27 Kasım 2012 Salı

Deli


Bu kadar fazla yükü kaldıracak gücüm yok. Tek başıma güçlü bir insan iradesi yaratmaya çalışsamda bir türlü başarılı olamıyorum. Yaşanmamışlığın üzerimde bıraktığı etkisi her daim üzerime yürüyor, beni köşeye sıkıştırıyorken. Yakalamaya çalıştığım umursamazlık yeniliyor. Neresinden tutsan elinde kalan bir hayatı geri getirmek için çok fazla çaba harcamakta hiç bir zaman olduğu gibi sonuç getirmiyor. Beyin hücrelerinin kavrulduğunu hissedebiliyorsun. Sanki her geçen gün delirmeye bir adım daha yaklaşıyorum.

Aslında güçlü olmak içinde herhangi bir sebebim yok. Tek başına bir insan niye güçlü olsun... Destek vereceğin biri ya da sadece varlığını yaşadığın biri olmadığı taktirde hayatta güçlü kalmaktan bahsetmek o kadar zor ki.

Daha uzun yazmak isterdim ama boğazıma kadar doldum.
Biraz dinlenmem gerek.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Özgürlük


Bugün biraz daha yenilendim. Hislerimin ne kadar kuvvetli olduğunu söylediğinde sadece kahvenin telvesinden bunu anlayamayacağı üzerinden felsefe yapmak yerine kendime bile inanmamıştım. Biraz böyle şeylerin açığa çıkmasından hoşlanmayışımdan da kaynaklı bir davranıştı aslına bakarsanız. Fakat artık daha eminim. Şüphelendiklerim birbir doğruluğa kavuşup, ön görülerim gerçeğe dönüşürken, benim yerime olan biten durumu anlatmaya yetiyor.

Hayat okulu hiç bitmez demişti geçenlerde birisi o an çok fazla üzerinde durmamış olacağım ki davranışlarımında artık nasıl şekil aldığını farkedemez olmuşum. Kendi bildiklerimin doğruluğuna biraz daha güvenip işleri sonuca bağlama huyumun ne kadar gerekli olduğunu gördüm. Biraz daha keskin kararlar verebilmek gerektiğini ve sınırları daha iyi çizerek müdahale etmeyi öğrendim. Farkında olsanda tüm olan biteni uygulaman zor olabilir ama artık o da kolay.

Şimdi tek başıma özgürce bilmediğim yerlere giderek kaybolacağım.
Yollar ve doğa bana kucağını açıyor.

25 Kasım 2012 Pazar

Katlanılmazsın

En saçma anılarını bile sonuna kadar kesmeden dinleyebilecek bir insandan bahsetmek hayal dünyasının sınırlarını zorlamak olsa gerek. O yüzden kendi kendine konuşup tartışabiliyorsan, yetebiliyorsan kendine çıkacaksın dışarı yaşamaya devam edeceksin. Kaybedeceğin birşeyin olmadığını en başından beri biliyor olmanın sana kattığı özgürlük kanatlandıracak.

Hayat rüyalarda yaşandığında güzel bir yer oluyor. Sırf o yüzden akşamları erken yatmayı tercih ederim. Uzun rüyalarla hayata renk katarsın...

Tanımlamalar içerisinde

İnsanlar kendilerine yakın hissettiği ya da iyi hissettiği ne varsa yanında olmasını istedikleride onlardır. Bu kimi zaman sadece bir müziktir. Müziğe beni bağlayan en büyük etmenlerden birinin aslında beni anlatıyor olması
Belki de kendimi anlatamadığım pek çok yere hükmediyor dinlediklerim. Özellikle parçalarda yakaladıkları inişli çıkışlı ritimler ve içine güzelce serpilmiş bir parça hüzün tüm hayatımı sanki film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyor.

Aksini bildiğim halde haykırmak istiyorum tüm hayata küfürler savurarak, sanki birşeyleri düzeltecekmiş gibi. Çokça kullandığım "olmayınca olmuyor" deyimiyle başbaşa kalıyorum tam o sırada, yanında ise biraz müzik alıyorum. Kendimi dinlemek yerine, biraz olsun kendimi anlatmak istiyorum ama sanırım anlatabileceğim kimse de yok. Yazmak, çizmek anlatmanın tadını vermiyor. O ruhu yakalamak hislerinin içinden nasıl çıktığının hareketlere yansıması başka bir durum.

Hayat bazen o kadar karışık bir hal alıyor ki sanki sırrı çözecekmiş gibi düşünüp duruyorum. Boğulacak gibi olduğum pek çok zaman oluyor. Altı üstü istediğim sade bir yaşamdan fazlası değilken kendi kendime neyin filozofluğunu yaptığımın cevabını veremiyorum. Tek bildiğim yaptıklarımın en büyük amacının kendimi oyalamak olduğu, kandırmakta denilebilir.

Ama insan bu işte boş boş gezerken ne yaparsan yap düşünüyor. Yolda karşında gördüğün binlerce insan varken hiç birisiyle diyalog haline geçemeyecek olman ve sırf ilk defa görüyorsun diye aradaki ilişkiye verilen "yabancı" isimi ne kadar garip. Görüyorsun ama dokunamıyorsun sanki ekran karşısından bütün olan biteni izler gibi öyle bakıyorsun.

Vazgeçtik herşeyden sırf yabancıyız diye, biraz daha yabancılaştık kendimize, insanlığa...

21 Kasım 2012 Çarşamba

Hayatın farklı dinamikleri

Hayatın yaşam dinamikleri hiç bir zaman düşünüldüğü kadar kolay değildi. Aslında küçük bir çocuk bile bunu farkedebiliyor olsa da idrak mekanizması yeterince gelişmediği için farkındalığı uzun zamana yayılıyordu. Koca adam gibi ortada dolaşanlar çocukların böyle olmasının en temel nedeni hayatın yaşatmış olduğu düzeninin bir parçasıydı. Yalnız başınıza kaldığınızda konuşacak ya da şımarıklık yapacağınız insanlar etrafınızda olmadığı zaman koca birer adam olursunuz. Az konuşur, çok dinler, çok öğüt verirsiniz.

Eğer olur da etrafınıza gelen bir kaç kişi olursa onlarıda sizi dinlemekten bunaltırsınız. Senelere yayılmış o kadar fazla anlatılacak olay vardır ki konuşmaktan çenenize giren ağrıdan yemek dahi yiyemez olursunuz. Hemen yaftayı da yersiniz "geveze" diye oysa ki sadece konuşmayı çabalıyorsundur. Pek çok insanın günlük hayatında çokça yaptığı bir eylem onlara normal gelsede heves işte insan bir anda atamıyor ve deniyorsun.

Kimi zaman sırf canına tak ettiğinde yaptığı aptallıklarla içine sıçtığı hayatını anlatır insanlar görme engelli bir sokak satıcısı olur, bankta yatan bir şarapçı olur. Amaç sadece rahatlamaktır. Bir insan ile arkadaş olacaksın diye bir kural yoktur. Bazen zorunlu ihtiyaçlardan bir diğeridir konuşmak, ilgi beklemek.

İlgi beklemek demişken hayat işte o kadar berbattır. Yanınızdan geçen insanların büyük bir yüzdesi suratınıza bile bakmaz. O kadar değersizsiniz ki evde bulunan televizyon bile insan için daha değerlidir. Belki de ilgi beklemek için önce ilgiyi çekmemiz gerekirdi ama o da bizim hamurumuzda yok.

İşte hayat küçük ilgi ve sevgi beklentileri içerisinde geçip giden bir hayatın içerisinde zaman akıp gidiyor. Beklentiler asla beklenti olmantan çıkmıyor en fazla hayale dönüşebiliyorlar. Onlar ise sabah çalan alarm ile uçup gidiyor. Küfürler içerisinde başlıyorsun yeni bir güne ve aynada o meşhur sözü söylüyorsun fısıltı şeklindeki çatallaşmış sesinle;

"Hayatı kendin ile yaşamayı öğren"


18 Kasım 2012 Pazar

Belki de...

İnsan kalabalığın içerisinde biraz olsun anlaşılmayı beklerken, o kalabalık hep önünden geçip gider. İlgileniyormuş gibi aldatıcı bakışlar ya da laf atmalar saniyelik heyecanlara yol açsada endişelenecek bir durum yoktur. Yalnızlık ve sessizlik hemen arkasından devam edip gider. Boş boş etrafa bakarak oturursun öyle kimi zaman sırf can sıkıntısından ama yaptığın iş daha çok canını sıkmaya başladığında çekip gidersin kafanın estiği yere doğru.

Kimsenin sana önem vermediği gibi, kimseye de önem vermemeyi gün geçtikçe daha çok kavrarsın. Yürürken bunları düşünür, düşünürken ise delirirsin. O ince çizgi üzerinde sürekli gidip gelirken ruh halin etrafta ne olduğu umrunda olmadan davranırsın. Müziğin tüm ihtişamına ayak uydurup kaparsın gözlerini, arada bir önündeki insanlara çarpmamak için aralarsık ufak bir kısımını ve kolunu alabildiğine sallarsın o gitar ritimlerini tutturmak adına.

Oturup usulca koltuğuma diyorum zaman geçti, biz de yaşlandık be... Bir zamanlar aynı sıralarda oturduğun adamı bile artık güç bela hatırlıyorsun. Kendime gelip zor diyorum. Bu saatten sonra hayatımı oturtacaksam tek başıma kurarım. İnsan kavramını çıkartırım litaratürümden yerine artık kendi isteklerim ve hedeflerimi koyarım. Böylece kimse benim gibi bir herifi çekmek durumunda kalmaz.

Hem olur ya belki de sadece teşhis edilmemiş bir deliyimdir.


17 Kasım 2012 Cumartesi

Uzaklara

Herşey kimsenin önemsemediğini anladığında başlıyor. Olan bitenin farkına ancak seneler sonra karşılaştığınız okul arkadaşlarınız ayak üstü nasıl olduğun tarzındaki soruları yansıttığında farkına varıyorsun. Saatlerce konuşmadıktan sonra sesinin gücünü nasıl ayarlayacağını bilemediğin o an gibi herşey, biraz yüksek ve çatallaşmış bir sesle cevaplar verip geçiştiriyorsun tüm olan biteni. O yalnız dünyana tekrardan dönüyorsun.

Baktığın kadın suretleri, hepsi birer boşluktan ibaret hale geliyor. Konuştuğun insanlar ise hiç bir zaman yoktu aslında, onlar sadece kendilerini düşündükleri için kısa süreleğine yanına gelmiş hemen sonrasında uzaklaşmışlardı. Konuşmak istediğin konular fazla ağır kaçmış ya da karşındaki için anlamsız olduğundan kimsenin ilgisini çekmekte başarılı olmadığı bir gerçekti.

Her neyse, alıştım eninde sonunda tüm olan bitene. Senelerdir atmaya kıyamadığım planlarımın hepsini yok ettim tek seferde. Kimseyi beklemiyorum çünkü biliyorum ki kimse gelmeyecek. Dışarıda konuşan bir çok adam varken bir insanın benim zırvalıklarımı dinleyeceğini düşünmek bile zaten fazlasıyla çılgınca bir fikir.

Yaşamak zorundayım sırf bu yüzden kafama koyduğum özgürlüğe doğru yelken açtım. Alıp motorumu gideceğim buralardan. Uzaklara, çok uzaklara. Az bir zaman kaldı.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Bir senaryo yazarsın

Uzun bir aradan sonra yeni bir maceraya atılıyorum. Yeni insanlarla anlaşma zorunluluğu yaşayacağım işe adım atmak üzereyim. Önümüzde ki günler içerisinde bir sürü kağıt yığınını hazırlayarak teslim etme yükümlülüğü ile başlıyor. Hemen ardından sıkıcı bir kaç gün ve klasik alışma sancıları içerisinde geçecek bir zaman diliminin ardından tam gaz şevki söndürmeden çalışmanın peşinde koşmak üzere hazırım.

Aslında amaç biraz kafa dağıtmak. Öyle bir yolun içerisine düşüyor ki insan, karşından gelen insana da yol vermek istemezken, kendisi de yola devam etmiyor. Bir başka açıklaması olarak hayatı kendim için erteliyorum denilebilir. Yapmak istediğim şeyler hiç gerçekleşmediği için doğan hayal kırıklıklarının mantıksal algın ne kadar üzerinden geçip gittiğini iddia etsede, duygusal algın bunun tam tersini söylüyor.

Sadece durumu kabullenme çabasının daha basit olacağı düşüncesi, bir insanı mutlu edemeyeceği korkusunun önüne geçiyor. Hayat seni nereye çekmeye çalışırsa çalışsın yalnızlıktan olgusu seni hep bekler. Ben ise mevcut planlarımı daha sabit şeyler üzerine kurma planlarını uzun zamandır yapıyorum. Bazen çaba sarfetmen gerektiği düşüncesi tekrardan içine düşse de boşa kürek çekmekten öteye gitmeyeceği düşüncesi ağır basıyor.

Çok fazla yalnız insan gördüm. Çok fazla yalnız insan ile konuştum. Aramızda hep fark vardı. Onlar güzel günlerden mutsuzluklara açılan dalgalı hayatlarından şikayet edenlerdi. Şuan hepsi hayatını değiştirmişken, ben yine aynı yerdeyim. Oysa geçmişi unutmayan insanlar vardı. Gerçekten mutsuz olduğuna inandıklarım oldu. Ben mutlu olamam, yapım böyle diyenler şimdi kendilerine mutlu birer hayat kurdular.

İşte o bütün sınıf konuşurken hocaya yakalanan çocuk varya o bendim. Sofrada siparişi yanlış gelen tek kişiydim. Metrelerce sıra içerisinden tek çekilen araç benim aracımdı. ATM'de işlem yapmaya çalışırken bozulup kartını alamayan yine bendim. Milyon kişinin başına gelme ihtimali %1 olan işleri sanki cımbızla çeken kişiydim. Sınanıyorum şüphem yok.

Sadece ayak uydurmaya çalışıyorum.
Hem sarılmak için yastıkta hiç fena değil dimi?


9 Kasım 2012 Cuma

Bu ritimi seviyorum

Benim de bass gitar anlayışım böyle birşey. Elektrodan alışa gelmiş olduğum ince penayla yardırdım. Gerisi ve tamamını umarım kısa sürede tamamlarım diye düşünüyorum. Çalışmalara devam.

8 Kasım 2012 Perşembe

Gecenin cazibesi

Havanın kararması ve gecenin çökmesiyle, saatlerce yürüyerek içimdeki ben ile konuştuğum o saatler, gün içerisinde ki herhangi bir andan daha fazla kıymetli sayılabilir. Belki çok güzel şeyler düşünemiyor insan ama kendiyle dertleşebilen biri için bir nebzede olsa rahatlık sağlıyor. Günün bittiği idrakına varırken hayallerinin bittiği somut gerçeklerle yüzleştiriyor. Hayal kuracak herhangi bir şeye sahip olmamak, gün bitimini değişik kılan bu gerçekçilik olsa gerek.

Aslında gecelerin bir güzel tarafı ise dikkat ettiyseniz sokakta gezen insanların yalnız başına olması. Belki de beni çeken bir diğer tarafıda bu sebepti. Pek çok kişi çekip evlerine gitmiş. İnsanlar birlikte olduğu kişileri eve bırakmış. Yolda tek başına yürüyen insan o kadar fazla ki yalnızlığını hissettirecek bir unsur göremiyorsun. Kapalı dükkanların oluşturduğu sessiz ve tekinsiz havanın içerisinde bu durumun cazibiyeti uzun süredir aklımın ucundan dahi geçmemiş.

Herşeye rağmen geceler güzeldir. Gündüz gibi sizi çift kişilik hayatlara sürüklemez. Tek başınıza havanın teninizi okşadığı bir yerde kimselere görünmeden usulca oturabilirsiniz. Kimse bu yüzden size garip bakışlar savuramaz. Karanlık sizi korur.




6 Kasım 2012 Salı

Hepimiz birer sanatçıydık

Kafanın içerisinde bir çok fikir dönüp dururken hiç biri diğerini etkilemez. Yorulduğunu zannettiğin bedenindeki ağırlıktan değil aslında ruhunun yorgunluğunun bedene yaptığı ağırlıktır. Kurtuluşa ermek için üzerindekileri atma fikri en kolayı gözükürken mücadeleci tarafın sana hep daha fazlasını yapman gerektiği konusunda gaz verir. Fakat sen öncelikli olarak neyi yapacağını bilemezsin. Aklına gelenleri gerçekleştirmek için hep birileri gereklidir. Bazen ise onlar bile yetmez.

Başarmak istediğin hoş planların vardır. Elinden geldiğince hepsine kıymet vererek büyütür genişletirsin. Fakat iş uygulama kısımına geldiğinde istediğin gibi gitmez, o kadar çok olumsuzlukla karşılaşırsın ki bırakmanın eşiğine kadar gelirsin. Başka planlar üzerine yoğunlaşman gerektiğini düşüncesi gelmekte geç kalmaz. Kendini kafanın içerisinde biriktirdiğin düzinelerce maddeyi elemek zorunda hissedersin. En iyisini bulana kadar çalışman gerekir ama bunun hangisi olduğunu asla bilemezsin.

Şu sıralar hayatımın özeti gerçekten böyle denilebilir. Düşünülmemiş pek çok şeyi bulmaya çalışmak, onların üzerine gitmek gibi ya da var olanı doğal yaşantım içerisinde ne varsa bunları cazip hale getirmek üzerine çeşitli kafa patlatmaların sonucu az da olsa somut şeyler üretip başarıyı yakalayamadığına inanmak. Yapmak büyük bir adım aslında eksiklerini görmek için güzel bir fırsat. Doğruyu söylemek gerekirse de hayal kırıklıkları olmadan güzel başarılar elde etmek pek mümkün değil. Bu yüzden daha çok çalışmak gerek ve en önemlisi odak noktasını daraltarak ne istediğini iyi bilmek.

Bazı zamanlar gerçekten ne yapacağımızı bilmiyorsun. Rastgele kararlaştırılmış hayatlarımızda, gitar ritimleri gibi doğaçlama ilerliyorduk. Süper albüm yapan ama satamayan bir sanatçı edasıyla yaşamak. Tam olarak hepimiz kendimiz böyle sanıyoruz. Belki de bazılarımız öyledir.



1 Kasım 2012 Perşembe

Hayat müzik işte

Hayatta insanın müzikten başka sevgisi olmaması ilk başta garip geliyordu. Hani hayatta "Olur mu lan öyle şey" tepkisini verdiğiniz olaylardan denilebilir. Bir noktadan sonra durumunda verdiği alışkanlıkla birlikte hayattaki senin hormonlarını en iyi dolduran şeyin müzik olduğuna karar veriyorsun. Üstüne üstlük yanına aldığınız bir kahve, sigara vb. bir çok madde farklı tat ve arzular katıyor.

Hayatımı insanlara kapattığım fikri oluştuysa bir bakıma doğrudur. İnsanlarla sadece konuşmak için konuşmaktan başka yapabileceğim başka birşeyin olmadığı kanaatindeyim. Çünkü beni tercih ettiklerinden doğan bir diyalogtan ziyade zorunluluktan oluşuyordur. Ben ise müziği çıkarsız seviniyorum ve gitarımın bana verdiklerinden her daim hoşnutum.

Kimi zaman insan sıradan bir hamburger kadar kıymet göremez. Nedenini sorgulamanın sonuç getirmeyeceği bir sorudur. Bazı şeyler olmuyorsa, olmuyor dersin. Zaten yazıya zar zor döküyorken içimdekileri daha da uzatıp tüy dikmeyeyim konuya.

Hepsi bu şimdi cehennemin dibine gidip müziğimi dinliyeceğim.