31 Aralık 2012 Pazartesi

Biliyorum böyle olacak

İnternetin arızalanmasıyla hayatın daha tek düzeleştiği günler geçirmekteyim. Bütün boş zamanımı oturarak geçiremeyeceğim için kendime bir takım vakit geçirek eylemler arıyorum. Tabi her zamanki gibi televizyonbana en uzak eylem oluyor. Hiç elimi bile sürmüyorum. Kendisiyle nedense pek anlaşamıyorum.O yüzden son aldığım kitaba biraz göz gezdiriyorum.

Asıl en çok vakti her zaman olduğu gibi gitarıma ayırıyorum. Kucağımda çalmasam bile duran bir gitarım var. Yalnızlığımın boşluğunu biraz olsun dolduruyor, bir nebze olsun yoldaş oluyor. Benim için herhangi bir canlıdan daha kıymetli olduğunu söyleyebilirim.

Biliyorum ki; aslında o gitar kucağımda öyle seneler geçecek. Belki farklı bir evde, farklı bir gitar ile koltuğumda oturuyor olacağım. Fakat öylece yaşlanıp gideceğim. İnsanın geleceğini kestiriyor olmasım düşünülenin aksine pek hoş olmayabiliyor işte.

Yaşanılmayacak anılarımın olacağı uzunca bir hayat fazla sıkıcı aslında. Birileri çıkıpta sorsa bana halen niye buralarda olduğum ve nefes aldığımı sorsa cevap veremeyeceğim aşikar. O kadar fazla olay içerisinde ince düşüncelere dalmış ama düşüncelerimi sadece kendim dinleyen bir benim.

Sahi en son ne zaman birilerine bu düşündüklerimi anlattım bilemiyorum. Kim oldu ki yanımda oturup dünyanın nasıl oluştuğuna varıncaya kadar konuşup sonra dünyayı kurtaramayacaksak niye bunları konuşuyoruz diye kendi kendimizi bozup güldüğümüz.

İnsan olmayacağını bilsede umutlanıyor işte bazen. O umut ise bizi her seferinde öldürüyor. Her ne kadar hayallere kapılmasa, o adımları yere basarak atsakta düşünüldüğü kadar karamsar değilim. Bende iyi olayların gerçekleşmesi için belki hepinizden çok daha fazla can atan bir insanım ya da öyleydim belli bir zamana kadar.

Şimdi hayatta o hocanın tüm sınıf konuşurken gördüğü tek öğrenci gibiyim. Suçu atacak biri bile yok. Kalkıp ayağı mecbur paparayı yiyip oturuyorum. Susuyorsun, biraz daha elinden oyuncağın alınmış gibi mahsunlaşıp oturuyorsun öylece soğuk tahtaların üzerine hafiften bacaklarını kendine doğru çekip sımsıkı kendine sarılmak istiyorsun.

Sanki sevmeden yenilen bir şenlik yemeği gibi canının istedikleri bile seni gerçekten mutlu etmekte şüpheye düşürür. O biraz olsun kendini toparlamaya çalışırken ardı ardına yaşadığın burukluklar çözümlenemez düğümler atıp dururlar. Kısacık bir yol nasıl olurda bu kadar insanın gözünde büyüyebilir anlam veremezsin.

Kendini daha fazla huzursuz, mutsuz kılmamak için düşünmek istemezsin o boş sokaklarda yürürken. Boş konular açarsın kendine kendine, onların içini doldurmaya çalışırsın. İnsanın kendi kendini kandırması o kadar zor ki bunu anlarsın. Ama inat edersin ve konuşmasın öylece susarsın.

İnsan hayatında tek birşeyin çözümünü beklerken niye bu kadar fırtına asla çözemiyor. Küçücük hayatta boşa geçen kocaman zamanların telafisinin olmayacağı belki de asıl endişelendiren. Oysa beklemek zorunda olduğunu bilmek tartışmasız en ağır yük.

Sonuca ulaşmayan bekleyişlerin devam edeceği gerçeği hiç olmadığı kadar zor geliyor. Aslında beklemek bile değil, koca vazgeçişlerin içerisinde elinde kalanlara bakıyorsun. Yine boşluğa, boşluğu eşleştirip devam ediyorsun. Zaten boşluğu neye eşitlersen eşitle yine kocaman bir boşluk çıkar. Bu matematik benim değil hayatın bir gerçeği. Bunun tersini iddia edebilmem için fazlaca hayalperest olmam gerekir. Ben ise halen o kadar kafayı yediğimi düşünmüyorum.

Doğru ve yanlış dengesi üzerinde tartışılan hareketlerde doğruya ağrlık vermeye çalışırken aslında her ikisininde tamamen saçma birer kavram olduğunu görmek insanın artık inanacağı birşeyin dahi kalmadığı konusunda rahatlıkla ikna edebiliyor. Aslında ortada ki bütün kavramların göz ardı edildiği kocaman bir rastlantı silsilesinin ortasında oradan oraya savruluyoruz. Sanki piyango çekilişinde sepete düşecek yüzde bilmem kaç ihtimali olan bir numara gibiyiz. Düşme ihtimalimiz kadar düşmeme ihtimalimizde var.

Kendini geriye atmak istersin pek çok şey üzerine gelirken kendine koca bir kaçış planı yazarsın. Sarılıp yanına almak istediklerin değerini kaybetmiş bir hal alırlar. Sana kalan benliğinle birlikte bir kaç adım geriye itersin, uzaklaşmak istersin. Tüm istediklerin seni boğmaya başlar. Oysa biraz olsun rahatlatırken yaşananlar, onlar bile tersine döner. Sorulara bile yanıt vermek istemez, sadece susar oturursun. Olduğun yerden gelen tüm mesajlara sadece öyle boş gözlerle bakarsın.

Cevap vermek istemezsin çünkü zaten problem çözülmek istenmemiştir ama merakla sorunun ne olup olmadığı konusu merak edilir. Oysa çözüme ulaştırılamayacak bir problemin bilinmesi hiç bir işe yaramayacak iken yapılan belki de sadece göz boyamaktan ibaret.

Her neyse gece kendini sabahın kollarına bırakacak, ben ise ertesi günü yine aynı rutinde yaşamaya devam edeceğim. Buraya bunları yazmış olmam tahmin edebileceğiniz gibi hiç birşeyi değiştirmeyecek. Belki sadece seneler sonra buraya bakıp halen yazdıklarımın ve hayatımın gidişatını nasılda bildiğim konusunda kendi kendime konuşuyor olacağım. Biliyordum böyle oldu diyeceğim.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni parçalar ve beklenen gitar

Bugün tam istediğim gibi parçalar yaptım. Bu sefer intro tadında değil daha uzun soluklu kayıtlar paylaşacağım. Ama yeni gitarımı bekliyorum. Az kaldı, çok az...

Tabi bir de prof. kayıtlar için ses kartı problemi de var ki onuda çözdüm sayılır ama ayarlamam zaman alacak.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Yeni ekipmanlarım geldi

Eğer teknoloji hem mesleğiniz, hem de hobiniz ise bu tip ürünler almaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz.

Klavye 30cm suya kadar dayanıklı olup yıkanabilir bir klavye. Temizliğe düşkün bir insan olduğumu buradan anlayabilirsiniz. Mouse ise oyuncular için özel olarak tasarlanmış yüksek hızda bir mouse



18 Aralık 2012 Salı

Bugün biraz böyle

Bilişim sektörü gerçekleri

Bilişim sektörü çok garip. Projelerden öyle bir bahsediliyor ki sanarsınız Nasanın uzaya uydu fırlatan sisteminin aynısını sizin şirkete kuracaklar. Yok öyle bir dünya!..

16 Aralık 2012 Pazar

Keşke farklı olsaydı

Nasıl kötü bir gün, nasıl bir buhrandır ki sanki bir daha mutlu olamayacağım gerçeğini yüzüme vuruyor. Unuturum, kaldırırım dediklerimin hepsinin altında eziliyorum. Onun hayali beni yeniden ele geçiriyor. Bir insan en başından beri kandırılmış olduğunu öğrense bile nasıl olur o kişiden nefret edemez. Nasıl olur!..

Tüm hücrelerime varıncaya kadar ağlamak istiyorum ama elimde değil işte olmuyor. Anlatamıyorum kimseye üzerimdeki yükü geçti gitti diyorum ama öyle olmuyor ya da gerçekten fazla yalnızlığın üzerimde oluşturduğu etkiden başka birşey değil.

Oysa geçen hafta sadece işten eve gelen ben yalnızlığın eksikliğini hissettirmezken bu nasıl bir duygu durumu değişikliğidir. Bittim, tükendim...

Birileri beni anlasın istedim hep bir kişi anladı o da çekip gitti. Sanırım mantığımla, yüreğim arasında bağı kopardım ve sadece yüreğimle yazıyorum.

Her neyse, şuan emin olmak istediğim tek şey hayatta gerçekten o kadar sevilmeye değer başka birilerinin olup, olmadığı gerçeği.

Sadece önümdeki bir kaç seneyi bilmek istiyorum artık. En azından bütün gün oturup yazılar yazacaksam yazayım ya da seneler sonra huzura kavuşacaksam kavuşayım. Muallakta kalmak yerine siktir olup gitmek istiyorum bu dünyadan artık.

13 Aralık 2012 Perşembe

Bir taksici hatırası

Dün duyurduğum taksici yazısına başlıyorum...

Hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisi şakırdatarak ciklet çiğnenmesidir. Taksiye bindiğim ilk an durumun farkına hemen varamamıştım. En azından tamam sürekli devam etmez şeklinde düşünmüştüm ama fazla iyimser olmuş. Adam yol boyunca o cikleti şakırdata şakırdata çiğnedi. Çekip kenara inseydim taksiden yeriydi. Ben dahil kimse ona ciklet çiğneme demez ama en azından müşterinin yanında adam gibi çiğnemeyi öğrensin. Ağzının ortasına bir tane geçirecektim ya o sinirle ama başkasından bulsun bulacağını dedim.

Asıl diğer mevzu bindiğimden beri kulağında kulaklık vardı. Telefon ile konuşuyormuş. Yine müşteri geldi diyerek kısa kesebilirdi. Bu da çok dert değil tabi ama takıldığım nokta karşısında ki kişinin iki tane kadın olmasıydı. Konuşmalar şu şekilde komik bir şekilde ilerliyordu

"Karşıma çıkma"
"Karşıma çıkınca ne olacağını sen iyi biliyorsun"
"Seni görürsem tokatlarım"
"Telefonu ilk açtığında sesin farklıydı şimdi farklı sanki havalara uçuyorsun"
"Xxx'e versene telefonu sen"
"O benim gibi adamı hak etmiyor"
"Bana artistlik yapıyor, racon kesiyor"
"Ona iki tokat atmak lazım"
"Çeksene onun kulağını, çek bekliyorum"

Böyle heriflerle konuşup bunları böyle asarım, keserimci yapan bütün karşı cinslerime başarılarının devamını diliyorum.




5 Aralık 2012 Çarşamba

Geriledim


En başa döndüm. Yine hayat hakkında saçma sapan felsefeler kurup oturuyorum olduğum yere. Bunların neleri çözümlediği konusunda koca bir hiç cevabım var. Bu şekilde resmen kendi kendimi oyalıyorum. Hayat ile ilgili gündemler üretip farklı kanaatlere varıyorum. İnsanlarla duru bir şekilde konuşmak yerine sorular soruyorum. Sorular beni tartışmalara taşıyor ama ben böyle olsun istemiyorum ki...

Tek istediğim sıradan bir hayattan fazlası değil. Hayatta bana değer veren birinin varlığını bilmek istiyorum. Sadece bir kişinin başka bir isteğim yok.

27 Kasım 2012 Salı

Deli


Bu kadar fazla yükü kaldıracak gücüm yok. Tek başıma güçlü bir insan iradesi yaratmaya çalışsamda bir türlü başarılı olamıyorum. Yaşanmamışlığın üzerimde bıraktığı etkisi her daim üzerime yürüyor, beni köşeye sıkıştırıyorken. Yakalamaya çalıştığım umursamazlık yeniliyor. Neresinden tutsan elinde kalan bir hayatı geri getirmek için çok fazla çaba harcamakta hiç bir zaman olduğu gibi sonuç getirmiyor. Beyin hücrelerinin kavrulduğunu hissedebiliyorsun. Sanki her geçen gün delirmeye bir adım daha yaklaşıyorum.

Aslında güçlü olmak içinde herhangi bir sebebim yok. Tek başına bir insan niye güçlü olsun... Destek vereceğin biri ya da sadece varlığını yaşadığın biri olmadığı taktirde hayatta güçlü kalmaktan bahsetmek o kadar zor ki.

Daha uzun yazmak isterdim ama boğazıma kadar doldum.
Biraz dinlenmem gerek.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Özgürlük


Bugün biraz daha yenilendim. Hislerimin ne kadar kuvvetli olduğunu söylediğinde sadece kahvenin telvesinden bunu anlayamayacağı üzerinden felsefe yapmak yerine kendime bile inanmamıştım. Biraz böyle şeylerin açığa çıkmasından hoşlanmayışımdan da kaynaklı bir davranıştı aslına bakarsanız. Fakat artık daha eminim. Şüphelendiklerim birbir doğruluğa kavuşup, ön görülerim gerçeğe dönüşürken, benim yerime olan biten durumu anlatmaya yetiyor.

Hayat okulu hiç bitmez demişti geçenlerde birisi o an çok fazla üzerinde durmamış olacağım ki davranışlarımında artık nasıl şekil aldığını farkedemez olmuşum. Kendi bildiklerimin doğruluğuna biraz daha güvenip işleri sonuca bağlama huyumun ne kadar gerekli olduğunu gördüm. Biraz daha keskin kararlar verebilmek gerektiğini ve sınırları daha iyi çizerek müdahale etmeyi öğrendim. Farkında olsanda tüm olan biteni uygulaman zor olabilir ama artık o da kolay.

Şimdi tek başıma özgürce bilmediğim yerlere giderek kaybolacağım.
Yollar ve doğa bana kucağını açıyor.

25 Kasım 2012 Pazar

Katlanılmazsın

En saçma anılarını bile sonuna kadar kesmeden dinleyebilecek bir insandan bahsetmek hayal dünyasının sınırlarını zorlamak olsa gerek. O yüzden kendi kendine konuşup tartışabiliyorsan, yetebiliyorsan kendine çıkacaksın dışarı yaşamaya devam edeceksin. Kaybedeceğin birşeyin olmadığını en başından beri biliyor olmanın sana kattığı özgürlük kanatlandıracak.

Hayat rüyalarda yaşandığında güzel bir yer oluyor. Sırf o yüzden akşamları erken yatmayı tercih ederim. Uzun rüyalarla hayata renk katarsın...

Tanımlamalar içerisinde

İnsanlar kendilerine yakın hissettiği ya da iyi hissettiği ne varsa yanında olmasını istedikleride onlardır. Bu kimi zaman sadece bir müziktir. Müziğe beni bağlayan en büyük etmenlerden birinin aslında beni anlatıyor olması
Belki de kendimi anlatamadığım pek çok yere hükmediyor dinlediklerim. Özellikle parçalarda yakaladıkları inişli çıkışlı ritimler ve içine güzelce serpilmiş bir parça hüzün tüm hayatımı sanki film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyor.

Aksini bildiğim halde haykırmak istiyorum tüm hayata küfürler savurarak, sanki birşeyleri düzeltecekmiş gibi. Çokça kullandığım "olmayınca olmuyor" deyimiyle başbaşa kalıyorum tam o sırada, yanında ise biraz müzik alıyorum. Kendimi dinlemek yerine, biraz olsun kendimi anlatmak istiyorum ama sanırım anlatabileceğim kimse de yok. Yazmak, çizmek anlatmanın tadını vermiyor. O ruhu yakalamak hislerinin içinden nasıl çıktığının hareketlere yansıması başka bir durum.

Hayat bazen o kadar karışık bir hal alıyor ki sanki sırrı çözecekmiş gibi düşünüp duruyorum. Boğulacak gibi olduğum pek çok zaman oluyor. Altı üstü istediğim sade bir yaşamdan fazlası değilken kendi kendime neyin filozofluğunu yaptığımın cevabını veremiyorum. Tek bildiğim yaptıklarımın en büyük amacının kendimi oyalamak olduğu, kandırmakta denilebilir.

Ama insan bu işte boş boş gezerken ne yaparsan yap düşünüyor. Yolda karşında gördüğün binlerce insan varken hiç birisiyle diyalog haline geçemeyecek olman ve sırf ilk defa görüyorsun diye aradaki ilişkiye verilen "yabancı" isimi ne kadar garip. Görüyorsun ama dokunamıyorsun sanki ekran karşısından bütün olan biteni izler gibi öyle bakıyorsun.

Vazgeçtik herşeyden sırf yabancıyız diye, biraz daha yabancılaştık kendimize, insanlığa...

21 Kasım 2012 Çarşamba

Hayatın farklı dinamikleri

Hayatın yaşam dinamikleri hiç bir zaman düşünüldüğü kadar kolay değildi. Aslında küçük bir çocuk bile bunu farkedebiliyor olsa da idrak mekanizması yeterince gelişmediği için farkındalığı uzun zamana yayılıyordu. Koca adam gibi ortada dolaşanlar çocukların böyle olmasının en temel nedeni hayatın yaşatmış olduğu düzeninin bir parçasıydı. Yalnız başınıza kaldığınızda konuşacak ya da şımarıklık yapacağınız insanlar etrafınızda olmadığı zaman koca birer adam olursunuz. Az konuşur, çok dinler, çok öğüt verirsiniz.

Eğer olur da etrafınıza gelen bir kaç kişi olursa onlarıda sizi dinlemekten bunaltırsınız. Senelere yayılmış o kadar fazla anlatılacak olay vardır ki konuşmaktan çenenize giren ağrıdan yemek dahi yiyemez olursunuz. Hemen yaftayı da yersiniz "geveze" diye oysa ki sadece konuşmayı çabalıyorsundur. Pek çok insanın günlük hayatında çokça yaptığı bir eylem onlara normal gelsede heves işte insan bir anda atamıyor ve deniyorsun.

Kimi zaman sırf canına tak ettiğinde yaptığı aptallıklarla içine sıçtığı hayatını anlatır insanlar görme engelli bir sokak satıcısı olur, bankta yatan bir şarapçı olur. Amaç sadece rahatlamaktır. Bir insan ile arkadaş olacaksın diye bir kural yoktur. Bazen zorunlu ihtiyaçlardan bir diğeridir konuşmak, ilgi beklemek.

İlgi beklemek demişken hayat işte o kadar berbattır. Yanınızdan geçen insanların büyük bir yüzdesi suratınıza bile bakmaz. O kadar değersizsiniz ki evde bulunan televizyon bile insan için daha değerlidir. Belki de ilgi beklemek için önce ilgiyi çekmemiz gerekirdi ama o da bizim hamurumuzda yok.

İşte hayat küçük ilgi ve sevgi beklentileri içerisinde geçip giden bir hayatın içerisinde zaman akıp gidiyor. Beklentiler asla beklenti olmantan çıkmıyor en fazla hayale dönüşebiliyorlar. Onlar ise sabah çalan alarm ile uçup gidiyor. Küfürler içerisinde başlıyorsun yeni bir güne ve aynada o meşhur sözü söylüyorsun fısıltı şeklindeki çatallaşmış sesinle;

"Hayatı kendin ile yaşamayı öğren"


18 Kasım 2012 Pazar

Belki de...

İnsan kalabalığın içerisinde biraz olsun anlaşılmayı beklerken, o kalabalık hep önünden geçip gider. İlgileniyormuş gibi aldatıcı bakışlar ya da laf atmalar saniyelik heyecanlara yol açsada endişelenecek bir durum yoktur. Yalnızlık ve sessizlik hemen arkasından devam edip gider. Boş boş etrafa bakarak oturursun öyle kimi zaman sırf can sıkıntısından ama yaptığın iş daha çok canını sıkmaya başladığında çekip gidersin kafanın estiği yere doğru.

Kimsenin sana önem vermediği gibi, kimseye de önem vermemeyi gün geçtikçe daha çok kavrarsın. Yürürken bunları düşünür, düşünürken ise delirirsin. O ince çizgi üzerinde sürekli gidip gelirken ruh halin etrafta ne olduğu umrunda olmadan davranırsın. Müziğin tüm ihtişamına ayak uydurup kaparsın gözlerini, arada bir önündeki insanlara çarpmamak için aralarsık ufak bir kısımını ve kolunu alabildiğine sallarsın o gitar ritimlerini tutturmak adına.

Oturup usulca koltuğuma diyorum zaman geçti, biz de yaşlandık be... Bir zamanlar aynı sıralarda oturduğun adamı bile artık güç bela hatırlıyorsun. Kendime gelip zor diyorum. Bu saatten sonra hayatımı oturtacaksam tek başıma kurarım. İnsan kavramını çıkartırım litaratürümden yerine artık kendi isteklerim ve hedeflerimi koyarım. Böylece kimse benim gibi bir herifi çekmek durumunda kalmaz.

Hem olur ya belki de sadece teşhis edilmemiş bir deliyimdir.


17 Kasım 2012 Cumartesi

Uzaklara

Herşey kimsenin önemsemediğini anladığında başlıyor. Olan bitenin farkına ancak seneler sonra karşılaştığınız okul arkadaşlarınız ayak üstü nasıl olduğun tarzındaki soruları yansıttığında farkına varıyorsun. Saatlerce konuşmadıktan sonra sesinin gücünü nasıl ayarlayacağını bilemediğin o an gibi herşey, biraz yüksek ve çatallaşmış bir sesle cevaplar verip geçiştiriyorsun tüm olan biteni. O yalnız dünyana tekrardan dönüyorsun.

Baktığın kadın suretleri, hepsi birer boşluktan ibaret hale geliyor. Konuştuğun insanlar ise hiç bir zaman yoktu aslında, onlar sadece kendilerini düşündükleri için kısa süreleğine yanına gelmiş hemen sonrasında uzaklaşmışlardı. Konuşmak istediğin konular fazla ağır kaçmış ya da karşındaki için anlamsız olduğundan kimsenin ilgisini çekmekte başarılı olmadığı bir gerçekti.

Her neyse, alıştım eninde sonunda tüm olan bitene. Senelerdir atmaya kıyamadığım planlarımın hepsini yok ettim tek seferde. Kimseyi beklemiyorum çünkü biliyorum ki kimse gelmeyecek. Dışarıda konuşan bir çok adam varken bir insanın benim zırvalıklarımı dinleyeceğini düşünmek bile zaten fazlasıyla çılgınca bir fikir.

Yaşamak zorundayım sırf bu yüzden kafama koyduğum özgürlüğe doğru yelken açtım. Alıp motorumu gideceğim buralardan. Uzaklara, çok uzaklara. Az bir zaman kaldı.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Bir senaryo yazarsın

Uzun bir aradan sonra yeni bir maceraya atılıyorum. Yeni insanlarla anlaşma zorunluluğu yaşayacağım işe adım atmak üzereyim. Önümüzde ki günler içerisinde bir sürü kağıt yığınını hazırlayarak teslim etme yükümlülüğü ile başlıyor. Hemen ardından sıkıcı bir kaç gün ve klasik alışma sancıları içerisinde geçecek bir zaman diliminin ardından tam gaz şevki söndürmeden çalışmanın peşinde koşmak üzere hazırım.

Aslında amaç biraz kafa dağıtmak. Öyle bir yolun içerisine düşüyor ki insan, karşından gelen insana da yol vermek istemezken, kendisi de yola devam etmiyor. Bir başka açıklaması olarak hayatı kendim için erteliyorum denilebilir. Yapmak istediğim şeyler hiç gerçekleşmediği için doğan hayal kırıklıklarının mantıksal algın ne kadar üzerinden geçip gittiğini iddia etsede, duygusal algın bunun tam tersini söylüyor.

Sadece durumu kabullenme çabasının daha basit olacağı düşüncesi, bir insanı mutlu edemeyeceği korkusunun önüne geçiyor. Hayat seni nereye çekmeye çalışırsa çalışsın yalnızlıktan olgusu seni hep bekler. Ben ise mevcut planlarımı daha sabit şeyler üzerine kurma planlarını uzun zamandır yapıyorum. Bazen çaba sarfetmen gerektiği düşüncesi tekrardan içine düşse de boşa kürek çekmekten öteye gitmeyeceği düşüncesi ağır basıyor.

Çok fazla yalnız insan gördüm. Çok fazla yalnız insan ile konuştum. Aramızda hep fark vardı. Onlar güzel günlerden mutsuzluklara açılan dalgalı hayatlarından şikayet edenlerdi. Şuan hepsi hayatını değiştirmişken, ben yine aynı yerdeyim. Oysa geçmişi unutmayan insanlar vardı. Gerçekten mutsuz olduğuna inandıklarım oldu. Ben mutlu olamam, yapım böyle diyenler şimdi kendilerine mutlu birer hayat kurdular.

İşte o bütün sınıf konuşurken hocaya yakalanan çocuk varya o bendim. Sofrada siparişi yanlış gelen tek kişiydim. Metrelerce sıra içerisinden tek çekilen araç benim aracımdı. ATM'de işlem yapmaya çalışırken bozulup kartını alamayan yine bendim. Milyon kişinin başına gelme ihtimali %1 olan işleri sanki cımbızla çeken kişiydim. Sınanıyorum şüphem yok.

Sadece ayak uydurmaya çalışıyorum.
Hem sarılmak için yastıkta hiç fena değil dimi?


9 Kasım 2012 Cuma

Bu ritimi seviyorum

Benim de bass gitar anlayışım böyle birşey. Elektrodan alışa gelmiş olduğum ince penayla yardırdım. Gerisi ve tamamını umarım kısa sürede tamamlarım diye düşünüyorum. Çalışmalara devam.

8 Kasım 2012 Perşembe

Gecenin cazibesi

Havanın kararması ve gecenin çökmesiyle, saatlerce yürüyerek içimdeki ben ile konuştuğum o saatler, gün içerisinde ki herhangi bir andan daha fazla kıymetli sayılabilir. Belki çok güzel şeyler düşünemiyor insan ama kendiyle dertleşebilen biri için bir nebzede olsa rahatlık sağlıyor. Günün bittiği idrakına varırken hayallerinin bittiği somut gerçeklerle yüzleştiriyor. Hayal kuracak herhangi bir şeye sahip olmamak, gün bitimini değişik kılan bu gerçekçilik olsa gerek.

Aslında gecelerin bir güzel tarafı ise dikkat ettiyseniz sokakta gezen insanların yalnız başına olması. Belki de beni çeken bir diğer tarafıda bu sebepti. Pek çok kişi çekip evlerine gitmiş. İnsanlar birlikte olduğu kişileri eve bırakmış. Yolda tek başına yürüyen insan o kadar fazla ki yalnızlığını hissettirecek bir unsur göremiyorsun. Kapalı dükkanların oluşturduğu sessiz ve tekinsiz havanın içerisinde bu durumun cazibiyeti uzun süredir aklımın ucundan dahi geçmemiş.

Herşeye rağmen geceler güzeldir. Gündüz gibi sizi çift kişilik hayatlara sürüklemez. Tek başınıza havanın teninizi okşadığı bir yerde kimselere görünmeden usulca oturabilirsiniz. Kimse bu yüzden size garip bakışlar savuramaz. Karanlık sizi korur.




6 Kasım 2012 Salı

Hepimiz birer sanatçıydık

Kafanın içerisinde bir çok fikir dönüp dururken hiç biri diğerini etkilemez. Yorulduğunu zannettiğin bedenindeki ağırlıktan değil aslında ruhunun yorgunluğunun bedene yaptığı ağırlıktır. Kurtuluşa ermek için üzerindekileri atma fikri en kolayı gözükürken mücadeleci tarafın sana hep daha fazlasını yapman gerektiği konusunda gaz verir. Fakat sen öncelikli olarak neyi yapacağını bilemezsin. Aklına gelenleri gerçekleştirmek için hep birileri gereklidir. Bazen ise onlar bile yetmez.

Başarmak istediğin hoş planların vardır. Elinden geldiğince hepsine kıymet vererek büyütür genişletirsin. Fakat iş uygulama kısımına geldiğinde istediğin gibi gitmez, o kadar çok olumsuzlukla karşılaşırsın ki bırakmanın eşiğine kadar gelirsin. Başka planlar üzerine yoğunlaşman gerektiğini düşüncesi gelmekte geç kalmaz. Kendini kafanın içerisinde biriktirdiğin düzinelerce maddeyi elemek zorunda hissedersin. En iyisini bulana kadar çalışman gerekir ama bunun hangisi olduğunu asla bilemezsin.

Şu sıralar hayatımın özeti gerçekten böyle denilebilir. Düşünülmemiş pek çok şeyi bulmaya çalışmak, onların üzerine gitmek gibi ya da var olanı doğal yaşantım içerisinde ne varsa bunları cazip hale getirmek üzerine çeşitli kafa patlatmaların sonucu az da olsa somut şeyler üretip başarıyı yakalayamadığına inanmak. Yapmak büyük bir adım aslında eksiklerini görmek için güzel bir fırsat. Doğruyu söylemek gerekirse de hayal kırıklıkları olmadan güzel başarılar elde etmek pek mümkün değil. Bu yüzden daha çok çalışmak gerek ve en önemlisi odak noktasını daraltarak ne istediğini iyi bilmek.

Bazı zamanlar gerçekten ne yapacağımızı bilmiyorsun. Rastgele kararlaştırılmış hayatlarımızda, gitar ritimleri gibi doğaçlama ilerliyorduk. Süper albüm yapan ama satamayan bir sanatçı edasıyla yaşamak. Tam olarak hepimiz kendimiz böyle sanıyoruz. Belki de bazılarımız öyledir.



1 Kasım 2012 Perşembe

Hayat müzik işte

Hayatta insanın müzikten başka sevgisi olmaması ilk başta garip geliyordu. Hani hayatta "Olur mu lan öyle şey" tepkisini verdiğiniz olaylardan denilebilir. Bir noktadan sonra durumunda verdiği alışkanlıkla birlikte hayattaki senin hormonlarını en iyi dolduran şeyin müzik olduğuna karar veriyorsun. Üstüne üstlük yanına aldığınız bir kahve, sigara vb. bir çok madde farklı tat ve arzular katıyor.

Hayatımı insanlara kapattığım fikri oluştuysa bir bakıma doğrudur. İnsanlarla sadece konuşmak için konuşmaktan başka yapabileceğim başka birşeyin olmadığı kanaatindeyim. Çünkü beni tercih ettiklerinden doğan bir diyalogtan ziyade zorunluluktan oluşuyordur. Ben ise müziği çıkarsız seviniyorum ve gitarımın bana verdiklerinden her daim hoşnutum.

Kimi zaman insan sıradan bir hamburger kadar kıymet göremez. Nedenini sorgulamanın sonuç getirmeyeceği bir sorudur. Bazı şeyler olmuyorsa, olmuyor dersin. Zaten yazıya zar zor döküyorken içimdekileri daha da uzatıp tüy dikmeyeyim konuya.

Hepsi bu şimdi cehennemin dibine gidip müziğimi dinliyeceğim.


29 Ekim 2012 Pazartesi

Delirium - Musicman

Böyle güzel şarkılar var ama kimse sallamıyor işte.

Bir sorun var

Gecenin ilerleyen saatine rağmen hayatın anlamını çözmeye çalışmak gibi düşünceler dönüp duruyor. Gerçekten mutlu olmak için bir insana ne gerekli bunu bulmak çok zor sanırım.

Müziğin insan üzerinde bıraktığı o hoş etki muhteşem fakat bir yerden sonra aynı şarkıdan benzer şekilde etkilenen biri çıkmadığı zaman sanki herşey değerini kaybediyor.

Hayat kendi beğendiklerini paylaşacak kişiler olunca güzel olsa gerek. Sanırım mutluluğun temel kurallarından biride bu.

Fakat bir sıkıntı var. Yalnız başıma bu işin içerisinden nasıl çıkacağım.

27 Ekim 2012 Cumartesi

Umursanmak

Yalnızlıktan uzaklaşmak için belki de en iyi yöntem yalnızlığım tam göbeğine oturmaktan geçiyordu. Gerçekten artık yalnızlığı insan kabullendiğinde ve sadece muhabbet etmekten ibaret bir hayatı göze aldığında hayatın ne kadar boş olduğu, onu ne kadar saçma salak yaşarsan zevkinin katlanacağı inancı yer etti. En boktan espirilere gülmeyerek o koruduğumuzu sandığımız kişiliğimiz ya da cool tavrımızın hiç bir önemi yok.

Zaten insan kasıntı hareketler içerisinde ömrünü tamamlayacak saçma bir yaşam içerisinde mutlu olduklarını zannediyorlar. Sürekli utanç korkusuyla geçen bir yaşam yerine hiç kimsenin umrunda olmadığı, saçmalıklardan korkulmayan bir yaşamda güzel. Kimse ne düşünür ya da beni beğenir mi derdin yok.

Ben zaten hep kendi sevdiğimi yapan biri olarak yaşıyordum. Fakat yaptıklarına anlamlar yüklemek biraz uzun süre içerisinde gerçekleşiyor. Belki de uzun süredir yazı yazamıyor olmam bu yüzden. Genelde mutlu olduğumu düşündüğüm ve bolca hayal kurduğum zaman çerçevesinde buralara yazamazdım.

Bu sefer biraz daha farklı. Hiç bir şeyi umursamıyorum ve gittikçe artıyor.
Çünkü bende kimsenin umrunda değilim, olmadım, belki de olmayacağımda.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Olmuyor

Koskoca yazıları hep toparlayamayıp yarım bırakıyorum. Oysa sadece içimi dökmek istiyorum. Bir taraftan işsizliğim devam ediyor, diğer taraftan kendimi iyiden iyiye işe yaramaz hissetme dürtüsü tetikleniyor. Şu koskoca hayattan sadece biraz ilgi bekledim. Ama klasik sözümü peşi sıra kendim söyledim. "Olmayınca, olmuyor galiba"

Sanırım ben hiç bir zaman ne doğru yerde olabildim, ne de doğru zamanda.

7 Ekim 2012 Pazar

Yazacağım

Yazıları toparlıyorum, kafamı ise sadece toparlamaya çalışıyorum. Ruh durumu her zamanki tek başınalığı sürdüyor. Eğer izin verirse bu beden yazacağım aklımdan geçeni.

28 Eylül 2012 Cuma

Yaşıyor muyum?..

Oturmuş saçma sapan şeyler dinleyerek, saçma sapan düşünceler içerisinde ne yapacağımın kararsızlıkları içerisinde dönüp duruyorum. Çok şey istemek, fakat elinde olanların hiç birini somutlaştıramıyor olmak, en büyük engelimi oluşturuyor. Somut olan fikirleri gerçeğe dökebilmek, belki de biraz yardım almak mümkün olduğu halde birbirine karışmış koca bir beyni çözümlemeye çalışarak içerisindekileri somutlaştırmak birey için imkansızken, insanlardan yardım beklemek bile başlı başına bir saçmalık halini alıyor. Es geçtiğim en büyük noktalardan biri zaten yardım edebilecek biri de yok ya lafın gelişi işte.

Geçen günlerin ardından yükselen buhranın gittikçe artması normalken, bu kadar anlamsızlaşan bir hayatın tam ortasında yer almak kabul edilmesi zor olan bir durum halini yaşatmakta ısrarcı. Çırpınmayı kestiğinde içinde bulunduğun boşluğun nasıl olduğunu görmenin verdiği tedirginlikten de kaynaklanabilir. Durumu bildiğiniz halde yapabileceğiniz birşey yoktur. Başkalarının iradelerine hükmetmek, onlara kendinizi göstermek zorundasınız. Bir insanı ele geçirmek fikri, boşluktan çıkmaktan daha çılgınca ama asıl çılgınlık bendeydi.

İnsanların aklına gelebilecek pek çok ihtimali yılmadan denemiş olmanın sonucunda hiç birşey elde edememiş olmak gerçekten üzücü, bir o kadar da şaşırtıcı etki yaratıyor. Pek çok kez yola çıkmış olmana rağmen yılmadan devam etmeye çalışmak, seni yıpratmanın ötesinde beceriksiz ve çaresiz görünümü katmış olduğu düşüncesini irdelerken, aslında çaresizlik tüm insanlık için geçerli bir gerçek olmasına rağmen hırsın kapatamadığı farkındalığına ulaşmak. Gerçek boşluk o an oluştu belki de.

Bazen soruyorum kendi kendime "yaşıyor muyum?.."

27 Eylül 2012 Perşembe

Yeniliyoruz

Aslında gözüktüğü gibi olmayan hayatların içerisinde görünüyorduk. Her tarafı sınırlandırılmış, geçen süre boyunca alanı gittikçe daralan alanlarımızda mutlu olmaya çalışan bireyler olarak hayatta kalmamız bekleniyor. Biz ise daha çok ne yapacağımızı bilemez büyük buhranların içerisinde bitmek bilmeyen arayışlarla dolu hayatımızla kendimize savaş açmış durumdayız. Hepimiz birer düşünce savaşçısı haline geldik.

Dünya düzeni gittikçe doğa kanunlarıyla değişti. Örülen her duvar bizim için başımızı sokabileceğimiz bir yuva yerine insanlarla aramıza koyulmuş mesafeler olarak geri döndü. Aynı yaşam alanı içerisinde birbirine tahammül edemeyen, kavgacı mahlukatlar halini aldık. Bitişik masalar da birbirimizle konuşmak yerine telefonlarla iletişim kurmaya başladık. Oysa ki bir tebessümdü bizleri mutlu etmeye yeten, bazen ulaşamadığımız suyun bardağımıza konması, gerçekliği hissetmekti bizi biz yapan değerler.

Bencilliğe, egolara, hırslara, gösterişe, paraya ve daha bir çoğuna yenildik. Her nesilde biraz daha kaybediyoruz. Dünya aslında insanların duyguları tarafından yaşanılamaz bir hal almaya başlıyor. Kolay yolu seçmek insanların kolayına geldiğinden midir bilinmez ama bencillik içerisinde boğulurken sahte hayatlar içerisinde ayakta kalmaya çalışıyoruz.

Aslında problem bizde değil, problem değişen hayat düzenindeydi. Yeni hayat düzeni insanları farkında olmadığı bir yalnızlığa itiyordu ve bizim bunu değiştirmek için tek başımıza birşeyler yapmamız mümkün değildi. Herkes anca seçtiği bir kişiyi kurtabilirdi ama seçilen kişi olmadık ve yenildik, yenildim.

26 Eylül 2012 Çarşamba

Bilemedim işte...

Her geçen saat artan müzik deneyimlerine karşı koymak imkansız. Şarkılar benliğini parçalarken, beyine giden idrak yollarını ele geçiriyor. Beden kendinden geçerken beyin dünya ile iletişimlerini koparmaya başlıyor. Her bir tını yüreğinin tam içerisine pompalanmaya başlıyor ve bütün benliğini bir anda saran o müthiş tarifi olanaksız haz duygularının içerisinde daha fazlasını istiyorsun. Zaman geçtikçe karıncalanan vücudun biraz daha hissizleşiyor.

Koca bir hayattan kopuş süreci içerisinde müzik en iyi dostluğu üstlenmiş fakat ben artık hayatta hiç birşeyden artık zevk alamıyorum ve alabildiğine boşladım. Uğraşlar ya da yeni bir umut edinmek bile derman olmuyor. Ben ne ara hayattan bu kadar vazgeçtim de artık umutlar bile heyecanlandırmaz olmuş, bilemedim işte...


24 Eylül 2012 Pazartesi

Yeni bir yaş

Şu girmiş olduğumuz gün itibariyle herşey biraz daha ağır geliyor. Biraz daha yaşlandım ve koskoca yalnız geçirdiğim sene biraz daha omuzlarımı çökertti. Çok fazla şey yazmak isterdim ama olmuyor işte daha ne diyebilirim ki. Pek çok insanın mutlu olabileceği bir günde bile hüzünlü bir halde olmak, hayat kolay değil işte.

20 Eylül 2012 Perşembe

mim 28

Uzun bir aradan sonra bir mim geldi. Nil tarafından


Favori rengin? 
Her daim siyah

Favori hayvanın?
Baykuştur.
Gözleri çok güzel bir hayvan, bir o kadar da soğuk ve yırtıcı olsa da seviyorum.

Favori sayın?
1 ve 5

Facebook? Twitter?
Her ikisini de aktif olarak kullanmaya çalışıyorum.
Başka türlü kafayı dağıtamıyorsunuz.

Tutkunuz?
Gitarlar ve Teknoloji derim.
İnsan yalnız olunca elbet birşeylere sarıyor.

Hediye almak mı, vermek mi?
Hediye almak diyebilirim fakat ailem dışında kimseden hediye almışlığım olmadığı için bu konu hakkında çok yorum yapamam.

Favori günün?
Cuma akşamı ve Cumartesi

Favori çiçeğin?
Papatyalar sadeliği temsil ederler, yine beyaz gülde aynı şekilde.
Bir de hüsnü yusuf çiçeğini severim.

16 Eylül 2012 Pazar

Haritasız hayatlar

Yaşanılan olaylar doğrultusunda kendi hayatımıza yön vermeye çalışıp duruyoruz. Ne kadar başarılı olduğumuz her adımda kendimize sorduğumuz sorularla, karşılaştığımız hüsranlarla fazlasıyla cevap bulabiliyorken, uçsuz bucaksız, işlerin nereye gideceği belli olmayan taraflarda kendimizi kaybediyoruz. Elinde harita olmadan yola çıkmış, gideceği bölgeden bile habersiz şekilde kendi ekseni etrafında dönüp duran koca bir kafa karışıklığı içerisinde tek bir işaret ararız. Bazen olmayacak şeylere karar verir, aynı yolu geriye döneriz. Belki de sonucu başından beri hissediyor olmamıza rağmen, deneme iç güdülerine karşı koyamadığımızdandır.

Yalnız başına aldığın kararlar her daim kafanı kurcalar. Seni kontrol edecek birisinin yokluğu her ne kadar bastırmaya çalışsan da zaman zaman kendini belli etmeye çalışırken, denetimi sağlamakta o kadar zorlaşıyor. Tabi öncelikle nitelik ya da işin özünde ne yaptığın konusunda bile bütün yargıları kendin belirlerken, ortaya sağlıklı bir sonuç çıkması beklenemez. Genel olarak kötünün iyisi olsa da biraz olsun yalnızlığa karşı yaratılmış şu dünyada eğer böyle yaşamak zorunda kaldıysak önemli olan sadece biraz daha hayatı yaşanılabilir kılmaktır.

Garip bir şekilde insan yaşanılabilirliği biraz daha eskiye fikirlerinde bulabiliyor. Bu kesinlikle büyük bir geçmişe dönüş, anılardan ibaret olmayan düşünceler o yolu tekrar geriye yürütüyor. Sadece alınmış bir karardan öte öncelikle davranışlarının sanki senden önce davrandığını farkediyorsun. Buna sadece sen karar vermiyormuşsun da böyle olması gerekiyormuş gibi hissetmek... Sanırım geri de birşeyler unuttuk ya da gözden kaçırdık. Belki de her geriye dönüş düşünüldüğü kadar kötü değildir de, yeni hayatlar çıkartır karşımıza, kim bilir?..

15 Eylül 2012 Cumartesi

Gariplikler dünyası

Herkesin hayattan garip istekleri olmuştur. Kimileri güzellik, kimileri sağlık ve sayılabilecek daha pek çok şey vardır. Önemli olan ayırım ise gerçekleşme ihtimali olanlar ve olmayanlar denilebilir. Cebinizde hiç paranız yokken, yarın sabah kapınızın önünde son model bir araba beklemek fazlaca çılgınca bir istek olabilir. İşin bu tarafı uçurum ve asıl mesele tamamen realist olmasa da ufak tefek değişiklikler hep istenmiştir.

Mesela hayatta karşımıza çıkacak insanları biz belirlesek ya da karşımıza çıkan kişilerin tek bir özelliğini değiştirme şansımız olsa eminim insanlar çok daha garip şeylerle karşılaşırlardı. İlk bakışta aklınıza bir çok örnek gelecektir ama ya gerçekten herşey doğru gitmezse?..

8 Eylül 2012 Cumartesi

Rüyalar sarar

İnsan beyni kendisiyle sürekli uğraşıp dururken artık bir an olsun rölantiye almak isteriz. Her zaman bitmek bilmeyen sorunlarımız yoktur ya da kafanızı yastığa koyduğunuz taktirde tüm bunları silecek biri vardır. Evet, hayatı kendi başına geçirirsen sürekli kendinle uğraşıp dururken belki de yapmak istediklerine bile vakit ayıramazsın. Her ne yapıyorsan kafanın basmadığını hissettiğin o büyük buhrana düşersin. Yapacaklarını bildiğin halde, beynin bir sonraki adıma geçemeyecek kadar yüksek hızda dönüyordur ve büyük patlama gerçekleşirken, akan yaşlar yangını söndürmeye çalışır.

Fikirler sıcak havada vuran soğuk rüzgarın vücutta yarattığı etkiyi yaratırlar. Önce üşüme başlar daha sonra her rüzgar vuruşunda artık sıcak hava vuruyormuş gibi ısınırsın. Biz buna olan biteni kabullenmek deriz. Kendini değişmeyecek şeyler uğruna yıpratmak yerine kabullenmek kimi zaman tamamen bir teslimiyet yaratacak olmasa da olan bitenin mantık çerçevesinde aslında ne kadar gereksiz olduğu kanısı sarar. Anlık huzurlara açlık duyan beden kabullenmenin sıcak kucaklaşmasında ısınır, biraz olsun hayata yeni kapılar açabilmek için tutunurlar.

Herşey büyüyüp olgunlaştığında, seni en sessiz yerde, gece yatarken yakalarlar. Olmadık bir sürü eski hesap patlar kafanın içerisinde, bir taraftan da gelecekte yapmayı düşündüklerinden ziyade yapman gereken fakat ertelediklerinin huzursuzlukları kaplar. Gerçekten neyin doğru ya da eğri olduğunu ölçüp biçmeye kalkarsın. Kafanda bağladığın sonuçları zamana bırakmak istemez hemen gerçekleştirmeyi umut edersin ama yine elinden birşey gelmez. Tek çare kalır tüm bunlardan geriye o da uyumaktır. Belki de yarın güzel bir güne uyanabilirim ümidiyle.

4 Eylül 2012 Salı

Aslında ben yokum

Bir bloga yazı yazmak aslında kendi kendinle konuşmak gibi bir etki yaratabiliyor. Durum böyle olunca zaten kendi bildiğin gerçekleri kendine tekrarlarken hep birşeyler yutuyorsun. Aslında yutmakta değil biraz lüzumsuz görüyorsun belki de kayda değer gözükmüyor. Kafanın içerisinde kurguluyor, olasılıkları buluyor, sonuçlandırıp kapatıyorsun. Oysa ki düşüncelerin sadece orada hapsolmuştur. Çıkartmak istediğin zamanlar elbet olur ama birilerine anlatırken daha açık cümlelerle yazmak zorundasındır. Zorlayan kısımda bu olsa gerek.

Aslında olan biten biraz da yaşanılan şeylerin hiç rayına oturmamış olmasından ibaret. Yazılan şeyler hep aynı yaşanmışlıkların farklı boyutlarda ele alınışından başka birşey olmayabiliyor. Kendini tekrar eden şeyleri pek sevmediğim için elimden geldiğince yenilikler üzerinde çabalıyorum ama konu döngüsü değişmediği müddetçe herşey kısır bir döngü içerisinde gibi görünüyor.

İşin içerisinde pek çok zaman artık yazacağın kelimelerin yetersiz kalmasıda giriyor. Bir insanın duygularını yazıya aktarması ne kadar zordur, bunu birşeyler karalamak isteyen insanlar çok yakından bilirler. O duyguları en iyi şekilde yansıtmak istersen ve belki de en etkili cümleleri kullanırsın. İnsanlarsa sadece bu cümleleri alıp sağa sola yazarak güzel olduklarını söyleyebilirler. Bu işin düşüneceğinizin aksine en berbat yanı olsa gerek. Burada tek istenilen orada ki duyguyu gerçekten alabilmek belki de bunu bir kaç kelimeyle desteklemek.

Yaşanılmayan duygular insanlara hep hafif gelmiştir. İki insan istediğin de benzer hisleri paylaşırken bu çokta zor görünmese de sevginin aksine sevgisizliği diğer bir tabir ile yalnızlığı anlatmak herşeyden zordur. İnsanlar yazılanları hep kendi yaşamıyla kıyas içerisine aldığı için onun dünyasında çoğu zaman gelip geçebilecek basit bir olaydır. Onun hayat döngüsünde kendine göre daha önemli işleri vardır.

Herkesin hayatta en önemli statüye koyduğu şeyler bir anda başka olayların altında karanlıkta kalabilirler. Hayatını belli bir düzeye eriştirdikten sonra yapmak istediklerin olmasına rağmen ondan önceki engeli aşman gerekir. Yalnızlık bazen bütün hayati kararlarınızı etkiler ve sizi kendinizi geliştireceğiniz pek çok işten alıkoyabilir. Belki de sırf bu yüzden bile yalnızlığın ne denli bir problem olduğu biraz olsun anlaşılabilir hale gelmiştir.

Öyle bir hayat düşünün ki; susuz, yiyeceksiz, havasız. Bir insan için nasıl yaşanılması imkansız ise sevgisiz ve yalnız yaşamakta öyledir. O yüzdendir ki yaşamıyorum derim kimse inanmaz. Aslında ben yokum.

2 Eylül 2012 Pazar

Blues walking

İşim gücüm yok ya oturup blues walking filan yapıyorum. Alt yapıyı geliştirmek önemli

31 Ağustos 2012 Cuma

Colour Haze - Love

Kelimelerle tarif edilemeyecek güzellikte. Uçmak gibi birşey.
Galiba ömür boyu bu şarkıyı dinleyerek yaşayabilirim.

30 Ağustos 2012 Perşembe

Soğuyor

Çok şey var aslında yazacak ama saygı görmüyor fikirlerim. Soğuyor ister istemez.

26 Ağustos 2012 Pazar

Biri saçmalasaydı

İnsanlar kendisiyle konuşmak isteyen insanları bile garip şekillerde ayırt ediyor. Bazen insanın sadece konuşacak birine ihtiyacı vardır. Konuşurken suratına bile bakmak istemezsin. Söyleceklerin ve anlatacakların asla kişileri işaret etmez fakat dolaylı yollarla yaşadıklarını anlatırsın. Hem o kadar bencilce de değil. Eğer karşı tarafta anlatmak istiyorsa dinler insan hem de çok güzel dinler.

Kendi kendime ne zaman konuşmaya değer bir insan olacağımı soruyorum. Benim ki basit bir istekten fazlası değil. Söyleyeceğim şeylerin çok fazla albenisi olmayabilir ya da çok pembe olmadıkları kesin. Fakat ben yalan söyleyemem ve hiç bir gerçekte pembe değildir.

Birilerinin benimle saçma şeyler konuşmasını çok isterim. Saçma gelebilir ama öyle, sebebi ise bir insan saçmalamak uğruna konuşuyorsa o kişi iletişim kurmak istiyordur. Ben hep saçmalayan taraf oldum ömrüm boyunca hatta sonra saçmaladığımı söyledim ama hiç taktir görmedim. Tabi takdir görmek için yapmadığım bir gerçek ama insanın çabasının görmezden gelinmesi gerçekten kötü bir histir.

Bazen seven birinin bile olmaması hafif kalır. Etrafınız da konuşabileceğiniz insanların olmadığı zamanlar olmadıysa boşverin zaten hiç birşey anlamanız mümkün değil.

19 Ağustos 2012 Pazar

Bayram

Her ne kadar bayram bizi vurmadı demiş olsakta günün adı bayram ve herkese iyi bayramlar!..

17 Ağustos 2012 Cuma

Sadece izliyorum

Yalnızlığın büyük bir güç olduğunu insanın anlaması zor değil. Onun sizi bırakmasına imkan yoktur ve onunla yaşamayı öğrenmeniz gerekmektedir. Artık hiç birşey sana daha fazla zarar veremez. Yalnızlığı unutmadığın her gün kaybetmekten de o kadar uzaklaşırsın. Elinde senden alabilecekleri daha fazlası yoktur. Yalnız geldiğin bu dünya da yine kimsenin haberi bile olmadan göçüp gidersin.

Kendi hayallerini yine kendin yaşarsın aslında kimse onları size yaşatamaz ve değiştiremez. Sadece değişen yaşamak istediğiniz kişiler olabilir. Ama istediğinde istediğin şeyi yapmak yalnızlığa mahsustur. Hayatınızdan endişelenen kimseler yoktur. İşin aksi gibi tek kötü yanı da budur. Bazen birilerinin sizin için endişelenmesini istersiniz ama o da genelde yapmacıklıktan öteye gitmez.

Gereksiz bir insan olduğunu düşünüyorsun böyle durumda çok yararlı bir herif olduğumu söyleyemem. Sadece geldiğim gibi yaşamaya çalışıyorum. Bu bile saçma geliyor kulağa aslında çalıştığım filan yok sadece birşeyler dönüyor, ben onları izliyor ve yorumluyorum.

Hayat aslında televizyonda izlediğiniz ve adamın öyle yapmamasını gerektiği hakkında söylendiğiniz anlara benzer. Sizi duyan yoktur ve senarist ne yazdıysa o olur. Umarım senaristim benim için güzel şeyler de yazmıştır.

14 Ağustos 2012 Salı

Tükenmiyor

Sabah ezanı yaklaşırken ben elimde djarum boş boş ne yapacağımı düşünüyordum. Gittim bir kaç yaprak içine kaynar suyu koyarken onun içine de karanfil koydum. O koku seni hatırlatırken herşey buram buram koksun istedim. Tek eksiğim koklarken gözlerimi hareket ettiremiyor olmamdı. Çayın dumanıyla, sigaranın dumanı bir olmuş havada dahi seni görüyordum.

Halen ilk günden farksız herşey, seni tekrar gördüğüm de vereceğim tepkiler her zamanki gibi aynı olacaktır. İnsanın seni görüpte mutlu olmaması mümkün değil. Mantığım bir gün el vermese dahi o deli gibi çarpan kalbi susturmak mümkün değil. Bazı şeyler hiç geçmiyor, insan alışamıyor. Belki de ben alışmak istemiyorum ama bitmiyor, tükenmiyor işte aksine her geçen gün içimdekiler dur durak bilmeden biraz daha güçleniyor.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

Biz böyle yaratılmadık

Yalnızlığın en kötü taraflarından biri dışarıda tek başına yemek yemek zorunda olmanızdır. Birileri gelip zaten muhakkak etrafınızda ki sandalyeleri de toparlayarak kocaman masada sizi daha bir yalnızlaştırır. Sanki herkesin gözü sizin üzerinizdedir. Her lokmada biraz daha huzursuzluğunuz artar. Kafanı asla kaldırmak istemezsin önündekilerle mutlu olmaya çalışırsın çünkü bilirsin kafanı kaldırdığında aslında kocaman bir yerde tek yalnız oturanın kendin olduğunu fark edeceksindir.

Yürürken koskoca caddelerde insanların yalnızlığını örteceğini zannedersin. Etrafa boş boş bakarken aslında tek isteğin bu kadar kişi içerisinde yalnız olmadığını kabul ettirmeye çalışmaktan başka birşey değildir. Bir ara sokağa saparsın biraz da bunalmışsındır. Yürürsün sessizce ama kabul ettirmeye çalıştığın gibi kimse yoktur arkandan ya da etrafında yine tek başınasındır. Ayak seslerin koskoca bir cadde de çınlayarak kulağını çınlatan sesler çıkartır. Aklını kaçırmaya ramak kaldığını düşünürsün.

Kendini dört duvar arasına kapatırsın belki de hiç çıkmayacakmış gibi, hiç bir zaman burada yalnız değilmişcesine sarılırsın eşyalarına, alırsın kucağına gitarını oturur dertleşirsin saatlerce sonra onunda canı sıkılır mızmızlanır kötü sesler çıkartır. Selamını verir koyarsın en büyük yarenini aldığın yerine gerisin geriye, o an anlarsın ki kendini oyalamaya çalışsan da olmuyor, olmuyor işte insan yalnız yaşamak için yeterli donanıma sahip bir varlık değil. Dört duvar geliyor üzerine, sıkışıyorsun, eziliyor ve yok oluyorsun.

10 Ağustos 2012 Cuma

Al herşeyimi

Uğruna herşeyden vazgeçip sana erişsem  koca dünyada tek isteğim bundan ibarettir. Oysa gerçek kimsenin umrunda olmasın sen bile bilme ne kadar yandığımı ama bir melek gibi gezeyim etrafında sana dokunamasam bile hayatımı varlığından habersiz geçirmek kadar azap veren birşey yok. Hayatım boyunca canım hiç bu denli yanmamıştı. Günlerce odaklanma problemi yüzünden özürlü gibi iş yapamadım ama yeniden güçlendim o yollarda bunu da atlattım.

Yaptığım şeylerde şimdiye kadar hep mantık aradım da hiç bir halt değişmedi. Salaklaşmak istedim en ufak bir kelimen için varlığını hissettirecek tek bir kelimen için salak olmak benim için hiç önemli değildi. İsterse herkes desin, bu çocuk delirdi artık ne yaptığını bilmiyor desinler kimsenin ne dediğinin gram önemi yok. Uğruna deli divane olmuşum çok mu?

Her neyse fotoğrafların var ne de olsa hepsini beynime kazıdığım. Sevdiğin şeyler her görüşümde canlılığını koruyan. Onları benden kimse alamayacak nasıl olsa onlar benimle her yere gelecekler. Ben bunlar dahil herşeyi kaybederek ayakta kalacak kadar güçlü değilim. Sen zaten benim diz çöktüğüm o hiçbir anı görmedin istemem de ama sen istersen eğer al bu canı belki bu dünyada değil başka bir dünyada erişirim. Sana verecek en değerli şeyim sadece bu keşke daha fazlası olsaydı.

Amacım ne oyun oynamak ne de rahatsızlık, huzursuz etmek. Senin haberin olmasın uzaktan izleyeyim gizlice bir kaç saniyede yeter. Hem sen benden daha iyi bilirsin böyle şeyleri sen öğrettin bana bunların ne manaya geldiğini üstüne üstlük öğreneceğim daha çok şey var. Ama ne hayattan şans istiyorum ne de senden benim tek isteğim seni görebilmekti fazlası değil.

Tek gerçek

Aslında içimdekileri ben hiçbir zaman ateşe vermedim. Onlar benden hiçbir zaman ayrılmadılar. Öyle inanmıştım, hayat kulağıma fısıldamıştı hiç karşılaşmadığım bir insan ile karşılaştığımı ve haksız da değildi. Hiç şikayetçi olmadan kaderimden yaşadım kederimi, sıkıntımı ama bir gün umutlar bitmek üzereydi. Gerçekten hayal gibi geliyor, gerçekliğini sorgulayıp duruyordu zihnim oysa ki başka bir tarafı diyordu ki bir söz söyledin. Asla umudunu kaybetmeyeceğim, hep o küçük ihtimaller yaşatacaktı, yeşertecekti.

Bir günde hayat değiştiği gibi başka bir gününde tersine dönüverdi. İnançlarıma karşı beslediğim duygular o gün biraz daha perçinlendi. Bittim dediğim yerde doğmak nedir o gün yaşadım. İnsan yeniden doğunca ne yapacağını bilemiyormuş. Hani seni büyüten insanı tanırsın ama onun kim olduğunu söylemezsin ya işte aynen öyle ağızından neler çıkacağını bilemiyorsun. Oturup dua ediyorsun, şükrediyorsun binlerce kez içinde küçücük umutlar yeşertene.

Sadece birine rastlamak için bile olabilecek bütün kıta da dört gözle etrafa bakıp dört dönmek her seferinde aynı heyecan ve özenle asla yılmamak insanı ayakta tutmaya yetebilir. Varlığını hissetmek, onun geçtiği yerlere sinmiş o buram buram kokusunu duyabilmek kadar güzel bir duygudan sıkılmak mümkün olamaz. Ebediyete kadar gidecek bir özlemle en nadide şekilde saklanacak herşey bu hafızanın ve yüreğin içerisinde. Ona başka kimsenin değmeyecek.

Sen yokken insanların suretleri senin suretini aldı kime baksam seni görür oldum. Başkasıyla konuşmam bile söz konusu olamazdı aslında ben hep seninle konuştum. Seni daha çok görüyor ve konuşuyor olmak mükemmeldi. Hayır delirmedim sadece rüyalar, onlara geliyordun. Ben kendi hafızamda bu kadar güzel bir sen daha yaratamayacak kadar acizdim ancak o sen olabilirdin. Sabahları suratımda ki sırıtma ifademin başka sebebi olamazdı.

Çok şey yazılır, bitmez tükenmez ama kelimelerin hiç biri o kıymete ulaşacak değerde değiller. Kıfayetsiz kalıyor işte herşey ötesi yok. Ulaşamıyor hiçbir şey sana ve bendekileri değiştirmiyor. Herşeyin bittiği yerde ise yeni bir başlangıç olmayacak. Çünkü yerin hiç boşalmayacak.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Indukti - And Who's The God Now?!

Progressive metal tarzın müzik yapan bir grup gerçekten şarkıyı dinlerken düşünceden düşünceye dalabiliyorsunuz. Benim için bu çok önemlidir. Birşeyler dinlerken o dinlediğiniz sizi alıp götürmeli.

7 Ağustos 2012 Salı

Eskiler

Bu aralar Trivium'a feci şekilde takmış durumdayım. Epey olmuştu kendilerini dinlemeyeli ama son albümünü tekrar birşeylerle uğraşırken arka planda açınca çok güzel durdu. Bir iş yaparken arka taraftan gelen kısık sesteki müzik gibi güzeli yoktur derim hep sanki hayatı bir film tadına çevirir. Filmler, hani sonu hep güzel bitenler hayat hikayelerine alır götürür işte o cinsten kareler geçer gözünün önünden herşey bir anda güzelleşir. En kötü günümüz böyle olsun dediğimiz günler olurlar.

Eskileri andık bugün bolca zaten güzel bir günün ardından söylenilecek çok fazla birşey olmaz. Kısa süreli izole mutluluklar ve huzur denilebilir. İnsan hayatın stresi içerisindeyken sofraya yayılmış şekilde beynini boşaltmak gibisi yoktur. O anlar hiç kaybolmasın ister, kimse bir yere kaybolmasın bir kaç dakika daha geçsin ister. Yaşanılanlar en kısa zamanda tekrarlansın.

Hayatta hep monotonluklardan yakınırız ama aslında sık tekrar eden öyle şeyler var ki bizi mutlu eder.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Muhabbet

İnsan muhabbet etmedikçe yavan kalan bir varlıkken insanların yalnızlığı istemeleri çok garip geliyor. Size istediğiniz kadar verebilirim bana biraz muhabbet verin yeter.

27 Temmuz 2012 Cuma

Fikirsizlik

İnsanlar garip, hayat çorba. Nerede yanlış yapıyorum hiç bir fikrim yok.
Ya herşey benim başıma geliyor ya da benim yanlış yaptığım bir nokta var.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Müzik çalışmalarına devam

Bu intro fena olmadı ama biraz daha çalışmak gerek



Güncelleme:
Buna yeni bir tat kattım yarın vaktim olursa yenisi de kaydederim.

Silinmek

İnsanlara kötü birşey yapmadığın halde seni silebiliyorlar ya bazen en ufak bir cümlene bile yanıt vermiyorlar gerçekten garip aslında ama bir o kadar sıkıcı ve kötü bir durum insan böyle zamanlar da hep canını yaksaydım belki daha kıymetli olurdum diye geçirmiyor değil.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Hayat ve anlamı

Bazen canım sıkıldığında okurum.
Kaan (Sezgin) Sezyum büyük adam derim.
Alıntıdır


Hayat ve anlamı

Geçen haftadan beri hayatımın pek bir anlamı yok gibi geliyor. Ne yazılarımı okutacağım birisi, ne sabah güldüğümüz birisi, ne de balkonda kuşları yemlediğimiz birisi var yanımda. Yok yani. İşin en fenası da bu yok oluşun, tam anlamıyla bi yok oluş halinde gerçekleşmesi oldu. Gayet güzel kahvaltı ederken, birlikte Türk kahvesi için tek bir sigarayı ortaklaşa tüttürürken birden akşam oluyor, evde kimseler yok. Çat! Şimdi evde iki kişi kaldık. Kedimiz Tortor da bu vesileyle üzerime kaldı. Yokluk kendisini zamanla hissettiren bir şey. Varken olanı hissetmiyorsunuz, yokken de olmayanı hissediyorsunuz, garip. Kısa sürede çok üzüldüm.

Üzülmemin sebeplerini düşündüm biraz. İnsan çok sevdiği birisini kaybedince (bence) birkaç şeyden dolayı üzülüyor. Ben artık onunla bi şeyler paylaşamayacak olmama üzüldüm. Kumda kendisini temizleyen bir serçe, suyun dibinden giden bi balık sürüsü gördüğümde artık gösterecek kimsem yok. Çok yalnızım. Ama arkadaşlar iyidir, beni yalnız bırakmıyorlar. Yalnız kaldığınız her an bi takım anılar çıt çıt ya da güm güm şeklinde kafanızın içinde patlayıveriyor. Geceleri uyumak çok zor. İçki de içmediğimden, uyumak için alternatif tıbbın tüm bileşenlerini devreye sokuyorum.

Gözlerimi bilinçli olarak kapatmak istemediğimden yapılabilecek en sıradan şeyi yapıp TV'ye bakarken ekran karşısında sızıyorum. Sabah kalkış kısmı daha fena. Uyandıktan sonra yatak keyfi diye bir şey yok. Zaten yatakta keyif yapacak bi şey de yok. Sabahın köründe kargalarla birlikte oturup bok yemeye başlıyorum ben de. Ne yapalım, hiçbir şeyi değiştiremiyoruz ne de olsa. 'Hayat devam ediyor' filan diyorlar ama benim için aslında hayat pek devam etmiyor şu sıralar. Neyi devam etsin? Benim için hayat yeniden başlıyor şu anda sanırım. Hem de sıfırdan.

Sevindiğim şeyler de var. Son bir yılı reklam ajansındaki işimden ayrılıp evde Nursel'le birlikte geçirmiş olmamız beni en çok rahatlatan şeylerden biri. Ortalama insanlardan çok daha fazla birlikte ve mutluyduk son bir yıl içinde. Evde sabahtan akşama oturup, ağaçlara bulutlara, Tortor'a bakıp gülüyorduk. Çok mutluyduk gerçekten. Çoğu insanın yaşayamayacağı kadar mutluluk yaşadım son bir senede. Ne yazık ki mutluluk da elektrik gibi bir yere istiflenmesi zor bi duygu. Şimdi o mutluluk anları anı olarak suratıma kapanıyor. Yalnızlığın bir başka karanlık tarafı da ortaya çıkıyor böylece; karşılaşmalar.

Sabahtan akşama çevremdeki birçok şeyde birlikte yaşadığım, eğlendiğim ve mutlu olduğum insanı görüyorum ister istemez. Neyse ki şimdi kendisini Heybeli'ye bıraktık. Bir süre sonra o da adanın bir parçası olacak, Heybeli'ye her gittiğimde belki de enseme konan bir sinek, topraktan çıkan bir çiçek, ağacın tekinde ekşi bi erik ya da peşimden gelen yavru bi kedi olacak. Şimdilik beklemekte yarar var. Hiçbir şey kaybolmuyor, bu da bir gerçek.

Hep çok şanslı olduğumu düşünürdüm. Hâlâ da düşünüyorum galiba. Hep istediğim işi yaptım, beni sıkan protokollere, ıvıra zıvıra bulaşmadım, zora gelmedim, her işim iyi gitti... Ama geçen haftaki bomba biraz fena patladı bende. Şu anda evrensel şans skalasında eksilere düştüm sanırım. Bundan sonrası yukarı çıkış olabilir sadece.

'Küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım' gibi zırvalar vardır ya, işte biz aynen o laflardaki gibiydik. Küçük ama mutlu bi hayatımız vardı. Dolaptan kestiğim bi parça kaşar peynirine sevinirdi. Susadığı zaman götürdüğüm bi bardak suyun yüzünde yarattığı mutluluğu görmeniz gerekirdi beni anlamanız için. Sabahları sağlıklı olalım diye tek bi aspirini içip "Şimdi mükemmel olduk" diye salak salak sevinirdik. Bahar geldiğinde balkonu çevreleyen ağaçların yaprakları yeşerip her yer yemyeşil olduğunda dünyanın en mutlu ikilisi olurduk. İnsan burnuna Çin yağı sürüp uyuyacak diye sevinir mi? Bazısı seviniyormuş, o da bana denk gelmiş. Şans işi işte.

Bir yandan da birbirimize hiç benzemezdik. Zevklerimiz çok farklıydı ama bana her zaman yeni bir şeyler gösterirdi. İnsan olmayı, çevremi sevmeyi Nursel'den öğreniyordum, daha da alacak çok dersim vardı. Krediler tamamlanmadan kaçtı gitti, bizim krediler de yandı badem oldu. Daha öğrenecek çok şeyim vardı.

Beni hayata bağlayan şeydi kendisi. O gidince iyice saçma sapan bir insan olacağım gibi hissediyorum. Bana kızacak, yaptıklarıma laf edecek ya da beni çekip çevirecek birisi yok şimdi. Dımdızlak kaldım evde, bir de kucağımda Tortor var, mal gibi salonda kanepede oturuyoruz, ağaçların gölgelerine bakıyoruz işte.

Durum böyle olunca hayatın da anlamını görmeye başlıyorum ağırdan. Hayatımızın anlamı anılarımızmış, onu fark ediyorum bi kez daha. Güneş doğuyor, güneş batıyor, haberlerde saçma sapan şeyler, iş yerindeki sıkıntılar, kişisel çekişmeler filan acayip fasa fisoymuş,

Bi kere daha ayılıyorsunuz. Ama narkozdan hızlı çıkmak da bi kafa yapıyor. Anlamsızlık içinde buluyorum kendimi sık sık. Evinde oturan ve yaşadığı hayatın bomboş olduğunu gören bir emekli gibiyim. Tek farkım çok güzel yaşadım, geçen haftaya kadar da kazasız belasız geldiydik. Naapalım, piyango bu sefer bana çıktı, yarın başkasına çıkacak, sonraki gün de bir başkasına. Çekiliş hep devam edecek.

Bi fotoğraf filan koymak istiyordum ama hiçbir şeye bakamıyorum. Zaten tüm fotoğraflar benim aklımda. Zamanla çıt çıt açılıyorlar. Şimdi onlara bakmak için çok erken.

Karşılaşmalar, eşyalar ve yerler en fenası. Ama her şey ilk seferinde çok acıtıyor insanın içini. Aynı yerden ikinci geçişinizde sadece içinizde bi sıcaklık kalıyor. Bakalım ne olacak? Hayatımın en büyük darbesinden sonra ne kadar sıcak beni kurtaracak bilemiyorum. Yalnızlık sıcak bi şey değil, onu çok iyi biliyorum.

Geçen hafta tam da şu satırları yazdığım sırada yanımdan gitti, artık yok. Yani var ama, yok. Üzücü ama gerçek, ne yapalım?

Şimdi arkadaşlarla daha fazla zaman geçirilecek, onlarla da güzel anlar paylaşılacak, mutlu yaşamaya devam edilecek. Mutlu olmaktan başka yapacak bir şey yok. Yani var ama, yok.

15 Temmuz 2012 Pazar

Ne yapıyorum lan

İnsan bazen durup "ne yapıyorum lan ben" der. O an aslında her zaman yanlış birşey yapıldığın da değil, aslında öylesine alınmış bir kararın sonucu olabilir. Her ne kadar yaptığını insan kestiremese de hayatın farklı şeylerinin insana kattığı değer tartışılamayacak kadar fazla olabiliyor. Önemli olan herşey de olduğu gibi bununda dozunu ayarlayabilmek.

Özellikle metropol yaşantısında bir insanın yanına gidip adres sormak bile fazlasıyla ürkütücü olabiliyor. Mesela bir erkek asla bir kadının yanına gidip adres soramaz ya da otobüste son boş yer bir erkek yanıysa bazı kadınlar oturur bazıları ise ölümüne direnir. Bu durum tabi her iki taraf içinde çok değişkenli bir yapıya sahip olduğu için binbir çeşit örnek vermek lazım ama niye bu kadar ayrı kutup olduk orası hep kafamı kurcalıyor.

İşin asıl garip gelen tarafı yolda merhaba bile diyemiyeceğiniz birinin aynı ortamda bulunmak zorunda kalıp (okul gibi) tanışma zorunluğundan tanışılmış insanlara karşı canciğer kuzu sarması kesilmesi, yapılabilecek en samimi ve abes hareketleri peşi sıra yapmasının ardından dışarıda ki herkesin sapık, hırsız, kötü kişi sıfatına büründürülmesi ve ya kendini üstün görme çabası anlam veremediğim pek çok şey içerisinde yer almaya devam edecek.

Bu konuda ki tek tezim biraz narsisizm ve egolarla yoğrulmuş günümüz insanları. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duyduğu mevzu bir yana, nasıl bu hale geldiğimiz zaman zaman düşündürüyor.

12 Temmuz 2012 Perşembe

The Oppressed - Work Together

İlk dinleyişimde komple bassları takip ettim. Basslar şarkıya çok güzel yedirilmiş gümbür gümbür arkada kalmayan bir yapısı var. Vokalin baştan beri anarşist kişiliği anlaşılıyor. Ne beklersiniz ki bir punk parçadan zaten.

Sonuç olarak müthiş eğlenceli bir parça olmuş.

Hayat bazen kısıtlayıcıdır

Kimi insanların öyle saçma hobileri var ki bunlara birşeyler parçalamakta dahil. Özellikle yurtdışında bulunan şu garaj atölyesi kafasını hep sevmişimdir. İnsanların yaratıcılığını ve el becerisini geliştirebilmesi, aynı zamanda vakit geçirebilmesi için mükemmel bir mekandır. Fakat işte güzelim ülkemizde böyle şeyler için pekte yerimiz yok.

Bir hobi üzerine gitmek istiyorsunuz ve bunu geliştirebileceğiniz alanınız yok gibi ve üzerine üstlük kimi hobiler için uçuk paralar harcamanız gerekiyor. Garip bir şekilde hobi demek aslında para demek. Burada laf aslında dönüp dolaşım biraz da para olmadan hiç mi birşey olmuyor? lafına dönüyor ama hakikaten de öyle. Para olmadan maalesef pekte birşey yapılamıyor.

En önemli hususlardan bir diğeri ise ortam. Türkiye'de herkes yeni şeylere zararlıymış, kötüymüş gözüyle bakıyor. O kabullenme ve yaygınlaşma hızlı bir şekilde olmayınca olmuyor bazı şeyler. Elinde ki şeyleri paylaşabileceğin insanlar da olmadığı sürece bazı şeyler hep rafa kaldırılıyor.

Bizim insanımız garip. Pek çok insan evde canının sıkıldığını yapacak birşey olmadığını söyler oturup ya film izler ya da iş yapar. Niye bizim insanımızın kendine ayırmak için hiç vakti yok? Bu kadar boş bir millet miyiz gerçekten?

Yeter

1.5 hafta geçti halen milletin keyfini bekliyorum. İşe alacaksınız alın artık bir zahmet zira çok sıkıldım.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Hayat bazen

Hayat bazen saçma sapan şeyler yapamıyacağımız kadar kısıtlayıcıdır. Bu konuyu yazmaya çalışıcağım.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Yabancı

Kafamı yavaş yavaş toparlarken koca bir şehir içerisinde insan yine kayboluyor. Binlerce ses içerisinde sessiz kalmak düşünüldüğü kadar dinlendirici değil aksine tahmin edilenden daha zor bir yaşam savaşından başka birşey değil. Yaşamak için mücadele vermek değil savaşmak hayatın kendisi olduğu zaman insan ondan kopmak ister.

Sadece konuştuğunuz ama tanımadığınız bir insan bazen size o kadar fazla mutlu edebilir ki onun yüzünü görmüş olmanız bile gerekmez. Birinin sizi biliyor ve anlıyor oluşunun verdiği huzuru hiç hissettiniz mi?

Hissetmediyseniz boşverin anlattıklarımın hiç birini anlayamazsınız zaten.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Kafa dinleme

Düzenide dağıttık gecenin 5'i oldu uyursam belki dinlerim biraz kafayı

Siktir git

Siktir git demek aslında bir küfürden çok fazlasıdır. Çözebilmek zordur herkes nefret eder ama sanırım bir kadın bu lafın değerini asla anlayamaz. Aslında siktir git küfür değildir.

3 Temmuz 2012 Salı

Çok şey istemiyorum

Boş boş oturmaca bir taraftan kendini geliştirmeye çalışmaca ama son yaşadığım olay yine yok artık derecesinde şansıma sıçayım dedirtecek nitelikte.

Çok şey istemiyorum. İşlerim rast gitsin sanki büyü var üzerimde bazen başka açıklama bulamıyorum.

29 Haziran 2012 Cuma

Yalnızlık ömür boyu

İşimdeki son günüm mümkünse en kısa süre içerisinde mevcut olan yerlerin birisiyle anlaşmış olurum.
Bugün yine sordum kendime yalnızlık ömür boyu mu diye.

28 Haziran 2012 Perşembe

Sabır gerek

Bütün gün oturup mal mal ekrana bakmak ve değişmeyen, sıkıcı ortamlar sanırım beni fazlasıyla kısıtladı ki hiç birşey yazamaz oldum. Birşeyler yazabilmek için bazen farklılıklar gerekir ve her bakımdan değişime az kaldığı bir sürecinde içerisinde sabırla bekliyorum.

22 Haziran 2012 Cuma

Son bir kaç

Önümde işkenceden kurtulmaya son bir hafta daha doğrusu bugünü saymazsak son 5 gün kaldı. Bu zorunlu süreçten sonra artık mevcut işimden sıyrılıp yeni yerlere doğru huzur dolu bir süreç geçireceğimi düşünüyorum.

Bu durumlar uzun zamandır kafamı oyalıyordu. Bu süreçten kurtulmakta kısmen moralimi yerine getirecektir. Biraz kafayı dinlemek kime iyi gelmez ki?

20 Haziran 2012 Çarşamba

Democratus

Türk yapımı olan pek çok şeye seve seve destek vermek isteyen bir insanımdır. Hatta beğendiğim Türk Filmlerini kesinlikle sinemada izler. Bir Türk firma oyun çıkardıysa onu mutlaka gidip orjinal alırım.
O yüzden bu süreçte de insanlara destek vermekten hoşnutluk duyarım.

"Democratus" adında yeni bir sosyal medya mecrası yaratılmış.
Aslına bakarsanız benim de çok bir fikrim yok ama denemeğe değer.

http://democratus.com/

19 Haziran 2012 Salı

Yük atayım derken

2 haftalık bir ızdırap dolu süreç artık beni bekler. Bu süreç içerisinde aynı zamanda kararlarımı da doğru yönde vermem gerekiyor.

2 hafta bir şekilde geçer de tek isteğim sonrasında huzurlu olabilmek.

18 Haziran 2012 Pazartesi

Öylesine

Öyle geçiyor günler işte. Yarın büyük gün.
Üzerimden epey bir yük atacağım muhtemelen.

15 Haziran 2012 Cuma

Reklamcı bloggerlar

"Blogun çok hoş. Benim de blogum bu..."
Diye yorum bırakan samimiyetsiz, reklamcı bloggerlar.

Bitmediniz gitti!

13 Haziran 2012 Çarşamba

Eğitim sistemi

Gündemi bloguma taşımak pek istemem ama artık bu duruma dayanamadım.

Öğrencileri resmen el kadar bebek iken okula aldıkları yetmiyormuş gibi bir de tatillerini kısacaklarmış. Galiba bunlar hiç okula gitmemiş o yazın sıcağında artık hiçbir öğrencinin gelmediğini çözemiyorlar. Neymiş efendim 674 saat daha az eğitim alıyorlarmış. Çocuklar 9 ay'lık eğitimde birşey öğrenemedi o 674 saat onları kurtaracak ya peh!..

Gençleri yarış atına döndürdükleri yetmiyormuş gibi bir de üzerine iyice kafayı yedirtecekler.

En başından beri okul yaşamının bu kadar uzun olmasına karşı olan biriyim. Bir genç 20 yaşında diplomasını almış olmalı bana kalırsa. 18-20 arasında stajda dahil olan güzel bir mesleki eğitim ile iş alanına yönelik gerçek bir başlangıçla gençler cesaretlendirilip aynı zamanda teorikte değil pratikte bilgi edinmesini sağlamaları gerek. 20 yaşına gelince de çünkü bir insan hayatını anca oturtur ama bizim insanımız tembel olduğu için 26'ya kadar okumuş babasının çok parası varsa koymaz tabi.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Parçalandıkça

Murphy peşimi bırakmadı tabi arayıp bana dönüş yapmadığını hatırlattığım yerden bugün olumsuz yanıt aldım. Bir süre daha çalışmaya devam etmek zorunda gözüküyorum artık nereye kadar giderse.

İnsan böyle zamanlar da konuşacak insan arıyor yanına fazla birşey değil yine hayatında ki herşey parçalanmış bir insanın başka neye ihtiyacı olabilir ki? Biraz da sevgiye tabi ama o tam bir hayal aslına bakarsan.

Fazlasıyla şanssız dünyaya geldim sanırım.

İşsel sıkıntılar

Aslında şunu belirtmem gerekir ki çalışmakla ilgili herhangi bir sıkıntım bulunmamakta. Zira insan çalışmayınca evde otur otur sıkılmaya başlıyor ama insanı bezdirecek bir yerde çalışmakta resmen canıma tak etti artık dedirtti gün itibariyle.

Malum yıl sonuna daha 6 ay var ve pozisyon açılması için ortalama bir 4-5 ay gerekiyor. Genel de bütün giriş çıkış dönemi bu sezona denk geliyor ve bu nedenle tek tük iş ilanına rastlıyorum. Eğer yıl sonu olsaydı kesin 1 dakika düşünmeden istifayı anında basardım ama işte...

Hakikaten resmen şu yaşadığım özellikle son 1 ay iyice işkenceye dönmüş durumda ki ben mesleğimi yapan hatta mesleğimi severek seçmiş biriyim. Yeni bir iş içinde yine mesleğim olan veritabanı yazılımları üzerinde düşünüyorum ama şuan mesleğini seven bir adam yani ben bile bu kadar soğuduysam varın siz düşünün gerisini.

Dua ediyorum bugün geçen hafta görüşmeye gittiğim yer bir an önce bugün dönüş yapsa alındığımı söylese diye.

10 Haziran 2012 Pazar

Zaman geçtikçe

Her gün biraz daha karanlığa gömülüyorum. Yine lanet eder oldum yaşadığım her güne, dinlediğim şeylerle bile var olamadığım bir dünyadayım. Kaç kişi dinler ki benim gürültülü şarkıları mı?
Yazamayacağım bugün öyle uzun uzun yemin ederim gücüm yok artık dizlerimin üzerine çöktüm bekliyorum.

9 Haziran 2012 Cumartesi

Ben karanlık adamıyım

Ben karanlık adamıyım. Her zaman akşamları daha yaratıcı olmuşumdur, daha fazla şey düşünmüşümdür. Hatta bambaşka biri olmak için bile en iyi zaman dilimidir. Güneşin çekilmeye başladığı her süre gün gittikçe güzelleşmeye başlar. Arka fonda biraz haykırış yüklü müziklerle insanı kendinden geçiren bir gün aslında o an başlar.

Bir taraftan hayatta neler için geç kaldığını neleri yaptığını ölçer tartarsın, diğer taraftan bunları tek başına düşündüğünü farkına varırsın. Aslına bakarsan karanlık bir bakıma insanın kendiyle yüzleşme biçimidir ve ondan asla kaçamazsın. Gelir seni her gün bulur. Bazen en büyük huzurun, bazen ise ızdırabındır.

Karanlık demek aslında umutlarının başlamadığı gibi tükendiğinin de en büyük kanıtı olur. Belki bu yüzdendir yaşanılan ızdıraplar ömrün bir gününün daha boşa geçmesi ve insanın bu konuda hiç birşey yapamaması.

Hayır bir insanın hayatı uğraştığı şeylerle asla dolmaz.
Bir insanın hayatını anlamlı kılan şey sadece başka bir insanın fikirlerine ve yaptıklarına değer vermesinden başka birşey olamaz.

Bu karanlık bir gün beni gömecek biliyorum.

7 Haziran 2012 Perşembe

Bok var

Evet yurtdışın da kesin bok var. Herkes birer birer gidiyor. Bir bok olmasa gitmezler çünkü. Açık ve net siktirin gidin. Arkanıza bile bakmayın. Bu kadar.

1 Haziran 2012 Cuma

Geç kalmak

Geç mi kaldım bilmiyorum ama benim için artık bazı şeyler için geç değil çok geç kaldığım düşüncesi sarmaya başladı. Karşılacağım pek çok durum beni muhakkak derinden etkileyecek ve şikayet ettiğim şeylerle muhakkak işin bir yerinde karşılaşacağım. Sırf bu yüzden ileride pişman olacağım bir hareket yapmaktan korkmuyor değilim ve yine her haltı zamanın göstereceğide aşikar.

31 Mayıs 2012 Perşembe

Konuşmak

Eskisi gibi hayata lanet eder kafaya gelmek istemiyorum ama hayatı şöyle güzelce masaya yatırmaya ihtiyacım var. Her ne kadar hiç birşeyi çözemeyecek olsamda en azından bunu istiyorum.

Electric Wizard - Scorpio Curse

Stoner metal'de yeri bambaşka olanlar

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Karmaşa


Hayat bizim çözemediğimiz kadar garipliklerle dolu şekilde ilerliyor. Aslında bizim elimizde hiç birşey yok iken yeşerttiğimiz küçük umutlarla neşeleniyoruz. Gariplikte biraz burada başlıyor. Hiç birşey aslında değişmiyor sadece ağıza çalınan bir parça baldan ibaret yaşamak istediklerin ama oysa ki sadece hayallerinde yaşadıkların ve gerçek bu kadar yakınken hayallerle yaşamak insanın hayatına huzursuzluk verecek kadar karmaşa yaratmaya yetiyor.

Kararlarınızı uygulamaya koyduğunuz da karşınızda ki insan faktörü yani sizin iradenizden bağımsız şekillenecek bir sistem devreye giriyor. Hepsi farklı reaksiyonlar alabileceğiniz bir sürü insan var. Oysa ki kimi zaman en büyük derdiniz biraz konuşmak olduğunda bile yanınıza tek bulabileceğiniz kişi bankta tek başına oturan yaşlı amca oluyor.

Etrafındakileri sürekli uzak tutan bir bünye pek çok zaman normalden fazla ilgi çekebiliyor. Biz insan denilen mahlukatın ne kadar dengesiz bir bünyeye sahip olduğunun en büyük açıklaması sanırım.
Oysa biraz ilgi bir insanı yaşatmaya yeter.
Biraz daha fazlası ise huzur verir.

Sanki gerçekleşmeyecek bir hayali kapılmak gibi tüm bunlar. Kimse hayatın da bir sefer olsun mutlu olacak diye birşey yok, bunu haketsen bile hayatın kendi kuralları var.
Sevilmek işte bu kadar imkansız, bu kadar zor.

29 Mayıs 2012 Salı

Bu kadar işte

Biraz yemek ve kahve hayat bazen bu kadar işte, istediğin kıyafetler üzerinde kısa kollu bir t-shirt incecik bir hırka. Kimse umrunda değil kulaklığın dışında ama tek yanında ki o hayata bağlayan tek şey müzik. Hiç bir hayalim ve umudum yok hayata karşı hepsi tükendiler. Tek hayatta kalma sebebim yağmurda yürürken eşlik eden müziğimdir. O da yetmeyecek birgün biliyorum. O gün zaten ben de olmayacağım.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Kısa kısa


  • Kendimi yeniden dişlerimi sıkarken buluyorum.
  • Ciddi mana da çalışmaktan hiç bu kadar sıkılmamıştım.
  • Önümüzde ki hafta izine çıkıyorum.
  • İzinden sonra Microsoft sertifika sınavlarım var.
  • Askerlik olayları yüzünden girmem gereken bir açık öğretim sınavlarım var.
  • Halen şu dönem ortasında iş görüşmesine çağıran bir yer ile karşılaşmadım tek yer haricinde.
  • Hayatım da yapmam gereken işlere gerekli önemi göstermiyormuş hissini üzerimden atamıyorum.
  • Kafam fazlasıyla dağınık toparlayamıyorum.
  • Stoner müzik dünyasının afyonudur. Net!..
  • Bir sokak festivali için jazz, blues her zaman güzeldir.

Öyle işte...

27 Mayıs 2012 Pazar

Riotgod - Crossfade

Yine çok sağlam stoner bir parça buldum. Kendileri şuan benim en büyük aşkım.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

Maceralı bir gün

Maceralı bir gün daha geçti. Önce terkedilmiş birinin yalnızlığıyla yüzyüze geldik ondan kurtulduk derken gecenin kapanışında sarhoşlarla uğraştık. Neyse ki kazasız, belasız günü kapatabildik.

24 Mayıs 2012 Perşembe

Saçmalamak

İnsan ne konuşacağına bilemediği zamanalar vardır. Oturup saçmalarken bir taraftan kafasında başka şeyler düşünür. Ne konuşacağını bilememek o kadar kötü birşeydir ki herşey bittiğin de kendini saf aptal olarak görürsün. Oysa aslında senin için her zaman ne konuştuğunun bir önemi yoktur fakat bunu karşında ki hiçbir zaman bilemez.

Susmak insanı düşüncelerin kollarına bırakır. Hayaller içerisinde gezerken mutlu kılsa da gerçekte işlerin asla öyle ilerlemeyeceğini bilmek aslında bir yıkımdır.

Saçmalamak en azından bir çabadır ama kimi zaman insanın ona bile gücü kalmıyor.

22 Mayıs 2012 Salı

Planlar

İnsan kendine plan yapınca tutamıyor galiba. Kendimi hiç zorlamayacağım diyordum şimdi 7.5 kilo ile çalışıyorum ama bu gerçekten yeterli bir kilo umarım bunun üzerine çıkmayacağım.

Fakat akşam ton balığı kadar güzel bir yiyecek yok.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Otsu yaşam

Kendi kendime ben böyle değildim diyorum. Yani kolay kolay pes etmezdim hiç birşeyden ama şuan herşeyden o kadar sıkıldım ki sırf para kazanmak adına çalışmaktan başka birşey değil yaptığım. Eskiden yaptığım işten zevk alırdım, severek ve isteyerek yapardım. Şimdi ise bir yerlere kaçabilmek için küçük anlar arıyorum.

Elimden gelen birşey olmadığı için ne kadar isteksiz de olsam haftanın beş günü gidip birşeyler yapmaya çalışıyorum. Sisteme tamamen hakim insanlar olsa belki bazı şeyleri yapmak çok daha kolay olacak ama herşey başka bölümlere dağılmış durumda biraz kimin eli kimin cebinde durumları var.

Öyle işte dilimde ki tek laf
Bu da gelir, bu da geçer.

19 Mayıs 2012 Cumartesi

17 Mayıs 2012 Perşembe

Bir akşamın boşa geçmesi

Chrome'un senkronizasyon ayarını kullanmak istedim ve hiç dikkat etmedim. O da gidip iş yerinde kullandığım sekmeler getirdi ve herşeyim uçtu.

Backuptanda dönemedim herşeyi sıfırladım mecbur.
Kabus gibi bir akşam sonlandı sonunda.

Yalan Rüzgarı

Bugün merak ettim ve baktım. Kanım dondu şerefsizim.

Wikipedia

Prosedürler

Hayatı prosedürler ile dolu bir doğrultuda yaşamak bazen oldukça sıkıcı oluyor. Prosedürlere bırakılamayacak kadar hızla ilerleyen bir yaşam döngüsü içerisinde biz insanlar herşeyi zamanın kucağına bırakıyoruz belki de onun kucağında avunmaya çalışıyoruz daha doğru bir anlatım biçimi olsa gerek.

O kadar fazla zamanı pek çok kez tek bir cümle kurmak için harcıyoruz.
Belki de hepimiz korkağın tekiyiz.

Diablo 3

Sonunda Diablo 3 elime ulaştı ama hoşuma gitmeyen iki olay oldu.
1 ay öncesinden ön sipariş vermeme rağmen oyunun çıkış tarihinden 1 gün sonra elime geçmesi ve normal fiyatından sadece 50 kuruş indirimli almış olmam.

Dün ancak kurup hesabımı aktive edebildim. En yakın boş zamanımda koreliler gibi 4 saatte bitirmeyi umuyorum.

13 Mayıs 2012 Pazar

Müziği hisset

Bazen müzikten kendimi alı koyup uyuyasım bile gelmiyor. Hele müziği yapan kişi müziğine ve seyircisine saygılıysa orada insanın duyguları daha bir perçinleniyor.

10 Mayıs 2012 Perşembe

Kısıtlamalar

Biraz daha zorlarsam sanırım iş dünyasında anarşizm adında bir kitap çıkartacağım. Gerçekten çok saçma şeyler dönüyor ve kimsenin bu gidişata dur dediği yok. Çünkü bizi koruyacak, kollayacak bir kurum yok. Şuan belki kime sorsam durumdan şikayetçi olur ama Türkiye'de ki hayat şartları ve özel sektör olduğu için kimse gıkını çıkartmaz.

Yöneticilerin interneti kısıtlaması çalışanın motivasyonunu olumsuz yönde etkiler. Ben bulduğum problemlerin cevaplarına ulaşamadığım için işin aksadığı ve uzadığını biliyorum. Aynı zamanda benin yaptığım iş yaptığım şeylerin 5-10 dakika çalışmasını beklemekle geçiyor ve bu arada iki siteye göz atamamak insanın kafasını dağıtmasının önüne geçiyor.

Kaldı ki sadece internetle kısıtlamak şimdi söyleyeceğim yanında gülünç geliyor. Artık telefonlarda yasaklanacak. Siz öyle iş yerinde laylaylom saatlerce konuşamayacaksınız. Hatta belki de mesaj bile atamayacaksınız. Telefondan nasıl olsa internete bağlanıyorum kafasına hiç girmeyeceğim.

Evet sizden ot gibi çalışmanızı istiyorlar. 8 saat at gözlükleriyle durmadan kim çalışır?
Ben diyorsanız yaşam amacınızı tekrar gözden geçirin derim.

8 Mayıs 2012 Salı

Bazen atlamak

Bazen insan gözünün önündekini göremiyor. Oysa ki karşındaki insanın gözünü oynmak yerine göstermek ne kadar güzel oluyor. Bencil olmaktan ziyade bencilce düşünebildiğimizi gösterebiliyoruz. Sanki tek zorluğu biz yaşıyormuş, biz çekiyormuş gibi davranıp duruyoruz. Karşımızda ki insanın dikkat ettiği şeyleri görmüyoruz, görmediğimiz içinde taktir edemiyoruz. Herşey zincirleme gidiyor.

Birinin önemini ve değerini çok iyi bilirsin ama nelere dikkat ettiğini insan bilemeyebiliyor ama gördüm. Küçücük bedene sığamayan kocaman bir kalp gördüm.

Ben birini tanıyorum herşeye rağmen büyük yükler taşıyan ama ne mümkün yardım edebilmek.

6 Mayıs 2012 Pazar

Bazen herşey ertelenir

- Evet. Dershaneye giden gençleri görüyorum. “şu ara âşık olamam. Hayatımın sınavına hazırlanıyorum!” diyorlar. Paparazzide boy gösteren popçu, “Yeni albüm bütün zamanımı alıyor. Hayatımda aşka yer yok” diyebiliyor. Ya da ‘ideal çift’, reklam yapmak üzere bir firmayla sözleşme imzalarken, bir yıl, en azından uluorta, başka kimseyle birlikte olmayacağına dair söz verebiliyor. Oysa ‘aşk’ derken, bu kadar hesap kitaba gelmeyen bir şeyden söz ediyoruz biz. “şimdi kaza geçirmeyeceğim, çünkü işim çok” demek gibi bir şey bu! Aşk gelir ve vurur, deprem gibi. Kariyer hesabı veya başarı hırsı için ertelenebilecek, kaçınılabilecek bir şey değil ki...


kaynak





4 Mayıs 2012 Cuma

Hayat devam ederken

Bir ilki gerçekleştirerek maddeler halinde yazacağım bu sefer.

  • Stresli 2 günden sonra sonunda tatil günü gelip dayanıyor.
  • Halen hangi telefonu alacağıma tam manasıyla karar veremedim.
  • Telefon fiyatları çok pahalı.
  • Bankalara gıcık kapıyorum her talebimi reddediyorlar sonra şubeye gidince "AAAA aslında kabul edilmesi lazım" demelerinden nefret ediyorum.
  • Cumartesi Meşhur Kanatçı Haydara gidiyorum. Ziyafet var.
  • Artık daha az bilgisayar, daha çok hayata vakit ayırıyorum.
Öyle işte hayat devam ediyor bir şekilde

1 Mayıs 2012 Salı

753.yayın ve merak

Tam tamına 753. yayın. Yazı diyemiyorum çünkü arada bir kaç tane video, resim gibi şeyler vardır
ve garip bir şekil de 370. izleyicimin kim olacağını merak ettim.

Kayboluş

Her adım sanki bir kayboluş. Herşey gün geçtikçe tükeniyor, zaman adeta ilaç olacağına damarların içinde reaksiyonu gittikçe artan zehirmişcesine benliğini ele geçiyor. Yok oluyorsun yavaş yavaş yine eskisi gibi içine çekiliyorsun derinliklere belki de bir daha çıkmamak üzere eskisinden bile hızlı ve umursamazca dönüyorsun.

Ucu bucağı belli olmayan bir yere bırakılan bir insan gibi önce etrafta birşey bulabileceğin umuduyla geziniyor sonra dizlerinin üzerine çöküyorsun. Vücudunu bıraktığın yer üzerinden gökyüzüne bakarak

"Herşey bu kadarmış" diyorsun.

30 Nisan 2012 Pazartesi

İnat

İnatçılık bir insan da bulunabilecek en kötü huylardan biridir. Çok masum gözükür aslında belki de kişi kendi burnumun dikine giderim diye bununla övünebilir ama kesinlikle kötü sonuçlar doğuran bir özelliktir.

İnatçı olmak bir insanı değişimlerden uzaklaştırır. Değişimlerden uzaklaşan bir insan daha iyisine ulaşmaktan her daim uzaktır. Bir şeyi yaparken ben bunu biliyorum demek yerine yapacağın işi hiç bilmiyormuş gibi araştırıp bilgilerini güncel tutmak ve bir adım daha öteye taşımak mümkünken inatçılık buna engel olur.

İnatçılık ile bir insanın düşüncelerine saygısızlık etmeyi de birbirine karıştırmamak gerek. Fikirleri ona empoze etmeye çalışmak, ondan bir ben daha oluşturmaya çalışmak tehlikeli ve kötü davranıştır. Karşında ki insanı olduğu gibi kabullenmeyi bilmeli insan.

Aslında inatçılığın bir çok konu ile bağı var. Önemli olan ve üzerine değinilmesi gereken kısım ise asıl olarak bir dostun senin için bir şey söylüyorsa o gerçekten senin göremediğin birşeyi görüyor demektir. Her zaman haklı çıkacak değildir ama önemli olan inadı kırmak, haklı olabileceği üzerine bir ara yol çizebilmektir.

Canım

Birine canım diyebilmek için onu kendi canından fazla seviyor olmak gerekir. O yüzdendir ki canım kelimesinin benim için yeri çok özeldir. Öyle herkese söylenmemelidir insan iki defa düşünmelidir birine canım diyecekken. Oysa günlük hayatta çok alelade hale gelmesine rağmen bence birine içten söylenebilecek en güzel yalın kelimedir. Tabi birini gerçekten canınızdan çok seviyorsanız.

29 Nisan 2012 Pazar

Boşver

Bazen hayatta herşeyi kaybedersin seni tek ayakta tutan şey olan hayallerini bile. İnsanın yaşamaktan vazgeçtiği en büyük an yine hayallerini kaybettiği an da başlar. Hep bir şekilde kendine bir sebep yaratır başlangıç yaptığını zannedersin. Hani zemin kattan daha aşşağısı olmaz ya artık o noktadan sonra çıkacağını zannedersin oysa bu işin sadece iyimserlik kısımıdır. Düştüğün yerde kalırsın ve yerinde saymaya devam edersin.

Aslında hayat o kadar boş ki hep onu doldurma çabasına giriyoruz bu yüzden. Ben ise diyorum ki bırak boş kalsın. Siktir et, boşver, koy götüne.
Ne dersen artık.
Yaşamaktan sıkılmakta denebilir.
Nasıl olsa öleceğiz.

Bıktım moda kafasından

Şu kadınların moda dışında uğraştıkları birşey yok mu?
Moda ile ilişiği olmayan ilk kadına evlenme teklif edebilirim.

28 Nisan 2012 Cumartesi

Stoner üzerine çalışma

Kısa bir stoner metal riff çalışması
Ritim hızı bilinçli olarak düşüktür. Çünkü stoner metalin en önemli özelliklerinden biridir.

26 Nisan 2012 Perşembe

Kral Paradoksu

Kral ülkenin yalancıları arasında bir yarışma açtı. "İşte bu yalan," diyebileceği bir yalan uydurana bir küp altın vadetti. Yalancılar akın akın saraya gelip yalanlarını söylediler, fakat yalanlar ne kadar akıl almaz olursa olsun kral hep, "olabilir, niye olmasın ..." gibi cevaplar veriyordu. Böylece hem eğleniyor, hem de bir küp altından olmuyordu. Derken kahramanımız elinde boş bir küple huzura çıktı ve konuştu: "-Rahmetli dedeniz bir savaşa çıkacaktı, ancak o günlerde hazinede yeterli para yoktu. Dedeniz dedemden bu küple bir küp altın borç aldı ve 'bu borcumu torunum torununa ödeyecek,' diye söz verdi. Şimdi, dedenizin borcunu bana ödemeniz için buraya geldim." Kral, "işte bu kuyruklu bir yalan!" deyince adam, "o halde ödülümü alayım," dedi. Kral, "ımm şeyy doğru da olabilir" deyince adam, "o halde borcunuzu ödeyin" dedi.

Alıntıdır

İstatistikler ile biz

Bu kesim muhtemelen pek çok şeyden habersiz yaşıyor. Bu kesimin büyük bir kitlesini "Ben anlamam evladım" diyen orta yaş üzeri kesim oluşturduğunu düşünüyorum.


Eveeeet gel gelelim en önemli şeye tabi ki TV insanlar hayatını resmen bunun önünde çürütüyor. En kötü yanı öğretici hiçbir şey olmaması ve beyin fonksiyonlarını çok fazla düşürüyor olması. Yazık bu insanlara gerçekten.


Tam Türk filmi usulü gibi geldi bu grafik. Pembe panjurlu evler, boy boy çocuklar filan.


Benim için en önemli grafikte budur. Madem %2.8 kişi mutsuzum hatta çok mutsuzum diyebiliyor. O zaman Halil Sezai nasıl patlama yaptı sorarım ben bu insanlara. Demek ki halkın en az %50 'si yalan söylüyor diye bir istatistik çıkarmak hiçte saçma olmaz. 


Baskılı şeyler okumak günümüzde o kadar zorlaştı ki hiç kategorisine girmem gayet olası aslında ve sadece kitap ile sınırlandırıldığı için böyle bir olay bana kalırsa komik.


İşte Türk kasının gerçek sebebi de tam olarak budur. Gerçi biz spor yapıyoruz da ne oluyor diyeceğim de onu da ileride göreceğiz.




24 Nisan 2012 Salı

Sil baştan


Aslında hepimizin hayat ile bir alıp veremediği var fakat kimi zaman alınıyoruz kimi zaman umursamıyoruz. Zaten hayat dediğimiz şey değişimlerle dolu garip bir olgu. Bazen diyorum ki insanlar değişmese daha iyi olabilirmiş. Bütün karar mekanizmasının ilk gün ki kadar yerli yerinde kalması insanlar için niye bu kadar zor algılarım asla buna ulaşamayacak sanırım.

Geçmiş olgusundan her geçen gün biraz daha nefret ediyorum. Bazen durup bir kaç saat öncesine dahi gitmek istemiyorum. İnsanlar o kadar berbat bir değişime itiyor ki anlatmak gerçekten zor. İnsanlar da doğanın bir parçası olarak yaşadığı olaylar doğrultusunda savunma mekanizmasını geliştiriyor haliyle bu da aslında öyle bir mekanizmanın ürünü.

Seneler geçiyor insanların geçmiş hesapları gittikçe kabarıyor, belki de sırf kendi verdiği yanlış kararlar bu yükün artmasına sebep oluyor resmen hamallığını yapar hale geliyorlar. Tam bu nokta da asıl mevzu es geçtikleri kendi hayatlarının yanında başka insanları da beraberlerinde götürmeleri ki işin en can alıcı yanı burasıdır. Bir insan ile belki 1 ay önce başka şeyler konuşabiliyorken diğer ay yaşadıkları sonucunda oynayan bir zemine inşaat yapmak ve onu ayakta tutmak fazlasıyla sağlıksız.

Her geçen gün insanlar bunun için uğraşıyorlar farkında olmasakta pek çok kişi başarısız oluyor. Hayata sil baştan başlamak gerekebilir yoksa sepette ki tek bir çürük elma sepete yeni eklenecek her elmayı da elbet bir zaman sonra çürütür. Tabi kimi insan yalnız yaşamak ister bu onun seçimi diyeceğim ama yaradılış olarak asla mümkün olmayan birşeydir.

Seneler geçtikçe yükün artması ve insanlarla iletişimin zorlaşması gerçekten çok kötü bir olay.


Serbest yaşam

Son zamanlar da ne kadar kısıtlandığım konusunu haftasonları her seferinde biraz daha hisseder oldum. Kıyafet zorunluluğu her zaman en nefret ettiğim şeylerden biriydi oysa ama belki fikrimin değişebileceğini işlerinde biraz olsun standarta oturacağını düşünmüştüm ama gerçektende halen böyle birşeyin ne kadar lüzumsuz olduğunu tekrar gördüm. Mesleğim aslında rahat hareket edebilme imkanı sunuyor çünkü kullanıcı ile asla yüzyüze gelmiyorsun bu da beraberinde fazlasıyla bir rahatlık getiriyor. Yani eğer ben istiyorsam işimi sokakta herhangi bir yerde bağlandığım internet aracılığıyla da görebiliyor olmam lazım ki yapmadığım iş değildi. Hayat biraz böyle esnek olmalı. Hele ki cıvıl cıvıl yaz günlerinde bir bina için tıkılı kalmak motivasyonu da her daim olumsuz etkiliyor bu çok ciddi bir gerçek. Fazla birşey değil eskisi gibi ince bir kirli sakal ve rahat kıyafetler, rahat ayakkabılar istiyorum. Sadece işimi yaparken özgür olmak istiyorum.

22 Nisan 2012 Pazar

Zaman öldürmek

Bir haftasonunu daha katlettik. Sanırım haftanın en güzel yani 4 gün çalışıyor olmak olacak. Tek iyi şeyin bu olduğunu söyleyebilirim

Mim 27

1.Mesleğin seni mutlu ediyor mu? Zaten 14 yaşından beri program yazdığımdan dolayı fazlasıyla mutlu ediyor.

2.Dilediğin meslek miydi? Evet 8 yaşından beri istiyordum.

3.Yalnız mı ilişkide mi yaşamayı tercih ediyorsun? Yalnızlık Allah'a mahsustur diyorum.

4.Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin?Dürüst ol Yalan söylemek işleri her zaman karıştırır ve bozar. O yüzden hep doğruyu söylerim. Bir şeyi bozduysan bile bozdum demeyi bilmek lazım.

5.Yabancı dil konuşuyor musun? İngilizce denebilir ama konuştuğum söylenemez. Sevmiyorum zaten tamamen mecburiyet.

6.Rüyandaki evde oturuyor musun?Taşınmak ya da yurt dışına gitmek istiyor musun? Rüyamda ki ev değil fakat konum olarak çok güzel bir yerde oturuyorum. Yurt dışına bırak taşınmayı seyahate bile gitmek istemiyorum.

7.Mobilya değiştirmeyi seviyor musun?  Her zaman iyisini bir sefer alma taraftarıyım sonrasında da değişiklik pek söz konusu olmaz.

8.Çevreye hayvan korumaya hiç katkın var mı?  Hayvanları severim ama ekstra bir katkım yok. Doğal şartlarında yaşamaları taraftarıyım.

11.Loto veya benzeri şans oyunu oynar mısın? Uzun bir süredir hiç oynamıyorum. Bazen gözüme takılırsa piyango bileti alırım öylesine.