28 Şubat 2011 Pazartesi

27 Şubat 2011 Pazar

Fırsat tanınsaydı

Yine her zamanki gibi geçen bir gün daha işte. Yatmadan önce yaptığım klasik balık yağı kapsülü tüketmek işlemini gerçekleştirip sonrasında kafamı vurup yattığım sıradan bir gün. Yine her zamanki gibi biraz gitar çalışıp, biraz bilgisayar başında oturduğum klasik bir gün. Yine bir kaç gün sonra beni bekleyen işler...

Hayatın monotonluğu ya da benim için düzenide diyebiliriz ki aslında çok sıkıcı değil. Küçük programlarını gün içerisinde başarıyla uygulamak insana gereken küçük iç sevincini kazandırabiliyor. Fakat dışarıya adım attığında etrafında dönüp duran şeyler her şeyin düzgün gitmediğini göstererek tam bir yıkıma sebep olabiliyor.

Bir kere bile doğru dürüst gerçekleşmeyen hayaller...

Niye bu kadar az insanla karşı karşıya gelebilir insan? Yani benim bu konuda ki kısıtlayan kırıter neydi ki?
Herkes gibi ben de okullar okudum. İş hayatına dahi girdim. Yetmedi kurs, seminer vs. her aktiviteden yararlandım.

Peki hayat bana bu kadar yalnızlık içerisinde yani bir sürü insan içerisinde yalnızım demek değil. Somut bir yalnızlık içerisinde niye fırsat tanımıyorsun?.. ya da ne gerekiyor bu fırsatı tanıman için?..

Çünkü lanet olsunki ben bütün elimden geleni yaptım ve hep olabilecek en boktan durum oldu.

Ne olurdu bu geçirdiğim berbat 4 sene içerisinde bir fırsat verseydin bana...

24 Şubat 2011 Perşembe

mim 22

imge mimlemiş. 'ilkokulda ya da çocukken yaptığınız rezillikler?' nedir diye.

Başlıcası merdiven trabzanlarından kayarak bahçeye inmekti. Okulda yapabileceğin en iyi aksiyon hareketlerinden biridir.

Bahçede bulunan dikenli yapışkan topları kızların saçlarına atarak ağlıya ağlıya sınıfa çıkmalarını izlemek.

Okulun ankesörlü telefonundan ücretsiz tüketici hatlarını arayarak işletmek.

Sınıf içerisinde deve güreşi yapmak. (Düşenin bir yerini kırması muhtemel olsada yaşamadık)

Okul koridorunda kemerle kovalamaç.

İşaret ve baş parmağın arasındaki kısımı musluğa dayayarak tuvalete ilk giren sınıf arkadaşını ıslatmak.

Daha niceleri =D

21 Şubat 2011 Pazartesi

Boş geçme hali

Niye gün içerisinde binlerce iş yapmamıza rağmen gün boyunca yararlı hiç birşey yapmadan onu boş geçirmişiz gibi hissediyoruz?

Oysa bu alanı kapatmak için tek isteğim dışarıda herhangi bir kişi ile bir kaç saat geçirmekten ibaret basit birşey iken ve milyonlarca kişi imkansız şeyler beklerken. Benim isteğim niye kabul olmuyor?

16 Şubat 2011 Çarşamba

Hayatımın odağı

Benim hayatımı odakladığım en büyük noktalardan biri herkes gibi olup kabul gören insanların içinde yer almak yerine kendi yaptığım şeylerler ben olduğum için kabul görmek. Bu durum tahmin edebileceğiniz üzere gayet zorluklarla dolu, ucu bucağı belli olmayan bir yol.

İnsanların bakış açılarıda yeni olan şeylere karşı oldukça çekingendir. Kimse risk almak istemez tek amaç vardır en kısa yoldan elde edebileceğin kadar çok şey elde etmek, ama kendin olarak ama değil. Bu yüzden popülerliğin haricinde bir şeyi kabul etmek biraz zeka pırıltısı, ön yargılarından arınmış ve egolarını tatmin etmeyi başarmış bir insanın başarabileceği bir durum olduğunu düşünmekteyim. Zaten bu nitelikleri taşıyan bir insanda olsa olsa dünya üzerinde rastlanabilecek en güzel varlıklardan olsa gerek.

Bunun yanında bir diğer hayat odağı bize her an tanımlanmaya çalışıp reddetmekte ısrar ettiğimiz disiplin ve kurallar bütünüdür. Küçükken bizi sınırlayarak tiksinmemize sebebiyet veren disiplin faktörü hayatını oturtmak istediğinde en büyük faktör oluyor. Fakat hayata daha atılmamış bir insan bunu hiç farkedemiyor. Onun için tek gerçek sadece biraz daha zorunluluklarım ve sorumluluklarım olmadan nereye kadar gidebilirim? Sorusundan başka birşey değil. Peki bu her fırsatta ileri attığı sorumluluklarından kurtulabiliyor mu? Sorunun cevabını hepimiz biliyoruz. Tabi ki hayır. Herşey bir gün gelip çatıcak ve o direnmeye çalıştığın boş zamanlar için belkide ne kadar çocuk olduğunu anlayacak. Peki ya gerçekten yarattıkları boşlukları gerçekten değerlendirebiliyorlar mı diye sorarsanız onunda cevabı yine hayır. Sadece bir işi bir güne tıkıp onun dışında hiç bir iş yapmadan bütün günlerim dolu serzenişi içerisinde kendi kendilerini baltalıyorlar.

Bu kadar eleştiri yapıyorum peki ben eleştirdiğim şeylerin hiç birini yapmadım mı? Evet yapmadım. Süperim, olağanüstüyüm gibi bir anlam çıkartıp bunu ima ediyorsun şeklinde eleştiri yapmak yersiz. Ben sadece eleştirdiğim şeyleri kendimin yapmamış olduğum şeyler üzerinden olmasına dikkat ederim.

Evet hayattada hep farklı bir yoldan ilerledim. Hani günümüzdeki gençler üniversite okumadan birşey olunmayacağı ya da sadece mahalledeki tamirhanede çırak olabileceğinden bahsederler ya. Ben işte üniversite okumadan önce prof. olarak yazılımcılık yapan bir insandım. Hedeflerimi çok küçük yaşlarda belirledim ve 8 yaşımdan itibaren bilgisayarla ilgilenmeye başladım. 10 yaşımda komple söküp takma ve hataları tespit etmeyi başarabiliyordum. Yaşıtlarım lise dönemine bile geldiğinde daha hangi mesleği yapıcağı konusunda şuursuzca gezinip duruyorlardı. Hatta ÖSS'de puanı neye yeterse onu yaparız diyen insanlarda bir o kadar çoğunluktaydı. Sonrasında çalışırken kıskanılan, çekilemeyen, ukala hep ben oldum.

Benzer şekilde bir sürü şey hakkında devam edebilirim ama şuan bile fazlasıyla uzun oldu. Benim dışarıda görünüşümle ile neler düşündüğüm hakkında %90 yanılan insanlarda işin cabası.


15 Şubat 2011 Salı

Hayatın odağı

Bu konu hakkında uzun uza bir yazı yazmıştım ama çok gereksiz olduğu kanaatine vardım. Kısaca yazmak daha çok kişiye ulaşmasını sağlabilir sanırım.

Niye günümüzdeki insanların hayat odağı kadın/erkek ilişkilerinden ibaret? Yeni çıkan kitaplar, diziler, insanların merakları hep bu konu üzerinde geçiyor. Bir insanın bu konudan başka işi gücü yok mudur?

14 Şubat 2011 Pazartesi

Bir gün daha

Bir gün daha bitiyor ey ahali...
Kendiniz için ya da etrafınızdakiler için ne yaptınız deseler?..

9 Şubat 2011 Çarşamba

Sancılı

günler geçiyor bu aralar. Keşke içimden geleni buraya yazabilsem ama neyi değiştirecek ki...

7 Şubat 2011 Pazartesi

Bırak yakamı

Aldığım kitabın yazarının soyisimi bile murphy'miş eve geldiğimde farkettim. Bırak lan yakamı!!!

6 Şubat 2011 Pazar

Herşeyin fazlası

Ne fazla serbest bırakılmış bir çocuk, ne de fazla baskı altında yetiştirilen. İkisinden de pek bir halt olmayacağını görüyorum.

Yarım saat için

Resmen bi koşu Ankara'ya gittim dönüyorum oldum. Dandik bir tek sınav uğruna 6 saat gidiş - 6 saat dönüş yolu çek. Bitse de kurtulsam!

5 Şubat 2011 Cumartesi

Bahtsız bedevilik

Bir bahtsız bedevilik örneği daha benim Ankara'ya gideceğim güne kurstaki insanların arkadaşlarınıda çağırarak toplaşma planı. Bir işimde düzgün gitsin diyorum tekrardan.

3 Şubat 2011 Perşembe

Moda

  • wayfarer gözlüklerden
  • diz kapağına kadar dümdüz hiç bir özelliği olmayan çizmelerden
  • plastik işçi çizmelerinin kadınlara kakalanmış modellerinden
  • converse ayakkabılardan
  • ugg ayakkabılardan
  • vücudunun 2 katı oranındaki çantalardan
  • pahalı markaları sınırlı sayıda ucuza satan alışveriş sitelerinden ihtiyacı olmadığı halde sadece ucuz diye sabahın 8'inde kalkarak bütün ürünleri talan eden ve bunu durmaksızın tekrarlayanlardan

ve daha buna benzer bir çok moda içerisinde giren şeyden tiksiniyorum. İnsan biraz kendi olmalı ve kendine saygılı.

2 Şubat 2011 Çarşamba

Ayakkabı

Eğer insanlar bir çok ünlü markanın ayakkabısının malzeme kalitesi ve ortapedik açıdan iyi şekilde tasarlanarak yapıldığı için satın alındığını bilselerdi. Çakma ayakkabılar almak yerine ucuz ama kaliteli ürünler almayı seçerlerdi.

Tabi niteliksiz, dayanıksız buna rağmen pahalı converse
ya da sadece markası yüzünden 500-1000TL arasına satılan ürünlerden bahsetmediğimi herkesin anladığını umuyorum.