31 Mayıs 2011 Salı

Kadınların hitap şekilleri

Kendi aralarında birbirlerine canım, aşkım, tatlım. Sürekli bir öpme ve sarılma modu içerisinde olmalar. Ne lan bu?!.

Bi seksüel misiniz?
Terchiniz öyleyse kabul ya değilse?

29 Mayıs 2011 Pazar

Engeller

Kendin engelleri aşamayınca, hayatın engellerinide aşamadığında küçük bir köşe buluyorsun kendine geçiyorsun oraya vakit geçirmeye, hayatını yaşama çalışıyorsun. Zaten sen neredesin? düştün mü? ayaktamısın kimse seni farketmiyor. Bunları söylebilecek birileride yok.

22 Mayıs 2011 Pazar

Çay ve sokak

Şu aralar havalarında güzelleşmesiyle yoğun olarak yediğim yemekten sonra yavaş yavaş yürüyerek, boş boş insan seline bakıp oturup çayımı yudumlamak isteği var içimde. Bunu en azından rutine bağlayıp bir hafta sekmeden aynı yerde 5-6 saat oturduktan sonra kalkıp tekrar evime dönmek. Aralarda giderken dergiler, gazeteler gibi çeşitli okuma parçaları, bir not defteri ve olmazsa olmazım rotring kalemim. Evet en azından bu sene olmasa bile önümüzdeki sene iş'ten ayrılıp böyle bir hafta, belkide bir kaç ay geçirmeyi planlıyorum. Kim bilir belkide ağustos ayında bunu yapmaya başlamış olabilirim.

Saygı duyuyorum(!)

En büyük yalanlardan biri nedir derseniz, saygı duymak kelimesidir derim. Basit bir tartışma yatıştırma cümlesidir. Savunduğunun aksi birşey geldiğinde ben ona saygı duyuyorum dersin ortamdaki gerginlik bulutu el ile yelpazelemek sonucu dağalmıştır.

İnsanlar saygı duyduklarını söylediklerinde ortamı hazırlamışlardır. Bundan sonrası alttan alttan kendi düşüncülerini ufaktan vererek onu karşı tarafa yine yedirme çabasındadır. Herkes kendi düşüncesi üzerinde durmaya devam eder ve matematik olarak halen o düşünce saygı duyduğunun zıt düşüncesidir. Saygı duyduğuna gerçekten emin misin?

Aslında kimse kimseye saygı duyduğu filan yok. Sadece aşikar değilde içinden sövüyor.

20 Mayıs 2011 Cuma

En çok...

En çok ne yapmak istiyorum biliyor musunuz?
İstiklal caddesinde herhangi bir yerde oturma kaygısı yaşamadan, caddeyi görebilecek ama insanların gözüne batmayacak şekilde öğlen sıcağının ısıttığı zemine, hafif rüzgarlı ve havanın kararmaya yüz tuttuğu bir zaman diliminde hiç bir şey umrunda olmadan oturup sırtını bir duvara vererek gelen geçeni seyredip, biraz muhabbet etmek ve bir şeyler içmek.

Çok mu şey istiyorum?

19 Mayıs 2011 Perşembe

Temizlik

1:30 saatlik full gitar bakımından sonra yeniden cillop gibi oldular kendileri.

Temizliğin en güzel yanıda limon yağı kokusu.

17 Mayıs 2011 Salı

mim 24

mim vesselam'dan gelmiş.

Mim Sorumuz; Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz ?

1950 dönemlerinde, Italyada olmak isterdim. Görmek istediğim öyle herhangi bir sabit olay yok.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Onlar aslında kaybetmeyenlerdi

İnsanlardan duyduğum kadarıyla ve bu konu hakkında samimi bir tabir kullanmam gerekirse, kadıköyün içine sıçmışlar. Bir çok kişininde bildiği üzere geçtimiğimiz haftalarda "Kaybedenler Kulübü" adında bir film vizyona girdi. Ben de dahil olmak üzere izledim, üstelik sinemaya giderek. Yeri geldi güldürdü, yeri geldi düşündürdü ama bolca deşarj amaçlı dönebilecek en saçma muhabbet dönüyordu. Zaten geyik yapmak dışında pek bir amaçları yoktu.

Peki bunu gören Türk gençleri boş durur mu efendim? Tabi ki hayır. Hemen soluğu kadıyköyde almışlar.
Mete kimdi? Kaan kimdi? hiç sormuşlar mı? Herkes film diyerek geçti. Nasıl burununun doğrultusuna radyodan bile para almayarak yaşar bir insan? Filmin başlığı gibi içerisinde de göreceğiniz üzere herşey koca bir acitasyon üzerine kuruluydu. "Bir an yalnızlıktan öleceğini" sanan bir insanın evinde kadınların ilişkiye girmek için kuyruk olduğunu bilen var mı içinizde?

İkiside zamanın gayet paralı abileriydi ki halen durum pek değişmiş gibi gözükmüyor. O kadar parayı nereye harcıyacaklarını şaşırmış motorlarına atlayarak yapabildikleri en iyisini yapıyorlardı. Geziyorlar, tozuyorlar, eğleniyorlar.

Aslında sırf gençler içinde değil bu konu yaşı ilerleyip halen bu sene yaz beyaz moda diye gidip elindeki telefona kadar herşeyi beyaz alan kişiliksiz asalaklar mevcut sırf etrafında biraz daha popüler olmak amacında, biraz daha egolarını tatmin edin. Ondan sonra şu soruyu sorun neden mutlu olamıyoruz?..

15 Mayıs 2011 Pazar

3.gün

Öğlen 1'e kadar yatağın içerisinde debelenip durdum. Artık fazlasıyla sıcaktan bunalmıştım mecbur kalktım. Direk öğle yemeği muhabbeti oldu. Biraz oturdum eski telefonum için ilan açtım sonra oturmaktan sıkıldım banyo yaptım. Atladım otobüse doğru taksime tabi giderken yolda insanların siyasi görüşler yüzünden nasıl yumruk yumruğa kavga ettiğine şahit oldum. Şampiyon kokoreç'e girdim bir porsiyon midye dolma yedim. Kalktım biraz bir yerlerde oturduktan sonra akşam yemeğine eve döndüm. Yemeği yedim biraz gitarla ritim çalıştım ve ön arka kol çalışmak için dambılımla çalışıyorum. Birazdanda uykum gelince yatarım herhalde. Hepsi bu.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

2.gün

Ertesi akşam eve geç geldiğim için ve yapmak istediğim eylemlerin fazlalığından dolayı yine geç bir saate kadar uykusuz kalmıştım. Uykusuz kalsamda yapmak istediğim şeylerden taviz vermekten çok hoşlanmayacağımı söyleyebilirim. Ertesi gün duş aldığım için temiz sayılırdım sigara böreği tarzındaki üçgen sarılmış küçük böreklerle başladım sabaha biraz fazla yavaş yemiş olmamdan kaynaklı biraz geç hazırlanabildim.

Yine dün dinlediğim Trivium - The Calamity şarkısıyla ofise doğru yolu koyuldum. İşlerimi olabildiğince hafifletmiştim. Kargoya vermem gereken bir evrak vardı. Onu bulunduğum binanın arkasında kalan kargoya götürdüm. Adresi telefonuma kaydettim tabi ama telefon numarasını unutmuştum ve aceleyle kargo poşetinin üzerine doldurmadan içine atınca yazması baya bir zorlaşmıştı. Telefonumdan internete bağlandım ama gerekli numarayı bulamadım. Yeni bir poşet alarak ofise geçtim. Rahat rahat doldurup tekrar kargoya teslim ettim. 7.20TL aldılar.

İşler pek yoğun olmadığından bir türlü geçmek bilmedi zaman ama oldu sonunda 6 oldu ve evime attım kendimi fakat hiç bir şey yapamayacak kadar yorgundum. Biraz bilgiyasar başında bir şeylere baktıntan sonra yattım.

13 Mayıs 2011 Cuma

11 Mayıs 2011 Çarşamba

1.gün

Dün akşam kafamda bir sürü şey dolandığı için uyuyamadım. Epey süre geçtikten sonra uyumam gerektiğini niye kafa patlattığımı düşündüm. Kafamı yavaş yavaş rahatlatarak yatıştırdım. Baya geç bir saatte yatmış olacağım ki sabah kaltığımda sağa sola yalpalar haldeydim. Yavaş yavaş duşun altına girdim yıkanmaya başladım. Bir taraftan halen hayat muhasebesini sürdürüyordum. Fazla uzatmadım çıktım ve çabucak kurulanıp kıyafetlerimi giyindim ve yatağa geri yattım. Halen çok sersemdim ve kafamı toparlamam gerekirdi. Sabah ev'de bir poğaça atıp ağzıma, taktım kulağıma kulaklıkları sadece Trivium - The Calamity dinleyerek ofise geldim.

Ofiste işler yolunda sayılırdı. 5 saat tek bir iş ile uğraştım ondan sonra ufak tefek diğer bir kaç şeye baktım. İş çıkışında pes 2011 ligimize devam ettik. 2 malubiyet ve 1 galibiyetle akşamı kapattım ama tek kale oynadığım maçlardan böyle berbat sonuçlar çıkartmak gerçekten berbattı sonra atladım taksiye eve geldim.

Biraz gitar çalıyorum, biraz sonra da bitki çaylarımdan birini içtenten sonra dambıl çalışıp zıbarıcam.

10 Mayıs 2011 Salı

Olmuyor!

Hayata geçiyor gözüylede baksan o pembe gözlüklerin yörüngesi kayıyor. Bugün sinirlendiğim nadir görülmüş ben durduk yere sinirlendim. İşten normal bir zaman diliminde çıkmış olmama rağmen sinirlendim. Yaşadığım hayata sinirlendim. Metronun ortasında çıkmak yerine geri geri gelen o adama sinirlendim. Öylesine sinirliydim ki gıkını çıkartıcak bir adamı komaya sokana kadar yumruklayabilirdim.

Yürürüm, daha hızlı, olabildiğince hızlı. Acı hissi düşük bir insan olduğumdan bacaklarımın acıması beni durdurmuyor. Ama vücudum dayanamayıp ayağım sendelemeye başlayınca yavaşlamak zorunda kaldım. Olan bitene karşı içimde tuttuklarım, yaşıyamadıklarımın sinir patlamasını yaşıyordum resmen.

Oturdum bir süre etrafıma baktım yine herşey aynı, yine dönüp dolaşıp geliceğim yer aynı, yine yaptığım şeyler aynı, yine değişen birşey yok. Yine hiç bir beklentimin kalmadığı şu hayatta heyecansızca açtım bilgisayarı oturdum karşısına yine bitirdim bir günü sırf yaşamak zorunda olduğum için.



Can sıkıntısından

Kol ölçüsünü 30 yapar mı bir insan? İnsan sıkılınca her haltı yiyormuş meğer.

8 Mayıs 2011 Pazar

Film!

İnsanlar bir sürü abuk sabuk film izliyorlar son zamanlarda, öylesine bir tüketim çılgınlığı almış başını gidiyor ki, insanlar ne izlediklerini bile bilmiyorlar. Film konusunda aslında biraz seçiciyim denilebilir ve bir o kadarda insanı hapsettiğine inanırım. Beyin kendinden geçer aptal aptal bakarsın. O an sadece sana verileni almaya başlarsın denetim elinden olabildiğince gitmiştir.

Film dediğin hayatına yenilikler getirebilmeli, hayat üzerinde farklı şeyler düşünmeni sağlayabilmeli bana kalırsa. Biliyorum bu şekilde bulunabilecek filmler oldukça az ama öyle bir şeyki insanın tek bir izleyişte bile beynine kazınabiliyor. Boş boş ekrana bakma eyleminden çok bir şeyler kazanabildiği sevincini yaşatıyor insana.

Bana kalırsa insanın yaptığı şeylerin ona küçükte olsa bir getirisi olmalı her zaman ben hep böyle düşündüm. Böyle düşünüyorum.

İnsan garip

Bazen omuzlarında yük hissedersin. Önünde yapıcakların bellidir ama kafanda ne kadar yapabileceğinle ilgili korkular vardır. Okullarda sınav öncesi yaşanan heyecan gibidir. Çalışırsın ama soruların bildiğin yerden gelip gelmiyeceği meçhuldur, dahası okulu bitirip bitiremiyeceğiniz. Etrafındakilerle konuşarak omuzlarındaki yükü boşaltmaya çalışırsın büyük oranda da etkili olur.

İnsan geleceğinde yapması gerekenleri bildiği halde aynen bu şekil de yaşadığı dönemleri geçerken endişe duyar. Kimilerinin endişeleri yerli kimilerinki yersizdir ama sonuç olarak insan denen varlığın başka bir bireyin etrafınızda dolanması bile size sanki hiç bir işeyin aksi gerçekleşmiyecekmiş hissi aşılamaya yetebiliyor.

Garip bir muhteviyatımız var. Bir başkasının yanında olduğunu bilmek, hatta bir insanı düşünmek bir insanın mekanizması olan beyni doğrudan etkileyerek moralini düzeltebiliyor, belki de hayatını değiştiriyor. Peki ya hiç ders çalışmaktan fazla desteğe ihtiyacınız olduğu zamanlar oldu mu?

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Kendime şaşıyorum

Ben bile bazen kendime şaşıyorum. Normal şartlar altında bir insanın morali bozulması gereken bir konuda he öyle mi? Tamam. Şeklinde bir tepki ile hayatıma devam edebiliyorum. Ama kendimi daha fazla kendime veriyorum her geçen gün. Bu yüzden pazartesi gibi bass gitarım elime geçmiş olucak sanırım. Yarında yaz için hep geçen seneden beri uzun uza bir çok kere bahsettiğim bisiklet işine bakmaya çıkacağım. İnsan tek başına ne yapıcağını şaşırıyor galiba.

6 Mayıs 2011 Cuma

Yarın

6 ay'dan sonra kursu dondurdum. Bu hafta sonu bir ara uyanırım.

Havalar çok bozdu

Havalar çok bozdu;baya bozdu yani öyle böyle değil.İnanılmaz bozdu;çok fazla bozdu yani o kadar bozdu önünü alamadık öyle kötü bozdu.Bozdu,bozdu,bozdu;bir yerden sonra bozmaz diye bekledik daha da bozdu.Artık bozmasın dedik iyice bozdu.Artık inanamadık bozdu bozdu gitti yani.Bıraktım ben de;daha nası bozulur ya,daha fazla bozulmaz herhalde dedim yani bi yerde durucak onun bozulması diye bekledim. Ama yine bozdu.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Standart

Bazen yolda iş'e doğru ilerlerken etrafta olan biteni gözlerinle işliyorsun. Herkes kendine göre bir yere yetişme çabasında kimisi uykusuz, kimisi oturmuş bir yer de kahvaltısını ediyor. Sahiden şöyle rahat rahat oturup bende izleyebilsem gelip geçeni, düşüncelere dalsam. Bunları karşımdakiyle konuşup tartışsam bir radyo programı havasında. Belki bir gün yapıcam bunu fakat halen kendimi bazı derin konularda tıkanıyormuş gibi hissediyorum. Daha fazla şey bilmem gerekli diye düşünüyorum. Güzel olmaz mı binlerce kişinin katılımıyla bir muhabbet yapmak? Bence hayatta yapılabilecek en iyi işlerden biridir. Standartın dışına çıkmak gerek.

Alttanda verdik mi müziği!..

3 Mayıs 2011 Salı

Standart

Şu standart düzeydeki hayata bisiklet alıp biraz renk katmak istiyorum lakin baktığım scoot marka disk frenli bisikletler 500 euro civarında olunca mantığıma aykırı geldi bu fiyat. Eş değer bisikletleri daha ucuza unkapanından bulabileceğime inanıyorum. Gerçi orada en son bir kaç model sorduğumda en az bu kadar fiyat çekmişlerdi ama şansımızı denemekte fayda var.

Daha bir de elektromun yanına bass gitar + amfi alıyorum önümüzdeki günlerde.

Sanırım bana bir para basma makinesi lazım. Malum her şeyi devletten beklememek lazım.

Bıktım

Bıktım kelimesini sonuna kadar hissediyorum. İstifayı verip yeter demek geliyor içimden ama sabrediyorsun. Bitsin bu akşam, bitsinde eve geçip dinleneyim. Kafamı toparlayayım biraz.