24 Kasım 2013 Pazar

Dolu yaşamak mı?

Buralardan bu kadar uzaklaşacağım hiç aklıma gelmezdi. Aslında zamanı gelirse temelli bırakırım diye düşünüyordum da o hiç gerçekleşmeyecek olsa gerek.

Uzun zamandır bir şekilde vakit geçirirken ara ara kafama takılıyor. Gerçekten zamanı katlederek öyle ya da böyle yaşamımızı sürdüyoruz. Ben nispeten sakin bir rutinde sürdüyorum ama bir kafalarını bile kaşıyacak vakitlerini olduklarını söyleyenler insanlar var. Aslında temel nokta sadece vakit geçirmek ise böyle bir strese gerek var mı diye sormuyor değilim.

Peki gerçekten dolu dolu yaşamak denilen şey nasıl bir şey?..

1 Kasım 2013 Cuma

mim 30

Pembe kereste beni mimelmiş. Hayallerden bahsetmiş ve aslında hayali olmayanın fakir olduğundan

Sanırım ben bir hayli fakir birisiyim. Çünkü uzun süre önce hayal kurmayı bırakmış ve sadece yaşamak zorunda kaldığım için yaşayan biriyim.

Kafamda tek olan şey şöyle bir proje yapmak. Özellikle yine bu araba için olacaktır.


25 Ekim 2013 Cuma

13 Ekim 2013 Pazar

Neyin tantanası

Arife gününü yarım gün olarak bildiren şirketim yüzünden yarın erken saatte iş yerinde olmam gerekiyor. Peki ne için? Aslında koca bir hiçten başka bir şey değil. Finans sektöründe çalışan insanları anlıyorum. Çünkü borsa açık olacağından o kurumların bunu çalışanlarından istemesi gayet mantıklı bir istek peki yazılım ile uğraşan adam yarım günde dünyayı mı kurtaracak diye merak edip duruyorum.

Biraz serzeniş dolu bir girişten sonra diğer mevzulara geçebilirim. Çok fazla ara verdim. Aslında bu planlarımın dahilinde olan bir şey değildi. Yaklaşık bir kaç aydır ciddi şekilde elimde olanların beni mutlu edeceği şekilde yaşamalıyım mottosunu sürdürmeye çalışıyorum. Bunlar nedir? Bilgisayar oyunları ve bazen çıkıp canımın istediği bir şeyleri yemek oluyor. Genelde oturup tek başıma yemek yemek benim için halen çok güzel bir aktivite sayılmasa da idare etmeye çalışıyorum.

Hayatımın sonuna her şeyin artık böyle gideceği üzerine hayatımı kurdum. Hazır havalarda soğumuşken tam oyun oynamalık kıvamdayım. Aslında bakarsanız çoğu şeyden elimi eteğimi çektim. Biraz bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılıktayım. He dokunan da yoktu ya o ayrı mesele. Geçen gün telefonumun şarjının bittiğini bile ne zaman farkettim bilmiyorum.

Aslında beni biraz olsun rahatlatan denize karşı otururken kimin olduğu umrumda olmadığı birilerinin dinlemesi. Bana çözüm bulmasını ya da yorum yapmasını beklemiyorum ama biraz olsun anlasa sanki hayata karşı inancım biraz olsun kendini korumaya devam edecek.

Şimdi ise tuzsuz bir hayat yaşıyorum. Yemeğe o tuzu koymayı unuttuğumuzda nasıl yavanlaştığı duygusunu herkes bilir. Her ne kadar kendimi alıştırmaya halen çalışsamda ister istemez o tuzu arıyor gibiyim ve sonra yine kendimle çelişiyorum. Yalnızsın işte ve yalnız başına öleceksin. Neyin tantanasını yapıyorsun halen!

4 Eylül 2013 Çarşamba

Küçük bir şans

Bugün kendimi uzun süredir hissetmediğim kadar güçsüz hissettim. Aslında ortada bu zeminin oluşması için çok fazlada neden yoktu. Belki de artık insanlardan uzaklaştıktan sonra kendimi bir oyun maratonunda ki turnuvaya vermem ve sonrasında ki başarılardan sonra ki ani bir kayıptı beni bu hale getiren.

İnsanlar her zaman ki gibi olmadığından dolayı hayatımda tat aldığım ve bir nevi hayalimde olan, kendimi verdiğim o biraz olsun eğlendiğim dünyamda da dün akşam burukluk vardı. Saçma bir şekilde kaybetmiştik. Kendimi tam bir şeylere kaptırdığımı düşündüğüm de sanki o da artık beni tek başıma bırakmıştı.

Aslında hep gerçekleştirebilir hayaller kurmuştum ve sadece çalışmıştım. İşler böyle ilerlemiyor, sadece çalışmak asla yeterli olmuyormuş. Bunu geç öğrendim. Şans faktörünün hayata yansıyışı benim sonuçlarımı hep sıfır yapmıştı. Oysa ki herkes küçük bir şansı hak etmiyor mu?

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Paylaşılmaz

Aslında hisler paylaşılmaz olsa da basit bir çaba yapmaya çalıştığım. Eğer aynı düzen içerisinde devam edip gidiyor ve eğer istediğin düzeni halen oturtamadıysan hep bir yerlerde patlarsın. Bu belli periyot aralıkları ile hep devam eder. Gerçi her şey süper olsa bile olur. Biz sadece hayatın birer piyonlarıyız o nereye savurur biz oraya gideriz.

Yalnızlığın içerisinde dibine kadar boğulmuşken, imrenek baktığınız insanlar olmasına rağmen insanlardan kopmayı düşünen bir ruh hali içerisine girersin. Burada hiç bir mantık yoktur. Hayatta bazı şeyleri yaptığın gibi sırf böyle istediğin için yapmak istersin. Bu zamana kadar hep mantığımı kullandım da ne oldu diye mantığına isyan edersin.

Ne sessizlik istersin ne de ses duymak. Belki de sadece bakarak anlaşmak. Ben bakarak beynimin içerisinde çok güzel bir dünya kurabiliyor ve çok güzel yaşatıyorsam bunu karşılıklı olarak yapmak zor olmasa gerek. Anlık düşler içerisinde kaybolmanın peşine düşmekte hayalperestlik kadar sıkıcı olduğu için fikirlerin firar ettiği yerden kapıyı çekip çıkıyorum.

Gelir geçer şeylerden uzak bir hayat o kadar zor gözüküyor ki sanki birini atomlarına bölmek daha imkanlıymışçasına duruyor. Neden?.. deme!

Çünkü orasını ben de bilmiyorum.

Tek bildiğim,

Olmuyor işte...

18 Ağustos 2013 Pazar

Standart

Yine yazmayalı belli bir süreyi atlatmışım. Aslına bakarsanız her şey o kadar standart gidiyor ki insanlar üzerinde şuan bende olduğu gibi kocaman bir körlük ortaya çıkıyor. Bunun tam olarak litaratürde çok yönlü bir açıklaması olsa da ben biraz daha hayatından içinden gitmeye çalışacağım.

İnsanlar genel olarak fikirleri gördükleri ile şekillenir. Etrafınızda mutlu bir yaşam örneği yoksa, mutlu bir yaşama asla inanamazsınız. Çünkü sizin için böyle bir kavram yoktur. Bu biraz da buzun soğuk olduğunu söylemek ile ona dokununcaya kadar ki anlamsızlığı ifade eder. Buzun soğuk olduğunu bilebilirsiniz ama soğuğun ne olduğunu asla bilemezsiniz.

Bu özellik ile yaşamın içerisinde sürekli aynı rutin bir hayat düzeni içerisinde olunduğu için pek çok şeyin artık sıradan karşılayarak onları anlamsızlaştırmaya başlıyorsun. Sırasıyla bir bir kayıplar başlıyor. Hayat ise gittikçe siyah beyaz bir sahneye dönüşüyor. Ulaşım aracında gördüğünüz o kitap okuyan insanların artık okuduklarını merak etmiyor ya da ne tarafa doğru gittikleri sizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Nasıl davrandıkları ya da ne giyindiklerinden çok sizin için günün ne zaman bitip eve gideceği önem kazanıyor.

Aslında anlamsız bir bencellik farkında olmadan kazanılıyor. Belki bir fırsat verildiğinde bunu değerlendiriyor olabilirsiniz. Sanki tüm bunlar biraz da tek başınalıktan dolayı oluyor. Birisi de gelip gerçekten "nasıl gidiyor?" demiyor ya da "iyi" diye alınan cevaba "hadi oradan" diyemiyor.

Gerçekten sanırım birileri "iyi" durumunu sorguluyorsa o kişiye sımsıkı tutunmalı. Belki de düşündüğüm gibi hayata renk katacak kişi ta kendisidir.

26 Temmuz 2013 Cuma

Ey Kadınlar! vol. 2

Son zamanlarda kadınları galeyana getirmek kadar kolay bir şey yok. Sadece ortaya bir taş atmanız yeterlidir. Bunu sadece sokaklara dökülmek açısından anlamayalım. Kadınlar özellik ile birbirlerini de çok güzel kandırıyorlar. Kimse kusura bakmasın bu bir gerçektir.

İlk olarak ekonomik özgürlüklerden bahsedeceğim. Günümüz de kadınların da iş hayatın erkekler kadar yer alması ki hatta erkeklerden fazla yer alması söz konusudur. Kimse bana alınmasın ama durum açıkçası böyledir. Bazı sektörlerde özellik ile kadınlar tercih edildiği için işsiz erkek sayısı kadınlardan fazla olduğuna inanıyorum. Burada kesinlikle "kadınlar çalışmasın, evinde otursun" gibi bir söylemde bulunmam söz konusu değildir. Burada kadınların o çok bahsettiği özgürlük kavramından bahsediyorum. Evet özgürsünüz ve çalışıyorsunuz. Ben bu konuda haksızlık göremiyorum. İşin "İş yerinde taciz" konusuna getirmeyelim. Çünkü işin o kısımını tamamen şiddet ile aynı kategori altına alıyorum.

Özellik ile ekonomik güce sahip olmaya çalışmak, kadınlar üzerinde çok fazla hırs durumuna gelmiştir. "Çalışıcağım, müdür olacağım. Evimi de arabamı da yüzüğümü de ben alırım. Eğer evlendiğim kişiden sıkılırsam boşanırım. Benim ekonomik özgürlüklerim var." moduna girilmesi şuan ki günümüzde en büyük boşanma sebepleri içerisindedir.

Anlaşamayan evli çiftin arasına bir de kızın annesi girip gaz veriyorsa "Kızım nasıl olsa çalışıp para kazanıyorsun. Kendi ayakların üzerinde durabiliyorsun" diye. İş orada bitiyor. Evet! Bunu yapan kişiler var.

Kadınların ekonomik özgürlüğünü bir silah olarak kullanması bana hoş bir durum gözükmüyor.

Kadınların bunun ile birlikte kendileri elde etmediği ve hazır aldıklarından dolayı özgür olmasına rağmen, yapışan özgürlük propagandalarını da çok yersiz buluyorum.
Tamam kadına şiddet var, Taciz var. Bunlara tepki doğması gayet normaldir. Fakat her şeye rağmen sadece özgürlük söylemi çok çiğ kalmaktadır.

Şimdilik böyle sonra devam ederim.

  

Ey Kadınlar!

Şimdi bir an da patlayan hamilelik mevzundan yola çıkarak başlayalım. Bir kaç hafta önce medya manipülasyonlarından bahseden insanlar bir anda ne oldu da makaslanmış videolar ile sokağa dökülür olmuşlar. Konu aşağıdaki gibi başlamaktadır. Genelde hep video da en sağlam patlama anı gösterilmektedir. Mevzuyu daha da merak eden varsa en başına da gidebilir tabi.

http://tvarsivi.com/player.php?y=20&z=2013-07-23%2020:34:00

Şimdi konunun tamamına da erişebildiğinize göre görüşlerimi rahatlıkla paylaşabilirim. Öncelik ile söylemlerinin doğru bulduğum ve bulmadığım kısımları var. Hepsini maddelere böleceğim.

Davul zurna ile hamilelik kutlanmaz;
Evet, bu gerçekten hoş bir davranış değildir. Evinin içerisinde istediğin kadar çocuğun oluyor diye sevin ama bunu dışarıda çokça konuşmak özellik ile bir erkek için hoş bir şey değildir.

Çok kabaca tabirler ile "ben bu kadını beceriyorum" demenin aşikar başka halidir. Bu zaten bilinen bir durum olmasına rağmen bunun üzerine basa basa açıklanması hoş bir durum değildir. Çünkü bu kadını farklı bir konuma koyar.

Beyinin arabasına binsin gezsin;
Evet buradaki söylem ise hoş değildir. Bir defa herkesin arabası olacak diye bir kaide yoktur. Kaldı ki kocası ile yürüyüş yapmak isteyebilir.

Fakat özellikle şu noktaya vurgu yapılabiliyor. "Niye beyinin?" Ben de diyorum ki "Niye senin?"
Yani burada ki noktayı kocasının arabası mevzusuna getirmek gerçekten fazlaca feminist bir durumdur.
Eğer böyle bir durumdan kadın rahatsız oluyorsa, tavsiyem asla evlenilmemesidir.


Şimdi Ey Kadınlar vol. 2 yazacağım çünkü bu biraz gündem oldu.


22 Temmuz 2013 Pazartesi

Ne yazasım var, ne konuşasım

Aslında benden dolayı değil. Bir kaç yazı önce bahsettiğim insanların umursamaz ve ilgisiz duruşu ister istemez insanı pek çok durumdan etkiliyor. Gerçekten bazen sadece o an kişinin canı sıkıldığı ve size muhtaç olduğunu düşündüğü için sizinle konuştuğunu düşünebilirsiniz. Eğlendiği için ya da istediği için konuşuyorsa neyi istiyor orası ayrı bir konuya kapı açar.

Gerçekten insan insan ile neyi konuşur denileceği zaman benim için verilecek cevap sadece paylaşmaktır. Zaten insanın içerisinde paylaşma duygusu yoksa o kişi için yalnızlık hiç dert değildir. Fakat sosyal medya oluşumunun da niye ortaya çıktığını varsayarsak pek çok insan bir şeyler paylaşmak istiyor.

Benim için sanal paylaşımlar hiç bir şey ifade etmiyor. Yani burada paylaştığım müziklere kadar sadece kendim canım sıkıldığında bulmak için filan koyuyorum. Çünkü zaten benim dinlediğim müzikleri bile kimse dinlemiyor. Kabul ediyorum farklı şeyler ama dinlenmeyecek kadar kötü olduklarını hiç zannetmiyorum. Kötü pop müziklerin yanında çokça kaliteliler.

Uzun lafın kısası, insan dürtüp gösterebileceği birisi yoksa ya da yeni gözüne çarpan bir yere gideceği biri, işte o zaman paylaşamıyorsun demektir. Paylaşamadığın gibi hep bir yarın yarımdır. Hayat zor geçer.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Sabır ve irade

Aslında şu yazdığım son bir kaç yazıya dikkat ederseniz hep birbiriyle öylesine ilişkili ki durupta nasıl bir hayatı yaşadığını sorgulamamak işten bile değil. Tabi bu yazıların devamı niteliğinde bir başka mevzu olan sabır ve irade üzerinde duracağım.

Sabır kimi zaman iş ortamında çokça ihtiyaç duyulduğu gibi hayatın her alanında olmazsa olmazdır. Hepimiz bir an önce her şeyin bizim etrafımızda dönmesi için elimizden geleni yaparız. Tabi sonuçlarını asla düşünmeyiz. Acaba hiç düşündünüz mü gerçekten doğduğunuzda ünlü bir iş adamının çocuğu olsaydınız ve her şeye sahip olduğunuzu varsayarsak, hayattan dolu dolu bir zevk almak mümkün olur muydu?..

Hayatı aslında hayat yapan çabuk ulaşabildiğimiz kadar, geç ulaşabildiğimiz şeylerdir. Oyun bile oynarken bir şeylere gerçek para vererek satın alıp ona ulaştığınızda zaman içerisinde sıkılmanız çok daha kolaylaşıyor. Eğer onu kendi uğraş ve beceriniz ile almaya çalışıyor olsaydınız. Bu çok daha eğlenceli ve zamana yayılmış bir davranış olacaktı.

Evet! Sabır bir başka deyim ile zamana yaymaktır. Fakat insanlar en basit sofrada bile daha ekmek geldiği an iradesine sahip çıkamayarak hemen bir şeyler tırtıklama çabasına girer ki hayatta gerçekten en hoşuma gitmeyen davranışlar arasında yerini alır.

Tabi pek çok farklı alanda sabırdan bahsettik ama asıl bağlantı kuracağım mevzu insanların birbirlerine karşı göstermiş oldukları sabırdan oluşuyor. Yine işin bir serzeniş boyutu olacak ama çokta önemli değil. İnsanlar önüne konan bir parça ekmeğe bile irade gösteremiyorsa bu sabırsızlık ile insanlar üzerinde durum nasıl ilerler siz düşünün.

Bu sabır mevzularının özellik ile çiftler arasında garip bir limiti vardır. Özellik ile iş resmiyete dökülene kadar iki tarafta bu sınıra kadar vurur. Her şey bittiğinde ise artık patlama anı başlar. Bir de komik bir diyalog vardır. "Hep ben alttan aldım, artık almayacağım" şeklinde bir yokuşa sürüş.

Gerçekten sabır denilen şeyin bir limiti varmış gibi lanse edilmesi fazlasıyla saçma geliyor. Sabır denilen o duygu ya da her ne derseniz tıbkı bir güven, sevgi, saygı gibi asla sonlandırılmaması gereken ve üzerine yaptıklarını not alarak taşacak bir kaba dönüştürülmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Günümüzde ise insanlar en ufak kavgalarda bile çoğu kez bu sabırlarının taşdığını(!) beyan ederek, o insan için ne yaptıysa bunları onun yüzüne vuruyor. Bir insana karşı yapılabilecek en son davranıştır.

Artık insanların bu gibi durumlar pek umrunda değil. Sabırın yanı sıra bana başkası mı yok zihniyeti ile birlikte doldur, boşalt bir sabır sistemi uygulandığı için pek çok zaman uzun vadeli hayaller suya düşebiliyor. Her şey gibi bu işin de kolayına kaçıldığından dolayı.

9 Temmuz 2013 Salı

Vakti geçenler

Olaylardan bahsederken zamanı geldiğinde düzene gireceğinden bahsederiz. Zamanı gelince bir işe girersin, zamanı geldiğinde karşına birisi çıkar, zamanı geldiğinde evlenirsin. Bu durum kocaman bir liste halinde uzayıp gidebilir. Tabi bunların olup, olmayacağı tartışmasını bir kenara bırakırsak şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Tüm bu olmasını ümit ettiklerimiz vaktinden sonra oluyorsa gerçekten önemi var mıdır?

Vakti geçmiş bir sınava başvuru yapabilen birini daha tanımıyorum. Ancak bir sonraki seneye başvurabilir. Bu aradaki kayıp zamanı ise kimse telafi edemez. Gerçekten hayatta bazen zaman kavramı o kadar krıtik bir durum alabilir ki durum bundan bile daha zor bir süreç içerisinde olacaktır.

Yaşanılan duyguların ya da etkileşimlerin herkes üzerinde farklı durumlar yaratır. Belli bir yaş grubu içerisinde normal bir düzen içerisinde yaşın gereğini yaşayamadıysan içinde karşı koyulamaz bir heyecan büyümesi yerini koca bir boşluğa bırakacaktır. Zaman ile insanların bunları çoktan yaşadığını gözlemlediğinde artık çok geç olduğunu anlarsın.

Belli bir yaşa kadar her şeyi birlikte öğrenebileceğin birisi artık hayatından en sıradan evresinde karşına çıktığında bulunduğun duruma sevinemeyebilirsin. Burada amaç aslında sadece basit mutluluk ya da şansının dönmesinden ibaret değil. Şansın zamanın da dönmediğin de hevesinin kursağında takılması tüm mesele.

Hayatın içerisinde hafıza denilen mekanizma varken insanlar yaşadığı ilkleri hep orada bir yerde tutacaktır. Karşısındaki insan bu ilk ya da son insan ile istemsiz bir biçimde hep karşılaştırmalara sokulacaktır. Yani o çok basit olan hayatı birlikte öğrenme evresi aslında hep yenilecektir.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Boşluktan ibaret hayat

Sadece yatmadan önce öylesine karalamak istedim.

Yaşam kocaman bir boşluktan başka bir şey değil. Bazen neyi, neden yaptığını bile bilemezsin. Sadece önündeki sıradan yaşam döngüsünü sonlandırmak için vakit geçirirsin. Kimi zaman çok fazla düşünürsün. Beyin iflas edeceğinden korkar duruma gelir ve artık dünya umurunda olmaz.

Sahi ben uzun süredir hayatı umursamaktan vazgeçtim. Bunu bana empoze eden ise insanlardı. Hani hep olur ya birilerine ihtiyacınız olduğun da asla hiç kimse olmaz. İlk başlarda birileri bir yerden çıkacakmış gibi gelir. İçinizde o sönmek bilmeyen küçük bir heyecan vardır. Zaman ile çürüyüp seni zehirleyen bir organizmaya dönüşür.

Yaşadığım tüm duygusuzluğu dökme çabası içerisinde olmama rağmen artık insanlığın anlamsız tavırlarından dolayı kelimeler fazlasıyla yetersiz kalıyor. Aslında artık uğraşmayı kestiğimden de olabilir. Eskiden olsa insanlar ile tartışacak fazlasıyla gücüm vardı. Şimdi ise umurumda değiller.

O kadar amaçsız ilerliyorum ki, yaşamak için sebebim yok.
Bana bile saçma geliyor.


4 Temmuz 2013 Perşembe

Sallanmama durumu

İnsanlar hep böyleydi diyecek bir bilgiye ya da gerçekliğe sahip olamam. Fakat şunu çok iyi biliyorum ki artık kimse kimsenin zerre kadar umrunda değil. Belki de anlatmak istediğim bir çok konunun aslında çıkış noktası buraya dayanıyor. Bir başka tabir ile kimse kimseyi iplemiyor.

Bugün selam verdiğiniz insan size yarın selam vermez. Bunu her gün yapsanız ve bir gün ara verseniz bile o kişi asla sizi merak etmez. Bu döngü böyle devam ederken gittikçe de artan bir umursamazlık kültürü içerisine  girmekteyiz. Peki bunun gerçekten sebebini bilen biri varsa beri gelsin.

Tabi bu konu da sığınılan en büyük bahane meşguliyetlerdir. İnsanlar sürekli belli belirsiz işler ile meşguldür. Bazen basit bir kitap alma işini bile koca bir günü kapsayacak müthiş bir meşguliyet olarak gösterebilirler. Gariptir bu meşguliyet olayı.

Bazende insanları başka insanlar değiştirir. Bir kız arkadaşı olan bir erkek bütün hayatını göz ardı edebilir. Bu da çok berbat sebeplerden biridir. Bu tipler genelde üniversiteye çalışırken facebooklarını kapatarak, oyun oynamayı bırakan insanlardır. Oysa hayat dengeli yaşanmalı ve bazı şeyler için hayatından ödün verilmemelidir.

Bu mevzu uzar gider ama şimdilik bu kadar.

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Ya son sene, ya hiç

Gün içerisinde hep bu yazıya başlayasım vardı. Fakat o heves bir türlü beni bulamadı. Şimdi ise işi biraz zorunluluk boyutuna taşıdım ve yazıyorum.

Hatta düz metin yerine daha farklı bir stilde yazacağım.

Belki de çok kez bu konuyu irdeledim ama yazılacak farklı mevzuları olduğuna inanıyorum. En azından herkesin baktığı bir bakış açısından bakmadığım kesin.


1 - İnsanların çok büyük bir bölümü üniversite son senesinde nişanlılığa adım atar. Bu koca başlık altını sizler de istediğiniz gibi doldurabilirsiniz. Tabi bu kesim genelde bulduğunu havada kapmıştır. En problemsiz, en güzel olabilitesi yüksek kesim buradadır.

2 - Eğer üniversiteyi bitirdiğiniz de halen yanınızda biri yoksa büyük ihtimal ile sorunlu bir yüzde içerisinde yer alındığı gerçeği ortaya çıkıyor. Niye siz değil de onlar? Değil mi?..

a) Kendine göre birisi olmadığını söyleyenler
b) Gerçekten sorunlu insanlar

Bu şekilde basit iki maddeye ayırır ve devam edersek.

a) Kendine göre birisi olmadığını söyleyenler;
Bu insanlar genelde bu işi okul sonrasında da sürdürmeye devam eder. Karşılaştığı kesim a ve b grubunda ki kesimlerden ibarettir. b grubu ile bu işler olmayacağından dolayı kendisi gibi bir insan ile tanışması da zordur.

Burada tanışma metodları devreye girerek bir alt kırılım daha oluşturur.

 a1) Aracıyla
 a2) Kendi

Tabi insanlar farklılık gösterir. Kimisi kendi tanışmak ister, kimisi yanında bir aracı vasıtasıyla olur. Sonuç olarak karşınıza kimin çıkacağı tamamen kumarın bile ötesinde bir oyundan ibarettir. Bir avuç zarı atarak hepsinin 6 gelmesini beklemekten farksız.

Tabi burada a2 grubu için çok söylenecek bir söz yoktur. Bunlar için halen bir umut ışığı vardır.
Fakat a1 grubundan koşarak uzaklaşılmalıdır. İki cümleyi bir araya getiremeyen, bakkaldan ekmek almamış tiplerdir. Bunlar sadece okulda ki sıra arkadaşlarıyla bir şeyler düşünürler. Dünya ile izole insan tipidir.

Sonuç olarak a maddesinden a2 bendine göre birisi ile tanıştınız ki olabilecek tek varsayıma geldik.
İşte buradan sonrası vahşet içeriklidir. +18 yaş sınırı koyuyorum.

Her an size "biz arkadaşız ama..." ya da "kadınlar kendilerini güldüren erkeklerden hoşlanır" cümlesini "yakışıklı ve güldüren erkekler" olarak değiştiren kesimden birisi ile karşı karşıya olmanız büyük olasılıkladır. Bunlar hep bir kademe daha iyisini istedikleri için zaten hep kaybetmişlerdir.

Özet ile yalnızlık bazen son şıktır ve her insan ömründe evliliği tadacak diye bir kanun yoktur.
Kaldı ki "ben görünüşe bakmam, fikirler daha önemlidir" diye bilecek tek bir kadın dahi yoktur. Bunlar tamamen hurafe söylemler ya da karşı tarafa gaz verme maksatlı kullanılır. Gaza gelip öz güveninizi boş yere elinize almaya gerek yok.

Yalnızsan, yalnızsındır işte...





Terslikler günü

Bugün biraz ters başladık. Önce geç kalırken hızla çıkmaya çalıştığım merdivenlere takılarak elimdeki telefonun üzerine düştüm. Telefonun alt tarafını hafif sürtünerek ekrana ulaşmayan ama can sıkıcı bir çizik oluştu.

Tahminim o esnada sabitlemeyi unuttuğumdan açılan bardak termosum da akıtmaya başlamış. Elimi kartlığa attığımda hissettiğim ıslaklıkla olay farklı bir boyuta geçmişti.

Sabah bilgisayarın başına geçtiğimde de bütün rapor sistemi kitlenmişti. Bir de onlar ile uğraştım.

Umarım gün böyle devam etmez...

24 Haziran 2013 Pazartesi

Özlem duyduğum bir kuşak

Belki daha önceleri de söylemişimdir. 50'li seneler benim için ayrı bir başkadır. İnsanların giyim tarzı ve medeniyete uyum sağlamaya çalışması ile birlikte koca bir yoktan var oluş. O müthiş büyük motorlu arabalar ve müthiş müzikler ile süslenmiş bir dönem. Tabi ki bir o kadar da kötü olayları beraberinde getirse de dikkat çekmek istediğim yer diğer yanıdır.


20 Haziran 2013 Perşembe

O bile sıkıcı

Sıkıcı, berbat denemeler yazmak yerine şuan yazmamayı tercih ediyorum. Çünkü öyle sıradan bir ruh hali içerisindeyim ki her şey bana çok uzak duruyor. Haliyle bu durum da kendini çoğu yerde gösteriyor. Boş boş yürüyerek kafamı dağıtayım diyeceğim de o bile kurtarmıyor. O bile sıkıcı...

11 Haziran 2013 Salı

Biraz itiraflı olacak

Bugün yazma hevesimi kıran biraz da Gezi Parkı üzerinde yaşanılan olaylardı. Bu konu ile ilgili bir şeyler yazmayacağım. Çünkü fazlasıyla haberdarsınızdır. Amacım siyaset yapmadan mevcut hassasiyetimi bildirmek istemektir.

Günler geçerken çeşitli hayaller içerisinde, mutlu olma güdüsü ile kaybolur gideriz. Etrafta her ne olup bitiyorsa, istemesekte bizi hedef alır. Zaman ile toparlanmaya başlar, düzenli bir hayatın temellerini atarsın. Arada bir sallanıp yıkılsa da daha iyisini inşa edersin. Benim hayatımda ki en olumlu düşünce şekillerimden biridir. Bir işi geride bırakıyorsam, önüme gelecek iş ondan çok daha iyi olacağıdır. Hep böyle bir inanç içerisinde yola çıktım.

Tabi iyimser denilebilecek tek yönüm de bu olsa gerek. İnsan tanımak konusunda pek aynı şeyleri söyliyemiyor olacağım. Her insan biraz daha dışarıdan izliyor. Sen onunla konuşmazsan o senin suratına bile bakmıyor. Hayır! Tatmin edilecek egolarım yok. Sadece biraz olsun ilgi belki de kendini işe yarar tanımlamak için gerekli saygıdır.

Zoraki olaylardan oldum olası nefret etmişimdir. Kimseye doğum günümü söylemem ya da çok hoşlandığım basit bir pena vardır. Bu gayet sıradan bir hamburger fiyatına alınabilir bir şeydir. Tahmin edilebileceği gibi her çeşidinden kendim de bizzat satın alabilirim. Fakat o küçük şey insanların size değer verdiği konusunda inanılmaz değerli bir hatıradır. Kullanmaya kıyamazsınız. Bütün bu mana aslında basit bir cisime değil onu alan kişiye yüklenir.

Bir şey açıklamam gerekirse, bu zamana kadar hayatım da aldığım tek süpriz hediye çalıştığım ilk şirketimdendi. O da artık zaman ile bir ritüel oluştuğu için herkese alınan pek bir özelliği olmayan sıradan bir durumdu. Fakat yine de o an ne yapacağımı bilememiştim.

İnsan bilmediği bir duygu karşısında afallar. Hani sıcak nasıl diye merak ederek sobaya parmağını sokarsın da  canın yanar. Ben o sobaya hep parmağımı sokmaya çalıştım ama bir türlü mümkün olmadı.

Her neyse insan sadece bir şeylere anlam yüklemek ister.
O da hiç mümkün olmaz.

5 Haziran 2013 Çarşamba

Standart hayatlar

Hayatın akışına bir türlü akıl, sır erdiremeyişim doğrudur. Şöyle ki; İşlere yeni adapte olurken aslında pek çok şeye vakit ayırabiliyorken kalkıp yazı yazamamak filan ya da ne dinliyor olduğumu bile unutmak bir hayli garip duruyor. Çünkü vakit olmadığın da insan vakit dilenerek araya bir şeyler sıkıştırmak ister ki şuan yaptığım buna yakındır. Diğer taraftan boş vaktin varken nasıl heba ettiğini anlamıyorsun.

Tabi kafayı sulandıran diğer mevzular da malum ülkemiz üzerinde ki olaylar. Bu konular da çok tarafsız kaldığım söylenemez. Yaptıklarımı burada açık açık söyleme gereği de duymuyorum. Bu da bir süreçtir. Elbet bunu da atlatacağız. Tek temennim senaryonun sonu mutlu bitsin.

Konu her paragrafta dağılırken, aynı benim şuan olduğum gibi...
Yine çok standartize bir yaşam döngüsüne girdim. Bir şekil de esnetip kırmak lazım.
Aslında ruhsal ve zihinsel bir durum diyebiliriz. Aynı düşünceler içerisinden nasıl çıkılır bilen var mı?..

30 Mayıs 2013 Perşembe

Olaylar, olaylar...

Bir hayli garip bir gündü. Aç olarak kan aldırmaya gittiğim şirketin sağlık kontrolün de bir anda tansiyonumun düşmesiyle gözlerimin kararması bir oldu. Her ne kadar gözlerim kararsa da bende ki de inat ya ayakta durucam diye. Gittim bi güzel mermer basamağa ayağımı çarparak yere yapışıyordum.
Tabi bacağım yarılmış farkında değilim. Neyse oturur oturmaz kendime geldiğim gibi kanı almaları bir oldu.

Ben ise hiç bir şey yokmuş gibi yürürken yaramı merak ederek baktığım da kemiği görünce aha şimdi uğraş dedim. Yakında bildiğim polikliniğe gidip pansuman yaptırdım. Hemşire ile diyalogsa çok güzeldi. "Bacağın ne kadar çok kıllıymış. Al bunları" Ben o an çokta bir şey diyemedim. Yani öyle abartı kazak kisvesinde bir kılım da yoktur. Bildiğin standart erkek kılı işte. Hayır abla benden ağda yapmamı filan mı bekliyor. Zaten hiç şort giymeyen biriyim.

Oradan dikiş polimiği başladı. Dikiş atmamız lazım diye tutturdu. Orada kedi şeyini görmüş, yara sanmış diyecektim de demedim. Tamam belki yarık var da kapanmayacak bir şey de değil. Başladı "2 dikiş atıcam. İstersen pansuman gerektirmeyenden atarım" filan diye bastırmaya ama ben yine de gerek duymadım.

Bugün gezi parkına gidicektim ki "buralar bizimdir demeye" o da bu durumlardan pek mümkün olmadı.

Nasıl bir gün geçip gitti ben de anlamış değilim.

Zaten bu aralar yine kafam fazlasıyla karışık. Kendi kendime olduğumdan çok fazla çıkarsama, felsefe yapıp. Oradan öbür tarafa bağlayıp bir sürü şey türetiyorum. Yok insanların aslında yalnızlıktan başka çaresi olmadığı, sevgisiz de yaşanılabileceği ve algılarımızı bu yönde değiştirmemiş gerektiği. Duygulara ihtiyacımız olmadığı gibi bir çok olayı birbirleriyle bağdaştırmaya çalışmaca ve elde kalan ise kocaman bir boşluk ile birlikte beyin yorgunluğundan başka bir şey değil.

Aslında beyin bazı düşünceleri arka plana atabilmek için gündem değiştiriyor. Kafayı oyalıyorum desekte yaptığımız pek bir halta yaramıyor. Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz.

Yalnızlığı insan kendisi istemez. İşte o zaman yalnızsındır.
Öyle sıkılınca koşabileceğin bir şey değildir.
Yalnızlık sen istemediğinde yanında olandır.

Yalnızlık ve yalnız olmak zordur.
Alışmaya çalışmak, böyle yaşamının sonuna kadar gideceğini bilmek ise en ağırıdır.

Bunca sene yazıyor olmama rağmen anca bu sene kabullendim.
Yalnızım.



23 Mayıs 2013 Perşembe

Hayatımın anlamı

Hayatımın 3 anlamı
Taksim - Galata - Karaköy

Küçükken insan bu kadar farkında olmuyor. Belki de şehir ya da semtler üzerinden farkındalık yaratamıyor. Oysa üzerlerinde çokta can alıcı anılarım yoktur. Sadece çok vakit geçirdim be!..

Buralar da yalnızlığı çok güzel paylaşırsın.

19 Mayıs 2013 Pazar

Duyguları çıkartın

Hayattan duyguları çıkarttığın da geriye boşluk kalır diyebilirler. Fakat bu duyguları insan yapısına yapışık bir yapı taşı olarak gören sıradan bir insanlık için geçerli bir düşünüş şeklinden ibarettir. Eğer duygular hiç yokmuş gibi, bir başka deyiş ile aslında bir su ya da yemek gibi zorunda olmadığımız. O olmasa da yaşayabileceğimiz yolunu izlersek geriye sadece mantığımız kalıyor.

Bu yazımı düşünürken, canım sıkılmış gecenin bir vakti yolda yürürken ilkokul arkadaşımı gördüm. Tepkisi benim gibi bir adam için garipti. Tuttu ve bana sarıldı. Uzun süredir birileriyle sarılmamıştım. Aradan ne kadar zaman geçtiğini tam olarak tezahür edemesem de bir hayli fazlaydı. Açıkçası Afrika'da ki medeniyet ile tanışmamış insanlar misali biraz ne yapacağınız şaşırmış vaziyette yapılanı tekrarlamaktan başka çarem yoktu. Gariptir ki içimde anlamsızlık oluştu. Yani sarılmanın karşılığını içimde bir bölüm ile bağdaştıramamıştım. Ne hissedeceğimi bile bilmiyordum. En başından düşündüğüm gibi.

Kendi kendime eğer duygu diye bir şey zorunluluk değil ve aslında ona hiç sahip olmadıysam. İçimde oluşan boşluk ve birisinin bana sarıldığında beynimde oluşan anlamsızlığı bir şekilde çözmem gerekiyor. Nasıl yapabileceğimi ben de çok kestiremiyorum. Sadece mantığım şuna odaklandı. Eğer ortada bir boşluk varsa, o bir şekilde doldurulmalı. Fakat bunun nasıl doldurulacağının anahtarı ise bende değil.

Ne yapacağımı çokta bilmiyorum. Belki de biraz daha düşünmem lazım ya da aslında böyle bir boşluk olmadığını bir şekilde kendime kanıtlamalıyım. Her neyse, sonuç olarak halen yenmem gereken bir çeşit bilinmezlik var. Belki zaman içerisinde onada bir formül adapte ederim.

16 Mayıs 2013 Perşembe

İK kafası bir başka

Beni tanımayan bir insana, beni tanımak için soru soracak insan kaynakları var.
Neyin kafasını yaşıyorlar ben çözemedim.

Pek çoğu sırf hava ya da formalite olsun diye bazı şeyleri yaptığını düşünüyorum. Aksi taktir de başka bir açıklama bulamıyorum. Zaten bir kısımı, kraldan çok kralcıdır. Teknik bilgisi olmadığı halde, içeride işleri yapan adamdan daha çok bilgisi varmış gibi konuşmanıza müdahale eder. Allahtan bu tiple sadece bir kere karşılaştım.

Çokça görüşme tecrübem ve bir o kadar da iş tecrübem olduğu için artık gayet elimi kolumu sallayarak giderek, rahatça konuşurum. Fakat bazen o saçma sapan, kendilerini farklı göstermek için filan yaptıkları garip şeyler gerçekten can sıkıcı olabiliyor.

Özellikle referans kısımı hep sıkıcıdır. Eski şirketler aranır ve her ne kadar iyi ayrılmış olsanız da ne adam sizin hakkınızda çok konuşmak ister ne de siz başkası sizin yüzünüzden tekrardan rahatsız edilsin. Belki de ayrıldığınız yerden seneler geçmiş ve adam sizi unutmuştur.

Referansların aranması aynı zaman da "Aday yalan söyler. Biz doğrusunu öğrenelim." şeklinde bir yalancılık ve güvensizlik modunda bir küfüre denktir ki işin aslında en sinir tarafıdır.

Çok aciz bir durum olarak görüyorum. Şirketlerin referans isteme güvensizliği ve insanları yalancı yerine koyma politikası umarım bir an önce son bulur.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Farklılaşmak

Sokakta gördüğünüz normal insanlar gibi düşünmeyi bir türlü başaramadım. Onlar gibi kalıplaşmış bir hayat kurgusu hayalleri içerisinde normal bir hayat düşünmek, tahmin edildiği gibi sıradan ve kolay değil, aksine imkansızdı. Aslında her insanın yaşadıkları ile doğru orantılı düşündüğünü varsayarsak, mantıklı bir noktaya çıkmış olabiliriz.

Bu zamana kadar şunu öğrenerek kendimi geliştirdim. Herkes birilerine dokunmak zorunda değil. Sarılmak ya da evlenerek hayatını sürdürmek zorunda değil. Duygulardan arınmak, aslında bunlar gibi yine bir tercih çerçevesi içerisinde kalabiliyor. Her ne kadar genetik açıdan bir yerde patlak verse de gittikçe güçlendirilebilir.

Saçmalıklar silsilesine hiç dahil olmayacağım. Konuşulan her şeyi çürüttüm. Sahi, çıkarılan bütün ihtimalleri yok etmiş olmam Murphy'nin bile tahtını sallayabilecek güçte olsa da kendisine saygım sonsuzdur.

Hiç inancım yok. Beklentim yok. Umudum yok.
Böylesi daha güzel ve zahmetsiz.
Bütün insani duygular hiç bir işe yaramayan koca bir boşluktan ibaret olabiliyor.
Tabi bu sıradan insanlar için geçerli değil.

Ben özel biri filan değilim. Tek yaptığım biraz saçmalamak.
Fakat insan ne yaşar, ne görürse onlarla büyür.

Benim ise duygular ile pek işim olmadı. Kararlarımı hep mantıkla verdim.
O yüzdendir ki unuttum duygu durumlarını hiç lazım olmadılar.
Kimse de iki kelam edip sormadı.


Boşluk

Hava oldukça bulanık ve boğuk bir şekilde duruyor. Sanki yaratılan kaos her bir yanı etkisine almış. İnsanlık yok olmanın eşiğinde belirsizlikleri yaşıyor. Kimse ne yaptığını dahi bilmediği halde sadece enjekte edilenlerin etkisinde görevlerini yerine getiriyorlar. Farkındalık tamamı ile silinmiş, akışın verdiği yön belirsiz bir şekilde akıp gidiyor.

Yeni gelen günler, hep bir öncekinden kötüleşiyor. Bu berbat veba tüm insanlığı ve zamanı katranın zifiri karanlığına hapsediyor. Her şey gittikçe yok oluyor. Kendi kendini yok etmeye programlanmış, bir sürü canlı kendi emellerine alet etmek için uğraş veriyor. Koca bir suçluluk duygusu içerisinde, yanına bir şeyleri daha çekmeye uğraşan koca bir karadelik.

Yavaşça kayboluyoruz. Hızlıca artan kin, nefreti bile yerin dibine sokacak kadar devasa bir forma bürünüyor. Ciğerleri yakan, yanık bir atmosfer kokusu...

Her şey kül oluyor. Koca bir bilinmezliğin içerisine sürükleniyor, boşlukta yok oluyor. Bilinmezliğin göbeğinde, akıl almaz bir mücadele gerçekleşiyor. Sağ kalmayı başaranların kendini tükettiği var olmayan gerçeklik. Tamamı fazlasıyla kafa bulandırıcı. Gereksiz fikirler, garip düşünceler.

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Kafam eser

Yine büyük nitelikte doğru bir karar aldığımı gördüğüm günlerden biriydi. Güzel diye tahmin ettiğin yerlerin ise berbat nitelikte çıkması da ileriye dönük kaygıları körükler nitelikteydi. Bu saatten sonra daha fazla korku ya da endişe söz konusu olamayacağından dolayı, en iyi seçenek yine denemeye bırakıldı. Deneyecek ve görecektim. Basit, ilk adımı attım.

Aynı iş, yeni bir alan da devam edeceğim. Kendimi tekrar bulmayaca çalışacakmışım gibi geliyor. Özellikle ilk bir haftanın ne kadar katlanılmaz olduğunu düşünürsek, sonrası da bir o kadar keyifli olabilir. Tabi bunlar hep varsayım ve hayat ise süpriz yapmayı seviyor.

Her neyse çok ciddi spor programları yüzünden resmen sürünerek yazıyorum. Kullandığım eski protein tozu çok tatlıydı, yenisi ise çok tatsız. Ortasını bir türlü bulamadım ya da firmalar doğru dürüst ayar çekemiyor.

Ayrıca, senelerdir söylediğim bisiklet alma fikrine bu sene çok daha sıcak bakıyorum. Hatta kısa zaman içerisinde tatil içerisinde bulunacak olmam bisiklet kullanmam açısından da çok güzel olacaktır. Bakalım, benim işlerim belli olmaz. Kafama eserse her şey bir kaç saat.

Bu şarkı da her şeyi ile tam bir baş yapıt.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Sanırım yaşlanıyorum

Çok yorgunum. Kendimi hiç bu kadar bitkin hissetmemiştim.
O yüzden yazacaklarım yarına kaldı.

Sanırım yaşlanıyorum.


1 Mayıs 2013 Çarşamba

mim 29

pe hito bir mim paylaştı. Çocukluğumuz ile ilgili oyunları anlatmamız gereken.

Aslında öyle çok fazla bir şey oynamadım. Mesleğim gereği de bayağı bir dijital ortam ile haşır neşirdim.
O yüzden ben değişiklik yapıp, aklıma gelen oyunları sıralayacağım.


  • tetris
  • mario
  • street fighter
  • bomberman
  • worms
  • tank 1990
  • pacman
  • sonic
  • circus charlie
  • excitebike
  • Dr.Mario
  • lode runner
  • mortal combat
  • road fighter
  • word grand prix
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

28 Nisan 2013 Pazar

Yalnızlık zordur

Hayat işte, ne zaman nasıl hissedeceğin belli olmuyor. Bugün öyle boş boş dolaşırken hayatta beni mutlu edebilecek bir şeyin artık olmadığını farkettim. Çünkü istediklerim hiç olmamıştı. Şans asla benden yana değildi. Benim hiç insanları çekim gücüm yoktu. Onlar için sadece sıradan, belki de bayağı bir insandım. Kendim hakkında çok konuşma fırsatım olmadı ama şuan gelinen durum bunu gösteriyor olsa gerek.

Herkes tarafından değil ama bir kaç kişi tarafından aranılan olmak istemiştim. Egolarımın tatmin edilmesi değil, sadece varlığımın hatırlanıyor ve bir halta yarıyormuş hissini yaşamak isterdim. Şimdi ise tahtalı köyü boylasam belki de 4 ya da 5 ay sonra bir şekil de öğrenilir. Belki de daha uzun süreler hiç kimsenin haberi olmaz.

Yalnızlık zor iş. Özellikle zor olan kısımı, yalnız olmak istemediğin ve bunun için elinden gelen çabayı sonuna kadar kullandığın halde zihinsel bir yalnızlık değil de gerçekten fiziksel bir yalnızlık yaşamak. Koca bir boşluk, ötesi yok.

Sadece kendi kendinize konuşur, dertleşirsiniz. Bir çay söyler ardından bir daha yine kendinize ısmarlarsınız. Öyledir bu işler. Sürekli kafayı kurcalayıp yapacak bir iş bulman gerekir. Yoksa her geçen gün biraz daha üşütmeye yaklaşırsın. Sandığınız gibi güzel bir şey değildir.

Yalnızlık zordur.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Baharın yüzü

Sanki bir değişimin eşiğinde olduğuma dair içimde bir his var. Elimde bunu destekleyecek hiç bir şey olmamasına rağmen içimden gelen bu olumlu enerjinin neye dalalet olduğunu ben de bilmiyorum. Belki de işlerimin biraz yoluna girmiş olması bunda büyük etki yaratmıştır.

Kaldı ki aldığım tekliflerin ve beğenilme duygusunun verdiği o güzel hissin de önemi büyüktür. Bir işi yaptıktan sonra beğenilmek aslında çoğu zaman paradan bile önemlidir. Gerçek bir iş tatmini sağlar. O işi yaparken harcadığınız bütün delice saatleri bir anda buhar haline getirir.

Fazla alıştım belki de tek yaşamaya onun verdiği doz aşımının bir etkisi de olabilir. Baharın yüzünü göstermesiyle birlikte, hafifleyen bir duygu durumu da.

Kim bilir, belki de herşeyden vazgeçmiş olmak. Birilerini beklemek ya da düşünmek gibi bir durumum olmadığı için onun rahatlığının açığa çıkmasıdır.

Mutlu ol ey izleyici. Çünkü, dünya kısa ve birilerinin ölümünü beklemeyin bunu hatırlamak için.
Para için değil, iş için değil, başkaları için değil, kendiniz için yaşayın.
Bu sizin hayatınız. Ama tecrübeleri de kulak arkası etmeyin. Onlara saygı göstermesini de bilin.

16 Nisan 2013 Salı

Bir yağmur yağar


Koca bir zombi şehrine çöken karanlık ile bastıran yağmur, aslında hiç bir şeyi değiştirmiyordu. Belki de sadece bazılarının algılarını değiştirip, duygu durumu üzerinde oynama yapmaştı. Öylece etrafa boş boş bakarken insanların ne kadar iş telaşı içerisinde kaybolduklarını görüyorsun. Yağmurlu hava da bile insanları birazcık diriltmek için "Günaydın!" diye seslenen yaşlı bir amcaya bile kimse selam vermiyor. Oysa ki o herşeyi çıkarsızca yapıyor.

Öyle işte, karışık bir gün. Yağmurlu, duygusal, geçmişe dönük pek çok şeyin canlandığı


13 Nisan 2013 Cumartesi

Eğer bir şansım olsa

Bazen diyorum bir adet dilek şansım olsaydı. Belki de her şey bambaşka olurdu. Çünkü karşıma çıkan insanlar ile yolda yanımda geçen insanlar asla birbirlerini karşılayacak cinsten değiller. Yani kesinlikle birini ilk bakışta analiz eden biri olarak az çok anlıyorsun. Hatta kaldı ki bütün kötü sayılacak yönlerini dahi kabulleniyorsun. Fakat o ise sadece yanından gelip geçen bir insan.

Eğer bir şansım olsa, yanımdan geçen bazı insanları tanımak isterdim. Hepsi bu...

7 Nisan 2013 Pazar

Ne farkeder ki?..

Kötü anlar ve kötü zamanlar da artık daha güzel şeyler yazmak için kendimi eğitmek üzere olduğumu söyleyebilirim. Evet, sonuçta boş kafayı boşaltamayız. Kafa doluysa bunu daha güzel bir şekilde boşaltmak gerekir. Aslında daha önce böyle bir düşüncem vardı. Fakat yeterince üzerine gidemedim.

Tabi şu dünya o kadar garip ki her şey istemekle olmaz ama istemeden de olmuyor. Böyle koca koca çıkmazların içerisinde zaman içerisinde kaybolup gidiyoruz. Kimisinin yaşam sıkıntısı, kimisinin sevgi açlığı derdi var. Fakat her ne olursa olsun. Her kesim şu kısa dünya da gülmek için vakit kolluyor.

Herkes gülmek için bu kadar vakit kollarken, insanlar niye birbirini ağlatıyor diye düşünmeden de edilmiyor. Bu denge olayları böyle oradan oraya gider durur. Yanınızda ömrünüzü verebileceğiniz biri ve hayatınızı sürdürürken para amacınız değil, aracınız ise işte o zaman dünya daha yaşanılır bir hale gelir.

Her neyse, yaşamak zorundayız ve yaşıyoruz işte. Ne farkeder ki?..

1 Nisan 2013 Pazartesi

Ne yaparsan yap

Şu berbat pazartesi gelmesin istersin. Sırf gelmesin diye kafayı vurup yatmaktan korkarsın ama zaman su gibi geçerken elden hiç bir şey gelmez. Gözlerin ağırlaşır ve mecbur kalırsın.

Yarın kalkıp çalışmaya mecbursundur. Biraz daha yaşamaya mecbursundur ve biraz daha sıkıntı çekmeye.

Ne kadar garip değil mi? Hayatın bir nokta da biteceğini bildiğimiz halde sanki ertesi güne garantimiz varmış gibi kalkıp yaşamamız. En azından öyle şartlandırılmamız.

Peki ya ileriye dönük yaşamımız için çektiğimiz bunca yorgunluk ve çile gerçekten çok mu gerekli?

Biz insanlık niye sadece hayatımızı geçirmek için çalışmak yerine, her defasında birilerinin daha fazla yükselmesi için çalışmaya zorlanıyoruz?

Fazla sorguluyorum. Belki de o yüzden pazar akşamları ya da hayatımın belli dönemlerinde mutlu olmayı çokta beceremiyorum.

26 Mart 2013 Salı

Kafayı dinlemek lazım

Gerçekten bazen kafayı dinlemek gerek. Kendini ve yaptıklarını birşey zannedenlerden uzaklaşıp. Hırslarının kurbanı olanlardan bir an önce uzaklaşıp gitmek lazım. Sıcak yerlere göç etmeli. Sıcak ama küçük yerler de huzur ve mutluluk ile kendi yağında kavrulmalı. Zaten maksat şu kısa dünya da sayılı ömrümüzü geçirmekten ibaret ise ne diye insanlar ile uğraşmak ve kendini bir halt sanmak için koyulan gösterişli hedefler.

Hep derim nerede çokluk, orada bokluk.

24 Mart 2013 Pazar

Birileri biliyor olmalı

Hayatın neresindesin ya da ne tarafına gittiğini anlamazsın. Pek çok zaman sadece sorgulamadan yaşaman gerekir. Canına tak ettiğin o an sorarsın. Diğer insanlardan bir eksiğin varmış gibi davranır önce onu aramaya başlarsın. Aslında eksik olmadığını da farkettiğin de takacak başka bir kulp arasın ama bulamazsın. Sebep bulamadığın her an, çözüme de uzaksan gittikçe için içini yer. Sorular içerisinde boğulur gidersin. Oysa birileri cevabı biliyor olmalı.

23 Mart 2013 Cumartesi

Bir gün daha

Bir karanlık günü daha geride bıraktık. Günlük tatlar bazen yetiyor.

17 Mart 2013 Pazar

Bu şarkıyı herkes dinlemeli

Bu aralar kafayı yine Myrath şarkıları ile bozdum. Bambaşka duygular yaşatıyor. Kafamın içerisinde adeta masalsı bir hayat oluşuyor. Belki de o kadar çok ihtiyacım var ki bir şeylerin tek dokunuş ile düzelmesine o yüzdendir tüm bu arayış ve dinleyişim.

Kendimi garip bir şekilde hiç tanımadığım kişiler ile garip diyaloglar kurma çabası içerisine girerken buluyorum. Genelde bu kişilerin hayat hikayeleri biraz farklı oluyor. Derinlemesine bir muhabbete girmek pek mümkün olmuyor ama bazen yüzeysel cevaplar alabiliyorum. Benim için aslında tatmin edici sayılabiliyor. Sanırım biraz suçlu bir insanın giderken yanına bir yandaş bulma psikolojisi içerisindeyim.

Her neyse, son zamanlarda oldukça huzur arayışı içerisindeyim. Bunun için pek çok şey yapsam da, eski kafamı yastığa koyduğumda ki huzuru bulamıyorum. Çünkü eskisi gibi hayallerim yok. Amacım hayatımı iyi bir şekilde idare etmek. Müdür olmak ya da proje yöneticisi olmak değil ya da gecemi gündüzüme katıp çalışmak hiç değil.

Soruyorum herkes büyük şehirlerde yaşamak zorunda mı? Basit ve küçük yerlerde mutlu olmak yerine kompleks şeylerin hırsına yenik düştü insanoğlu.




Bloglar için küçük not

Bugün başkaları tarafından ele geçirilimiş. Vakti zamanında takip ettiğim bloglardan sıkılıp bir temizlik kararı aldım. Zaten güç içerisinde yapacak bir iş bulamayım çokça sıkıldığım için iyi bir uğraş sayılabilir.

Dikkat ettim de çoğu kişi 2011'de bloğuna yazı yazmayı bırakmış. Heves mi? Yoksa popülerliği azaldığı için mi insanlar yazmayı bıraktı net olarak bilinmez ama ben daha çok popülerite peşinde koşan insanlığa yoruyorum.

Ne oldu da hislerimizde bu kadar vazgeçtikte popüleritenin peşinde koşar olduk?..

Yazık, çok yazık.

Not: Şuan düzenlemem bitti ve 400'e yakın blogtan 280 tanesi yazmayı bırakmış. Bakalım geri kalanın ömrü ne kadar olacak.

10 Mart 2013 Pazar

Bir gün daha geçti

Bir gün daha geride bırakırken, neyin kafasını yaşadığım konusunda kendime bile söyleyecek sözüm yok. Hayatı bu kadar sene yaşadıktan sonra bile halen içinizde beklenmedik soru işaretleri çıkabiliyorsa, insan kendi kendini köşeye sıkıştırmıştır. İnsan beklentilerinin karşılığını alamadığınız da başka bir yola sapmak isteyebiliyor. İşte tüm mesele de burada başlıyor.

Bu zamana kadar biraz inişli çıkışlı da olsa, işlerim fena gitmiyor denebilir. Fakat son zamanlar da bana karşı takınılan tavır, fazlasıyla canımı sıktı. Şimdilik başka mecralarda daha başarılı olabileceğimi düşünürken oralara giriş için elimden çokta birşey gelmeyeceği gerçeğiyle yüzyüze kalıyorum. Tam böyle düşünürken de aslında yaptığım işi sevdiğim gerçeği de yine kaçınılmaz bir şekilde bana bakıyor.

Ben öyle çok kariyer delisi, süper pozisyonlara getirilme hevesinde bir insan olmadım. Çünkü ben parayı amaç olarak değil, araç olarak görüyordum. Egolarımı ise insanlar ve işler üzerinde tatmin edip, kendimi bir halt zannetme peşinde olmadığımda aşikar bir gerçekti. Bu yüzden de standart bir çalışma çizgisi tek istediğim. Son 1 seneye yakındır bir türlü oturtamadım.

Şimdi ise yine bir bunaltı durumu içerisindeyim. Şunu özellikle çok iyi farkettim ki kurumsal firmaların bünyesinde iş yapmak. Pozisyon kaygısı olan insanlarla iç içe bir şekildeyseniz, dayanılmaz bir hal almaktan öteye gitmiyor.

Azıcık aşım, kaygısız başım felsefesi tam benlik.
Zaten göçüp gideceğimiz şu kısa Dünya'da neyin kavgası içerisindesiniz böyle a insanlık?..

3 Mart 2013 Pazar

Ben kaçar

Buralara çok afili yazılar yazasım var. Biraz sitem dolu, biraz ise eğlenceli.
Fakat şimdi bunun için halim yok.
Ben kaçar.

21 Şubat 2013 Perşembe

Denersin

Cuma gününe bağlandığımız bu akşam üzerime hafiften haftasonu rehaveti çöküyor. Sadece haftasonu rehaveti değil aslında, biraz da haftanın bütün günleri her saat çalışmak ve kafa yorgunluğu da işin içine girince haftasonunu mum ile arıyorsun.

Cuma akşamı için şöyle oturup hayallere dalmak istiyorum. Biraz hayatın akışının ne tarafa gittiğini, nerede yanlış yaptığımızı, o eski şeylere neler olduğunu konuşmak istiyorum. Derinden bir of çekerek hayatta güzel olabilecek şeyleri konuşmak istiyorum.

Bitmeyecek bir akşamın sonunda o lezzetle o soğuk havada hafiften eve doğru yürümekte güzel olur.

Uzun süredir yapmadığım hep geyik yaparak vakit geçirmeye çalıştığım gerçeği vurdu. Yoğunluk ise beni iyice doldurdu. Bazı şeyler hiç birşeye çözüm olmayacağını bile bile yapmak istersin. Sırf yeni bir güne biraz daha rahat bir şekilde kalkmak için denersin.

20 Şubat 2013 Çarşamba

İstedim

Çok değil bir kişi duygularıma katılsın istedim. İnsanların değer yargıları içerisinden sıyrılıp değerli olmak istedim. İnsan olmak istedim bir o kadar daha doğrusu ben insandım da sadece yaşadığımı birilerinin hatırlatmasına ihtiyaç duydum. Ayakta gideceği yeri belli olmayan içi çürümüş bir zombi gibi oradan oraya gitmekten sıkılmış bir mahlukat olarak.

Bu kadar zor olmamalıydı insanları yakalamak.

14 Şubat 2013 Perşembe

Bir günün özeti

Bugün fena bir gün değildi. Uzun zamandan sonra kendimi yeniden enerjik hissetmeyi başarmıştım. Sabah saatlerinde ertesi akşam rahatça dinlenmiş olmanın verdiği rahatlık yansıdı. Her ne kadar servise yetişememiş olsamda benim için metro ile işe gitmenin verdiği keyif ayrı bir güzeldi. İnsanların içine karışmak onları izlerken vakit geçirmek çoğu zaman tercih ettiğim bir olgudur.

Geçen haftalarda şirketten istekte bulunduğum kartvizitim bugün öğlen saatlerine yakın gelmişti. Çok fazla işime yaramayacak olsa da insanın hoşuna gidiyor. Hatta farklı bir haz veriyor desek yeridir. Tabi bu kadar çıkışın bir inişi de olacaktı. İşler yüzünden öğlen yemeğine çıkamayacaktım. 20 dakika da işlerimi bitirdim ve geri kalan sürede yemek için dışarı çıktım. Fakat yemeği yerken hiç aklıma gelmeyen bir sebepten dolayı yaptığım iş üzerinde küçük bir hata gerçekleşmiş. Tabi hata küçük olsada yaptığınız işin bütün değerinin kaybolmasına yetiyor. Hata yapmamak için elimden geleni yaparken, hata yapmak insanıda negatif etkiliyor.

Her neyse düzelttik, işleri yoluna koyduk. Akşam olunca da hava durumunun yarından bozacağını göz önünde bulundurarak kaç haftadır internette bakıp bulamadığım siyah kablolara geldi sıra. 4 tanesini 40 TL'den aşağı bulamadığım kabloları aramaya başladım. Bir tane adam elinde 2 tane olduğunu söyleyerek kazık atmaya çalışacaktı ama gözüm tutmadı adamı çıktım dükkandan derken bir kaç dükkan sonra dükkanın birinde buldum. Adam paketi uzatıp "bu mu?" diye sordu. Hem aradığım kabloydu, iyi bir markaydı ve paketin içinde 2 tane vardı. Bir tane daha olup olmadığını sordum. Başka bir paket daha verdi. 40TL'yi gözden çıkartan ben 4 adet kabloya esnafın 3 saniye düşünüp "5 versen yeter" demesiyle kendimden geçtim. Bildiğin tezgaha parayı atıp kaçtım.

Perşembe'nin de Cuma gününe bağlanmasıyla biraz daha gevşeyen bünye bugün iyiden iyiye rahatladı.
Bugün beni yalnız bırakmayan güzel şarkımı da paylaşmak istedim.

In Flames'in eski albümleri ayrı bir güzeldi işte...




13 Şubat 2013 Çarşamba

Sorularım var

Çok kişi görürsün ama az kişi tanırsın. Garip bir kavram halini aldı hayatımda tanışmak zira sadece yüz yüze gelirsin çoğu insanlarla ve yanından gelip geçerler. Bilmiyorum insanlar ne zaman birileriyle tanışmak ister ya da tanışılacak kişinin ne özelliklere sahip olması gereklidir.

Herşey spontane gelişiyorsa eğer, o spontane nasıl gelişir bir şekilde öğrenmem gerek.

Sadece hayata bir yerinden başlamak istiyorum ama hiç bir cevap bulamadığım bir sürü sorularım var.

10 Şubat 2013 Pazar

Hayat anlamsız

Patlamanın eşiğine gelirsiniz. Ne yazdıklarınız keser sizi ne de söyledikleriniz. Fikirler beyninizin içerisinde dönüp dururken onları asla anlamlı cümlelere dönüştüremezsiniz. Çok yoruldum yine ve çok doldum. Hayatımda senelerce ağlayamamış olmama rağmen ilk defa oturup adam gibi ağlamak istiyorum. Belki biraz olsun boğazımdan itibaren her yerimi saran o düğümler çözülür diye.

Oysa öyle bir realistim ki halen bunun da bir işe yaramayacağını düşünüyorum. Sadece yanına oturup suratına bile bakmadan birileriyle konuşmak istiyorum ama koca şehir İstanbul'da pekte mümkün olabilecek davranışlardan biri değil. Zamanında deneyipte başarılı olamadığım girişimlerimde olmuştur.

İnsan hayallerini, düşüncelerini evirip çevirip kendine anlatınca bir yerden sonra sıkılıyor. Oturup yazıyorsun bir kenara ve tekrar ben okuyorum. Sonuç hep aynı yani. Peki çözüm arama yoluna gidersem nereden başlayacağımı hiç bilmiyorum.

Hayatta yalnız başıma kalmamak için pek çok yol denedim. Epey bir süre ne yaşadıysam yılmadım. Toparlandım. Hep ben güçlü adamım diye kendime gaz vermeye çalıştım. Pes etmeyi zayıflık olarak görüp olabildiğince uzaklaştım. Sonuç hakkında merakınız varsa söylemeliyim ki uzun bir süreden sonra değişmeyen bir yaşantı karşısında iflas bayrağınızı çekiyorsunuz.

Şimdi halen sahilde oturup simit'i bir tek martılarla yiyebilirim. Halen oturup kendimle dertleşir, problemlerime kendim cevap arayabilirim. Benim için yaşam oturup tek başına santranç oynamak gibi biraz.

Her neyse sonuç bu kadar çıkıyor işte içimdekiler. Dökemiyorum bir türlü, anlatamıyorum. Zaten anlatabileceğim kimse de yok.

Hayat bazen çok anlamsız.

9 Şubat 2013 Cumartesi

Anlamsız istek

Bu aralar kafamın içerisinde dönüp duran dumanlı hava ile birlikte hayatımı sürdürmeye çalışıyorum. İşlerin yoğunluğu beni oyalasa da bir aşamadan sonra can sıkıcı bir hal alıyor. Az da olsa kendime vakit ayırabilmek istiyorum. Aslında tek istediğim işin özünde biraz olsun mutlu olmak. Hayatımda sanki insanların bana yaklaşmaması için kurulmuş koca bir kalkan var ve ben bunu göremiyorum.

Sıra arkadaşınız ile sınavda aynı cevapları yazarsınız ama farklı notları alırsınız. Ama o kötü notu o değil de niye sizin aldığınızı hiç bir zaman bilemeyeceksinizdir. Hal böyleyken neyi yanlış yaptığınız, yenilgilerinizin sebebini bilemiyor olmak yenilerini doğurup duracak. Adeta bir Murphy gibi her denemenizde yanılacaksınız ve hiç biri başarılı olmayacak.

Bir yerden sonra artık yere bakarak yürümeye başlıyorsunuz. Nerede bir çift görseniz o yüreğinizi burkan duyguyu bir nebze olsun hafifletmeye çalışıyor işte insan. Ne kadar başarılı olduğu tartışılır tabi ama uzaklaşıyorsun insanlardan çünkü öyle yapmak zorundasındır.

Kendine uğraşlar bulup onların peşinde koştururken kendini kaybetmek. İnsanlar ya da ikili ilişkilerde ki başarısızlıkları başka yerlerde başarıya dönüştürmeye çalışmakta denilebilir. Bu gayet açık yüreklilik ile söylenebilir.

Fakat mevzu şu ki olmuyor. Sanki bir malzeme eksik. İnsan ne kadar yalnız yaşamaya alışsa da "keşke birileri olsaydı" demekten kendini alamıyor.

Her neyse sonra biliyorsun birşey olmayacağını, yolda yürüdüğünde yanında olanın bir tek sokak aydınlatmaları olduğunu ve bütün rüyalar buhar olup havaya karışıyor.

Asla seni bırakmayan yalnızlığın o günde seninle birlikte geliyor. Bir gün daha hayatında bir süpriz olmadan geçip gidiyor. Bazen insan gerçekten hayatına sihirli bir dokunuş istiyor. Anlamsız ama öyle.


Son yaşadığım en garip olay her yerde karşıma bu şarkının çıkması. Oysa ki filmini şarkıyı defalarca duyduktan sonra izlemeye karar verdim. Yani bilinç altıma yerleşmesi için bile herhangi bir sebep yok.


Yalnız.

Ne güzel(!) buralarda da yalnız başımayım.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Şans çarpanı

Son zamanlarda ne düşündüğüm ya da ne hissettiğim konusunda kendimin bile pek bir fikri yok. Hayatın neresindeyim ve ne yapıyorum sorularına artık cevap veremiyorum. Standart bir döngü içerisinde kendime uğraşlar bularak var olan zamanı değerlendirmek adı altında kullanma gayreti içerisindeyim.

Tabi insan uğraştıklarını bazen sadece ihtiyacı olduğu için değil de motivasyonunu yükseltmek için yapar. Kişisel tatmin çok önemlidir ama birilerinin "süper olmuş" sözlerine ihtiyaç vardır. Hele ki yalnız biriyseniz ve elinizde motivasyonunuzu yükseltecek tek konu bu ise durum biraz daha önem taşıyor.

Bazen sırf birilerini bilmediği bir yerde gezdirmek bile aynı tatmini verebilir. İşin özü bir kişinin sizden birşeyler istiyor olmasıdır. Buna biraz işe yaramakta denilebilir. Tabi bunun yanında insanlar sizin yanınızda olmak istediğin de böyle bir istekte bulunabilirler.

Sonuç olarak ben hiç işe yarar bir adam olamadım. Belki de beni en çok yıpratan şey ise buydu. Filozof ya da fikir babası olmak değildi amacım tabi sadece bir nebze olsun farkedilmekti insalar ya da insanlık tarafından ama ben beceremedim. Sebebini bilmediğim başarısızlıklar yaşadım.

Sebebini bilmiyordum çünkü insanlarla insan gibi iletişim kurabiliyorken farkedilemiyor olmak için başka etmenlerinde işin içinde olması gerekiyordu. Ben bunu hep şans kavramına yordum.

Sokağa çıkıp koskoca bir cadde üzerinde yürüdüğünüzde aynı özellikte sadece bir ya da birkaç kişinin meşhur olma ihtimali vardır. Belki bazıları bunu gerçekten çok haketmesine rağmen erişemez. Kim bilir 2 adım önünde giden bir kişi zaman farkıyla onun önüne geçer.

Diyorum ya; dört dörtlük bir insan dahi olsanız şans çarpanınız yüksek değilse hep belli bir yerde kalırsınız.
Dünya dönüp dururken siz ne yaparsanız yapın onu yakalayamazsınız. Zaten bir gün şans faktörüne çomak sokmayı başardığımda büyük ihtimal ile bir kitap filan yayınlarım. Yakın zamanda da Buda gibi heykellerim filan yapılmaya başlar.

2 Şubat 2013 Cumartesi

O fark neydi

Artık eskisi kadar konuşmak istemiyorum. Günlerim biraz daha sessiz sakin geçiyor. Her hafta bulduğum çeşitli uğraşlar ile semtleri gezip bulduklarımı alıp eve gelip dinleniyorum. Hafta içi desen kafamı işlere verip çalışıyor oradan direk eve geçiş yapıyorum.

Yapılabilecek çok şey var aslında ama sanırım benim azim mekanizmam tamamen iflas etti. Bazı insanlar hiç birşey yapmazken etraflarında bir sürü insan tarafından taktir görüp, farkediliyorken. Çaba göstermiş olup hiç birşey elde edemiyor olmak fazlasıyla can sıkıcı.

Olmuyor işte, hiç birşey olmuyor. Zaten artık etrafımda birileri olsun diye bende çaba göstermiyorum. Ama halen merak ediyorum. İnsanlara hitap edemediğim ne vardı? Herkesin yaptığı ve benim yapamadığım neydi?

Sanırım hiç bir zaman öğrenemeyeceğim.
Neyse koyver gitsin nasıl olsa öleceğim.

29 Ocak 2013 Salı

Gün gelir

Hayat gerçekten tuhaf gerçeklerle dolu. Bir gün aynı şeyleri konuşup, aynı kararlara varan kişiler gün geliyor hayatlarını 180 derece döndürüyor. Bunun sırrı ya da mevzu nedir o kadarına erebilmiş değilim ama kimi insan sana en yapmam dediklerini yaptırır kimi ise onları asla yaptıramaz.

Bu biraz kadınlar kendilerini güldüren erkekleri sever AMA yine o kadınlar, sevdikleri erkeklere güler. Tabi burada konu sevmek kelimesinin de üzerinde bir yer. Her seven insana koca koca planlarını çöpe attıramazsınız.

Fakat galiba şöyle bir gerçek var. O planlar yerine siz yenilerini empoze edebiliyorsanız insanlar planları çöpe atmayı değil de takas etmeyi kabul ediyor.

Şimdilik bu kadar...

Zaten bu aralar kendimden bile bi haberim. Neyin kafasını yaşıyorum fikrim yok.

13 Ocak 2013 Pazar

Neden hep ben?..

Uzun süreler takmaz, görmezden gelmeye çalışırsın. Hatta bazı şeylere alıştığın bir dönemde karşında gördüğün o kişi bir anda kurmuş olduğun dünyayı silkeler. Kıskançlık bile denilebilir aslında belki de fazlasıyla...

Fikirlerine hiç önem vermediğin ve hatta aynı eleştirileri duyduğun kişinin yanında birilerini görüyorken halen yalnız olmak.

Çok saçma bir bakış açısı, gereksiz bir kıyasa girmek.

Fakat insan bazen neden diye soruyor. Neden kaybedenim?..

12 Ocak 2013 Cumartesi

Yeni gitar, yeni denemeler

Gerçek kayıtlardan önce yeni gitar için deneme kaydı. Şarkının slow bölümüne kadar tam gaz girdim.
Prof. kayıt olmadığı için gitarın çatır çutur tel sesleri gelmesi normal bilginize...



Veeee bayılarak bu şarkıyı çaldığım yeni favori penam


6 Ocak 2013 Pazar

Bu sefer başka

Bazen yazmak zorunda olduğun için yazarsın ki o kesinlikle belli olur. Eğer ticari bir amaç varsa işin içerisinde orada işler solabiliyor. Büyük baskılar, kaybedilen duygular olabiliyor. Ben en çok bana o yazma duygusu geldiğinde karamalama yapmayı seviyorum. Tabi karalama yapmak deyimi her ne kadar eskide kalsada durumu anlatmanın en güzel yollarından biri denebilir.

Oturup sayfalar boyunca yalnızlık ve etrafında bağlantılı birçok konuya değinerek kocaman bir olay kurgusu yaratabilir. Bunların üzerine bir kaç sayfa yazı yazabilirim. Tabi burada o kadar sayfalar yazmak için gerçekten olayın içerisinde kendini bulman gerek yoksa konu belli olsa bile havada kalan mevzular olabiliyor.

Bütün bunların dört dörtlük olduğunu varsayarsak en büyük sorun ise 600'ün üzerinde yazı yazmış olmama rağmen bunları bir türlü sağlam bir kolaj haline getiremiyor olmam. Bir konu üzerinde ne kadar farklılık yaratabilir ya da ne kadar değişik yerlere değinebilirsin diyebilirsiniz. Bunların tümünü yapabiliyor olduğumu düşünmeme rağmen oturup şunları derle deseler işte tek yapamadığım kim bilir belki de zorlamadığından kendimi beceremediğim bir konu. Hep istedim böyle güzel kolajlar çıkartmayı o bir gerçek. 200-300 yazı okuyup şöyle 50 sayfalık bir kolaj çıkartabiliyor olmayı.

Her neyse belki de şimdi zamanı değildir. Fakat kafama nereden geldiyse komik yazılar üzerine yoğunlaşma fikri var. Etrafta çok fazla devlet meselesi tartışır gibi tespitlerde bulunan insanlar var. Özellikle twitter ile çoğalan bu furya bir kesimde laf sokma meraklısı, aşk acısı üzerine yazan insanlarla garip bir karma haline geldi.

Bunların bir kısımı komik olma çabası içerse de gerçekten mizah kategorisinin yanından geçmeleri bile pek mümkün değil. Ülkede kişiye komik gelen bir olayı ya da o an komik olanların her yerde güldüreceği gibi bir inanç olmalı ki bu şekilde davranıyorlar.

Yazıyı biraz toparlamam gerekirse belki komedi üzerinede yazarım he? Nasıl olur?..

1 Ocak 2013 Salı

Hatasız kul olmaz

Bilenbilir, ben hep belli bir tür müzik dışında başka birşey dinlemeyen bir insanım ki, bunun en önemli sebeplerden biri de özellik ile Amerika menşei'li grupların gerek en iyi gitarların üretildiği bir ülke, gerekte bunların temini ve ücretlerinde hiç bir sıkıntı yaşamadıkları için pek çok ülkeye oran ile müzik konusunda hızla gelişmiş ve bunları müziklerine yansıtıyor olmaları.

Bunun yanı sıra oradaki insanlar müzik konusunda daha çeşitli olmalarıda ayrı bir faktör. Türkiye gibi müzik yapmak için çıkan insanların %99 para için yapmıyor. Bu yüzden de herkes kendi zevklerine göre birşeyler üretebiliyor. Durum böyle olunca, haliyle halkta çeşitliliğe açık olduğundan dolayı sevdiğimiz ama Türkiye'de bulamadığımız o müzik türlerini hep yabancılardan dinlemek zorunda kalıyoruz.

Yoksa Türkiye'de güzel Stoner albümü yaptılar da biz gidip albümü alıp destek vermedik mi?..

Neyse efendim şimdi bu Türkçe şarkının nereden geldiğine değinirsek. Orhan Gencebay'ın 60. sanat yılına özel çıkan bu albümü müzik marketlerde görmemenin imkanı yok. Bende çok methini duyunca merak ettiğim bir kaç yorumu dinlemişliğim vardır. Çünkü Orhan Gencebay'ın yorumu, alt yapısından çok ne kadar iyi sözler yazdığı konusunda bilgim vardı. Geçen gün salonda açık olan bir programdan bu şarkıyı duydum ve aklıma geldi. İlk dinlediğimde sözlere çok dikkat etmemiş olmalıyım.

Şarkıyı tekrar dinlediğimde o sözlerin ne kadar güzel olduğunu farkettim. Özellikle bana göre orjinal halinin alt yapısına bakıldığında daha bir toparlanmış ve daha bir güzelleşmiş. O zaman bu güzel sözlerle sizi başbaşa bırakıyorum.



Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni
Dermansız dert olmaz, dermana sal beni
Kaybettim kendimi, ne olur bul beni
Yoruldum halim yok, sen gel de al beni.

Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
Sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
Sev beni...

Bu feryat, bu hasret öldürür aşk beni
Uzaktan olsa da, razıyım sev beni
Razıyım sev beni...

Ümitsiz yaşanmaz, sevmemek elde mi
Can demek, sen demek, gelde gör bendemi
Sözümde sitem var, kalptemi dildemi
Tez elden haber ver, o gönlün eldemi

Feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
Sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
Sev beni...