21 Ağustos 2011 Pazar

Ya başından başlar ya da hiç...

Değişim eğer başlıyacaksa ya ilk saniyelerinden kendini belli eder senin etrafındaki hiç bir şeye dikkat edemiyeceğin akıcılıkta gerçekleşir. Tam aksine hep birşeyleri bekliyorsan sadece beklemeye devam edersin.

Peki ne gerekli değişim için? Sadece doğru yer, doğru zaman yani Şans!

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Ben kimim ki

Fikir üretmekten ve uygulamaktan öteye gidemeyen biri...
Hayatı ilerletiyor gibi görünüp yerinde saymak da denilebilir.
Gerçi hayat herkese herşeyi sunacak diye bir garantisi yok.
Ama insanlarında elde edemediği halde hayatını sürderecek diye.

ya da kendini herşeyden yalıtmış olan halüsünasyonlar içerisinde dolaşan bir kafa olabilir.

19 Ağustos 2011 Cuma

Ayakkabı bağlarını sıkarsanız

Sabah başınıza komik olaylar gelmesi olasıdır. Bu sabah benim başıma gelen gibi.
Bağları biraz sıktım diye ayakkabı ayağıma girmedi 15 dakika kapıda onları açmakla uğraştım resmen.

Yalnız ayakkabıdaki esnekliğede şaşmak gerekir. Bağları sıkınca ayağınıza girmeyen ayakkabı nasıl bir forma sahiptir.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Taksim ve berbat yönetimi

Ben siyaset yapmayı sevmem. Çünkü bana, benliğime, ruhuma birşey kattığını düşünmem. Sonuçta işin içerisinde oynatamayacağımız taşlar üzerinden konuşmak pekte hoşuma gitmiyor. Realist bir insan olmamdan kaynaklı birazda. Fakat artık gözümün önünde istiklâl caddesinin içine edilmesin gönlüm el vermiyor.

Evet beyoğlunda oturan biri olarak oyumu Misbah Demircan'a vermediğim için binlerce kez şükrediyorum. Neden mi? Çünkü istiklâl caddesinden bir şeyler yapmaktan başka hiç birşey yapmıyor. Eskiden 2 senede bir de olsa şu asfalt dökülen, düzenleme yapılan yollar geldiğinden beri aynı berbat şekilde. Daha sayılabilecek bir sürü şey herşey rezalet.

Durum İstiklâl caddesine gelince orada da durum farksız.

  • Günün ortasında dükkanların çöplerini caddenin ortasına koymasına izin vermek
  • Arnavut kaldırımlarını söktürüp yerine şuan paramparça olmuş her yerinden su fışkıran iğrenç kaldırımları yaptırması ve halen bunun üzerinde doğru dürüst bir çalışma yapmıyor oluşu.
  • Çıkmaz sokaklardaki sandalyaleri kaldırmaları. Adı üzerinde çıkmaz sokak ve bunu güzelleştirmek adına yapıyormuşşşş.
  • Şimdi birde gürültüyü(!) önleyecekmiş. Yani sokak sanatçılarına izin vermeyecekmiş. Bunu okul okumamış biri söylese güler geçeriz ama böylesine ne denir bilemiyorum.
Eğer eylem düzenleyecek olsalar elektromu amfimi hiç yüksünmeden, düşünmeden alıp giderim. O zaman gürültü neymiş görsün. Sayın belediye başkanımız.

16 Ağustos 2011 Salı

Gitar insanlar gibidir

Önce sevmen gerek. Hangisini satın alacağını bilmen gerek. Onu nasıl ayarlayacağını ve bakımını yapacağını.
En önemlisi ondan güzel sesler çıkarmak için nerelere dokunacağını bilmen gerekli. Asla bir amatör gibi penanı tellerin içine sokup sertçe çekmemen bir ipek kumaş üzerinde dolaşıyormuşçasına üzerinde gezinmen gerek sana daha az direnç göstermesi için, daha iyi çalabilmek için.

Zaman gerekli öğrenmek için hiç olmadığı kadar sabır ve azim gerekli. Sevgi gerekli ve o sevgiyle her bir perdesini temizleyebilmek. Peki biz insanlara ne kadar zaman, sabır ve bazı şeyler için azim harcıyoruz?

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Rüyalarda kalsam

Bu sabaha karşı yaşadığım gibi hiç dönmesem ne varsa orada yaşasam. Herşeyi hatırlıyorum, biliyorum. Çünkü bunu ben istedim ama karşıma kimi çıkacağını ben belirlemiyorum. Buna rağmen sanırım hayatım boyunca yaşamadığım ve yaşama ihtimalimin düşük olduğu süper bir yaşamdı. Tek istediğimdi birine saatlerce bakıp onda kaybolmak.

Ne vardı yani uyanmasam. Sabah o moda takıntılı herifin takım üzerine taktığı gözlüğü götüne sokmak isteme hissi uyanmazdı ya da kendilerini dünyanın merkezi zanneden kadınlara herkesin yol vericeğini ve ben bunlarla biraz daha duruma sinirlenip. Biraz daha electric wizard dinlemek zorunda kalmazdım.

Durum böyle olunca insan uzun bir süre uyumak istiyor. Bilincini yarı açık halde bırakıp yaşam içerisindeki yaşayamadıklarını, yaşamak istiyor. Sen ne kadar da duruma dirensen, hayat olması gereken olmayınca mutlu olamayacağını rüyalar aleminde bile gösteriyor.

Aslında insan sadece yanına birini istiyor.

11 Ağustos 2011 Perşembe

İşten dönüş

Bu süre içerisinde de ıslanmayaydık iyiydi hani. Resmen huzur bürüdü dört bir yanımı hava değişimiyle.

Can sıkıntısına oyalamaca

Bakalım daha hızlı kelime yazanlar var mı?
Denemek için;

http://turkish-speedtest.10-fast-fingers.com/

59 words

Hava süper lan!..

Evet tepkim aynen budur. Bu kadar güzel bir hava olabilir mi?
Serin ama kısakolluyla deli dana gibi yürünebilecek müthiş bir hava. Toz gibi de insanı hiç rahatsız etmeyen bir yağmur var.

Vallaha mirkelam gibi çıkıp koşasım geldi.

Bu yüzden her gece beeeen...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Yok arkadaşım

Vallaha yok. Bu moda illeti yüzünden adidas-nike gibi ayakkabı üreticiler dandik mi dandik modeller üretmeye başlamış. Bir tane ayağa sokulacak modeli yok.

İnsan mecbur alternatif markalara kayıyor. İlk iş vans deniyeceğim. Bir sürü güzel renk ve desende modelleri var. Beğenirsem bundan sonra protesto bu büyük markalara.

Tabi converse'inde piyasanın içine edip insanları düz taban olmaya itmesi hakkında daha fazla yorum bile yapmak istemiyorum. 2 günde patlayan bir ayakkabıya niye o kadar para verilir anlamam, etmem.

7 Ağustos 2011 Pazar

ergenizm

Yeni akım siz hiç duymadınız mı? Günümüz gençliğinin süper bir kozu. Ayrıca bunun yanında bir deprasyonlar, buhranlarıda var. Onlar genç yaşlarında o kadar çok şeye mağruz kalıyorlar ki zavallılar ne yapıcağını şaşırıyorlar. He tabi birde alamadıkları o pahalı ayakkabılar, gidemedikleri etkinlikler. Hayat gerçekten zor.

Böyle bir toplum modeli olduk. Ailenin büyüklerinden uzakta yetiştirilen, TV karşısında bolca vakit geçirip onların bize gösterdikleri hayatlara özenen, para ya da aşktan ibaret olan hayatlar. Kısacası çöp yaşamlar.

Düşünsenize ecdadımız dediğimiz Fatih Sultan Mehmet 12 yaşında tahta çıkıyor ve 18 yaşında İstanbul'u feth ediyor. Bizim buradaki çocuklar 13-15 yaşında bir markete gidip alışveriş yapmayı beceremiyor. İki lafı bir araya getiremiyor. Hiç bir halta yaramıyor. Her dediği yapılan hayatlarında hiç hayır denmemiş bir nesil çıkıyor. İlk hayırı hayattan duyduklarında ise deprasyona giriyorlar. Çünkü küçüklüğünde ona hiç hayır denmemiş. Her istediği şeyi elde etmiş.

Soruyoum size bu kadar küçük yaşlarda tahta oturan insanların ergenlik dönemi yokmuymuş? Peki anne ve babalarımızın ergenlik dönemleri yokmuymuş? Niye bunlardan öyle birşey duymuyoruz hiç?

Dayakçı bir zihniyetle yetiştirildi bundan önceki nesil. Dayağı savunacak bir halim yok ama o nesil bir bavula eşyasını doldurup iki kuruş parayla Almanya'ya gitti iş sahibi oldu ailesini zengin etti. İstanbula gitti hayatını kazandı. Ankaraya gitti memur oldu üst düzeylere yerleşti. Peki ya şimdi o her dediğine hayır demediğimiz, üzerine titrediğimiz gençler, onlar varya bakkalın yolunu, ekmeğin fiyatını bilmezler. Şurada şuraya gidip iki ekmek almaya aciz ve pısırık yetiştiriliyorlar. Öz güvensiz yetiştiriliyorlar. Onu yapamaz, bunu yapamaz, aman çocuğun üzerine gitmeyin diye.

Anne, baba çocuğuyla arkadaş oluyor. Peki o zaman bu çocuğun anne, babası kim? Anlaşmak mutlaka önemli ama özellikle baba denilen kişi otoriter olmalıdır. O dünyanın en güçlü insanı olmalıdır.

Çocuk eve gelir, odaya geçer. Elindeki telefonda 10.000 mesaj 1 haftada bitirilir. Bilgisayar başında facebooktan ya da benzeri sosyal paylaşım sitelerinin başından kalkılmaz. Bunun adıda sosyalleşme, sosyal iletişim olur. Gerçekte suratını bile görmediğiniz bir insan ile konuşmanın neresi sosyal iletişim olabilir ki? Ayrıca bunu yaparken herşeyden aciz büyüyen o çocuk kişinin karşısına çıkınca iki kelimeyi bir araya getiremeyen pısırık insan modelinden öteye gidemiyor.

Ailelerin karşı çıkmadığı popülerizm bir diğer adıyla modernizm diye bize çatır çatır yedirdikleri şeyler sayesinde çocuklar ders bile birbirleriyle mesajlaşıp aşktan başka birşey düşünmüyor, yazmıyor, konuşmuyor. Böyle saçma bir ergenlik denilen olayın içerisinde serbestçe top koşturuyor gençler. Elde edemediği zaman deprasyon denilen şeyin içerisine giriyor. Nedense bizim annelerimiz, babalarımız deprasyona hiç girmemişler. Çok garip değil mi?

Bu nesilin bir kısımı büyüdü ve ne oldu biliyor musunuz? Açıkça söyliyeyim. Şu blog yazarlarının çıkardığı kitaplar. Evet dizüstü edebiyatının çıkardığı kitaplar. Sorarım size içerisinde ilişkilerden başka hangi konu var?
Peki lanet popülerizm yüzünden revaştalar mı?


Hem de nasıl!..

4 Ağustos 2011 Perşembe

Ne kadar istersen iste

Bir insan mutlu olmak istesede başarılı olamayabiliyor. Sonuçta kendini izole ederek mutlu olmaya çalışıyorsun. Farklı uğraşlar buluyorsun vakit geçiriyorsun ama bunlar insanı mutlu etmeye yetiyor mu?..



Hayır!

2 Ağustos 2011 Salı

Hep böyle kalıcak

Bir tarafta yoluna giren işler, diğer tarafta her zaman ki gibi askıda kalanlar ve kalıcaklar. Her zaman dediğim gibi o iş insanın kendi iradesi altındaysa bir şekilde başarıya ulaşabiliyor. Fakat araya başkasının iradeside giriyorsa o zaman iki taraflı bir teraziyi dengede tutmaya çalışmak gerektir ki bu gayet zor. Bazen dengeyi bulsan dahi kabul görmezsin.

Hep bir şeyler düzelirken, diğer taraf berbat gidecektir. Tek yol kendini avutmaktan geçiyor olsa gerek. Basit bir kaç züürt tesellisi savurursun etrafa böyle mutlu olduğunu yalanını söylersin insanlara ve her sorana iyiyim dersin. Belki de sırf insanlar çözemeyecekleri sorunlar için seni biraz daha boğmasın diyedir. Bu zamana kadar ne kadar yardım ettikleri muamma çünkü bu problemde onların iradeleri dışında.

Bir insan neden etkilenir peki?

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Ne kadar fazla

Death metal grubu varmış. Ben de şaştım kaldım. Youtube'dan bir tanesini dinlemeye kalktığında sağ frame'den farklı grupların ardı arkası kesilmiyor.

Ama en çokta şunu beğendim

Veee bitti

Sonunda arkadaş ya, sonunda 3 senelik iş hayatımı taçlandırmak için adım adım ilerlediğim güne biraz zor olsa da ulaştım. Bugün mezuniyet işlemleri halletmek üzere Ankara'daydım. Bütün kağıdı bina bina dolaşıp imzalattım ve öğrenci kimliğimle teslim ettim. Kadının bana 3 hafta sonra gelin demesiyle birlikte bitti dedim, sonunda bitti. Çünkü okula ilk girdiğim sene hiç umudum yoktu bitirebileceğime ama oluyormuş. Şimdi sırada ikinci üniversite var =)

Yalnız hiç bir işi kaktırmadan, biraz da çakallık yapmadan gitmiyor. Tek tek o kağıdı imzalatmaya götür. Bankaya para yatırmak için gidip kuyruğa girmeden 13:30 da kapı açılınca yandan kaynak yapıp 4. kişi olarak numara al. Eve iki koca haftadır ulaşmayan kargo için kargo firmasına telefon aç fırça kay sonrasında 2 gün sonra gelicek şekilde yönlendirilsin falan filan.

İlla biraz ittireceksin bazı şeyleri. Hayır çağrı merkezindeki insanlara da bağırmak istemiyorum. Bankaların anlaştığı şirketin dandik olması bankanın ve dandik kargo firmasının problemi ama yıllarca böyle işliyor. Etrafta bu kadar şikayet varken adamlar kulaklarını tıkayıp bildiklerini yapmaya devam ediyorsa elden pekte birşey gelmez. Kaktırmaya, ittirmeye devam.

Şu aralar iş dünyasıyla ilgili bir takım sıkıntılar patlak verdi. Umarım diplomamla da kendime bilişim dünyasında daha güzel bir yer edinebilirim.

He bir de duygu durumları karışık, herhangi bir beklentim kalmadı artık yalnızlığı olabildiğine değerli kılmaya çalışıyorum son zamanlarda. Ne kadar yalnızlık zor şey desem de diğer şeyler için inancımı toparlayabilmem gerek.