2 Nisan 2011 Cumartesi

Benim yalnızlığım

Bir problemin olup olmadığını sorarsın yolda ağlamaklı gibi gördüğün birine durak bir kaç adım ilerisinde olmasına rağmen merdiven basamaklarını oturur. İki eli suratını kapatıyor, her haliyle bir şeylerin kötü gittiği düşüncesi uyandırıyor. Yakın mesafede gideceğim yere sırtımdaki çantamı bıraktıktan sonra tek isteğim eğer gerçekten bir problem varsa hayatının bir kesiminde herkesin yapmış olduğu ya da yapmak istediği davranış hiç tanımadığınız birinin yanına geçip bütün duygulardan arınıp sadece anlatmak. Bunun için suratına bile bakmanıza gerek yoktur. Sadece sen anlatırsın, o anlatır ve hiç bir şey yokmuşçasına hayat akıp gitmeye devam eder. Kim bilir ki? Kim bilir dedim belkide gerçekten bir sıkıntısı yoktu canı gerçekten orada oturmak istiyordu. Zaman yine her şeyin çaresi gibi gözüküyordu. Kısa süre sonra döndüğüm yerde aynı şekilde oturduğunu görünce arkadan usulca yürüyerek yakın bir seviyeye ulaştım. Olumlu ilk cevapta yanına çömelmeye hazır şekildeydim ama insanın suratına bile bakmadan alınan "yooo" kelimesi ve siktir edilen bir benlik bir kelimenin daha zaten olmayan gücü yere indirgeyeceğini anlayınca yavaş yavaş uzaklaştım. İnsanın içinden geçmiyor değil filmlerde ki gibi dönüp arkadan "aslında..." ile başlayacak bir cümle çıkacağını ama bu sadece filmlerde olur.

Bu aslında yaşanılan ne ilk ne de son vaka olacak, herkes içinde böyle boktanlıklarla doludur. Hayatınız boyunca karşı cinsten bir bayan kalkıp sizi sevdiğini söylememişse zaten ne kadar anlamlı geçebilir ki? Sonuçta insanlar kaslardan oluştuğu kadar, kullanmak için bize verilen bir beyinle oluştuğu kadar hisleri ve duygularıyla da yaşar. Siz onu her ne kadar takmasanızda aslında o hep içinizde bir yerlerde barınır. Kışın soğuğunda kahvenizi elinize alıp geçtiğiniz pencere kenarı hissettirmez duygularınızı, mevsimin duygularınıza kadar işlediğinden mi bilinmez ama o an sadece ev içerisinde pijamalarınızla oturmak istersiniz. Basit bir avunma şeklidir aslında, kendi kendini telkin edersin zaten havanın soğuk olduğuna dair. Yavaş yavaş bahar yaklaştıkça kaçışan insanlar yerini incecik montların içerisinde birbirlerine sımsıkı sarılan çiftler bırakıyor. Bir çoğu Mart ayı güneşi gibi yalancı, birden yağmur bastırıyor ve o incecik montlar içerisinde titremeye başlıyorlar.

Ömürümü hiç bir şey uğruna pervane olmakla geçirmedim. Aykırı takılacağım diye kurallarımda yoktu ama farklı olmak istediğim yatsınamaz bir gerçekti. Kendim gibi de yaşamaktan çekinmedim. Etraftaki ergenler yaptıklarından vazgeçiyor, pişmanlıklar üzerine pişmanlıklardan bahsediyorlar ve biraz ilgi görmek adına popüleriteye uyup insanların kıç yalayıcılıklarını yapıyorlardı. Benim o dönem içerisinde yaptığım tek şey oturup etrafı izlemekten başka bir şey değildi. Sağlıklı olmayacak bir çok karar vereceğimin farkındaydım ama hali hazırda aldığım ben bu okullarda çok fazla durmayacağım. Eğitim sistemi ne kadar boktan ilerlediğinin farkında olup hedeflediğim iş uğrunda kocaman adımlar atıyordum. Santrançta bir sonraki hamleyi düşünenin kaybettiğini bildiğim için oyun genelini ele alarak oynuyordum. Fakat bir şeyleri elde etmeye çalışırken diğer şeyleri kaybedebileceğim aklıma hiç bir zaman gelmemişti. Aslında insanlar okulda bulundukları süre boyunca yaşıt bir çok insanın etrafında olması bile kendini yalnız hissetmemek için iyi bir sebepmiş. Geç olmadan görmüştüm gerçeği.

Bugün hayatımda hiç istemediğim kadar alkol almak istedim. Karışık bir çok düşünceyi kısa sürelide olsa uyuşturacağımı umarak ama bunun bile bana yarar sağlamayacağının farkındaydım. Senelerdir süren acıyı ilk olarak geçtiğimiz sene içerisinde bir nebze olsun dindirmeyi başarmıştım. O dönem içerisinde alkol kullanmıyordum ki halen de sürekli olarak alkol tüketen biri olduğum söylenemez. Adeta açlığa duyulan hissin uzun süre sonra kendini boşluğa bırakmasından başka bir his değildi yaşanılanlar. Onları kaybetmedim ama köreldiler ve boşluğa düştüler. Artık onlar yokmuşçasına bir hayat süreceğini düşünürken her mutluluk içerisinde gördüğün birey çözünmeyi biraz daha arttırıyordu. Onlara bakarken aklından geçen bir diğer düşünce senin kaybettiklerini geri alıp tekrar kullanabilir olup olamayacağı.

İnsanlara bakarken öyle tipler görüyorsunuz ki biliyorsunuz o nalet olasıca herifin aslında karşısındakine zerre kader kıymet vermediğini ve hatta onu kullandığını. Her ne kadar parasal bakımdan erkek kullanılıyor olarak gözüksede bir o kadarda erkekler kadınları kullanır. Hem de öyle bir kullanırki paçavra gibi kenara atılanlar nasıl oluyorsa gururlarını çiğneyip sanki karşısındaki vazgeçilmezmişçesine savaş vermenin peşine düşerler. İki tarafta sebebini bilmedikleri ve aslında olmayan kafalarındaki o zehirli kitleden bahsedeler anlaşamadıklarına, hiç bir şeyin düzgün gitmediğine dair. En son her şey ele geçtiğinde bir birini asla bırakmayacak iki kişi genelide içine alan ön yargılar haykırır salakça. Kendi yaptıkları şeyleri karşılarındakilere mal ederek üzülürler ve en yalnız aslında onlarmış gibi davranırlar yaşanılanların ardından.

Sorsan kaç tanesi aylarca etrafındaki kimse onu sormadan aylarca öyle kala kalmış diye cinsiyet ayırımı yapmaksızın. Hepsi ama hepsi yok o kadarda değil şeklinde cevaplar verir. Bunu gerçekten yaşamak ve istemeden yaşamak o kadar zor birşeydir ki bilmezler. Üzerine üstlük ağızlarından çıkan kelimeler hep yalnız kalmak üzerinedir. Yalnızlığın ne demek olduklarını bilseler aslında istediklerinin başlarına ne denli büyük bir çorap öreceğinin farkında olurlardı. Ama onların tek sikinde olan şey üniversitede ki arkadaşlarıyla ders sonunda buluşup gidecekleri bir kulüp ya da bar da en çok alkolü aldığına dair hava atana kadar bir şeyler içmek, sonrasında salya sümük ağlayarak rahatlayabilmek midir gerçekten yalnız olmak?

Yedi belkide daha fazla senedir yaşadığım yalnız hayata rağmen bir kere ağlamadım. Eskiden boğazıma takılsada düğümler bu hayatım ne kadar kendi seçimim olduğunun farkındaydım ama yine de bir çıkış yolu olduğunu düşünmüyor değildim. Bazen umursamaz tavırlar içerisinde bazende yapabileceğim en iyi şeyleri yapmak için çaba sarfediyordum. Herkes kadar yüksek olmasada ben de yeri geldiğinde yaptığım şeylere ilgi gösterilsin en azından kayda değer birşeyler yapabiliyor olmak isterdim ve en sevdiğim işi yapmak için kollarımı sıvadım. Elektro gitarım elimde hiç durmadan çalışıyordum. Sanki mesleğimmiş gibi her boş vaktimde kendimi geliştiriyordum. Bir an durdum ve düşündüm. Ben ne yapıyordum? Sadece ama sadece duygularımı, düşüncelerimi biraz daha bloke etmiş evin içerisinde kolum kopana, parmaklarım parçalanırcasına hislerimi ona gömmekten başka bir şey yapmıyordum. Bu beni kurtarıcak birşey değildi.

Üniversite denilen yere belirli zamanlarda formalite icabı gidiyordum. Çünkü 14 yaşından beri programlama ile haşır neşir olmam bana mesleğimi kazandırmıştı ve çalışyırodum. Yaşıtlarım üniversite köşelerinde okumaktan başka her boku yerken ben kendimden 8-10 yaş büyük insanlarla muhattap olmak zorundaydım. Bana getirisi mutlaka olmuştur ama ruhsal açıdan gittikçe daha fazla yalnızlığı tadıyorsun bu durum içerisinde. Kimse senin yalnızlığını anlayabilecek yaşta ya da durumda değiller. İnsanlar yaşıtlarıyla gezer tozarken dört duvar arasında oturup iş yapmaktı benim diğer insanlara göre yalnızlığımın sebeplerinden bir diğeri. Her ne kadar benim nasıl biri olduğumu gün geçtikçe görüp şaşırsalarda. 10 yaş büyük insanlar bana hayatla ya da işlerle ilgi sorular sorup bir şeyler öğrensede sevgi boşluğu hayatta bambaşka birşey.

Bir diğer taraftan kendine güven tazelemesi sonucunda niye halen kalkıpta birilerinin sevmemesi, sahiplenmemesi için sebep olabilirdi ki? Aslında zor değildi yaşıtlarımın etrafımda olmayışı. Yani etrafımda beni gören biri yoktu ki beğensin. Böyle bir kısır döngü içerisinde her sabah kalktığında yine ne kadar anlamsız ve berbat geçiceğini bilmek belkide en büyük ızdırabın oluyor. Gaza getiriyorsun kendini belki bugün bir süpriz olur diye ama tam tersine saymakla bitmeyecek tarzda boktanlıklar meydana geliyor. Gunun birinde regl döneminde ki biri karşınıza geliyor ve seni sevdiğini hiç bırakmayacağını söylüyor. Durumdan işkillenip bir kaç soru soruyorsun sonrasında bilmemle başlayan cümleler geliyor peşi sıra. Resmen dalga geçer gibi geçen rüzgar gibi bir kaç hafta sonunda sessiz kalan tarafı görünce sende çekiliyorsun usulca ama kanlı bıçaklı düşman gibi bir kere olsun ne olduğu, neden ortadan kaybolduğunuz kimsenin umrunda değil. İyi ki bir kaç cümle daha kuracak kadar muhattap almadığınız için buruk bir sevinç yaşabiliyorsunuz.

Ama her şeye rağmen mecburiyetten yaşamaya devam ediyorsun. İnsanlara yardım etmeye, sabretmeye, sevmeye, kendine şans tanımaya dikkat ediyorsun. Bazı bazı takmıyorsun kafana hiç birşeyi kafası güzel gibi davranıyorsun. Hayat belkide hep böyle gitmeyecektir ama şuana kadar hep olabildiğince boktandı. Kötü ya da iyi nasıl gittiği bilinmez ama hepimizin yaşıyacağı bir gerçeklik ilelebet orada duruyor. Ölüm.



6 yorum:

  1. Bu bloğunda rastladığım en uzun yazı. Diğerleri kısa ama çarpıcıydı. Bu içli olmuş. Aslında belki de içli doğru kelime değildir bilmiyorum. Yine de okurken senin yalnızlığını, kendi yalnızlığımı ve aslında çevremdeki birçok insanın yalnızlığını hissettim. Belki de hayat böyle bir şeydir, belki de insan hep yalnızdır çevresindeki onca kalabalığa, hayatındaki insanlara ya da başka her türlü şeye rağmen yalnız. Kim bilir...

    YanıtlaSil
  2. Düşünebildiğin biri olduğu sürece yalnız sayılmazsın.

    YanıtlaSil
  3. gercekten en uzun yazın heralde bu benim okuduğum. hem kişisel hem genel çok şey anlatmış..
    çok beğendim..gerçekleri gördüğün olayların ve ilişkilerin iç yüzünü görebildiğin için uzak duruyorsun,ve bu da istemeden de olsa yalnızlığa sebep oluyor..sahteliğe göz yummadığın,için kaldırmadığı için..

    YanıtlaSil