21 Ocak 2012 Cumartesi

Eskisi gibi olmak

Eskiden bana bu kadar fazla yazdıran şey neydi diye düşünüyorum. Aslında bir fikir beliriyor kafamda belki o zamana kadar anlatacak çok şey biriktirmiştim ve herşey patlak verdi. Şimdi ise herşey eskileri tekrar ediyormuş gibi geliyor oysa ki unuttuğum en önemli şey hayat kendini tekrar ediyordu. Her zaman söyleyecek bir sözüm vardı aslına ama sadece neye karşı birşey söyleyeceğimi bulamıyordum.

İçimden eskisi gibi hergün yazabilme fikri geçiyor ama pek mümkün olmuyor. Bu aslında fikirden çok bir istek ve yazıların büyük kısımılarını duygu durumlarıyla yazdığım için her an birşeyler yazmak mümkün olmuyor fakat eleştirilecek şeyleride yazmamış olduğumu farketmem irkilerek uyandırdı beni. O konu

Aslında duygular konusu halen o kadar fazla yer kaplıyor ki hayatta yerlere göklere sığmayacak duyguları buraya sığdırmaya çalışmak bir kaç denemeden sonra oldukça budalaca bir hareket gibi gelsede insana biraz olsun nefes aldırıyor. Her ne kadar içindekini çoğu zaman ne yazacağını bilemeden dökerek çekip gitsende sandalye başından genelde bir konuyu belirlemeden paragraflara ayırmadan hep bir yerlerde tökezliyorsun ve geriye bakıyorsun ama onlarında bir kısımını beğenmiyorsun. Konuya girişinin baştan sona yanlış olduğunu düşünüyorsun fakat ne yazmak istediğini bilmediğinden nasıl bir yanlışın içerisinde olduğunu dahil anlayamıyorsun.

Karışıktır insan duyguları, çoğu zaman anlaşılmazdır. Kimse kimseyi anlamıyordur, çünkü aynı hayatı yaşamamışsındır. Fakat kimse kimsenin hayatını yaşayamayacağı gerçeği ve insanların hayatının sonuna kadar anlaşılamıyor olma dürtüsü hayatın sonuna kadar götürelemeyecek bir boşluktan ibarettir. Eğer birileri sizi anladığını düşünüyor, biraz olsun yaşamış gibi konuşabiliyorsa insanın kendini biraz daha batırarak hayır o acıları sen yaşamadın diye iterek kendinden daha ağır şeyleri yaşamış insan bulma dürtüsü kabul edilemez bir çöküntüdür. Sonuçta hepimiz bu dünya üzerinde kalbimiz attığı sürece bir şekilde yaşanabilirliği sürdürmek zorundayız ve bunu kötü kılmanın hiçbir cazip noktası yok. Hayat denen olgu içerisinde herkes birşeyler yaşar asla unutulmaması gerekir önemli olan her zaman ayağa kalkanlardan ya da el uzatıldığı o eli tutup gayret gösterenlerden olmak.

Tam bu arada hayatı dolu dolu yaşama noktası beliriyor. Bir çok insan bunun peşinde hatta hayatlarını buna göre yönetirlerken işin komik tarafı meydana çıkıyor. Ölünce dünya üzerinde niye dolu dolu yaşayamadım diye düşünebileceğiniz bir ortam olmayacakken insanoğlunun boş kaygılar üzerine kurulu dünyası ortaya çıkıyor. Biraz bu hayatı dolu dolu yaşamaktan ziyade öbür tarafıda doldurmaya çalışarak yaşamayı planlamak gerektiği düşüncesindeyim ve bunun etkisinin sadece öbür taraf için değil paralel olarak insan hayatına olan etkisininde bir hayli fazla olduğunu görüyorum.

1 yorum:

  1. haklısın, bu hayat+öbür hayat.

    Uzun yazılar artık, ne hoş =)

    Aslında kasma kendini illa yazsaydım, yazayım falan diye. Çok dolduğunda otomatik olarak koşa koşa gelip yazıyorsun.

    YanıtlaSil