31 Aralık 2012 Pazartesi

Biliyorum böyle olacak

İnternetin arızalanmasıyla hayatın daha tek düzeleştiği günler geçirmekteyim. Bütün boş zamanımı oturarak geçiremeyeceğim için kendime bir takım vakit geçirek eylemler arıyorum. Tabi her zamanki gibi televizyonbana en uzak eylem oluyor. Hiç elimi bile sürmüyorum. Kendisiyle nedense pek anlaşamıyorum.O yüzden son aldığım kitaba biraz göz gezdiriyorum.

Asıl en çok vakti her zaman olduğu gibi gitarıma ayırıyorum. Kucağımda çalmasam bile duran bir gitarım var. Yalnızlığımın boşluğunu biraz olsun dolduruyor, bir nebze olsun yoldaş oluyor. Benim için herhangi bir canlıdan daha kıymetli olduğunu söyleyebilirim.

Biliyorum ki; aslında o gitar kucağımda öyle seneler geçecek. Belki farklı bir evde, farklı bir gitar ile koltuğumda oturuyor olacağım. Fakat öylece yaşlanıp gideceğim. İnsanın geleceğini kestiriyor olmasım düşünülenin aksine pek hoş olmayabiliyor işte.

Yaşanılmayacak anılarımın olacağı uzunca bir hayat fazla sıkıcı aslında. Birileri çıkıpta sorsa bana halen niye buralarda olduğum ve nefes aldığımı sorsa cevap veremeyeceğim aşikar. O kadar fazla olay içerisinde ince düşüncelere dalmış ama düşüncelerimi sadece kendim dinleyen bir benim.

Sahi en son ne zaman birilerine bu düşündüklerimi anlattım bilemiyorum. Kim oldu ki yanımda oturup dünyanın nasıl oluştuğuna varıncaya kadar konuşup sonra dünyayı kurtaramayacaksak niye bunları konuşuyoruz diye kendi kendimizi bozup güldüğümüz.

İnsan olmayacağını bilsede umutlanıyor işte bazen. O umut ise bizi her seferinde öldürüyor. Her ne kadar hayallere kapılmasa, o adımları yere basarak atsakta düşünüldüğü kadar karamsar değilim. Bende iyi olayların gerçekleşmesi için belki hepinizden çok daha fazla can atan bir insanım ya da öyleydim belli bir zamana kadar.

Şimdi hayatta o hocanın tüm sınıf konuşurken gördüğü tek öğrenci gibiyim. Suçu atacak biri bile yok. Kalkıp ayağı mecbur paparayı yiyip oturuyorum. Susuyorsun, biraz daha elinden oyuncağın alınmış gibi mahsunlaşıp oturuyorsun öylece soğuk tahtaların üzerine hafiften bacaklarını kendine doğru çekip sımsıkı kendine sarılmak istiyorsun.

Sanki sevmeden yenilen bir şenlik yemeği gibi canının istedikleri bile seni gerçekten mutlu etmekte şüpheye düşürür. O biraz olsun kendini toparlamaya çalışırken ardı ardına yaşadığın burukluklar çözümlenemez düğümler atıp dururlar. Kısacık bir yol nasıl olurda bu kadar insanın gözünde büyüyebilir anlam veremezsin.

Kendini daha fazla huzursuz, mutsuz kılmamak için düşünmek istemezsin o boş sokaklarda yürürken. Boş konular açarsın kendine kendine, onların içini doldurmaya çalışırsın. İnsanın kendi kendini kandırması o kadar zor ki bunu anlarsın. Ama inat edersin ve konuşmasın öylece susarsın.

İnsan hayatında tek birşeyin çözümünü beklerken niye bu kadar fırtına asla çözemiyor. Küçücük hayatta boşa geçen kocaman zamanların telafisinin olmayacağı belki de asıl endişelendiren. Oysa beklemek zorunda olduğunu bilmek tartışmasız en ağır yük.

Sonuca ulaşmayan bekleyişlerin devam edeceği gerçeği hiç olmadığı kadar zor geliyor. Aslında beklemek bile değil, koca vazgeçişlerin içerisinde elinde kalanlara bakıyorsun. Yine boşluğa, boşluğu eşleştirip devam ediyorsun. Zaten boşluğu neye eşitlersen eşitle yine kocaman bir boşluk çıkar. Bu matematik benim değil hayatın bir gerçeği. Bunun tersini iddia edebilmem için fazlaca hayalperest olmam gerekir. Ben ise halen o kadar kafayı yediğimi düşünmüyorum.

Doğru ve yanlış dengesi üzerinde tartışılan hareketlerde doğruya ağrlık vermeye çalışırken aslında her ikisininde tamamen saçma birer kavram olduğunu görmek insanın artık inanacağı birşeyin dahi kalmadığı konusunda rahatlıkla ikna edebiliyor. Aslında ortada ki bütün kavramların göz ardı edildiği kocaman bir rastlantı silsilesinin ortasında oradan oraya savruluyoruz. Sanki piyango çekilişinde sepete düşecek yüzde bilmem kaç ihtimali olan bir numara gibiyiz. Düşme ihtimalimiz kadar düşmeme ihtimalimizde var.

Kendini geriye atmak istersin pek çok şey üzerine gelirken kendine koca bir kaçış planı yazarsın. Sarılıp yanına almak istediklerin değerini kaybetmiş bir hal alırlar. Sana kalan benliğinle birlikte bir kaç adım geriye itersin, uzaklaşmak istersin. Tüm istediklerin seni boğmaya başlar. Oysa biraz olsun rahatlatırken yaşananlar, onlar bile tersine döner. Sorulara bile yanıt vermek istemez, sadece susar oturursun. Olduğun yerden gelen tüm mesajlara sadece öyle boş gözlerle bakarsın.

Cevap vermek istemezsin çünkü zaten problem çözülmek istenmemiştir ama merakla sorunun ne olup olmadığı konusu merak edilir. Oysa çözüme ulaştırılamayacak bir problemin bilinmesi hiç bir işe yaramayacak iken yapılan belki de sadece göz boyamaktan ibaret.

Her neyse gece kendini sabahın kollarına bırakacak, ben ise ertesi günü yine aynı rutinde yaşamaya devam edeceğim. Buraya bunları yazmış olmam tahmin edebileceğiniz gibi hiç birşeyi değiştirmeyecek. Belki sadece seneler sonra buraya bakıp halen yazdıklarımın ve hayatımın gidişatını nasılda bildiğim konusunda kendi kendime konuşuyor olacağım. Biliyordum böyle oldu diyeceğim.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni parçalar ve beklenen gitar

Bugün tam istediğim gibi parçalar yaptım. Bu sefer intro tadında değil daha uzun soluklu kayıtlar paylaşacağım. Ama yeni gitarımı bekliyorum. Az kaldı, çok az...

Tabi bir de prof. kayıtlar için ses kartı problemi de var ki onuda çözdüm sayılır ama ayarlamam zaman alacak.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni ekipmanlarım geldi

Eğer teknoloji hem mesleğiniz, hem de hobiniz ise bu tip ürünler almaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz.

Klavye 30cm suya kadar dayanıklı olup yıkanabilir bir klavye. Temizliğe düşkün bir insan olduğumu buradan anlayabilirsiniz. Mouse ise oyuncular için özel olarak tasarlanmış yüksek hızda bir mouse



18 Aralık 2012 Salı

Bugün biraz böyle

Bilişim sektörü gerçekleri

Bilişim sektörü çok garip. Projelerden öyle bir bahsediliyor ki sanarsınız Nasanın uzaya uydu fırlatan sisteminin aynısını sizin şirkete kuracaklar. Yok öyle bir dünya!..

16 Aralık 2012 Pazar

Keşke farklı olsaydı

Nasıl kötü bir gün, nasıl bir buhrandır ki sanki bir daha mutlu olamayacağım gerçeğini yüzüme vuruyor. Unuturum, kaldırırım dediklerimin hepsinin altında eziliyorum. Onun hayali beni yeniden ele geçiriyor. Bir insan en başından beri kandırılmış olduğunu öğrense bile nasıl olur o kişiden nefret edemez. Nasıl olur!..

Tüm hücrelerime varıncaya kadar ağlamak istiyorum ama elimde değil işte olmuyor. Anlatamıyorum kimseye üzerimdeki yükü geçti gitti diyorum ama öyle olmuyor ya da gerçekten fazla yalnızlığın üzerimde oluşturduğu etkiden başka birşey değil.

Oysa geçen hafta sadece işten eve gelen ben yalnızlığın eksikliğini hissettirmezken bu nasıl bir duygu durumu değişikliğidir. Bittim, tükendim...

Birileri beni anlasın istedim hep bir kişi anladı o da çekip gitti. Sanırım mantığımla, yüreğim arasında bağı kopardım ve sadece yüreğimle yazıyorum.

Her neyse, şuan emin olmak istediğim tek şey hayatta gerçekten o kadar sevilmeye değer başka birilerinin olup, olmadığı gerçeği.

Sadece önümdeki bir kaç seneyi bilmek istiyorum artık. En azından bütün gün oturup yazılar yazacaksam yazayım ya da seneler sonra huzura kavuşacaksam kavuşayım. Muallakta kalmak yerine siktir olup gitmek istiyorum bu dünyadan artık.

13 Aralık 2012 Perşembe

Bir taksici hatırası

Dün duyurduğum taksici yazısına başlıyorum...

Hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisi şakırdatarak ciklet çiğnenmesidir. Taksiye bindiğim ilk an durumun farkına hemen varamamıştım. En azından tamam sürekli devam etmez şeklinde düşünmüştüm ama fazla iyimser olmuş. Adam yol boyunca o cikleti şakırdata şakırdata çiğnedi. Çekip kenara inseydim taksiden yeriydi. Ben dahil kimse ona ciklet çiğneme demez ama en azından müşterinin yanında adam gibi çiğnemeyi öğrensin. Ağzının ortasına bir tane geçirecektim ya o sinirle ama başkasından bulsun bulacağını dedim.

Asıl diğer mevzu bindiğimden beri kulağında kulaklık vardı. Telefon ile konuşuyormuş. Yine müşteri geldi diyerek kısa kesebilirdi. Bu da çok dert değil tabi ama takıldığım nokta karşısında ki kişinin iki tane kadın olmasıydı. Konuşmalar şu şekilde komik bir şekilde ilerliyordu

"Karşıma çıkma"
"Karşıma çıkınca ne olacağını sen iyi biliyorsun"
"Seni görürsem tokatlarım"
"Telefonu ilk açtığında sesin farklıydı şimdi farklı sanki havalara uçuyorsun"
"Xxx'e versene telefonu sen"
"O benim gibi adamı hak etmiyor"
"Bana artistlik yapıyor, racon kesiyor"
"Ona iki tokat atmak lazım"
"Çeksene onun kulağını, çek bekliyorum"

Böyle heriflerle konuşup bunları böyle asarım, keserimci yapan bütün karşı cinslerime başarılarının devamını diliyorum.




5 Aralık 2012 Çarşamba

Geriledim


En başa döndüm. Yine hayat hakkında saçma sapan felsefeler kurup oturuyorum olduğum yere. Bunların neleri çözümlediği konusunda koca bir hiç cevabım var. Bu şekilde resmen kendi kendimi oyalıyorum. Hayat ile ilgili gündemler üretip farklı kanaatlere varıyorum. İnsanlarla duru bir şekilde konuşmak yerine sorular soruyorum. Sorular beni tartışmalara taşıyor ama ben böyle olsun istemiyorum ki...

Tek istediğim sıradan bir hayattan fazlası değil. Hayatta bana değer veren birinin varlığını bilmek istiyorum. Sadece bir kişinin başka bir isteğim yok.