31 Ocak 2012 Salı

Güle güle

Gitarıma son kez baktım ve kılıfına koydum.
Artık yeni sahibinde.

24 Ocak 2012 Salı

İşte hayat böyle ilerliyor...

Herşey yorumlanamaz birer karmaşadan ibaret hale gelebilir hayat bir çok zaman tükenir kelimeler dona kalır insanoğlu zihni durmak bilmeyen bir alemin içerisinde kaybolurken adrenalinin farklı tadını hissedersin kurutur ağzını dilini umarsızca koca damacanayı kaldırıp son damlasına kadar içesin gelir. Belki bu yangın yerini biraz olsun söndürür diye düşünürken aslında suyun alevlere kattığı oksijen tam tersi reaksiyon gösterdiğinde bütün bedenini teslim edersin.

Sadece boş boş bakarsın kafandakiler beyninin içerisinde yankılanıp durur. Ağzından ise ne çıktığı bilinmezdir. Oysa ki kafanın içerisinde dönenler senin düşüncelerin olmaktan çıkıp karşındakinin beyninde dönüp durmasını istediğin şeylerin ikili tiyatrosunu yaşamaktan ibaret şeyler, işte tam o ara çenen kapandığında beyninde ki o sahnenin de perdesi kapanmış olacak.

Müptela gibi içine çekerken karanlı dumanı mutsuz bedeninde oluşan gölgenin içerisinde huzuru aramaya koyulmuşken çözmeye çalıştığın duygu durumun içerisinde perişan şekilde sürüklenip bilinmeze doğru ilerlerken aslında başından beri hep aynı yerde dönüp durduğunun farkına varıyorsun. Bir iki yumruk savuruyorsun ama olmuyor yıkılmıyor o duvarlar nafile demeden ayağa kalkıyorsun üst tarafta sızan bir ışıktan güç alıp yetişmeye çalışırken yorgunluk gelip çattığında oturup dinlenmekten başka çaren kalmıyor.

Dönüp dolaşıp çıkacak, kaçacak yer bulamayan kalbin perişanlık izleri dört bir yana lekelerini bırakmış belkide değişmeyeceğini bilse de elinden tek gelen şeyi yapmaktan kendini alıkoyamıyor. En güzel durduğu yerde öylece kalakalmaktan başka bir çabası olmadan oradan oraya yuvarlanan duyguların kendine karanlık bir hurdalıktı yer bulacağı belki de belliydi ama sonuçta oradan bir kere çıkabildiysen bir ışığın uğrunda gitmek hiç aptalca olamazdı.

En güzel şeylerin hiç olmadığı bir dünyada geriye gelmesini bekliyeceğin birşey de olamaz. Zemin kattan aşağı doğru çakılma yaşama ihtimalinin hiç olmadığı basit bir matematikten ibarettir ki bunu görebilmek düşülenin aksine zordur. Basit birşeyi gözler önüne serildiği taktir de gördüğünü söyleyecek sürüsüyle insan varken önemli olan içerisinde buluğunduğun kapalı alanda nefes alamıyor olmanın hissedilmez gerçekliğini bir yerinden yakalanmasıdır.

Ruhun içerisinde dönen eski küllerin içerisinde kendine yer edinmenin aksine salt bir geçmişten ibaret bütün olan biten adeta hafızasını tamamen yitirmiş birinin geçmişi adına hiçbirşey bulamadığı her dakika kahrolmasına benzeyen bir durum. Kötü gözüken takılıp kalınan noktalar aslında bir insanı hayatta mutsuz etmekten çok onu hayata bağlamaya yaradığının keşifi içerisinde olmak sanırım durumun iyi açıklaması olacaktır.

İşte hayat böyle ilerliyor...

In Flames - The Chosen Pessimist

23 Ocak 2012 Pazartesi

Kafasızlık zararlıdır!

İnsanlar ya kafalarını çalıştırmıyor ya da hakikaten gerizekalılar. Önünde kendi isimi yazan şeyi çevirip bakacaksın ve alacaksın yapacağın şey bu kadar basit, kesinlike süper zeka filan gerektirmiyor sadece ilkokulda dahi edinilebilecek basit bir okur yazarlıktan ibaret. Canını dişine takmış çalışan ise bir hayli yetiştirme telaşı içerisinde yine düzgün cevap veriyor birazda mecburiyetten ama orada onun yerine çok büyük fırça kayasım geldi de kendimi zor tuttum.

Gerçekten birşeyleri görmek, bilmek, anlamak bu kadar zor değil sadece biraz o paslanan beyinleri çalıştırmaktan ibaret bütün olan biten. Makyajına ve süsüne verdiği değeri kafasına verse belki birşeyler elde edebilirmiş ama kendi tercihi tabi işin tek can sıkan tarafı yararından çok zararı dokunması. Oysa kendine sorsanız çok işler becermiştir. Birde böyle cahil bir özgüven sahibi olurlar.

Oradan başka biride "abi internet çok boş şey gezilecek 3-5 site var nerelere giriyor ki başka?" diye karşısındakine soruyor. Yine kendimi tutuyorum. Hakikaten o adama gerçekten çok acıdım. Bu kadar az seçeneğinin olmamasını düşündüren en büyük etken tabi ki hayatında elle tutulur hiçbirşey yapmıyor olması. Eğer herhangi bir hobisi, uğraşı gibi birşey olsaydı elbet bir çok farklı yer keşfedebilirdi ya da kendisi birşeyler oluşturarak zenginleştirebilir. Ama nerede bizde ancak hazıra konmak. Hayatı düz yaşamak ve sonrasında "hayat çok monoton" demek.

Ayrıca geçen gün SOPA yüzünden bir çok site yayını durduruyor ve bizim insanımız kalkıpta neden durdurulduğunu umursayıp sadece 1-2 dakikasını ayırıp küçücük bir yazıyı dahi okumuyor. Kurduğu cümle ise şundan ibaret "Geçen gün siteye giremedim SOPA diye mi ne birşey varmış ertesi gün açıldı" işte bu kişileri ıslak SOPA ile bir temiz dövmek hatta döverek öldürmek lazım. Zira ülkenin kaynaklarını yeni doğacak insanlara saklamakta bizim bir görevimiz.

İnsan sadece biraz duyarlı, kafasını kullanmaya gayret gösteren bireyler bekliyor. Elbet herkesin dalgın ve kafasının yorgun olduğu zamanlar vardır. Bu gayet anlaşılabilir bir durum zaten insan ikisini de çoğu zaman birbirinden rahatça ayırt edebiliyor. Yani kesinlikle yazılanlar beşerlikten uzakta körü körüne bir nefretten ibaret değildir.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Eskisi gibi olmak

Eskiden bana bu kadar fazla yazdıran şey neydi diye düşünüyorum. Aslında bir fikir beliriyor kafamda belki o zamana kadar anlatacak çok şey biriktirmiştim ve herşey patlak verdi. Şimdi ise herşey eskileri tekrar ediyormuş gibi geliyor oysa ki unuttuğum en önemli şey hayat kendini tekrar ediyordu. Her zaman söyleyecek bir sözüm vardı aslına ama sadece neye karşı birşey söyleyeceğimi bulamıyordum.

İçimden eskisi gibi hergün yazabilme fikri geçiyor ama pek mümkün olmuyor. Bu aslında fikirden çok bir istek ve yazıların büyük kısımılarını duygu durumlarıyla yazdığım için her an birşeyler yazmak mümkün olmuyor fakat eleştirilecek şeyleride yazmamış olduğumu farketmem irkilerek uyandırdı beni. O konu

Aslında duygular konusu halen o kadar fazla yer kaplıyor ki hayatta yerlere göklere sığmayacak duyguları buraya sığdırmaya çalışmak bir kaç denemeden sonra oldukça budalaca bir hareket gibi gelsede insana biraz olsun nefes aldırıyor. Her ne kadar içindekini çoğu zaman ne yazacağını bilemeden dökerek çekip gitsende sandalye başından genelde bir konuyu belirlemeden paragraflara ayırmadan hep bir yerlerde tökezliyorsun ve geriye bakıyorsun ama onlarında bir kısımını beğenmiyorsun. Konuya girişinin baştan sona yanlış olduğunu düşünüyorsun fakat ne yazmak istediğini bilmediğinden nasıl bir yanlışın içerisinde olduğunu dahil anlayamıyorsun.

Karışıktır insan duyguları, çoğu zaman anlaşılmazdır. Kimse kimseyi anlamıyordur, çünkü aynı hayatı yaşamamışsındır. Fakat kimse kimsenin hayatını yaşayamayacağı gerçeği ve insanların hayatının sonuna kadar anlaşılamıyor olma dürtüsü hayatın sonuna kadar götürelemeyecek bir boşluktan ibarettir. Eğer birileri sizi anladığını düşünüyor, biraz olsun yaşamış gibi konuşabiliyorsa insanın kendini biraz daha batırarak hayır o acıları sen yaşamadın diye iterek kendinden daha ağır şeyleri yaşamış insan bulma dürtüsü kabul edilemez bir çöküntüdür. Sonuçta hepimiz bu dünya üzerinde kalbimiz attığı sürece bir şekilde yaşanabilirliği sürdürmek zorundayız ve bunu kötü kılmanın hiçbir cazip noktası yok. Hayat denen olgu içerisinde herkes birşeyler yaşar asla unutulmaması gerekir önemli olan her zaman ayağa kalkanlardan ya da el uzatıldığı o eli tutup gayret gösterenlerden olmak.

Tam bu arada hayatı dolu dolu yaşama noktası beliriyor. Bir çok insan bunun peşinde hatta hayatlarını buna göre yönetirlerken işin komik tarafı meydana çıkıyor. Ölünce dünya üzerinde niye dolu dolu yaşayamadım diye düşünebileceğiniz bir ortam olmayacakken insanoğlunun boş kaygılar üzerine kurulu dünyası ortaya çıkıyor. Biraz bu hayatı dolu dolu yaşamaktan ziyade öbür tarafıda doldurmaya çalışarak yaşamayı planlamak gerektiği düşüncesindeyim ve bunun etkisinin sadece öbür taraf için değil paralel olarak insan hayatına olan etkisininde bir hayli fazla olduğunu görüyorum.

19 Ocak 2012 Perşembe

Sadece yapmak

Bazen birşey sadece yapmak istersin. İşte o an pek çok şeyin önemi kalmaz. Söylenilecek sözler ya da şartlar asla göz önünde bulundurulmaz. Çünkü muhtemelen artık burnunun ucundan başka bir yeri göremiyorsundur. Pek çok zaman parlak bir fikir gibi gözükmez ama öyle bir zaman gelir ki kendini olayların içerisinde bulursun.

Ben bu şekilde verdiğim kararlardan bile hiç pişman olmadım. İyi ki yapmışım dediğim bile oldu. Dona çekmiş bir akşam ne kadar soğuk olursa olsun yapılan sohbet bir o kadar insanın içini ısıtabiliyor. Sohbet bu kadar ısıtıyorken geri kalan nice güzel şey insanın üzerine halusinatif bir atmosfer bırakıyor. Etrafın bu kadar güzel olduğu bir yer dünya olamazdı çünkü dünya oldukça yorucu bir iklime sahipti. Bazen sadece birşeyi yapmayı istemek gerek, hatta uygulamak. Ne olursa olsun.

11 Ocak 2012 Çarşamba

Tek bir soru

Kayalıkların üzerinde oturmuş denize karşı üflediğin sigara dumanının oluşturduğu hareleri izlerken akıp giden zamanın içerisinde kısık gözlerle nerede olduğunu kestirmeye çalışıyorsun. Her şeye rağmen içindeki huzurun ulaştığı erişilemez boyutlar bir an olsun seni hayattan koparmıyor. Derin bir nefeste kurduğun ilk cümle "hayat bu kadar güzel miydi?" sorusundan başka birşey olmuyor. Aslında soru kendini o kadar iyi cevaplıyor ki bir başka cümle kurmaya gerek yok.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kaos

Akşam sıkılan damlanın üst solunum yolları üzerinde oluşturduğu yakma hissi saatlerce devam etmiş. Rüyasız bir gecenin sabahında kahvaltının seni beklediği bir sofraya doğru yarı uyanık şekilde ilerlerken bedeninde ki ateşten elbise her adımda biraz daha soğuyor. Burundan alınan kısıtlı hava yüzünden akciğere kadar kurumuş gırtlak birazda olsun sıcak bir sıvı arzular olmuş. Mecburiyetten alınan yolun ilerisinde yağmurla birlikte basan rutubet kokusu biraz daha perçinliyor yanmayı.

Etrafında koşuşturan ve sadece önüne bakan insanlar ibaret hale gelen bir hayat kucaklıyor. Ona insanların nasıl kandığını izliyorum. Tuzaklar içerisinde o kadar mutlu yaşıyorlar ki hayretler içerisinde kalıyorum. Her geçen gün biraz daha evcilleştirilen insanların sayısı durdurulamaz şekilde artıyor. O kadar güzel şekillendirilmiş bir yapıyla uygulanıyor ki deneyler insanlar üzerinde tek düzenli yaşamı insanlar reddetmek yerine hayatlarının en büyük parçası ve amacı haline büyük bir isteklilik ile yaşamlarına yansıtıyorlar.

Her geçen gün tek bir düzenin nasıl yapılandırıldığının adımlarını görmekte hiç sıkıntı çekmiyor. Ben sadece biraz daha geri adım atıyorum. Çünkü işlerin içine girdikçe sadece bulunduğun bölümdeki kısmı hareketliliği anlarsın ama uzaktan baktığında işleyişin tamamını görür ve sonuca ulaşırsın. Biraz daha uzaklaştım bu aralar, kimsenin bilmediği şeylerle ilgilenerek.

İnsanlar neden kendilerini mutlu zannediyor'un en büyük cevabı oldukça açık. Su aldığını bilmediğin bir gemi içerisinde rahat ve neşeli şekilde yolculuğunu sürdürebilirsin ama eğer kaptanın yanında ne olup bittiğini görüyorsan o neşeden geriye hiç birşey kalmaz. Sadece önüne bakmak üzerine itilen insanlık aslında yine aynı tek düzeliğin ağı içerisinde olduğunun farkında bile değil. Bazen kafamızı kaldırıp ufuğa doğru bakmak gerekir.

Geçmiş ise insanlara kurtulamayacağı bir bataklık gibi sürekli battığı düşüncesi içerisine sokularak herşeylerini mahfetmelerine yol açar olmuş. Kendilerini kurtarmak için olur olmaz dallara tutunarak onların çekmelerini bekleyen koca bir felaketten öteye gidemeyen gidişatı çırpınmadan kabul etmişler. Oysa doğru bir dala tutunup onu kendi var gücünle ona doğru ilerlemek yapılabilecek en basit şey iken insan o bataklığı kurutacak kudrete bile sahip olduğunun farkında değil.

Hayat tam bir kaostan ibaret hale gelebilir bir çok zaman ama insan o beynine yerleşen ve zamanla bütün bedenini kaplayan tarifsizlik ile onun sağladığı güç sayesinde mücadele edersin. Onu tanırsın, yüzleşirsin ve bir daha kimseyi tanımaya bile gerek duymazsın. Bir kişi hayata bedeldir. F.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Türkiyede kadınlar

"Türkiye'de gördüğüm kadarıyla medeni ve kültürlü erkekler için günlük hayat içerisinde karşılaştığı ve hoşlandığı bir kadınla tanışmaya çalışmak ve flört etmek gerçek bir eziyet haline gelebiliyor. Çünkü "genelde" Türk kadınları cafede, sokakta, bankada vs bir erkek kendileriyle muhabbete girmek için bir hamle veya jest yaptığında hemen çantalarını adamın kafasına geçirip "ben senin bildiğin kızlardan değilim" tribine giriyorlar. İlla tanışmak için arkadaş ortamı, okul veya iş ortamından bir aşinalık gerekiyor. Kadınlarımız her ne kadar kendilerini modern ve özgür olarak tanımlasalar da oldukça oryantalist bir bakış açısına sahipler.
Flört etmeye çalışan her erkekle çıkmak zorunda değilsiniz ama sanırım kibar bir şekilde size kahve ikram eden erkek ile o kahvenin yudumlandığı süre boyunca kısa hoş bir sohbeti hak eder ki hayatın insanın karşısına neyi ne zaman çıkaracağı pek belli olmaz. Özellikle de kadınlarımız centilmen ve kibar erkek bulmanın oldukça zor olduğunu iddia ettikleri şu zamanda."

Bir yorumdan alıntıdır.

Ve çakmağıma kavuştum

Evet yaklaşık 1 haftalık bir sürede dün 2 saat kargo firmasıyla konuştuktan sonra geri iadeden son anda döndürerek teslim aldığım orjinal zippo çakmağım.

Her ne kadar sigara içmesemde eskiden gelen bir tutkum vardı. Son zamanlarda sıkça rastlamam ve internetten videolarına denk gelmemde içimdeki duyguları ateşledi. Ben de dayanamadım aldım.

Tabi ara sıra içtiğim djarum black ve puroları işin içine katmıyor. Çünkü benim için ayda yılda bir keyif için kullandığım bağımlılık yapmayan şeyler.

3 Ocak 2012 Salı

2 Ocak 2012 Pazartesi

Korkmamak

Bir aralar o kadar farklı şeylere takılırdım ki halen çoğu insanın baktığı şekilden farklı şeylere bakar ve onları daha normal olarak tanımlıyorum. O aralar yine farklı olabilecek dark ambient adında bir müzik türüyle karşılaştım. Belli bir süre dinledikten sonra bir müzik tınısından ilk defa bu kadar tırstım. Korkutucuydu çünkü ilk defa o çıldırmaya yakın eşikte hissetmiştim kendimi. Ama şimdi dinliyorumda hiç korkunç gelmiyor. Baş ağrısıyla karışık zehir gibi kahvemi zıkkımlanıp kafamı toparlamaya çalışıyorum sadece.

28 Days Later OST - East Hastings

Dinlenmesi gereken bir dark ambient tarzı parça
bu aralar böyleyim.

İlk gün

İlk iş günü hiç güzel geçmedi. Umarım iyiye gider diye düşünüyorum.
Fakat güzel bir hava, sıcaklıktan eser yok.

Oysa

Sadece geleceğe yazabiliriz. Çünkü yaşanacak olan odur.

1 Ocak 2012 Pazar