31 Aralık 2011 Cumartesi

Büyücü

Nefes aldığını bildiğin halde hiç yoktan ulaşamamak o kadar zor ki, bazen nasıl sabretmem gerektiği konusunda ne mantığım kalıyor ne de hislerim. Küçük bir an içerisinde herşey paramparça oluyor. Sanki bir koku doluyor ciğerlerime o an, yanımda bir sıcaklık beliriyor biraz olsun rahatlıyorum. Sırtım herşeye rağmen sıcak kalacak bunu adım gibi biliyorum ve hissediyorum.

Öylece otururken sürekli birşeyleri kontrol etme iç güdüsü kazandığımı farkettim. Ne tarafa baksam artık hiç birşey bana eskisi gibi soğukluk ve boşluk hissini vermediğini aksine oralarda hep aynı adeta kusurusuz bir silüeti görüyordum. Çünkü dünya üzerinde böyle birisi olmadığına dair olan fikirlerim yerle bir olmuştu ve işin garibi benim fikirlerimi kimse yıkamazken ilk defa yıkıldığını görmek hemde böyle güzel bir şekilde meğer şans arada herkese gülermişte ben bunu bilmiyormuşum.

Ben o günden bu yana hiç inancımı kaybetmedim. Benim için hiç kötü birşey olmadı, hep daha iyi şeyler oldu. Bu denli pozitif düşünebileceğim bile bu zamana kadar aklımın ucundan geçmezdi. Ne de bazı çok basit gibi görünen şeyleri dile getirmek için buzların eriyeceğine. Oysa ki daha önce hiç eriyemeyen buzları nasıl eridiğini anlamazken sadece bakıyordum. Sadece baktım ve bazı şeylerin artık yetersiz kaldığını düşünürken yenilerini aradım. Nasıl bir heyecan sardıysa artık hiç o kadar ısınmamıştım.

Sanki bir büyücü gibi çok sayıda insanın yapamadığı sayılamayacak fazlalıkta şeyi nasıl yaptığını hayretler içerisinde izlerken farkettim ki hayatta herşey sırasıyla anlam kazanmaya başlamış. Hiç bilmezdim ben bu kadar güzel bir güne nasıl uyanılır ya da nasıl mışıl mışıl uyunurmuş. Avrupadan - Anadolu yakasına geçmek hiç bu kadar anlamlı olmamıştı ya da yürünen o yollar kısa süre önceye kadar sadece bitmek bilmeyen, asfalttan öteye geçmeyen şeylerdi. Yaşamak, nefes almak dahi hiç bu kadar anlam kazanmamıştı.

Mutluluklar kadar yanımda oldukça mutsuzluğa dahi var olabileceğim birini tanıyorum.

29 Aralık 2011 Perşembe

Herşey kısacık

Hayat herşeye rağmen son sürat devam ederken insanın aklına düşen bazı şeylerin sonlanması ya da daha doğrusu kesinleşmesi inanılmaz derecede rahat hareket edilmesine zemin hazırlıyor. Tabi o düşündüğünüz eski tarihler gözünüzün önüne geldiğinde anlıyorsunuz ki aradan çookça bir zaman gelmiş geçmiş ve yine artık ne kadar rahat hareket eder olduğunuzu farkediyorsunuz.

Çünkü artık hayat muhasebesi yapmıyorum bazı küçük şeyler dışında, belki de bir sonraki nefesi alıp verebileceğimizi bilmediğimdendir. Onca zaman ne kadar çabuk geçti ben herşeyi kafama takarken herşeyin ne kadar boş ve gereksiz aynı zamanda benim düşüncelerimle değişemeyeceğini anlayacak kadar adeta boyut değiştirmiştim.

Şimdi ise sanki önümde ki zamanlar su gibi akıp gidecekmiş ve ben başından beri hayal ettiğim o bütünlüğe doyamayacakmışım hissi beni ara sıra ürpertiyor ama mecburiyetten saatimin tiktaklarını dinliyorum. Hayatta herşeyin bir yoluna girdiği gibi bununda gireceğini düşünmekten başka şansım yok aksi taktirde görüp görmediğim bir çok şeyi baltalamaktan öteye gitmeyecektir bu amaçsız boşluk.

Kendimi yeniden tanıyorum, adeta yeniden doğmuş gibi bir his sarıyor bir çok zaman şu bulunduğumuz bir kaç küçük aylık dönemde. Hayatım öylesine değişti ki işime kadar herşeyimle farklı bir ben sanki. O yüzden ara ara bakıyorum kendime eskiden neler yapardım şimdi ne yapıyorum diye de bana hiç birşey değişmiyormuş gibi gelsede farkediyorum ki aslında çok şey değişmiş.

25 Aralık 2011 Pazar

Aslında buralardayım öyle boş boş bakıyorumda etrafa istediğim gibi yazamıyorum. Monotonluk yerini telaşlara bırakıyor oradan oraya koşturup duruyorsun. Hiç birşeyin ucu bucağı belli olmayan bir yerde sadece elindekini yapmak ile mesulsun. Elindekiler seni ya bir adım öteye taşıyacaktır ya da hiçbirşey kazandırmayacaktır, bunu zaman gösterecek tabi ki ama artık hayal dünyası yerine somut şeylerin üzerinden anı yaşamanın daha çok kazanç getireceği gözüküyor. Aksi taktirde insan çöl üzerinde nereye gittiğini bilmeyen bir otomobil sürücüsü gibi gezip durur.

16 Aralık 2011 Cuma

Uçuk şeyler

Hayatta ne kadar uçuk şeyler varsa onlara merak sarıp ilgileniyorum. Alayı boş iş, hatta genel kültür deseniz bile senede anca denk gelipte 1-2 kez konuşabileceğiniz mevzular ama onları keşfetmek acayip bir haz veriyor. Hani dünyanın başka bir tarafına geçip uzaylıymışcasına işte bu insanlar dünyayı gördükleri gibi zannediyorlar diyorsun.

En basit örnekle bir müzik türüyle tanıştım tam böyle dinlerken bir ara kayış kopacak herhalde diyorum.

Tür: Dark ambient

15 Aralık 2011 Perşembe

Karanlık ortam

Yine başladı sıradanlaşan günler geçidi. Aslında rahat geçiyordu günler kafam boş ve huzurlu hatta mutlu olmaya yetebilecek kadar şey tutuyordum avuçlarımda, sonra hızla yürürken farkettim ki aslında elimde bulunanlar aslında katı değil sıvıymış. Her geçen dakika biraz daha azalmış elimdekiler ve tükensede ben halen elimde arta kalanlarla korumaya çalışıyorum sükunetimi.

Kafamın rahat olduğu günleri kâr bilip biraz gezeyim bulursam bir kaç kişi birazda oturup anlatayım istedim. Ama oturduğumda içime oturan şeylerin yerinden kalkmadığını farkettim. Hayatın bana sunduğu gidişatla aslında biraz daha ağırlaşmıştı. Biraz daha boş kafa bir adam olmuştum. Birşeyler anlatıyorum sürekli çenem çalışıyordu ama kimi zaman ne konuştuğumu belki benimde bilmediğim bir hayatın içerindeydim.

Etrafıma bakıyordum şöylece o an seslerin tümünü algılayabiliyordum. Dünya etrafında ot çekmişcesine dönüp, dalgalanırken sesler de net olmasada insanların birşeyler paylaştığını anlamaya yetecek kadar duyabiliyordun. Aslında basit bir kuru gürültü gibi geliyordu ama seni bir olguya bağlıyordu ve o olguyu yaşayan değil yaşatan olmak istiyordum. Fakat sadece kendimi kandırabilecek kadar başarabiliyordum.

Uzatırsın eline ileriye doğru ve kimileri o kadar paylaşımsızdır ki havada asılı kalırsın, öylece durur beklersin. Oysa ki insanlar dışlarına vurdukları şeyleri dahi paylaşamaz olmuşlar. En safı bile sadece savurgan bir istekten başka birşey değil. Aslında hiç biri gerçek değiller koca bir gölge, ilizyon ve sahtelik örneğinden ibaret tüm görünenler. Tüm bu büyülü şeyler akıp geçerken bir an nerede olduğunun farkında olmadığını görüyorsun.

Aslında ne başlayabilmişsin ne de bitirişi yapabilmişsin. Halen iki yollu ucsuz bucaksız iki yolun ortasında öylece kafan önünde düşünüyorsun. Yolların nereye çıktığını bilmediğinden mantığını kullanamıyorsun. Geri dönüşü olmayan bir yerdesin ve tamamen hislerinden yola çıkarak bir yolu seçmen gerekiyor. LANET OLSUN. BEN DAHA FAZLA OYNAMAK İSTEMİYORUM!..

Ses sadece etrafta yankılanıp kulağına yine uğultusu geliyor. Yine yalnızsın ve girdiğin yol ve nereye gideceğin her zaman olduğu gibi umrunda değil. Belki de yol bile yok, her yer karanlık, sonsuzluğa doğru bir yolculuk içerisindesin ansızın.


11 Aralık 2011 Pazar

İnsanın kendi olması

Özellikle son zamanlarda iyice gözüme batan alıntılama olayından bahsedeceğim. Tamam çok güzel sözler söylemiş insanlar olabilir, bunlar çok hoşuna gidiyorda olabilir ama bunları sürekli olarak kendi cümlelerinin yerine koyman ve başkalarının cümlelerinden başka paylaşabilecek nadir şeylerin olması insanın kendi olmadığı hep birşeylerin ardından baktığı izlenimi yaratıyor.

Bir satırlık kısa bir cümle öbeğini yazmaktansa önemli olan onun sana hissettirdiklerini açıklayabilmendir. O zaman kendinsindir, başkalaşmamışsındır.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Anne siteleri

Kızınızın nerede olduğunu mu merak ediyorsunuz? Size söylemeyecek kadar şımarttınız mı?
Kolayı var. Formsquare'e üye yapın zaten kendini ispat etmek için her dakika yerini paylaşacaktır.

Kızınızın kimlerle arkadaşlık yaptığını ve ya erkek arkadaşını mı merak ediyorsunuz?
Kolayı var. Facebooktan fotoğraf ve statuslerinden kolayca anlayabilirsiniz.

Kızınız hakkında merak ettikleriniz mi var?
Kolayı var. Formspring üzerinden istediğinizi sorun, öğrenin.


Böyle kendini ispat etme budalalığı üzerine kurulmuş leş bir nesil işte...
Biz dayak yedik onlar yemesin diye ipin ucu kaçırılmış, kendini ancak klavye başında ispat çabasına düşmüş, yaptığının önemi yerine göstereceklerinin önemini düşünecek kadar kişiliğini bile hiçe saymış bir nesil.

HayatBir.gif

HayatBir.gif isimli yeni blogum; Amaç yazım ve paylaşımlarımla yayına başlamış bulunuyor.

Canı sıkılan herkesi beklerim günlük 2-3 paylaşım yapmayı planlıyorum.


Buradan

9 Aralık 2011 Cuma

Laf sokma platformu

Facebook üzerinden insanların yüzüne söyleyemedikleri şeyleri imalı laflarla insanlara giydirmeleri gerçekten çok gülünç duruyor. Zaten insanlarda ki bu birbirini huzursuz, mutsuz etmek, yerin dibine sokma çabalarına hiç anlam veremiyorum. Bütün insanlık bu şekilde kafayı yemiş olamaz!..

Ayrıca yaşanılan şeyler neden bu kadar ayyuka çıkartarak hem kendini, hem de karşısındaki insanı bir o kadar küçük düşürür orasıda işin ayrı bir bölümünü oluşturuyor. Özel hayata saygısızlık gibi...

Ve insanların diğer insanlarla uğraşmasını boş kafalara, boş zamana, boş işlerle uğraşanların işidir diyerek yazıyı sonlandırıyorum.

Yılbaşında sövmece

Yine yılbaşı geliyor ve sosyal medyada da böyle çam ağaçlı resimlerle konular açılacak.
Tiksiniyorum şu özentilikten, özentilik diyorum çünkü büyük oranda dini inancı o yönde olmadığı halde onların adetlerini yerine getirenlere anca bu sıfatla yaklaşılır diye düşünüyorum.

Yeni yıl iyi dilekler, beklentiler içerebilir ve o güne geceye özel farklı birşeyler yapmak istenebilir. Gayet normal karşılanır bir durum fakat günümüzde dışarı çıkarsan milletle itiş-tepiş ortamlarda ve ya mekanın birinde kazık yerken girmek ne kadar akıllıca onuda bilemiyorum.

Ayrıca her sene olduğu gibi bir sene daha yaşlanıyoruz. Siz neyin kafasındasınız?

Kadınlar

Bütün kadınların kilo takıntısı vardır.
Demek ki kadınlar obsesiftir.
Yani hepsi ruh hastası.

8 Aralık 2011 Perşembe

Sinir oluyor insan

Yaklaşık 1,5 senelik bir dönemdir vücudumu geliştirdiğim içindir ki tam bu t-shirt'ü giymek istiyorum diye üzerime geçirdiğimde omuz kısımlarının patlamak üzere olup t-shirt'ün vücudumu sardığını görünce fırlatıp atıyorum. İşte en kötü tarafıda o gün isteyipte giyememek, yoksa t-shirt dediğin nedir ki 40-50 TL bayılmadığım için gayet içindir ki rahat rahat atarım.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Thrown to the Sun - Burning Circle

Oysa yanıldım

Hep birşeyleri düzeltebildiğimi en azından çalıştığımı düşünürdüm ama hep yanılıyormuşum galiba. İnsan başından beri ne hissetmek isterse onu hissediyormuş. Ben başından beri kaybetmişim.
Hırs, mücadele hayatta çoğu şey değiştirmek için yeterli gözüküyor. Hatta mucize adam Steve Jobs'ın bile hayatında neler başarabildiğini görüyorum. Fakat iş bu durum bir insan olunca hiç birşey farketmiyormuş.

Tek istediğim hayata gerçek bir başlangıç yapabilmekti, yerine getirmek üzere uğrunda uğraştığım tek şeydi. Artık hiç olmadığım kadar yorgunum, hiç olmadığım kadar inandığım şey uğruna yordum kendimi, hiç olumsuz düşünmemiştim, karamsar değildim olmamayı öğrenmiştim. Ama meğer hayat benim için bahsettiğim basit şarapçılardan öte değilmiş. Yalnız değilsin yanında şişelerin var fazlası olsa olsa yatacak sıcak bir yatak.

4 Aralık 2011 Pazar

Duman

Kafam o kadar dumanlı ki üst üste gelen şeyler yüzünden şöyle güzel bir yürüyüşe çıksam uçar gider belki de ne varsa. Tabi herşeyden ayrı tuttuğum özlem var bir de...

2 Aralık 2011 Cuma

İşsizlik

Artık eski çalıştığım yer ile resmi olarak ilişiğim kesildi. Sadece halen alacaklarımı beklemeteyim. Bugün 9. günü dolduruyorum boş boş oturduğum ama içimde halen çalışma hevesi var. Bu kadar tatil bana bir hayli yetti.

Diğer taraftan şuan farkediyorum hayatım o kadar renklendi ki sanki koskocaman bir hayatı şu 9 gün içerisinde konsantre şekilde almış gibiyim. Adeta şansım döndü. Tam kulaklığım bozulmak üzereyken %30'a varan bir kampanya ile kulaklığımı tekrar alabilmem. Sanki artık her şeye biraz daha ılımlı bakıyorum. Belki de biraz daha cesaretlendim içimden birinin gittiğinde yenisinin gelebileceğine dair, olmaz denilenlerin olduğuna dair hisler doldurdu.

Ama şuan için herşey birer karmaşada olsa sonu nasıl biterse bitsin asla üzülmeyeceğim kararlar aldım. 80 yaşımızda dahi olsak halen nefes alıp veriyorsak hayat devam ediyor demektir ve onu bekletmek olmaz.