29 Nisan 2011 Cuma

mim 23

vesselam mimlemiş. 
Mim Sorusu; Blog açma hikayeniz... Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz bi anlatın bakalım ?

Aslında burası bir teknoloji bloğu olucaktı ilk başta ama yine yalnız olmamdan dolayı bir çok düşünce beynimin içerisindeydi. Etrafımda keşke insanlar olsada bu gördüklerimi, yaşadıklarımı, düşündüklerimi aktarabilsem diyordum. Uzun bir süre tema aradım kurcaladım derken sonunda bir tanesini buldum ve başladım yavaş yavaş yazmaya. Bir bakıma rahatlatıyordu ama anlık bir rahatlamaydı. Böyle blog sahibi oldum işte ve o zamandan bu zamana kadar yalnızlık beni halen inatla takip ediyor. 

Halen gerçek, yüz yüze insanlarla o kadar fazla konuşamadığım şey var ki, bazen ben de şaşıyorum beynimin sınırlarına.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Sevgi

Bende isterdim tabi hakkımda janjanlı sevgi kelimeleri kuran biri olsun. En basitinden, ben de isterdim bir çok insan gibi mutlu olmak. Elinden ne gelirse gelsin olmayınca olmuyor galiba ya da dışarıda ki herkes fazlasıyla sahte.

İçten olmayan bir duygunun kime ne yararı olabilir ki?

23 Nisan 2011 Cumartesi

Sarılmak

Hiç sarılmak için cansız bir şey kullandınız mı? İyi ki bir gitarım var.

22 Nisan 2011 Cuma

Yorulmuşluk

Bazen kendi kendimi gaza getirip çok sert müzikler dinleyerek zinde kalmaya çalışıyorum ama belli bir süreden sonra kafam kaldırmıyor. Yine başa dönüp duruyorsun, üstelik vücut o kadar yorgun ki eve adımını atar atmaz 15 dakika boyunca yataktan kalkamıyorsun, çalışamıyorsun hatta yemek bile yiyemiyorsun. Şeytan ver istifayı hayatının manasını ara diyor.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Çok yalnızım be

İnsan ne kadar alışsada, umursamadığını söylese ve öyle davransada olmuyor be, gerçekten olmuyor. Hayatın neresinde olursan ol yanında biri olmadan gitmiyor hayat, gidiyorda gitmiyor yani. Mecburiyetten bir yaşam içerisinde kendini idare ediyorsunda bir insan nereye kadar dayanır bilmiyorum, bilemiyorum.

10 Nisan 2011 Pazar

Yine bir gün daha

Gecenin bilmediğin bir saatine kadar oturmuştum. Kafamın içinde eve gelirken beynimde uçuşan şeyler duruyordu. Bir şeyler yazmak uzun uza anlatmak istiyorumdum. Aslında yazmak yine her zaman ki gibi yetmiyor. Ne kadar yazarsan yaz belkide senden başka kimsenin okumayacağını biliyorsun. Seni rahatlatmasada sanki gizli bir huzur veriyor içinden geçenleri yazabilmek. Derken uçan düşünceler devam ediyor ve biraz daha yazmak istiyorsun, daha çok konuşmak, umarsızca, saatlerce, günlerce her şeyi bir kenara atıp. Yer yer susup sadece dört duvar arasında ki sessizlik uğultusunun birşeyler anlatmasını sonra aynı anda söze girmeyi diliyorum. Biraz, sadece biraz içten gülmek, gülebilmek istiyorum. Dokunmak bir insanın varlığını hissetmek.

Yavaşça klavyeden uzaklaşıp, sandalyeden kalkıyorsun. Gözlerin biraz daha fazla durursa iflas edeceğinin sinyallerini veriyorlar. Puslu görüntüyle ezberinde olan yatağının yorganını sıyırıyorsun biraz irkiliyor vücudun ten sıcaklığından soğuk bir yere girince ama fazla geçmeden alışıyor. Uyumadan önceki, belki de en büyük sığınak olan hayal dünyasına geçiyorsun. Bir çok kişinin hayalleri güzeldir güzel olmasına da etrafında dönüp duran ihtimaller silsilesinden yola çıkarsın. Peki ya ihtimal yoksa? Hiç umut? O zaman yatıp zıbırırsın içinden söve söve.

Sabah olur uyanmak istemezsin. Çünkü yeni güne inancın yok, aynı boktan standartı tekrar edip duracaksın. Kim her gün bilerek yenilmekten zevk alabilir kim? Şöyle bir gözlerini açar yatağın içinde çıkmamak için debelenip durursun ama başka çaren yoktur. İstemeye istemeye kalkarsın sıcak yatağından standartlarını yerine getirmek üzere kısa bir süre içerisinde yemek gibi beşeri ihtiyaçlarını giderip giyinmen ve dışarı çıkman gerekir. Hava bir de güzelse diğer insanların tersine ruh durumun kötüye doğru gider. Sen de onlar gibi dışarı çıkmak istersin, gezmek istersin, yanında sevdiğin olsun istersin ama bunu yapabilecek bir şansın hiç olmamıştır. Çok kez denemiş olmana rağmen hayat sana istediğini vermemiştir. Oysa yağmur yağsa evde oturup bilgisayar başında bu havada dışarı mı çıkılır diye kendini avutabilmek vardı.

Son zamanlarda düşünmüyor değilim yaşadığımız hayat çalışıp sonra biraz olsun dinlenmekten öteye gitmeyen bir tempodan ileriye gidecek mi diye. Köle muamelesi yapılarak bunu meşrulaştırmak için insanlara empoze edilen hiç bir iş kolay değil mantığından öteye gidebilek şeyler arıyorum. Aslına bakarsanız insan aylak aylak oturmaktanda sıkılıyor sadece insani boyutlarda çalışmak ve herşeyini katabileceğin bir şey olmalı. Sonuç olarak aslında bazı şeyler hayatı çekilir kılabilir yanında bir insanın desteğini hissedebilmek olmasa dahi nefesini hissedebilmek ama yoksa her şey iğne gibi batıyor.

8 Nisan 2011 Cuma

Nedir lan hayat dediğiniz!

Yine bir cuma akşamı olmuş standart hayatın en farklı günlerinden sayılabilecek sınırsız bir gün geçirme umutları yüklediğin ve biraz olsun şu hayatta eğlenmek için bu akşama rahatça dışarı çıkıp eve gitmek yerine yağmur umrunda olmadan istiklal caddesine doğru devam ettin biraz soluklanabilmek adına. Hava aşırı soğuk değil ama önünü kapatmayacak olursan üşüten tarzdandı. Elleride cebe sokup kulaklıkları takdığında senden iyisi yok aslında.

Fastfood'dan bıkan bünye türlü yemek ister, fasulye yemek ister. Dinler girersin güzel olacağını umduğun bir yere sonra telefon çalar. Çalıştığın iş yerinde yaptığın işler yolunda gitmemiştir. Bundan daha iyisini yapamıyacağını açıklasanda tatmin olmaz karşındaki üzerine üstlük köle gibi haftasonu çalışmanı isteyip tehdit eder bir tavır sergiler son şans diye belirterek. Şöyle bir düşünürsün hayatta kaybedebileceğin hiç bir şey yoktur. Takmazsın kafana her iş düzgün gidecek diye bir şey yok. Bir işte yanlış olsun, yapamamış olayım. İnsan değil miyim? Yanlış yapmaya hakkım yok mu? Peki ya benim istediğim ama bana geri dönmeyen yanıtlar ne olacak? Boş versenize hep suçlu en üstten aşşağı doğru ilerler sırayla herkes standart fırça zincirinden nasibini alır.

Bir an da resmen hayat felsefesi yaparken görürsün kendini, bir o kadar da dinlenmeye ihtiyacın vardır. Özler insan aylak aylak gezebilmeyi gençlik dönemlerinde ama asıl mesele bu değil herkesin kıçına göre uydurup sırıladıkları ya da yaptıkları şeyler. İstersen her gün dışarıda dolan sabah içtiğin çaydan başka alkolsüz bir şey tüketme bütün gecelerde adlarını bile bilmediğin bir çok insanla birlikte ol ya da üniversiteni bitir iş bulmaya çalış, oradan yeni birileriyle tanış eşşek gibi çalışıp eve gittiğinde iki gıdımlık süre içerisinde günlük işleri halledip vur kafanı yatağa hepsi hayat, hepsi tercih. İki tarafta hayatından hiç bir zaman memnun değildir.

Hayat dediğimiz şey aslında insanları memnun olması için bulunan bir süreç mi dersen orasına ben karışmam din adamımıyım derim. Sadece hiç bir haltın dört dörtlük olmayacağını bildiğimi söylerim. Elbet bir şeyler ters gidecektir. Hani derler ya kumarda kaybeden aşkta kazanır işte bu orantı hayatın her yerinde var önemli olan aradaki dengeyi kurabilmek. He koy verebiliyorsan herşeyi bir kenara haftanın günlerini ya da yanındaki insanın isimini bile hatırlamıyorsan. Bu şekilde yaşa ve öl. Kimse kimsenin umrunda değil sonuçta. Seni kim sevip ne yapsın. Öyle değil mi?

7 Nisan 2011 Perşembe

Beyaz saç

En az kızıl ve siyah kadar ilgi çekici bir saç rengi. Normalde beyazdan çok haz etmesemde saçını bembeyaz yaptırmış nadir  kişiler çıkıyor ve inanılmaz farklı ve müthiş gözüküyorlar.

3 Nisan 2011 Pazar

Hisler

Hoşlanmak, sevmek, sevişmek, tartışmak, ayrılmak. Aslında etraftaki bir çok insanın yaşadığı hayat döngüsünden ibaret basit bir sıralanış buradakiler. Her ne kadar sıralı halde gözükselerde aslında kendi içinde düzensizler. İnsan istediği zaman aşık olamaz. İşte hayatın bize sunduğu en boktan olaylardan biridir. İyi bir lise kazanmak için çalışırsın, iyi bir üniversite kazanmak için, hatta ve hatta iyi bir kuruma girmek için o üniversite boyunca uzattığın saçlarını kestirir binbir çeşit baskılı t-shirtlerini ve bileklerine taktığın bir sürü zamanzingoyu çıkartıp olabilecek en efendi şekilde gitmeye çalışırsın iş görüşmesine. Çünkü bunların hepsi senin elindedir ve sen yaparsan olur. İşte bir insan hayatının yaklaşık 15 sene eğitim en az da 2 sene çalışma hayatını öğrenmek için geçirdiği bu zaman zarfında hep kendi yaptıklarıyla sivrilirler. Ama bir şey vardır ki o sadece hayatın size verdiği kadardır. İnsanlar işte buna Aşk diyor.

Benim lügatımda aşk kelimesi aslında istemsiz olarak birine kapılabilmeniz. Konuştukları anlattıkları üzerine bir çok güzel katman ekleyip ondan uzaklaşmanızı biraz daha zorlaştırsada asıl olan şey onu gördüğünde seni ona çeken bir bağ olması. Bazen kırmızı ruj ile kahkül saçtır bunun çekimi yakalayan, bazen bazen hiç makyajsız dolaşan kadınlar, şaşalı giyimlerin aksine sade ve zarifliği yakalayanlar, küt saçlar, kızıl saç ve belki de o kişinin sadece o an ki oturma biçimine bir çok şey belirleyebilir gerçekten ve biraz anlık birşeydir, belki de birazdan fazla, adeta o an içerisinde rastladığınız berbat espirilere gülmek gibidir. Oysa ki başka zaman ve yerde söylense asla tebessüm bile etmeyiceğin o iğrenç espiriler nasıl oluyorda güldürebiliyor?

İnsanın en büyük yalnızlık serzenişlerinden biri aslında gerçekten düşünebileceği birilerinin olmaması etkendir. En azından benim için bu böyle. Geri kalan kişiler için ise kafa dengi insan olmadığından bahseder ama bu asla yetmeyecektir. Kaldı ki iki olayın yeri ve zamanı ayrıdır. Ne zaman akşam boş olabilecek hoş bir yere gitseniz ya da haftasonu sinemalara uğramaya kalksanız gerçekleşeceğiniz en büyük gerçekliktir hem cinsinizin yanında kendini yalnız hissetmek. En basitinden bir insanın tamamen farklı bir görüşe ihtiyacı vardır. Bunu da ancak diğer taraftan elde edebiliriz. Kendimizde bir kısımını düşünebiliriz elbet ama başkasının sizin hakkınızda ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışarak yaşamak gereksiz yanılgılara sebebiyet verebilir. Bunu çoğu kadın istemez.

Herkes etrafında birilerini görür tanışır. Tabi buna imkan verebilecek ortamı varsa üniversite ya da herhangi bir grup hiç farketmez. Gerçi insanlarda ilk olarak genel bir kanı vardır. Eğitim hayatları boyunca bir sürü olur, olmaz insanla gerekli, gereksiz oturmuş, gezmiş, sohbet etmiş olabilir ama iş buranın dışına çıktığında her yere öyle kolay adepte olamadığını haykırmak seçeneklerden herhangi biri ama benim asıl bahsetmek istediğim nokta bundan daha fazla ön yargı unsuru barındıran o insanlar orada kalmalı ve dışarıda ki insanlar kötü insanlar ön yargısıdır.

Belki iş hayatı için oradaki insanlar orada kalmalı insanın kendisi için bir önlem olabilir ama diğer türlü söylemler bir insanı hayat sırf karşına doğru zamanda çıkartmadığı için adam yerine koymamak nedendir? Ben bunun açıklamasını kendi zihnimde asla veremedim. Yine bununla bağıntılı olarak bütün gününü dışarılarda geçirip arkadaşlarının yanlarında gelen kişilerle tanışmaktan yüksünmeyen bir bünyenin farklı bir yolla tanışma söz konusu olduğunda sen onu takip edemiyeceğini düşündüğü için seni enayi yerine koyarcasına kaçması ve bu yaptığını inkar etmesi ya da hiç bu kadar uğraşmadan durumu kestirip atma sebebi komik bir güvenlik mekanızması olsa gerek.

Biz insanlar okul denilen lanet yerde birbirimizle çok iyi anlaşmamızın en büyük sebebi nedir diye düşünmüşmüydünüz hiç? Basit bir teori üzerindeki fikrimi bildireyim. Bünyenin en haşarı, kanının kaynadığı süre içerisinde seni dört duvar arasına atıp karşınada elinde sopa ya da cetvel bulunan, konuşmasan bile arkasını dönüp sürekli uyarılar yağdıran. Hep biraz daha uslandırmak adına diğer sınıfları örnek göstermeye çalışarak sizi yaşamınızın ilk değişiklik yaşadığınız sürecinde kazıklamaya çalışan öğretmen adı verilen kişlerle karşı karşıya kalmışken. Yapabileceğiniz en iyi şey vakitini en hızlı şekilde geçirmektir. Bu genelde tek başına genelde hiç gerçekleşemez. Yanındakine sataşırsın, tenefüse çıkar birinin saçını çekersin, dayak atmak için kovalarsın, yememek için kaçarsın derken gün biter. Amaç o uzun süreyi bir şekilde kaynatmak cazip hale getirmektir. Bunun içinde etrafta herkes iletişim içerisinde olmak ister.

Bu zorunluluk içerisinde tanışmaya mecbur olduğun insanlar çoğunluğu içerir. Tanışırsın, tanışırsın, tanışırsın daha sonra değer vermen gereken insanları unutur gidersin. Belki de onların gerçekten gözünde değeri yoktur. Her zaman gezicek birileri vardır. En önemlisi hiç bir zaman musait değilsindir. Üniversitenin en büyük projesi senindir. Arkadaşların bir dakika seni yalnız bırakmaz. Her daim birilerine sözün vardır. Canının istediği insanla buluşur diğerlerini hep birilerine sözünün olduğu hakkında geçiştirirsin. Hiç olmadı araya sıkıştırmaya çalışırsın çok ısrar ederlerse ama o kişi sana lazım olucaksa bunu kesin yaparsın. Sonra yetmiyormuş gibi insanların farklı dünyalar arasında sosyalleşme çabasını yadırgarsın hiç zamanın olmadığını karşındaki insanın nasıl zaman bulduğunu söyleyerek.

Bu yüzden gerçekten insanlar arasındaki ilişkileri sorgular oldum. Günübirlik yaşamların oldukça revaşta olduğu şu dönemde bana oldukça samimiyetsiz hatta mide bulandırıcı geliyordu. Bugün öbür arkadaşını umursamadan gruba katılıp gelen kişi yarında senin için yapacaktır. Bugün öbürüyle ilişkiye giren, yarın bir diğeriyle girecektir. Sonu yok bu büyük kısır döngünün hatta sonunda ortada halen hiçbir boka yaramayan biri olarak kalman var. Kendini tatmin ettiğin o eski zamanları mumla aradığın zamanlar gelicek gözlerinden yaşlar süzülürken keşke diyeceksin. Hayat keşke o filmlerdeki gibi olsaydı. Ben onlara inanmıştım.

Uzun bir süre bu olayların bedelini ödeyecek olsamda en önemlisi dostunsa senin dostun, sevgilinse senin sevgilin olan insandır.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Benim yalnızlığım

Bir problemin olup olmadığını sorarsın yolda ağlamaklı gibi gördüğün birine durak bir kaç adım ilerisinde olmasına rağmen merdiven basamaklarını oturur. İki eli suratını kapatıyor, her haliyle bir şeylerin kötü gittiği düşüncesi uyandırıyor. Yakın mesafede gideceğim yere sırtımdaki çantamı bıraktıktan sonra tek isteğim eğer gerçekten bir problem varsa hayatının bir kesiminde herkesin yapmış olduğu ya da yapmak istediği davranış hiç tanımadığınız birinin yanına geçip bütün duygulardan arınıp sadece anlatmak. Bunun için suratına bile bakmanıza gerek yoktur. Sadece sen anlatırsın, o anlatır ve hiç bir şey yokmuşçasına hayat akıp gitmeye devam eder. Kim bilir ki? Kim bilir dedim belkide gerçekten bir sıkıntısı yoktu canı gerçekten orada oturmak istiyordu. Zaman yine her şeyin çaresi gibi gözüküyordu. Kısa süre sonra döndüğüm yerde aynı şekilde oturduğunu görünce arkadan usulca yürüyerek yakın bir seviyeye ulaştım. Olumlu ilk cevapta yanına çömelmeye hazır şekildeydim ama insanın suratına bile bakmadan alınan "yooo" kelimesi ve siktir edilen bir benlik bir kelimenin daha zaten olmayan gücü yere indirgeyeceğini anlayınca yavaş yavaş uzaklaştım. İnsanın içinden geçmiyor değil filmlerde ki gibi dönüp arkadan "aslında..." ile başlayacak bir cümle çıkacağını ama bu sadece filmlerde olur.

Bu aslında yaşanılan ne ilk ne de son vaka olacak, herkes içinde böyle boktanlıklarla doludur. Hayatınız boyunca karşı cinsten bir bayan kalkıp sizi sevdiğini söylememişse zaten ne kadar anlamlı geçebilir ki? Sonuçta insanlar kaslardan oluştuğu kadar, kullanmak için bize verilen bir beyinle oluştuğu kadar hisleri ve duygularıyla da yaşar. Siz onu her ne kadar takmasanızda aslında o hep içinizde bir yerlerde barınır. Kışın soğuğunda kahvenizi elinize alıp geçtiğiniz pencere kenarı hissettirmez duygularınızı, mevsimin duygularınıza kadar işlediğinden mi bilinmez ama o an sadece ev içerisinde pijamalarınızla oturmak istersiniz. Basit bir avunma şeklidir aslında, kendi kendini telkin edersin zaten havanın soğuk olduğuna dair. Yavaş yavaş bahar yaklaştıkça kaçışan insanlar yerini incecik montların içerisinde birbirlerine sımsıkı sarılan çiftler bırakıyor. Bir çoğu Mart ayı güneşi gibi yalancı, birden yağmur bastırıyor ve o incecik montlar içerisinde titremeye başlıyorlar.

Ömürümü hiç bir şey uğruna pervane olmakla geçirmedim. Aykırı takılacağım diye kurallarımda yoktu ama farklı olmak istediğim yatsınamaz bir gerçekti. Kendim gibi de yaşamaktan çekinmedim. Etraftaki ergenler yaptıklarından vazgeçiyor, pişmanlıklar üzerine pişmanlıklardan bahsediyorlar ve biraz ilgi görmek adına popüleriteye uyup insanların kıç yalayıcılıklarını yapıyorlardı. Benim o dönem içerisinde yaptığım tek şey oturup etrafı izlemekten başka bir şey değildi. Sağlıklı olmayacak bir çok karar vereceğimin farkındaydım ama hali hazırda aldığım ben bu okullarda çok fazla durmayacağım. Eğitim sistemi ne kadar boktan ilerlediğinin farkında olup hedeflediğim iş uğrunda kocaman adımlar atıyordum. Santrançta bir sonraki hamleyi düşünenin kaybettiğini bildiğim için oyun genelini ele alarak oynuyordum. Fakat bir şeyleri elde etmeye çalışırken diğer şeyleri kaybedebileceğim aklıma hiç bir zaman gelmemişti. Aslında insanlar okulda bulundukları süre boyunca yaşıt bir çok insanın etrafında olması bile kendini yalnız hissetmemek için iyi bir sebepmiş. Geç olmadan görmüştüm gerçeği.

Bugün hayatımda hiç istemediğim kadar alkol almak istedim. Karışık bir çok düşünceyi kısa sürelide olsa uyuşturacağımı umarak ama bunun bile bana yarar sağlamayacağının farkındaydım. Senelerdir süren acıyı ilk olarak geçtiğimiz sene içerisinde bir nebze olsun dindirmeyi başarmıştım. O dönem içerisinde alkol kullanmıyordum ki halen de sürekli olarak alkol tüketen biri olduğum söylenemez. Adeta açlığa duyulan hissin uzun süre sonra kendini boşluğa bırakmasından başka bir his değildi yaşanılanlar. Onları kaybetmedim ama köreldiler ve boşluğa düştüler. Artık onlar yokmuşçasına bir hayat süreceğini düşünürken her mutluluk içerisinde gördüğün birey çözünmeyi biraz daha arttırıyordu. Onlara bakarken aklından geçen bir diğer düşünce senin kaybettiklerini geri alıp tekrar kullanabilir olup olamayacağı.

İnsanlara bakarken öyle tipler görüyorsunuz ki biliyorsunuz o nalet olasıca herifin aslında karşısındakine zerre kader kıymet vermediğini ve hatta onu kullandığını. Her ne kadar parasal bakımdan erkek kullanılıyor olarak gözüksede bir o kadarda erkekler kadınları kullanır. Hem de öyle bir kullanırki paçavra gibi kenara atılanlar nasıl oluyorsa gururlarını çiğneyip sanki karşısındaki vazgeçilmezmişçesine savaş vermenin peşine düşerler. İki tarafta sebebini bilmedikleri ve aslında olmayan kafalarındaki o zehirli kitleden bahsedeler anlaşamadıklarına, hiç bir şeyin düzgün gitmediğine dair. En son her şey ele geçtiğinde bir birini asla bırakmayacak iki kişi genelide içine alan ön yargılar haykırır salakça. Kendi yaptıkları şeyleri karşılarındakilere mal ederek üzülürler ve en yalnız aslında onlarmış gibi davranırlar yaşanılanların ardından.

Sorsan kaç tanesi aylarca etrafındaki kimse onu sormadan aylarca öyle kala kalmış diye cinsiyet ayırımı yapmaksızın. Hepsi ama hepsi yok o kadarda değil şeklinde cevaplar verir. Bunu gerçekten yaşamak ve istemeden yaşamak o kadar zor birşeydir ki bilmezler. Üzerine üstlük ağızlarından çıkan kelimeler hep yalnız kalmak üzerinedir. Yalnızlığın ne demek olduklarını bilseler aslında istediklerinin başlarına ne denli büyük bir çorap öreceğinin farkında olurlardı. Ama onların tek sikinde olan şey üniversitede ki arkadaşlarıyla ders sonunda buluşup gidecekleri bir kulüp ya da bar da en çok alkolü aldığına dair hava atana kadar bir şeyler içmek, sonrasında salya sümük ağlayarak rahatlayabilmek midir gerçekten yalnız olmak?

Yedi belkide daha fazla senedir yaşadığım yalnız hayata rağmen bir kere ağlamadım. Eskiden boğazıma takılsada düğümler bu hayatım ne kadar kendi seçimim olduğunun farkındaydım ama yine de bir çıkış yolu olduğunu düşünmüyor değildim. Bazen umursamaz tavırlar içerisinde bazende yapabileceğim en iyi şeyleri yapmak için çaba sarfediyordum. Herkes kadar yüksek olmasada ben de yeri geldiğinde yaptığım şeylere ilgi gösterilsin en azından kayda değer birşeyler yapabiliyor olmak isterdim ve en sevdiğim işi yapmak için kollarımı sıvadım. Elektro gitarım elimde hiç durmadan çalışıyordum. Sanki mesleğimmiş gibi her boş vaktimde kendimi geliştiriyordum. Bir an durdum ve düşündüm. Ben ne yapıyordum? Sadece ama sadece duygularımı, düşüncelerimi biraz daha bloke etmiş evin içerisinde kolum kopana, parmaklarım parçalanırcasına hislerimi ona gömmekten başka bir şey yapmıyordum. Bu beni kurtarıcak birşey değildi.

Üniversite denilen yere belirli zamanlarda formalite icabı gidiyordum. Çünkü 14 yaşından beri programlama ile haşır neşir olmam bana mesleğimi kazandırmıştı ve çalışyırodum. Yaşıtlarım üniversite köşelerinde okumaktan başka her boku yerken ben kendimden 8-10 yaş büyük insanlarla muhattap olmak zorundaydım. Bana getirisi mutlaka olmuştur ama ruhsal açıdan gittikçe daha fazla yalnızlığı tadıyorsun bu durum içerisinde. Kimse senin yalnızlığını anlayabilecek yaşta ya da durumda değiller. İnsanlar yaşıtlarıyla gezer tozarken dört duvar arasında oturup iş yapmaktı benim diğer insanlara göre yalnızlığımın sebeplerinden bir diğeri. Her ne kadar benim nasıl biri olduğumu gün geçtikçe görüp şaşırsalarda. 10 yaş büyük insanlar bana hayatla ya da işlerle ilgi sorular sorup bir şeyler öğrensede sevgi boşluğu hayatta bambaşka birşey.

Bir diğer taraftan kendine güven tazelemesi sonucunda niye halen kalkıpta birilerinin sevmemesi, sahiplenmemesi için sebep olabilirdi ki? Aslında zor değildi yaşıtlarımın etrafımda olmayışı. Yani etrafımda beni gören biri yoktu ki beğensin. Böyle bir kısır döngü içerisinde her sabah kalktığında yine ne kadar anlamsız ve berbat geçiceğini bilmek belkide en büyük ızdırabın oluyor. Gaza getiriyorsun kendini belki bugün bir süpriz olur diye ama tam tersine saymakla bitmeyecek tarzda boktanlıklar meydana geliyor. Gunun birinde regl döneminde ki biri karşınıza geliyor ve seni sevdiğini hiç bırakmayacağını söylüyor. Durumdan işkillenip bir kaç soru soruyorsun sonrasında bilmemle başlayan cümleler geliyor peşi sıra. Resmen dalga geçer gibi geçen rüzgar gibi bir kaç hafta sonunda sessiz kalan tarafı görünce sende çekiliyorsun usulca ama kanlı bıçaklı düşman gibi bir kere olsun ne olduğu, neden ortadan kaybolduğunuz kimsenin umrunda değil. İyi ki bir kaç cümle daha kuracak kadar muhattap almadığınız için buruk bir sevinç yaşabiliyorsunuz.

Ama her şeye rağmen mecburiyetten yaşamaya devam ediyorsun. İnsanlara yardım etmeye, sabretmeye, sevmeye, kendine şans tanımaya dikkat ediyorsun. Bazı bazı takmıyorsun kafana hiç birşeyi kafası güzel gibi davranıyorsun. Hayat belkide hep böyle gitmeyecektir ama şuana kadar hep olabildiğince boktandı. Kötü ya da iyi nasıl gittiği bilinmez ama hepimizin yaşıyacağı bir gerçeklik ilelebet orada duruyor. Ölüm.