30 Mart 2012 Cuma

Kurbağa deneyi

Her geçen gün kendinin dışlanacağını zanneden insanlar topluma ayak uydurmak için popülerliğin peşinden koşup binbir maymunluk yapıyor. Aslında bu modern toplumlar da planlanan bir gerçek.

29 Mart 2012 Perşembe

Myrath - Merciless Times

Oryantal metal. Ölünür, bitilir.

 

Limitler

Gerçekten bazen insanı çıldırtacak konuma getiriyor. Göyya çalışanların iş yerinde daha fazla işine odaklanması ve farklı yerlerde vakit geçirmemesi adına bütün sosyal medya ve video paylaşım siteleri erişime engelleniyor. Peki gerçekten engelleniyor mu?

Tabi ki hayır. Artık smartphone ve tabletlerle isteyen insanlar 3G üzerinden cayır cayır istediği yere girebiliyor. Bu durum tam aksine insanı bilgisayar ortamından koparıp kendi cihazına bağlı kıldığı için düşünülenin aksine bir insanın bir şeye denk geldiği ve tıklayıp açacağı bir zaman kaybından çok bunu başka bir ortamda aratma, bulma vs. gibi ekstra vakit kaybına yol açıyor.

İnsanlar çoğaldıkça protokollerde gittikçe arttırılıyor. Ben artık ne xray cihazından geçip taranmak istiyorum ne de herhangi bir yerde kullandığım internetin birileri tarafından kısıtlanmasını. Nereye gidiyoruz bizler? Yakında evimizden dahi çıkamayacak mıyız yoksa?

28 Mart 2012 Çarşamba

The Hives - Main Offender

Sallanalım, yuvarlanalım

Sabah sabah ya

Gülsem mi ne yapsam bilemedim ama sabah sabah ufaktan dellendirmedi değil. Elimde montumla iş yerine giriyorum. Servisten indiğim için üstüme montu giymedim.Taramadan geçtim ve elimde montumla kitabım vardı. Hemen durdurdular kitabı x-ray cihazından geçirmemi söylediler. Böyle bir abukluk tahmin etmiyor değildim aslında neyse koydum o geçerken garip bir şekilde montuda koyun dediler işte tam orada benim kayış sıyırdı biraz sersemdim ses çıkarmadım ama yarın benzer birşey yaparlarsa bütün çalışanların montlarını tek tek çıkartıp x-ray'den geçirtmezsem.

Herkes üzerine giyip geçerken problem olmuyor da ben elimde taşıdığım için mi x-ray'den geçirmek zorunda kalıyorum? Ya gerçekten çok komikler. Ayrıca kaldı ki içeri ben birşey sokmak istesem x-ray cihazını atlatmanında yöntemleri var sokamıyacak mıyım? İnsanı zorla suça teşvik eder bunlar.

27 Mart 2012 Salı

4 gün

Farklı sebeplerden dolayı 4 gündür Taksimdeyim. Zinciri bozmayı pek düşünmüyorum ve yarın içinde bir işim çıktı gibi. Bazen böyle garip olaylar silsilesinden haz alıyorum sanki anlık bir olayla tüm hayatımın değişebileceği gerçeği sarıyor. Olmaz diye birşey yok, herşey olabilir.

26 Mart 2012 Pazartesi

Kupalar

Kupa koleksiyonuna başlama kararı aldım.
Genel olarak kullandığım bir kaç tane kupam vardı ve zaten arada sırada eskilerden vazgeçmeme rağmen yenileri gelirdi. Onları da canım istedikçe kullanırdım.

Farkettim ki gerçekten bu işten hoşlanıyorum ve farklı kupalara denk gelebiliyorum. Evde yer sıkıntısı yaşatacağının farkındayım ama kupalardan oluşan bir piramit bile yapabilirim hiç sıkıntı olmaz.

Umarım yakında tanıtımlarla birlikte bu koleksiyonu büyüteceğime inanıyorum =)

Kankacılık yavşaklığı

Bir erkekle kadın arasında geçen ileri düzey kankacılık yavşaklığından tiksiniyorum.
Haftanın en aşağı 4 günü birlikte geçirip hiç vakit ayırmıyormuş gibi davranmakta ayrı bir yavşaklık.

Hayır böyle bir durum söz konusu değil ama gördüm oradan biliyorum. Böyle erkek müsfettelerini harbi çok pis dövesim var. Ama hastane masrafını karşılamakla uğraşmak istemiyorum.

İtiraf ediyorum

Kullandığım sennheiser CX300 II kulaklığımdan çok memnunum ve başkalarının kulaklığımı kullanmaya yeltenmesinden nefret ediyorum. Aynı zamanda piyasada ki diğer kulaklıklarla karşılaştırabilmeleri beni çileden çıkartıyor. Kesinlikle bu kulaklığın fanı filan değilim. Evde yine kulaküstü iyi bir kulaklığa sahibim ama dışarıda kullanmak için yeterince ergonomik değil.

25 Mart 2012 Pazar

Vişneli çamlıca

İstanbul içerisinde vişneli çamlıca gazozu gören, duyan, bilen bir haber etsin. Böyle güzel birşey bitemez yani en azından bitmemeli.

Sabırsızlık

Günümüz insanı çok sabırsız ve gittikçe sabırsızlaşıyor. Kimsenin en ufak bir beklemeye bile tahammülü yok. Kime sorsanız önemli bir işi var. Tabi ki bu genelde kişinin kendi koyduğu önem derecesinden başka birşey değil.

Hiç biriniz önemli insalar değilsiniz ve hiç birinizin önemli işleri yok. Bunu o kafanıza sokun. Sıradan hayat sahibi insanlarsınız. Şimdi o egolarınızı ve kibirlerinizi yavaşça yere bırakın.

24 Mart 2012 Cumartesi

Kendimden bir intro

El emeği, göz nuru. Kendim salladım bir şeyler işte.
Bu arada nota bilgim yok tamamen kulaktan çalıyorum uğraşmadım hiç öğrenmekle.

21 Mart 2012 Çarşamba

Yeniden çalışmak

Bileğimde ki incinme geçtiğine ve hastalık sezonunu kapattığımıza göre hızlı bir şekilde vücut çalışmalarına devam edebiliriz. Yoğun protein tüketimi ve egzersizlere başladım bile haydi hayırlısı.

Tecrübeler

Biz insan olarak doğru şeyler yaptığımız gibi yanlışlarda yaparız. Bunların bir kısımı kendi seçimlerimizdir, diğer kısımı ise farketmeden yaptığımız hatalardan oluşur. Bazen insan ne kadar hata yapmamak için uğraşsa da bir o kadar hata yapar. Aslında bu her zaman gözüktüğü kadar kötü değildir. Çünkü insanlar en çok hatayı yeni birşey denemeye çalıştığında yapar. Sadece önemli nokta deniyeceğin şey hakkında iyi bir analiz yapabilmekten geçer. Şıkları iyi belirlemek en kötü ihtimal ile ikinci sıçrayışta sonuca ulaşmak gereklidir.

Kendi yaptığımız hataların bedelini hep öderiz. Bir çoğumuz belki bıçağı yanlış tuttuğumuz için parmaklarımızı kesmiş olabiliriz ama bir daha ki sefere öyle tutmamak için aynı acı hissi yaşamamak için tutuş şeklini değiştireceğiz. Yanlışlarımız bizi doğruya götürür fakat önemli olan bizim gerçekten doğruyu bulmayı isteyip, istememizdir.

Hepimizin tam herşeyin süper gittiğini düşünürken şimdi içine s*çtım tarzında yaşadığı hissiyat kesinlikle vardır. Sonuçta hayat uçsuz bucaksızdır ve kendini bir şekilde yeniliyorsan elbet bir noktada takılacaksın. Burada önemli olan ise karşında ki insanın bunu görüp seni tekmelemesi değil. Herşeyden öte insan olduğunun bilincinde olması ve sana bunun normal birşey olduğu konusunda vereceği destektir. Tabi insan afedersiniz eşşek değilse tekrar etmez ve işte gerçekten o iş artık tecrübeyle sabittir.

Bazen herşey tecrübe değildir. Yani büyükler hep gençlerden daha iyi karar veremezler ama söyledikleri bir çok şey elbette ki doğrudur. Eğer genç biri büyüklerin söyledikleri şekilde davranmaya başladıysa işte en önemliside budur. İleriyi görmek ve o şekilde hareket etmek her zaman en rahat olanıdır. Çünkü tecrübe hatalardan ve kötü olaylardan oluşur.

Tecrübe edinmek iyi güzelde bazı insanlar tecrübeyle birlikte olayların izlerinide üzerinde taşıma hamallığına giriyorlar. Oysa bu hayatı bir adım ileri taşımaktan çok halen bulunduğun yerde kalmaktır. Özellikle kadınlar bu konularda erkeklere göre çok hassaslar. Bugün öğlen ne yediğini unutsa dahi yaşadıkları anıları hiçbir zaman unutamazlar. Halen hayal dünyalarında yaşadıkları acı tecrübeleri gezdirirken etraflarında bulunan insanlara pek çok zaman farkında olmadan da zarar verirler. Oysa karşındaki insanın bu konuda hiçbir şey yapamayacağını bildiği halde bu her defasında yapılır.

Hayat bu kadar kısayken yaşanılan kötü olayları göz önünde bulundurarak onları devamlı irdeleyerek niye mazoşistçe bunların arasında kendini bulduğunu söyleyerek gerçekten hayatını berbat etmediğini, belki de önünden geçip giden binlerce şeyi es geçmediğini söylemek. Her geçen gün matah bir haltmış gibi kendini yemek bunu değiştirmek asla bu kadar zor olmamalı. İnsan bunu isterse elbet iradesi ona yardımcı olacaktır ama artık mazinin kimseye yararı olmadığını ve hayatını kendi elleriyle mahfettiğinin oysa isterse göreceği güzel günlerinde olduğunun bilincine bir şekilde ulaşması gerekir.

Oysa bilsek ki 3 ay ömrümüz var. Hangimiz herşeyi bırakıp ölmeden önce istediğimiz herşeyin peşinden koşmak istemeyiz ki?

O zaman birde şöyle düşünelim.

Hayat tek günden ibarettir o da bugün.

19 Mart 2012 Pazartesi

Kıymete binen haftasonları

Eskiden hafta içi eve erken varabildiğim için bir yerlere uğrama ihtimalim oluyordu. Fakat yeni çalıştığım yer evime uzak olunca ben gidene  kadar bazı yerler kapatmak üzere oluyor. İşte bu yüzdendir ki bazı şeyler cumartesi gününe kalıyor. Pazar günleri birçok yer kapalı olduğu için o günde hiç bir şey yapılamıyor. Ancak evde oturup biraz dinlenmek için ideal.

Yaklaşık 2 haftadır gitarımın ince ayarı için lütiyere götüremiyorum ama umarım bu haftasonu götüreceğim.
Haftasonları alışveriş içinde en rahat zaman ve havada güzelse tadını çıkarmak için bir nimete dönüşüyor.

İnsanlar aslında çok fazla çalıştırılıyor. Bir insanın çalışması gereken süre 6 saat ile sınırlı olmalı ve insanlara iş hayatının dışında bir hayat olduğu gerçeği gösterilmeli. Haftasonu bir yere gittiğinizde cafe köşelerinde oturup çalışmak için yırtınan kişiler bana sağlıklı gelmiyor. Tamam herkesin zaman zaman fazla mesaisi olabilir. Fakat bu sürekli oluyor ve bir insan haftaiçi bile gecelere kadar çalışıyorsa bence orada bir terslik var.

16 Mart 2012 Cuma

Olmaz diye birşey yok

En son mottomdur. Türkiye'de olmaz diye birşey yok, herşey olabilir.
Demin gördüğüm tablo karşısında iyi güldüm. Sabah evde kahvaltı yaptığım için iş yerine gelince bir kahve almak için makinenin başına dikildim. Önümdeki adamın elinde kupa vardı ve içinde sallama çay poşeti. Adam ne yapsa beğenirsiniz?
Yan taraftaki damacanadan sıcak su almak yerine çay makinesinden 2 bardaklık çay alıp kupayı doldurdu.

Durumun özeti: 2 bardak makine çayı + 1 sallama poşet
Garibime gitti bilmiyorum ama alışığım yani sonuçta olmaz diye birşey yok.

14 Mart 2012 Çarşamba

Siyasi kimlik edinme çabası

İnsanlara bazen hayretler içerisinde bakıyorum. Hiç uğruna birbirlerini yiyorlar, tüketiyorlar hatta hayatlarını mahvediyorlar. Asla değiştiremeyecekleri şeyler uğruna ve insanlarda oluşan fanatiklik herşeyi körüklüyor. Kimse birbirine insan gözüyle değil, düşüncesine göre bakıyor.

Politika tüm hatlarıyla halkın içine işlemiş. Herkes adeta kendini bir siyasi kimlik edinmek zorunda hissediyor. Oysa bana göre hiç buna ihtiyacım yok. Senelerdir yaptıklarının bir halta yaramadığını görüp sonunda pes edenlerin yazdıkları şeylere göz atıyorum da gerçekten içler acısı.

Sırf kapitalist düzeni protesto ettiği için içmek istediği halde kendini kısıtlayıpta evine sokmayan insanlar var. Sağlık açısından sokmaması anlaşılabilir ve taktir edilebilir birşey fakat insan sırf yaşadığı görüş ayrılıkları yüzünden hayatını ve özgürlüğünü etkileyebilecek kararlar alabiliyorsa bu çok acı bir olay.

Aslında bahsettiğim örnek çok zararsız bir örnekti. Üniversiteleri meclise çeviren öğrencilerin sırf bu uğurda okuldan atılmayı göze almaları kadar fanatikçe bir davranış olamaz. Çünkü o kişinin öğrenim hayatının bitmesi onun savunduğu değerlere ne birşey katar, ne de istediği şeylerin yerine getirilmesini sağlar.

Gerçekten niye ortaya atılan bir kaç görüşün peşine gidip insanların birbirinden bu denli ayrılması, birbirlerine düşmanca muamele etmesi gerçekten çok yazık. İnsan kendi fikirlerini yaşamalı, kendi olgularını yaratmalı. Bir kalıba girmemeli ama bizim toplumumuz hep birşeylere ayak uydurma çabasında. Bir kerede kendiniz olun, yalnızca kendiniz.

Resmi giyim zorunluluğu

Evet artık blogu eskisi gibi daha aktif kullanmaya başladım. Aslında sürekli takip edip herkese yorum yapıyordum fakat yazmayınca sadece okumanın pek bir espirisi kalmıyordu. Tek sıkıntı blog kitlesi hızlı bir şekilde kan kaybetmese gerçekten çok güzel olacak.

Asıl konuya gelirsek bulunduğum dönem içerisinde resmi giyinme zorunluluğu içerisine hapis olduğumu söyleyebilirim. Şunu kabul etmem gerekir ki hakikaten kötü göstermiyor hatta insanların size karşı olan davranışları bile değişiyor. Tabi bu kısımında da aslında çok hoşlandığımı söyleyemem çünkü sırf resmi giyiniyorsunuz diye birilerinin size itimat etmesi daha spor giydiğinizde aynı saygıyı görmeme olayı çok iki yüzlüce ve hoş değil.

Buraya kadar herşey normal ama birşeyin güzel görünmesi onun içerisinde rahat olacağın manasına gelmez ki işte en büyük görüş ayrılığım burada başlıyor. Ben rahat ettiğim şekilde giyinmekten hoşlanan biriyim. Günlük hayatımda beni tanıyan, gören insanlar bilir. T-shirt + Gömlek ikilisini tercih ederim. Gömlekler hep aynı tip oduncu diye tabir edilebilecek gömleklerdendir ve kesinlikle ama kesinlikle yaz - kış onların kolları kıvrılır. Çünkü bileğimden elimin üzerine düşen birşey giymekten nefret ediyorum ve bence öylesi görüntü olarak da hiç kötü durmuyor.

Bu giyim konusu aslında sadece benim için böyle değil genel bir problem. Avrupa ülkelerinde patronlar ve çalışanları büyük oranda daha rahat bir giyim üzerine anlaşmaya varabiliyorlar. Bunun çalışan motivasyonu üzerinde çok büyük bir etkisi olduğu düşüncesindeyim. Abartılmadığı taktirde daha serbest bir giyim için tabuların yıkılıp gerekli adımların atılması gerekli.
Belli gün ve zamanlarda bu tarz bir giyime kesinlikle karşı olmadığımı belirtmek isterim. Aksine
değişiklik güzeldir. Fakat bir şey rutin haldeyse orada problem yaratır.

Machine Head - A Farewell to Arms

Bir ara çok dinlerdim. Halen seviyorum.

13 Mart 2012 Salı

Gitar kayıtları

Bugün canım sıkıldı ufak 2 egzersiz kaydı çıkartayım dedim.
Ses çok iyi değil çünkü kayıt yapmak için ekstra bir sisteme sahip değilim.
İdare edebilecek düzeyde bir kayıt yani.




Reklam sektörü

Çok acayip bir sektördür. Şöyle bir geriye çekilip baktığınız taktirde reklam sektörünün çok bambaşka kollarından bir sürü kişinin faydalandığı ya da ekmek yediğini fark edeceksiniz. Çünkü bu sektör artık o kadar gelişti ki hayatımızın her yerinde var. Öyle ki kafamızı şöyle sağa, sola çevirip baktığımız her yerden farklı birşey fışkırıyor. Hatta boyut o kadar genişledi ki bir yemek yerine gittiğinizde tabağın altına konulan kağıttan tutun, kolonyalı mendilin arka yüzüne kadar reklam var.

Şimdi biraz bu işten faydalanan kısımlara geçeceğim. Firmalar bu iş için gerçekten çok ciddi bütçeler ayırabiliyor ve iş o kadar dallanıyor ki yapıştırmalarını yapıştıran servislere ücretsiz kasko yapan firmalar, internette sitesine reklam koyarak gelir elde edenler, viral yapımlara imza atıp gelir elde edenler ve saymakla bitmeyecek bir sürü bireysel ya da kurumsal kazanç dönüyor. Bana birazda komik geliyor aslında oysa sadece daha fazla kitleye ulaşmak için ortaya dökülen paralar o kadar ciddi ki bu hepimizi ürpertmeli. Çünkü artan reklam maliyetleri aynı zamanda tüketiciye ürün fiyatı olarak yansıyacaktır.

Her yerde karşımıza çıkıyor reklamlar hatta evimizin içine kadar giriyor. İnsanların en fazla maruz kaldığı da bir çok zaman TV ekranında ki reklamlar oluyor. Aman diziyi, filmi kaçırmayayım bahanesiyle mecbur oturup izliyor. Tabi izlerken de ister istemez bir sürü saçma, kötü, komik reklamla karşılaşabiliyor. Peki niye çoğu zaman reklamlar kaliteli olmuyor ya da özgün olmuyor gibi sorular dolaşıyor açıklayayım efendim.

İşlerin arka planı asla insanların düşündüğü gibi işlemez. Bir çok reklam firmasının en kolay yol olarak gördüğü şey kesinlikle cinselliktir. Kadın olsun, erkek olsun hiç fark etmez. Özellikle en kolay kandırılabilecek kesim olan ergen(teenage) gençlik bu tarz şeylerden fazlasıyla etkileniyor. Örnek vermek gerekirse "biscolata" adlı ürün reklamlarından sonra sosyal medyaya bir bomba gibi düşmüş. Bırakın artık kanallarda oynayan reklamları insanlar bedavadan ürünün reklamını yapmaya başlar olmuş ama kimse farkında değil. Demek ki cinsellik başarıyı getiriyor muymuş? Evet

Reklamlar bilinçli olarak kötüde yapılır. Mesela belli bir süre önce "Turkcell" firmasının yapmış olduğu reklam çok eleştirilmişti. Artık "Turkcell" reklamcı firmasını değiştirsin, oynatmayın şu reklamı gibi eleştiriler almıştı. Peki ya gerçekten isim herkes tarafından yankı bulmuş muydu? Evet

Hoşunuza giden reklamlarda vardır. En hoş reklamların sahiplerinden birisidir coca cola firması ama hep bir klasiği vardır. Çıkan asit sesi ve içildikten sonra çekilen bir nefes işte bu da reklamla seni çekerken farkettirmeden düşürdüğü tuzaktır. Bir sinemaya gittiğinizde muhakkak en sağlamından bir cola reklamı çıkar ve böylece verilen mola süresinde girişte alınan cola'dan daha fazlası satın alınır. Bilinç altına farkettirmeden çok güzel mesaj yollarlar ve durum başarılı.

Şimdi aklıma gelenleri yazdıktan sonra en önemli kısıma geliyorum. Niye kaliteli reklam yapılmıyor? İşte dışarıdan bakıldığında reklamcılar oturur fikirler ortaya koyar güzel yaratıcı şeylerde çıkaranlar muhakkak vardır. Fakat patron diye kocaman bir olgu vardır. Türk halkının bundan etkilenmeyeceğini öne sürebilir. Reklam filminin üzerine istediği öğeleri katılmasını isteyebilir. Pek çok zaman aklınızda her ne kadar süper şeyler bile olsa patronun hoşuna gidecek işler çıkarmak zorundasınızdır. Bir çok zamanda rekabet gereği üst düzey yöneticilerden tarafından talep edilen rakip reklam çıkartma isteğidir.

Yani bu sektörü baltalayan her zaman patron kavramıdır. O halkın üzerinde nasıl bir tepki bırakacağını iyi ölçtüğünü düşünendir ve bir patron için asla reklamın iyisi kötüsü olmaz.

12 Mart 2012 Pazartesi

Dark Tranquillity - Misery's Crown

Güne güzel bir başlangıç

Bir gün daha bitti

Bir günü daha tamamlamak üzere olduğumuz şu dakikalarda yeni haftaya başlamak için hazırlıklarımı tamamladım fakat cumartesinden bu yana nasıl bir yorgunluktur ki geçmek bilmedi halen üzerimde tüm ağırlığıyla hissediyorum. Zaten hastalıktır, yorgunluktur derken 2 haftadır ağırlık filanda çalışamıyorum bünyeyi biraz dinçleştireyim. Yarın muhtemelen iş ile birlikte biraz daha disipline olacağımı düşünüyorum ve muhtemelen akşam eve geldiğimde yine küçük programlar hazırlarım.

Vitamin tüketimi, dengeli beslenme gibi şeylere dikkat etmeme rağmen yinede bünyenin bu kadar kendini salması hiç hoşuma gitmiyor. Belki de insan bazen kendi miskinlik peşinde koşuyor. Gün içerisinde hedeflediğim şeylere elimi bile süremedim yani öyle bir ağırlık çökmüş ki. Sadece klasik olan hergün yaptığım gibi bir saat kadar filan gitar çaldım oyalandım biraz.

Bu aralar yapmam gerekipte yapamadığım bir çalışma var. Bir taraftan çok huzursuz ediyor yapamamak ama diğer taraftan sürekli canım istemiyor sonra yaparım şeklinde ki itelemelerin bir türlü ardı arkası kesilmiyor. Birazda o işleri düzene koymam lazım. Tabi tam birşeyleri düzene koyduğunda birşey olur herşey yeniden yıkılır orasıda bilinmez ama yinede denemeye değer.

11 Mart 2012 Pazar

Zaman yetmiyor

Eskiden bana zaman bol bol yeterken şimdi artık her işi neredeyse cumartesi gününe tıkma zorunluluğu başladı. Eğer akşam 19:30 gibi affetmeyip kapanan dükkanlar var haliyle iş mecbur cumartesine kalıyor. Pazar desen hiç bir yer açık değil yapacak hiçbirşey yok. Zaten pazar günü resmen o kadar nemrut bir gün ki etrafta kimse yok, internette kimse yok, her yer kapalı ve ertesi gün iş başı.

Mesela dün taksimde ki bilekliklere çok heves ettim ama bakmak için hiç zamanım yoktu. Seneler sonra ilk defa yeni bir bileklik alacaktım. Zaten saat dışında tek kullanabildiğim şeydir. Belki bugün üşenmezsem çıkar alırım. Ama dün saat 2'den 9'a kadar dolaştığım için gece bacak ağrısından geberiyordum. Bugünde halen hafif bir yorgunluğu miskinliği kaldı. Diğer yandan çok şikayetçi olduğum söylenemez. Hayatta en çok sevdiğim beni mutlu eden şey haftasonunu değerlendirebilmektir. Bazen buna evde oturmakta dahil. Hani bir gün önce o kadar fazla yorulduysanız ertesi günde dinlenmenin keyfi bile bir başka oluyor.

Öyle işte hayat geçip gidiyor. Bu aralar daha sık yazacağım galiba. En azından eskisi gibi sayfayı açıp boş boş bakmıyorum ufakta olsa birşeyler çıkıyor.
Çok konuşursun, lüzumlu lüzumsuz her detayı anlatırsın sonra başka bir konuya kaymaya başlarsın. Gittikçe saçmalarsın gülmeye başlarsın. Muhabbeti iyice boka sararsın. Karnın acıkır oturur yemek yersin. Ağırlık çöker. Otobüste sarhoş gibi yatarsın. Saçma sapan konuşursun. Polis görse kesin tutarlı cevap alamadığından içeri atar. Gece olur yorgunsundur ama uyuyamazsın. Gün içerisinde herşeyi garip bir iyilikle karşılarsın. Aslında şuan bile ne yazdığını bilmiyor bile olabilirsin. Hayat garip.

8 Mart 2012 Perşembe

Hep erkekler kaybeder

Biz sadece arkadaşız: En klasiğidir. En sinir eden cümledir.
Yakışıklı değil ama sempatik: Çeşitli varyasyonlarıda mevcuttur. Yani bi boka benzemiyorsun ama üzülme diye böyle dedim. O kadar düşüncelidirler.
Seviyorum ama aşık değilim: Traji komik birşeydir. Sevmek ama aşık olamamak garip insan aşk bu kadar lüzumlumudur diye soramadan edemez. Bir diğer yandan uzak durulması gerekir. Çünkü eğer karşınızda böyle biri varsa aşık olsada o aşk elbet bir gün bitecektir ve ayrılacaksınızdır.
Uzun soluklu olmaz yani.
Elektrik alamadım: Yine garip cümlelerden biridir. Karşıda ki insanın elektrik namına ne aradığı ve ne beklediği muammadır. Kendiside ne halt yediğini bilmez.
Biz ayrı dünyaların insanlarıyız: Sen beni siktir et benden sana sevgili olmaz demenin başka bir yoludur.
Ben seni haketmiyorum: Seni istemiyorum ama bunun için bahanede bulamıyorum. Sen yinede beni anlada bas git demek.
Tipim değilsin: En güzeli, en naif olanıdır. İnsan kolay kabullenir.


Özet olarak hep erkek yer paparayı.

7 Mart 2012 Çarşamba

Yıllar yılı

Yıllar yılı aslında hep onu aradım. Bir köşeyi dönerken çarpışacağım, üzerine birşey döküldüğünde peçete uzatacağım, düşmek üzereyken belinden kavrayacağım kadını aradım. Fazla hayal perestçe ama asla olmayacak şeyler olmadığını düşünüyorum ve kaldı ki alakasız şekilde tanıştığım insanlar oldu. Herşeye her zaman şans tanırım çünkü neyin ne zaman bizi bulacağını asla bilemeyiz.

Eğer biriyle aynı noktada bulunuyorsunuz zaten başlangıç için yeterli bir ortak noktanız vardır demektir. Geriye kalan en büyük şey ise karşınızdakinin kişisel düşüncesiyle ilgilidir. Eğer iletişimi güçlü biriyse hoş bir sohbet ortamı yaratılabilir. Önemli olanda budur çünkü bir insan iyi iletişim sağlıyorsa çok büyük oranda sıkılmayacağımız ve anlaşmakta sıkıntı çekmeyeceğimiz manasına gelir. Çünkü hepimiz bir insanız ve her sağlıklı birey gibi iletişim şeklimiz konuşmaktan ibaret. Konuşmak belli oranda da paylaşmak demektir o yüzden önemlidir.

Fakat konuşmak, anlaşmak yada süper şeyler yapabilmek hiçbir zaman yeterli değildir. Neyin yeterli olacağı ise meçhuldür. İnsan hep dışa bağımlıdır asla kendi kararlarıyla yola çıkamaz. Hele bir erkekseniz işte o zaman sıçtınız demektir.

6 Mart 2012 Salı

Filmler

Filmler çok gariptir. İnsanların elinden çıkmış hikayeler ve onların canlandırılmasından oluşan bir atmosfer.

İnsanlar oturup belki de herşeyi bir kenara bırakıp film izler. Filmlerde sadece görmek istedikleri hayatlar vardır. Hep zirveye ulaşılır, her zaman iyiler kazanır. Oysa ki gerçek hayatta hiç bir zaman iyiler kazanmaz onların gerçeğe dönüştüğü tek yer filmlerdir. Her dibe batan zirveye ulaşamaz, belki de çıkış yolu bile bulamaz. Rastlantılarla harmanlanan bir hayatın iyi olarak sonuçlanmasıda sadece filmden ibarettir.

Gerçek hayatta ne rastlantı vardır, ne iyiler kazanıyor, ne de dipten çıkanlar var. İnsanlar film izliyor çünkü gerçekte yapamadığı şeylerin hayalini bir şekilde görüp rahatlama ihtiyacı hissediyor. Böyle bir dünyada aslında ölenler için de üzülmemek lazım çünkü bu dünyadan giden kurtuluyor.