28 Eylül 2012 Cuma

Yaşıyor muyum?..

Oturmuş saçma sapan şeyler dinleyerek, saçma sapan düşünceler içerisinde ne yapacağımın kararsızlıkları içerisinde dönüp duruyorum. Çok şey istemek, fakat elinde olanların hiç birini somutlaştıramıyor olmak, en büyük engelimi oluşturuyor. Somut olan fikirleri gerçeğe dökebilmek, belki de biraz yardım almak mümkün olduğu halde birbirine karışmış koca bir beyni çözümlemeye çalışarak içerisindekileri somutlaştırmak birey için imkansızken, insanlardan yardım beklemek bile başlı başına bir saçmalık halini alıyor. Es geçtiğim en büyük noktalardan biri zaten yardım edebilecek biri de yok ya lafın gelişi işte.

Geçen günlerin ardından yükselen buhranın gittikçe artması normalken, bu kadar anlamsızlaşan bir hayatın tam ortasında yer almak kabul edilmesi zor olan bir durum halini yaşatmakta ısrarcı. Çırpınmayı kestiğinde içinde bulunduğun boşluğun nasıl olduğunu görmenin verdiği tedirginlikten de kaynaklanabilir. Durumu bildiğiniz halde yapabileceğiniz birşey yoktur. Başkalarının iradelerine hükmetmek, onlara kendinizi göstermek zorundasınız. Bir insanı ele geçirmek fikri, boşluktan çıkmaktan daha çılgınca ama asıl çılgınlık bendeydi.

İnsanların aklına gelebilecek pek çok ihtimali yılmadan denemiş olmanın sonucunda hiç birşey elde edememiş olmak gerçekten üzücü, bir o kadar da şaşırtıcı etki yaratıyor. Pek çok kez yola çıkmış olmana rağmen yılmadan devam etmeye çalışmak, seni yıpratmanın ötesinde beceriksiz ve çaresiz görünümü katmış olduğu düşüncesini irdelerken, aslında çaresizlik tüm insanlık için geçerli bir gerçek olmasına rağmen hırsın kapatamadığı farkındalığına ulaşmak. Gerçek boşluk o an oluştu belki de.

Bazen soruyorum kendi kendime "yaşıyor muyum?.."

27 Eylül 2012 Perşembe

Yeniliyoruz

Aslında gözüktüğü gibi olmayan hayatların içerisinde görünüyorduk. Her tarafı sınırlandırılmış, geçen süre boyunca alanı gittikçe daralan alanlarımızda mutlu olmaya çalışan bireyler olarak hayatta kalmamız bekleniyor. Biz ise daha çok ne yapacağımızı bilemez büyük buhranların içerisinde bitmek bilmeyen arayışlarla dolu hayatımızla kendimize savaş açmış durumdayız. Hepimiz birer düşünce savaşçısı haline geldik.

Dünya düzeni gittikçe doğa kanunlarıyla değişti. Örülen her duvar bizim için başımızı sokabileceğimiz bir yuva yerine insanlarla aramıza koyulmuş mesafeler olarak geri döndü. Aynı yaşam alanı içerisinde birbirine tahammül edemeyen, kavgacı mahlukatlar halini aldık. Bitişik masalar da birbirimizle konuşmak yerine telefonlarla iletişim kurmaya başladık. Oysa ki bir tebessümdü bizleri mutlu etmeye yeten, bazen ulaşamadığımız suyun bardağımıza konması, gerçekliği hissetmekti bizi biz yapan değerler.

Bencilliğe, egolara, hırslara, gösterişe, paraya ve daha bir çoğuna yenildik. Her nesilde biraz daha kaybediyoruz. Dünya aslında insanların duyguları tarafından yaşanılamaz bir hal almaya başlıyor. Kolay yolu seçmek insanların kolayına geldiğinden midir bilinmez ama bencillik içerisinde boğulurken sahte hayatlar içerisinde ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Aslında problem bizde değil, problem değişen hayat düzenindeydi. Yeni hayat düzeni insanları farkında olmadığı bir yalnızlığa itiyordu ve bizim bunu değiştirmek için tek başımıza birşeyler yapmamız mümkün değildi. Herkes anca seçtiği bir kişiyi kurtabilirdi ama seçilen kişi olmadık ve yenildik, yenildim.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Bilemedim işte...

Her geçen saat artan müzik deneyimlerine karşı koymak imkansız. Şarkılar benliğini parçalarken, beyine giden idrak yollarını ele geçiriyor. Beden kendinden geçerken beyin dünya ile iletişimlerini koparmaya başlıyor. Her bir tını yüreğinin tam içerisine pompalanmaya başlıyor ve bütün benliğini bir anda saran o müthiş tarifi olanaksız haz duygularının içerisinde daha fazlasını istiyorsun. Zaman geçtikçe karıncalanan vücudun biraz daha hissizleşiyor.

Koca bir hayattan kopuş süreci içerisinde müzik en iyi dostluğu üstlenmiş fakat ben artık hayatta hiç birşeyden artık zevk alamıyorum ve alabildiğine boşladım. Uğraşlar ya da yeni bir umut edinmek bile derman olmuyor. Ben ne ara hayattan bu kadar vazgeçtim de artık umutlar bile heyecanlandırmaz olmuş, bilemedim işte...


24 Eylül 2012 Pazartesi

Yeni bir yaş

Şu girmiş olduğumuz gün itibariyle herşey biraz daha ağır geliyor. Biraz daha yaşlandım ve koskoca yalnız geçirdiğim sene biraz daha omuzlarımı çökertti. Çok fazla şey yazmak isterdim ama olmuyor işte daha ne diyebilirim ki. Pek çok insanın mutlu olabileceği bir günde bile hüzünlü bir halde olmak, hayat kolay değil işte.

20 Eylül 2012 Perşembe

mim 28

Uzun bir aradan sonra bir mim geldi. Nil tarafından


Favori rengin? 
Her daim siyah

Favori hayvanın?
Baykuştur.
Gözleri çok güzel bir hayvan, bir o kadar da soğuk ve yırtıcı olsa da seviyorum.

Favori sayın?
1 ve 5

Facebook? Twitter?
Her ikisini de aktif olarak kullanmaya çalışıyorum.
Başka türlü kafayı dağıtamıyorsunuz.

Tutkunuz?
Gitarlar ve Teknoloji derim.
İnsan yalnız olunca elbet birşeylere sarıyor.

Hediye almak mı, vermek mi?
Hediye almak diyebilirim fakat ailem dışında kimseden hediye almışlığım olmadığı için bu konu hakkında çok yorum yapamam.

Favori günün?
Cuma akşamı ve Cumartesi

Favori çiçeğin?
Papatyalar sadeliği temsil ederler, yine beyaz gülde aynı şekilde.
Bir de hüsnü yusuf çiçeğini severim.

16 Eylül 2012 Pazar

Haritasız hayatlar

Yaşanılan olaylar doğrultusunda kendi hayatımıza yön vermeye çalışıp duruyoruz. Ne kadar başarılı olduğumuz her adımda kendimize sorduğumuz sorularla, karşılaştığımız hüsranlarla fazlasıyla cevap bulabiliyorken, uçsuz bucaksız, işlerin nereye gideceği belli olmayan taraflarda kendimizi kaybediyoruz. Elinde harita olmadan yola çıkmış, gideceği bölgeden bile habersiz şekilde kendi ekseni etrafında dönüp duran koca bir kafa karışıklığı içerisinde tek bir işaret ararız. Bazen olmayacak şeylere karar verir, aynı yolu geriye döneriz. Belki de sonucu başından beri hissediyor olmamıza rağmen, deneme iç güdülerine karşı koyamadığımızdandır.

Yalnız başına aldığın kararlar her daim kafanı kurcalar. Seni kontrol edecek birisinin yokluğu her ne kadar bastırmaya çalışsan da zaman zaman kendini belli etmeye çalışırken, denetimi sağlamakta o kadar zorlaşıyor. Tabi öncelikle nitelik ya da işin özünde ne yaptığın konusunda bile bütün yargıları kendin belirlerken, ortaya sağlıklı bir sonuç çıkması beklenemez. Genel olarak kötünün iyisi olsa da biraz olsun yalnızlığa karşı yaratılmış şu dünyada eğer böyle yaşamak zorunda kaldıysak önemli olan sadece biraz daha hayatı yaşanılabilir kılmaktır.

Garip bir şekilde insan yaşanılabilirliği biraz daha eskiye fikirlerinde bulabiliyor. Bu kesinlikle büyük bir geçmişe dönüş, anılardan ibaret olmayan düşünceler o yolu tekrar geriye yürütüyor. Sadece alınmış bir karardan öte öncelikle davranışlarının sanki senden önce davrandığını farkediyorsun. Buna sadece sen karar vermiyormuşsun da böyle olması gerekiyormuş gibi hissetmek... Sanırım geri de birşeyler unuttuk ya da gözden kaçırdık. Belki de her geriye dönüş düşünüldüğü kadar kötü değildir de, yeni hayatlar çıkartır karşımıza, kim bilir?..

15 Eylül 2012 Cumartesi

Gariplikler dünyası

Herkesin hayattan garip istekleri olmuştur. Kimileri güzellik, kimileri sağlık ve sayılabilecek daha pek çok şey vardır. Önemli olan ayırım ise gerçekleşme ihtimali olanlar ve olmayanlar denilebilir. Cebinizde hiç paranız yokken, yarın sabah kapınızın önünde son model bir araba beklemek fazlaca çılgınca bir istek olabilir. İşin bu tarafı uçurum ve asıl mesele tamamen realist olmasa da ufak tefek değişiklikler hep istenmiştir.

Mesela hayatta karşımıza çıkacak insanları biz belirlesek ya da karşımıza çıkan kişilerin tek bir özelliğini değiştirme şansımız olsa eminim insanlar çok daha garip şeylerle karşılaşırlardı. İlk bakışta aklınıza bir çok örnek gelecektir ama ya gerçekten herşey doğru gitmezse?..

8 Eylül 2012 Cumartesi

Rüyalar sarar

İnsan beyni kendisiyle sürekli uğraşıp dururken artık bir an olsun rölantiye almak isteriz. Her zaman bitmek bilmeyen sorunlarımız yoktur ya da kafanızı yastığa koyduğunuz taktirde tüm bunları silecek biri vardır. Evet, hayatı kendi başına geçirirsen sürekli kendinle uğraşıp dururken belki de yapmak istediklerine bile vakit ayıramazsın. Her ne yapıyorsan kafanın basmadığını hissettiğin o büyük buhrana düşersin. Yapacaklarını bildiğin halde, beynin bir sonraki adıma geçemeyecek kadar yüksek hızda dönüyordur ve büyük patlama gerçekleşirken, akan yaşlar yangını söndürmeye çalışır.

Fikirler sıcak havada vuran soğuk rüzgarın vücutta yarattığı etkiyi yaratırlar. Önce üşüme başlar daha sonra her rüzgar vuruşunda artık sıcak hava vuruyormuş gibi ısınırsın. Biz buna olan biteni kabullenmek deriz. Kendini değişmeyecek şeyler uğruna yıpratmak yerine kabullenmek kimi zaman tamamen bir teslimiyet yaratacak olmasa da olan bitenin mantık çerçevesinde aslında ne kadar gereksiz olduğu kanısı sarar. Anlık huzurlara açlık duyan beden kabullenmenin sıcak kucaklaşmasında ısınır, biraz olsun hayata yeni kapılar açabilmek için tutunurlar.

Herşey büyüyüp olgunlaştığında, seni en sessiz yerde, gece yatarken yakalarlar. Olmadık bir sürü eski hesap patlar kafanın içerisinde, bir taraftan da gelecekte yapmayı düşündüklerinden ziyade yapman gereken fakat ertelediklerinin huzursuzlukları kaplar. Gerçekten neyin doğru ya da eğri olduğunu ölçüp biçmeye kalkarsın. Kafanda bağladığın sonuçları zamana bırakmak istemez hemen gerçekleştirmeyi umut edersin ama yine elinden birşey gelmez. Tek çare kalır tüm bunlardan geriye o da uyumaktır. Belki de yarın güzel bir güne uyanabilirim ümidiyle.

4 Eylül 2012 Salı

Aslında ben yokum

Bir bloga yazı yazmak aslında kendi kendinle konuşmak gibi bir etki yaratabiliyor. Durum böyle olunca zaten kendi bildiğin gerçekleri kendine tekrarlarken hep birşeyler yutuyorsun. Aslında yutmakta değil biraz lüzumsuz görüyorsun belki de kayda değer gözükmüyor. Kafanın içerisinde kurguluyor, olasılıkları buluyor, sonuçlandırıp kapatıyorsun. Oysa ki düşüncelerin sadece orada hapsolmuştur. Çıkartmak istediğin zamanlar elbet olur ama birilerine anlatırken daha açık cümlelerle yazmak zorundasındır. Zorlayan kısımda bu olsa gerek.

Aslında olan biten biraz da yaşanılan şeylerin hiç rayına oturmamış olmasından ibaret. Yazılan şeyler hep aynı yaşanmışlıkların farklı boyutlarda ele alınışından başka birşey olmayabiliyor. Kendini tekrar eden şeyleri pek sevmediğim için elimden geldiğince yenilikler üzerinde çabalıyorum ama konu döngüsü değişmediği müddetçe herşey kısır bir döngü içerisinde gibi görünüyor.

İşin içerisinde pek çok zaman artık yazacağın kelimelerin yetersiz kalmasıda giriyor. Bir insanın duygularını yazıya aktarması ne kadar zordur, bunu birşeyler karalamak isteyen insanlar çok yakından bilirler. O duyguları en iyi şekilde yansıtmak istersen ve belki de en etkili cümleleri kullanırsın. İnsanlarsa sadece bu cümleleri alıp sağa sola yazarak güzel olduklarını söyleyebilirler. Bu işin düşüneceğinizin aksine en berbat yanı olsa gerek. Burada tek istenilen orada ki duyguyu gerçekten alabilmek belki de bunu bir kaç kelimeyle desteklemek.

Yaşanılmayan duygular insanlara hep hafif gelmiştir. İki insan istediğin de benzer hisleri paylaşırken bu çokta zor görünmese de sevginin aksine sevgisizliği diğer bir tabir ile yalnızlığı anlatmak herşeyden zordur. İnsanlar yazılanları hep kendi yaşamıyla kıyas içerisine aldığı için onun dünyasında çoğu zaman gelip geçebilecek basit bir olaydır. Onun hayat döngüsünde kendine göre daha önemli işleri vardır.

Herkesin hayatta en önemli statüye koyduğu şeyler bir anda başka olayların altında karanlıkta kalabilirler. Hayatını belli bir düzeye eriştirdikten sonra yapmak istediklerin olmasına rağmen ondan önceki engeli aşman gerekir. Yalnızlık bazen bütün hayati kararlarınızı etkiler ve sizi kendinizi geliştireceğiniz pek çok işten alıkoyabilir. Belki de sırf bu yüzden bile yalnızlığın ne denli bir problem olduğu biraz olsun anlaşılabilir hale gelmiştir.

Öyle bir hayat düşünün ki; susuz, yiyeceksiz, havasız. Bir insan için nasıl yaşanılması imkansız ise sevgisiz ve yalnız yaşamakta öyledir. O yüzdendir ki yaşamıyorum derim kimse inanmaz. Aslında ben yokum.

2 Eylül 2012 Pazar

Blues walking

İşim gücüm yok ya oturup blues walking filan yapıyorum. Alt yapıyı geliştirmek önemli