bir nokta da biteceğini bildiğimiz halde sanki ertesi güne garantimiz varmış gibi kalkıp yaşamamız. En azından öyle şartlandırılmamız.

Peki ya ileriye dönük yaşamımız için çektiğimiz bunca yorgunluk ve çile gerçekten çok mu gerekli?

Biz insanlık niye sadece hayatımızı geçirmek için çalışmak yerine, her defasında birilerinin daha fazla yükselmesi için çalışmaya zorlanıyoruz?

Fazla sorguluyorum. Belki de o yüzden pazar akşamları ya da hayatımın belli dönemlerinde mutlu olmayı çokta beceremiyorum.