28 Temmuz 2012 Cumartesi

Muhabbet

İnsan muhabbet etmedikçe yavan kalan bir varlıkken insanların yalnızlığı istemeleri çok garip geliyor. Size istediğiniz kadar verebilirim bana biraz muhabbet verin yeter.

27 Temmuz 2012 Cuma

Fikirsizlik

İnsanlar garip, hayat çorba. Nerede yanlış yapıyorum hiç bir fikrim yok.
Ya herşey benim başıma geliyor ya da benim yanlış yaptığım bir nokta var.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Müzik çalışmalarına devam

Bu intro fena olmadı ama biraz daha çalışmak gerek



Güncelleme:
Buna yeni bir tat kattım yarın vaktim olursa yenisi de kaydederim.

Silinmek

İnsanlara kötü birşey yapmadığın halde seni silebiliyorlar ya bazen en ufak bir cümlene bile yanıt vermiyorlar gerçekten garip aslında ama bir o kadar sıkıcı ve kötü bir durum insan böyle zamanlar da hep canını yaksaydım belki daha kıymetli olurdum diye geçirmiyor değil.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Hayat ve anlamı

Bazen canım sıkıldığında okurum.
Kaan (Sezgin) Sezyum büyük adam derim.
Alıntıdır


Hayat ve anlamı

Geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. Ne yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. Yok yani. İşin en fenası da bu yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. Gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte Türk kahvesi için tek bir sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. Çat! Şimdi evde iki kişi kaldık. Kedimiz Tortor da bu vesileyle üzerime kaldı. Yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. Varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. Kısa sürede çok üzüldüm.

Üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. İnsan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. Ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. Kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok. Çok yalnızım. Ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. Yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt çıt ya da güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. Geceleri uyumak çok zor. İçki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye sokuyorum.

Gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapıp TV'ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. Sabah kalkış kısmı daha fena. Uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok. Zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. Sabahın köründe kargalarla birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. Ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. 'Hayat devam ediyor' filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin? Benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. Hem de sıfırdan.

Sevindiğim şeyler de var. Son bir yılı reklam ajansındaki işimden ayrılıp evde Nursel'le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan şeylerden biri. Ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve mutluyduk son bir yıl içinde. Evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara bulutlara, Tortor'a bakıp gülüyorduk. Çok mutluyduk gerçekten. Çoğu insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. Ne yazık ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. Şimdi o mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. Yalnızlığın bir başka karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar.

Sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. Neyse ki şimdi kendisini Heybeli'ye bıraktık. Bir süre sonra o da adanın bir parçası olacak, Heybeli'ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek, topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden gelen yavru bi kedi olacak. Şimdilik beklemekte yarar var. Hiçbir şey kaybolmuyor, bu da bir gerçek.

Hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. Hâlâ da düşünüyorum galiba. Hep istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım, zora gelmedim, her işim iyi gitti... Ama geçen haftaki bomba biraz fena patladı bende. Şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım. Bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.

'Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım' gibi zırvalar vardır ya, işte biz aynen o laflardaki gibiydik. Küçük ama mutlu bi hayatımız vardı. Dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. Susadığı zaman götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz gerekirdi beni anlamanız için. Sabahları sağlıklı olalım diye tek bi aspirini içip "Şimdi mükemmel olduk" diye salak salak sevinirdik. Bahar geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. İnsan burnuna Çin yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? Bazısı seviniyormuş, o da bana denk gelmiş. Şans işi işte.

Bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. Zevklerimiz çok farklıydı ama bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. İnsan olmayı, çevremi sevmeyi Nursel'den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı. Krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu. Daha öğrenecek çok şeyim vardı.

Beni hayata bağlayan şeydi kendisi. O gidince iyice saçma sapan bir insan olacağım gibi hissediyorum. Bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. Dımdızlak kaldım evde, bir de kucağımda Tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların gölgelerine bakıyoruz işte.

Durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan. Hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. Güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş,

Bi kere daha ayılıyorsunuz. Ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor. Anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. Evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. Tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik. Naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. Çekiliş hep devam edecek.

Bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. Zaten tüm fotoğraflar benim aklımda. Zamanla çıt çıt açılıyorlar. Şimdi onlara bakmak için çok erken.

Karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. Ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor insanın içini. Aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi sıcaklık kalıyor. Bakalım ne olacak? Hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. Yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.

Geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. Yani var ama, yok. Üzücü ama gerçek, ne yapalım?

Şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. Mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. Yani var ama, yok.

15 Temmuz 2012 Pazar

Ne yapıyorum lan

İnsan bazen durup "ne yapıyorum lan ben" der. O an aslında her zaman yanlış birşey yapıldığın da değil, aslında öylesine alınmış bir kararın sonucu olabilir. Her ne kadar yaptığını insan kestiremese de hayatın farklı şeylerinin insana kattığı değer tartışılamayacak kadar fazla olabiliyor. Önemli olan herşey de olduğu gibi bununda dozunu ayarlayabilmek.

Özellikle metropol yaşantısında bir insanın yanına gidip adres sormak bile fazlasıyla ürkütücü olabiliyor. Mesela bir erkek asla bir kadının yanına gidip adres soramaz ya da otobüste son boş yer bir erkek yanıysa bazı kadınlar oturur bazıları ise ölümüne direnir. Bu durum tabi her iki taraf içinde çok değişkenli bir yapıya sahip olduğu için binbir çeşit örnek vermek lazım ama niye bu kadar ayrı kutup olduk orası hep kafamı kurcalıyor.

İşin asıl garip gelen tarafı yolda merhaba bile diyemiyeceğiniz birinin aynı ortamda bulunmak zorunda kalıp (okul gibi) tanışma zorunluğundan tanışılmış insanlara karşı canciğer kuzu sarması kesilmesi, yapılabilecek en samimi ve abes hareketleri peşi sıra yapmasının ardından dışarıda ki herkesin sapık, hırsız, kötü kişi sıfatına büründürülmesi ve ya kendini üstün görme çabası anlam veremediğim pek çok şey içerisinde yer almaya devam edecek.

Bu konuda ki tek tezim biraz narsisizm ve egolarla yoğrulmuş günümüz insanları. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyduğu mevzu bir yana, nasıl bu hale geldiğimiz zaman zaman düşündürüyor.

12 Temmuz 2012 Perşembe

The Oppressed - Work Together

İlk dinleyişimde komple bassları takip ettim. Basslar şarkıya çok güzel yedirilmiş gümbür gümbür arkada kalmayan bir yapısı var. Vokalin baştan beri anarşist kişiliği anlaşılıyor. Ne beklersiniz ki bir punk parçadan zaten.

Sonuç olarak müthiş eğlenceli bir parça olmuş.

Hayat bazen kısıtlayıcıdır

Kimi insanların öyle saçma hobileri var ki bunlara birşeyler parçalamakta dahil. Özellikle yurtdışında bulunan şu garaj atölyesi kafasını hep sevmişimdir. İnsanların yaratıcılığını ve el becerisini geliştirebilmesi, aynı zamanda vakit geçirebilmesi için mükemmel bir mekandır. Fakat işte güzelim ülkemizde böyle şeyler için pekte yerimiz yok.

Bir hobi üzerine gitmek istiyorsunuz ve bunu geliştirebileceğiniz alanınız yok gibi ve üzerine üstlük kimi hobiler için uçuk paralar harcamanız gerekiyor. Garip bir şekilde hobi demek aslında para demek. Burada laf aslında dönüp dolaşım biraz da para olmadan hiç mi birşey olmuyor? lafına dönüyor ama hakikaten de öyle. Para olmadan maalesef pekte birşey yapılamıyor.

En önemli hususlardan bir diğeri ise ortam. Türkiye'de herkes yeni şeylere zararlıymış, kötüymüş gözüyle bakıyor. O kabullenme ve yaygınlaşma hızlı bir şekilde olmayınca olmuyor bazı şeyler. Elinde ki şeyleri paylaşabileceğin insanlar da olmadığı sürece bazı şeyler hep rafa kaldırılıyor.

Bizim insanımız garip. Pek çok insan evde canının sıkıldığını yapacak birşey olmadığını söyler oturup ya film izler ya da iş yapar. Niye bizim insanımızın kendine ayırmak için hiç vakti yok? Bu kadar boş bir millet miyiz gerçekten?

Yeter

1.5 hafta geçti halen milletin keyfini bekliyorum. İşe alacaksınız alın artık bir zahmet zira çok sıkıldım.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Hayat bazen

Hayat bazen saçma sapan şeyler yapamıyacağımız kadar kısıtlayıcıdır. Bu konuyu yazmaya çalışıcağım.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Yabancı

Kafamı yavaş yavaş toparlarken koca bir şehir içerisinde insan yine kayboluyor. Binlerce ses içerisinde sessiz kalmak düşünüldüğü kadar dinlendirici değil aksine tahmin edilenden daha zor bir yaşam savaşından başka birşey değil. Yaşamak için mücadele vermek değil savaşmak hayatın kendisi olduğu zaman insan ondan kopmak ister.

Sadece konuştuğunuz ama tanımadığınız bir insan bazen size o kadar fazla mutlu edebilir ki onun yüzünü görmüş olmanız bile gerekmez. Birinin sizi biliyor ve anlıyor oluşunun verdiği huzuru hiç hissettiniz mi?

Hissetmediyseniz boşverin anlattıklarımın hiç birini anlayamazsınız zaten.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Kafa dinleme

Düzenide dağıttık gecenin 5'i oldu uyursam belki dinlerim biraz kafayı

Siktir git

Siktir git demek aslında bir küfürden çok fazlasıdır. Çözebilmek zordur herkes nefret eder ama sanırım bir kadın bu lafın değerini asla anlayamaz. Aslında siktir git küfür değildir.

3 Temmuz 2012 Salı

Çok şey istemiyorum

Boş boş oturmaca bir taraftan kendini geliştirmeye çalışmaca ama son yaşadığım olay yine yok artık derecesinde şansıma sıçayım dedirtecek nitelikte.

Çok şey istemiyorum. İşlerim rast gitsin sanki büyü var üzerimde bazen başka açıklama bulamıyorum.