31 Ocak 2011 Pazartesi

Metal

Her farklı bir şarkı dinlediğimde aynı müthiş duyguyu yaşıyorum. Vücut yavaş yavaş kıpırdanıyor ve kan daha hızlı pompalanmaya başlıyor adeta, kendini tutmak istemiyorsun deli gibi hareket etme iç güdüsü oluşturuyor. Garip ama uyuşturucu misali inanılmaz bir enerji ve güç sağlıyor sana gittiği yere kadar. Daha sonra doymuyorsun, biraz daha fazla, biraz daha yüksek sesle tam o arada bir iniş yaşıyan şarkıda kendine kaybetmek. En önemliside bu melodik ritimler ve güzel yakalanabilen iniş çıkışlar.

Sonra bu müzik yeri geldiğinde insanın tek sığınağı olur. İnsanlar sana onu bırakacağını her söylediğinde biraz daha inat ve hırsla daha çok sarılırsın ama hiç bir zaman hayat şeklini etkiliyemez. Bir insan neyse odur ve o olmadır.

Umarım bu konuyu bir ara daha açık ve uzun yazıcam. Çünkü o hissiyatı buraya doğru dürüst dökmek oldukça zor.

Şiirlerden

Nefret ediyorum, nefret ediyorum, nefret ediyorum.
Rahatladım...

Tasarım

Bence arkaplan düz olmasından çok daha iyi oldu. Hem sade, hem şık. Yalnız bir kaç ufak değişiklik daha lazım gibi görünüyor.

30 Ocak 2011 Pazar

A Perfect Murder - Body and Blood

Grave Digger - The Grave Dancer

Iphone ve kulaklık

Iphone alan bir insanın 5-10TL'lik kulaklık kullanmasına akıl, mantık hiç birşey erdiremiyorum. Kime havale edeceğimide bilmiyorum. Apple olsam ürünü geri aldırırdım.

Hakikaten şu taksit olayı olmasa kaçınız nakit parayla iphone alabilirsiniz?

29 Ocak 2011 Cumartesi

Bir kadının

Seni asla bırakmayacağım sözü ve bir takım kurduğu hayalleri sade o gün içindir. Bunlar insanları yanıltmamaları tıpkı aradan geçen sürenin uzunluğunu söyledikleri kadar. Her ne kadar inkar etselerde kendi içlerinde dahi çelişirler. Ne isterler? Ne yaparlar?

Değişen

Değişen sadece benim hal ve tavırlarım üzerimde oluyor. Hani insanlar çokça bahseder yolunda gitmeyen şeylerin üzerine düştükçe doğru gitmeyebileceğini. Oysa ki ben de buradayım, koltuğuma oturdum ve öylece etrafı süzüyorum boş gözlerle. Kafamın içerisi alabildiğine boşluk içerisinde, bu hal durumu bugüne ya da yarına endeksli değil aylardır bu şekilde ne değişti peki? Koca bir hiç denilebilir. Sadece biraz daha alıştın olan bitene.

Bu haftasonu acaba dışarıda birşeyler yapılabilir mi diye düşündümde her zamanki gibi girişimler sonucunda hiç birşeye ulaşamayan ben öyle boş boş hareketler içerisinde gittiğim kurs yolundan abuk sabuk şekilde oraya gitsem mi? şurada otursam mı? bir şeylere baksam mı? gibi bir sürü soruyla oradan oraya gitme istekleri anlık şekilde oluşsada ben hiç birine yanaşmadım. Sevmesemde bu durumu isyan etmedim. Yaptığım tek şey kulaklığımı takıp bu benim otobüsüm mü? şeklinde yola bakmaktı.

Marketin birinden biraz çikolata, bisküvi, cips, içecek ve çiklet aldım. Boş boş bilgisayar karşısında otururken ara sıkıntılarda bünyemi oyalayabilmek adına mideyi yormak tek çözüm gibi duruyor.

27 Ocak 2011 Perşembe

Sanki

Eski ben geri dönüyormuş gibi hissediyorum. Son iki yazımın uzunluğuna ve belkide bir o kadar dikkatsizliğine göz atınca blogun ilk başladığında bir heyecanla hiç birşeye dikkat etmeden sadece içindekileri en amatör şekilde yazıya döken ben yine perde almış.

Uzun yazabilmeyi seviyorum her ne kadar o yazılanlara yorum gelmese dahi. İçimde yazdığım konuyu daha iyi açıkladığıma dair bir duygu oluşuyor ve şuan aklımda bir yazı daha çıkarmak için olan potansiyel fikir biraz daha hoş bir hale getiriyor akşamımı.

Ama şimdilik iyi geceler herkese.

26 Ocak 2011 Çarşamba

Olmuyor

Sıradanlaşmakla ilgili bir yazı yazmaya gayret ediyorum aslında yazıcağım küçük tespitleri yol üzerinde güzelce kurgulamıştın ama dünden beri aktaramıyorum. Tam yazıcakken ne kadar sıkıldığım aklımın bir köşesinden hortluyor ya da kendimi ne kadar sıradanlığa kapattığım. Aslında duruma pek öyle denemez.

Çünkü iş'den ev'e gelirken yapabileceğim ya da düşüneceğim hiç birşey yok. Kulaklığı takarsın ve sadece yürümeye başlarsın. Durduk yere bir huzursuzluk, melankoli havası oluşturma peşinde değilim. Sadece zorunluluğun gereğini yerine getirerek elimde olanlarla yaşamımı sürdürmeye devam etme çabasındayım. Son bir kaç aydır sıkıntılarımı unutmak için kendimi ciddi şekilde oyunlara verdiğimi farkettim. En son dün akşam Mafia II adlı oyunu 2. defa bitirmek üzereydim. İlk olarak Hard zorluk modunda 15 saatte oyunu sonlandırmıştım. Tahmin edebileceğiniz şuan bölümler arasındaki ilerleyişim çok daha hızlı.

Bir oyunu daha tüketirken sonrasında ne yapıcağımı kara kara düşünmekteyim. Eğer zorunda olmasaydım bu kış ayında gereğinden fazla zevk veren bir eylem olabilir sıcacık evinde oturup oyun oynamak ya da film izlemek. Ama aksine ben oyunu kapattığımda yer yer bütün saatimi bu salak oyun karşısında geçirdim diyebiliyorum. Bu kesinlikle tatminsizlik değil sadece zorunluluğun yol açtığı boktan ruh durumunun bir nokta patlak vermesinden ibaret.

Herkes yeni insanlarla ne şekilde tanışıyor, kaynaşıyor hiç anlıyamıyacağım galiba...

24 Ocak 2011 Pazartesi

Bir yolculuk daha

Diplomamı bekleten küçük bir ders işim vardı. Bu yüzden de bana küçük bir Ankara yolculuğu gözüktü. Cumartesi okulda lazım olacak diye fotoğraf çektirmeye gidecektim ama saç sakal birbirinde mecbur onu düzeltmem lazım. Aldım elime traş makinesini keserken tık etti birşey makine çalışmıyor. Alla alla dedim fotoğraf çektireceğim sonrasında teknik eğitim almak için gitar kursuyla konuşacağım oradan saat 14:00'da başlıyacak ingilizce kursuma yetişeceğim. Hemen açtım makineyi bir de ne göreyim makinanın piline temas ettiği bir metal kopmuş. Hemen ev de bir bir kablo bulup onu tutturdum, lehim yapmaya vaktim olmadığı için geçici olarak bant ile sabitledim. Evet işimi rahat rahat bitirip çıktım.

Kurs filan derken ev'e geldim bile oradan ne olduğunu anlıyamadan 01:20 de kalkıcak otobüsüm için hemen servisine koştum. Tek koltuklardan almıştım önümde ekran acaba bu yolculukta ne kadar sıkılırım diye içimden geçiriyordum. Önümdeki ekrana dokundum filmleri yenilemişlerdi. Bu durum yolda daha az sıkılacağımın kanıtıydı. Başladım bir iki film izlemeye saat farketmeden 06:00 olmuş bile benim inmeme tam olarak 1 saat 20 dakika kalmış. Biraz gözlerimi dinlendireyim aksi takdirde sınavda mal gibi olacağımı düşündüm. Tabi nerede o rahatsız koltuklarda dinlenmek.

Otogardan Ankaray'a indim. Klasik öğrenciysen şu iki karttan biri olacak yoksa vermem diyen suratsız memur vardı. Kısacası Ankara'da indirimli kartdan faydalanabilmek istiyorsanız Ankara'nın öğrenci kartını taşımaya mecbursunuz. Neyse beşevler de indim ve bir simit evine girerek kahvaltı ettim. Sabahın 7'sinde otobüsten inmiştim ve her yer bomboştu. Yalnız kalmak isteyen insanlar bu saati kesinlikle değerlendirme dedim kendi kendime. Oturup kahvaltımı yaptım ve sonrasında kahve içmek için hemen oranın yakınında bulunan starbucks'a uğradım. Hava soğuktu fakat üşütmüyordu. Rüzgarda yoktu çok garipsedim. Her yer bomboş ve sessizdi çıldırtırcasına.

Sınav vakti geldi açtım soruları baktım ilk sayfa vize sorularını yakındı ama diğerleri uzaktan yakından alakalı değildi. Biraz bilgi biraz şans bakalım sonuç ne olacak derken 11:30'da geri dönecektim ama yaklaşık 6 saatlik yolda açıkacağımdan dolayı birşeyler atıştırmam gerekti. Hızlıca birşeyler atıştırdıktan sonra son 5 dakikada rahat rahat yürüyere otobüsüme bindim. Otobüste sabahki uykusuzluğun acısı biraz daha çıkıyor gibiydi ve nasıl olduğunu anlamadığım şekilde otobüste nezlemide oldum.

Öyle işte şimdide ev'de dinlenmece zaten dışarı çıkmak için de herşeyi denemiştim ama hastalık ev'de oturmak için ekstra yük bindirdi. Boş boş dolaşıcağıma otururdum daha iyi.

23 Ocak 2011 Pazar

Yarın

Eğer nezleden dolayı nefes alamazda beynime oksijen gitmemiş ve adeta bir kazana dönmüş şekilde kalkmazsam. Yarın buraya yolcuk, biraz öncesiyle ilgili bir kaç şey karalamayı planlıyorum. Bakacağız...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Sadece arkadaşız

Alkol almış sarhoş bir kadın kusarken dahi gelen teklife karşılık "sadece arkadaşız" cümlesini kurabilir. Hadi kuramasa dahi yere yazar.

Çok iğrencim kabul! ama durum genel olarak bu kadar iğrenç.

Acaba?

Belli bir yaş üzerindeki kadınlar(30+) yalnız kaldıkları için mi sürekli bir asabiyet hali taşırlar, yoksa sürekli asabiyet halinde oldukları için mi yalnızdırlar?

Ben bilemedim.

15 Ocak 2011 Cumartesi

Bir günün akşamında

Tesadüflerin gerçeğe dönüştüğünü görebilir miyim diye düşünüyorum yol boyunca yürürken. İnsanın tek ihtimalinin şans olması ne kadar kötü değil mi?

11 Ocak 2011 Salı

Yeter lan!

Zira biraz daha gitar çalmaya devam edersem sol kolum felç olucak.
İnsan sürekli dinledikçe çalası geliyor. Çaldıkça dinleyesi geliyor.

Oyalanmak, vakit geçirmek, böyle abondone bir olay işte. Siz de alırmıydınız?

Mim 21

Mili'den gelmiş.

-Dindarsınız ya da  değilsiniz, inancınız var ya yok , dinlerini yaşadığını söyleyen insanlarda en çok sizi iten şeyler ne ve neden ?
Olması gerekenin yanında olmaması gereken (kulaktan duyma) şeyleri yapmaları.

-Sizi siz yapan özelliklerinizden en belirgin olanı ne?
Bir şeyleri yapma ihtimalimin olduğu kadar da yapmama ihtimalimin olması. Bu yarıya bir oran belirtme şeklide değil sadece gördüklerine aldanma ve tanımaya çalış.

-Etrafınızdaki kişilere saygılı mısınız? Neyiniz insanlardan farklı ve ne konuda daha çok saygı bekliyorsunuz?
Saygılıyımdır. Düşüncelerim ve bilgilerime insanların saygı göstermesini isterim.

-İnsan’ın sizdeki tanımı ne? Karşınızdaki kişi de olmazsa olmaz dediğiniz özelikler neler ve neden sizin için önemli bunlar?
Düşünebilen bir canlıdır. Yeterli olgunlukta olmalı, yani ne düşündüğünü ve ne yaptığını bilmeli, sorduğun her sorunun cevabını alabiliyor olmasın. Bu neden önemlidir? Çünkü anlaşabilmek için sorularının cevabını alabilmelisin. Kişinin şüpheleri ortadan kaldırması gerekir.

-Hayata bakışınızı paylaşır mısınız? Sürekli bir şeyler için hayatı suçluyor musunuz yoksa hayatta olması gerekenler bunlar ve olması gerekenler yaşanıyor mu diyorsunuz?
Realist bir bakış açısı sergilerim. Hayatı suçlamak boşa ama niye böyle oluyor dediğim zamanlar oldu. Bu durumuda insanların dengesizlikleriyle bağdaştırdım. İstenilen ile verilen aynı iken problem nedir?

-Savaşların asıl nedeni ne sizce? İnsanoğlu kendinde neyi yok etti ki zulüm denen illet yakasını bırakmıyor dünyanın?
İnsanların egoları hiç bir zaman tatmin olmayacaktır.

-Sizi en çok huzursuz eden eksikliğiniz ne ? Şunu da düzeltseydim daha huzurlu olurdum dediğiniz, gerçeğiniz, boşvermişliğiniz, gamsızlığınız?
Yalnız olmam. Hayatımı paylaşabileceğim bir insana rastlamam.

-Kalbinizin sesi mi mantığınızın sesi mi? Neden?
Her zaman mantığımın sesini dinlemişimdir. Basit bir örnekle anlatırsam. İnsanlar sırf birilerine birşeyler ayıp olmasın diye davrandıkları şeyler vardır ve nefret edilesi bir durumdur ya da iyimser davranırlar. Ben ise ihtimallerden yola çıkarak doğruyu hedefler ve ona erişirim.

-Biri size bir kötülük yaptı ve biliyorsunuz ki yapılan şey bilinçliydi, tepkiniz nasıl olurdu? Susar mısınız yoksa aynı anda yüzüne vurur musunuz yapılanları? Kişilere davranışlarınızı neye göre belirliyorsunuz ?
Gerektiği zamanda iade ederim.
Kişilerin yaptıkları hareket ve benim verdiğim değeri nasıl kullandığına göre.

-Sizce, sabretmek nedir ve üzerinizde otorite kurmaya çalışan, sizin hakkınızı yiyen insanlara sabretmeli miyiz yoksa karşılık vermelimiyiz? Tepkimiz nasıl olmalı?
Sabretmek susmak ve beklemektir. Böyle bir insana karşı asla sabredilmemelidir.
Sert ve kesin olmalıdır.

-Bir konuşmada geçti ben böyle bir cümle kurdum:’’ Karşımdaki insan benim için değerli değilse söylediği cümlelerde değerli değildir, isterse hakkımda zanlarla kötü konuşsun hiç farketmez’’ Bunu söylememin nedeni de şu; biliyorum ki bu dünyada en zor şeylerden biri sizi anlamaya kapalı insanlara kendinizi ifade etmeye çalışmak ve birilerini memnun etmeye çalışmak. Peki siz nasıl düşünüyorsunuz bu konuda?
Anlamaya kapalı bir insan belli bir süre sonra baskıya dayanamayarak kendi pes eder. Bu konu hakkında fazla yapılacak bir şey yoktur

-Hangi söz sizi rahatsız eder ve neden?
Kendini beğenmiş ve ukala

-Başkasında kınayıp da sonra sizinde yaptığınız bir şey var mı? (isteğe bağlı paylaşmak)
Kınadığım bir şeyi yapmadım. Fakat bulunan durumlara göre fikir değişikliği yaşadığım nadir konular olmuştur. Bunlar sadece anlık köklü bir fikir değişikliği olmuştur.

Boş boş

Ev de boş boş oturmak kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi? Ama bir o kadarda sıkıcı bir durum. Gerçi sabah 10 gibi kalkma lüksümüz olsa h.içide 4 saat çalışsak bizden iyisi olmaz.

Öyle işte...

9 Ocak 2011 Pazar

Aslında

3 berbat günden sonra bünyem yeni yeni kendine geliyor. Zira aslında mide üşütmesi değil gıda zehirlenmesi geçirdiğimden ve midem boşalıp tekrar dolduğu için dayanılmaz saatler süren kramplar ve diğer problemlerden kurtulduktan sonra artık normal hayata sonunda döndüm denilebilir.

İşin bir de öyle tarafı var ki mide ağrısı yetmiyormuş gibi sırta bele vurur. Tam midem toparlandı dersin 3 gündür evdesindir sağ omzun ağrımaya başlar. Ters bir hareket yapma gibi bir durum söz konusu bile değil.

Neyse şimdi her şey biraz daha yoluna giriyor.


Aslında bu arada hayattan beklentilerim biraz daha nötrleşti. Herhangi bir sebebi olmamakla birlikte her geçen sene ile pekişen yalnızlığım biraz daha bana dahil oldu. Onu biraz daha kabul ediyorsun. Oysa yanında  sana destek olabilecek biri varsa her şey kolay ve güzel.

6 Ocak 2011 Perşembe

Mim 20

İmge mimlemiş.
Belli bir yaşa gelip yapamadığımız,yapmadığımız 10 şeyi döktürecekmişiz.


  1. Aslında prof. oyunculuk hayatıma devam edip yurtdışında iyi bir takımla lan-partylerde bir sürü teknolojik aletin içerisinde yüzmek isterdim.
  2. Kadrolu Teknoloji / Oyun dergisi yazarı olmak ama ay sonuna doğru artan stresli yaşantı hiç bana göre değil. 
  3. Bisiklet ile freeride'lara katılabilmek.
  4. Düzenli bir kitap okuma alışkanlığına hiç sahip olmadım aksine hep kitap kalıbından nefret ettim. Her zaman etraftaki şeyleri ve dergileri okumayı tercih ettim. Mesela can sıkıntısı ve meraktan naftalinin üzerinde ki yazılara bakmak. Aslında bu kadar bilginin kaynağıda buradan geliyor.
  5. Değerli bir kişi ile tatile çıkmak.
  6. İstanbulun bir çok yerini gezmekte sıkıntı çekmek. Hem elinde geziceğin yerlere dair bir şey olmadığından hem de yanında birisi olmadığından.
  7. Pen spinning işiyle hiç uğraşmadım ama masabaşı iş yapan bir insanın öğrenmesi gerek eşylerden biri gibi.
  8. Ortak bir konuda bir grup insanla her ay görüşmek ve bunu bir gelenek haline getirmek isterdim.
  9. Bir arkadaşta kalma mevzunu hiç yaşamadım çünkü hem bunun için ideal bir insan yoktu. Hem de kendimi evim dışında bir yerde pek rahat hissedemem.
Zorladım da ancak bu kadar çıkıyor =)

Bir mide üşütmesi

İnsanın canına bu kadar okuyabilir mi? Okuyormuş yaşıyorum vallaha. Hem de sadece fazla soğuk olmayan bir meyve suyu yüzünden. Belim bile ağrıyor...

3 Ocak 2011 Pazartesi

Adalet

Pazar günü cep telefonumu kapattığımı unutup ekranına baktığımda saat yaklaşık 13:30 gibiydi. Telefonu açar açmaz bir mesaj geldi. Gönderen yakınımda oturan bir ilkokul arkadaşımdı ve mesaj destan gibiydi desem yeridir. Akrabasının bilgisayarıyla ilgili bir sorun yaşamış aralarında tartışma geçmiş bu durumun üzerine elinde ki cd'ler de bozuk olunca dımdızlak ortada kalmış. Kaba bir tabirle kuyruğu sıkışmış. Stumm'da yardım severdir ya, birşey olsa koşturur ya. İşin daha da komiği sabah kahvaltısına evine çağırıp erkenden işlerini hallettirip saat 14:00'da iş'i olduğundan beni postalayacak. peh!

Senelerdir yakınımda olmasına rağmen bir kere normal bir sebeple açıp aramamış bir insan, kendinisinin halini hatrını sorduğum, buluşalım dediğimde her daim iş'i olan ve bir sonraki hafta "bak bu haftalar işim vardı hadi gel bu haftayı ayarladım bir görüşelim" demiyen bir insan. Hayır benden hoşlanmak zorunda değil ki o zaman selamı, sabahı kesersin bir insanla umurunda olmaz. Ama böylesi bir insanı kullanmaya çalışmak değilde nedir?

Gönül rahatlığıyla kursa gittiğimi yazdım ve yolladım. Eğer o gün hiç işim olmasa bile gitmezdim. Yardım etmek benden bir şey eksiltmez ama kendimi de kullandırtmam. Ek olarak kinci biri de değilimdir.

1 Ocak 2011 Cumartesi

Gitar temizliği

Bir insan bir enstrüman çalıyorsa onun hemen hemen herşeyine vakıf olmaya çalışmalı, temizlik ve bakımını eksik etmemeli. Bana kalırsa bu iş böyledir. Eğer bir işi hobi olarak yapıyorsan bunlar işin en güzel taraflarıdır.

Hazır tatil günü iken ve kursumunda olmayışını fırsat bilerek bakıma giriştim.

Uzun zaman önce gitarıma uyguladığım inlay stickerlarından kurtulmam gerekti.
Eski hali;

Önce teller söküldü, sonra inlay stickerlar temizlendi ve kasa silindi.
Fakat inlay stickerların bulunduğu yerlerde ışıkta matlıklar görünüyordu. Hiç hoş değildi.




Gül ağacı klavye üzerine beslemek, bakım yapmak, aynı zamanda inlay stickerların bıraktığı matlığı yok etmek amacıyla limon yağı(mis gibi kokar) sürülerek diş fırçasıyla her perdesi temizlendi ve sonra parlaklık katmak amacıyla yine kulak çubuğuyla ince bir tabaka limon yağı sürülerek kurumaya bırakıldı.

Ve ernie ball .09 teller takılmak için artık hazır.