4 Eylül 2012 Salı

Aslında ben yokum

Bir bloga yazı yazmak aslında kendi kendinle konuşmak gibi bir etki yaratabiliyor. Durum böyle olunca zaten kendi bildiğin gerçekleri kendine tekrarlarken hep birşeyler yutuyorsun. Aslında yutmakta değil biraz lüzumsuz görüyorsun belki de kayda değer gözükmüyor. Kafanın içerisinde kurguluyor, olasılıkları buluyor, sonuçlandırıp kapatıyorsun. Oysa ki düşüncelerin sadece orada hapsolmuştur. Çıkartmak istediğin zamanlar elbet olur ama birilerine anlatırken daha açık cümlelerle yazmak zorundasındır. Zorlayan kısımda bu olsa gerek.

Aslında olan biten biraz da yaşanılan şeylerin hiç rayına oturmamış olmasından ibaret. Yazılan şeyler hep aynı yaşanmışlıkların farklı boyutlarda ele alınışından başka birşey olmayabiliyor. Kendini tekrar eden şeyleri pek sevmediğim için elimden geldiğince yenilikler üzerinde çabalıyorum ama konu döngüsü değişmediği müddetçe herşey kısır bir döngü içerisinde gibi görünüyor.

İşin içerisinde pek çok zaman artık yazacağın kelimelerin yetersiz kalmasıda giriyor. Bir insanın duygularını yazıya aktarması ne kadar zordur, bunu birşeyler karalamak isteyen insanlar çok yakından bilirler. O duyguları en iyi şekilde yansıtmak istersen ve belki de en etkili cümleleri kullanırsın. İnsanlarsa sadece bu cümleleri alıp sağa sola yazarak güzel olduklarını söyleyebilirler. Bu işin düşüneceğinizin aksine en berbat yanı olsa gerek. Burada tek istenilen orada ki duyguyu gerçekten alabilmek belki de bunu bir kaç kelimeyle desteklemek.

Yaşanılmayan duygular insanlara hep hafif gelmiştir. İki insan istediğin de benzer hisleri paylaşırken bu çokta zor görünmese de sevginin aksine sevgisizliği diğer bir tabir ile yalnızlığı anlatmak herşeyden zordur. İnsanlar yazılanları hep kendi yaşamıyla kıyas içerisine aldığı için onun dünyasında çoğu zaman gelip geçebilecek basit bir olaydır. Onun hayat döngüsünde kendine göre daha önemli işleri vardır.

Herkesin hayatta en önemli statüye koyduğu şeyler bir anda başka olayların altında karanlıkta kalabilirler. Hayatını belli bir düzeye eriştirdikten sonra yapmak istediklerin olmasına rağmen ondan önceki engeli aşman gerekir. Yalnızlık bazen bütün hayati kararlarınızı etkiler ve sizi kendinizi geliştireceğiniz pek çok işten alıkoyabilir. Belki de sırf bu yüzden bile yalnızlığın ne denli bir problem olduğu biraz olsun anlaşılabilir hale gelmiştir.

Öyle bir hayat düşünün ki; susuz, yiyeceksiz, havasız. Bir insan için nasıl yaşanılması imkansız ise sevgisiz ve yalnız yaşamakta öyledir. O yüzdendir ki yaşamıyorum derim kimse inanmaz. Aslında ben yokum.

4 yorum:

  1. Şimdiye kadar "blogda yazayım" dediğim ne varsa bir şekilde yazılmadan kaldı, o sırada yazmayınca insana eskisi kadar samimi gelmiyor kelimeleri. Yazma isteğini duyduğun anda yazmak en güzeli sanırım.
    "Niye yazıyoruz" sorusu ise düşündürücü. Cevabını bilmiyorum. Belki de dediğin gibi hayatın tekdüzeliğini kırmak için giriştiğimiz bir şeydir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bunun en önemli sebebi ise yazacağın esnada ki bulunduğun duygu durumu çok yoğun olduğu için genelde cümleler daha keskindir. Fakat bu keskinlik normal bir ruh durumunda fazla sert gözükür. Eski yazılarımı okuduklarımda pek çoğunda bu duyguyu yaşarım.

      Herkesin "niye yazıyoruz" cevabı farklıdır. Benim ki fikirlerimi dinleyecek kimseler olmadığından bunları en müsait yerde karalamak. Belki bir gün değer kazanırlar diye.

      Sil
  2. Sylvia Plath; yazıyorum, çünkü içimde susturamadığım bir ses var demişti 'yazmak' konusunda. Bu ses peşimizi hiç bırakmaz.

    YanıtlaSil
  3. Bu ses beni yalnızlığım son bulduğunda bırakacaktır. Sonsuz bir ses değil.

    YanıtlaSil