31 Aralık 2011 Cumartesi

Büyücü

Nefes aldığını bildiğin halde hiç yoktan ulaşamamak o kadar zor ki, bazen nasıl sabretmem gerektiği konusunda ne mantığım kalıyor ne de hislerim. Küçük bir an içerisinde herşey paramparça oluyor. Sanki bir koku doluyor ciğerlerime o an, yanımda bir sıcaklık beliriyor biraz olsun rahatlıyorum. Sırtım herşeye rağmen sıcak kalacak bunu adım gibi biliyorum ve hissediyorum.

Öylece otururken sürekli birşeyleri kontrol etme iç güdüsü kazandığımı farkettim. Ne tarafa baksam artık hiç birşey bana eskisi gibi soğukluk ve boşluk hissini vermediğini aksine oralarda hep aynı adeta kusurusuz bir silüeti görüyordum. Çünkü dünya üzerinde böyle birisi olmadığına dair olan fikirlerim yerle bir olmuştu ve işin garibi benim fikirlerimi kimse yıkamazken ilk defa yıkıldığını görmek hemde böyle güzel bir şekilde meğer şans arada herkese gülermişte ben bunu bilmiyormuşum.

Ben o günden bu yana hiç inancımı kaybetmedim. Benim için hiç kötü birşey olmadı, hep daha iyi şeyler oldu. Bu denli pozitif düşünebileceğim bile bu zamana kadar aklımın ucundan geçmezdi. Ne de bazı çok basit gibi görünen şeyleri dile getirmek için buzların eriyeceğine. Oysa ki daha önce hiç eriyemeyen buzları nasıl eridiğini anlamazken sadece bakıyordum. Sadece baktım ve bazı şeylerin artık yetersiz kaldığını düşünürken yenilerini aradım. Nasıl bir heyecan sardıysa artık hiç o kadar ısınmamıştım.

Sanki bir büyücü gibi çok sayıda insanın yapamadığı sayılamayacak fazlalıkta şeyi nasıl yaptığını hayretler içerisinde izlerken farkettim ki hayatta herşey sırasıyla anlam kazanmaya başlamış. Hiç bilmezdim ben bu kadar güzel bir güne nasıl uyanılır ya da nasıl mışıl mışıl uyunurmuş. Avrupadan - Anadolu yakasına geçmek hiç bu kadar anlamlı olmamıştı ya da yürünen o yollar kısa süre önceye kadar sadece bitmek bilmeyen, asfalttan öteye geçmeyen şeylerdi. Yaşamak, nefes almak dahi hiç bu kadar anlam kazanmamıştı.

Mutluluklar kadar yanımda oldukça mutsuzluğa dahi var olabileceğim birini tanıyorum.

29 Aralık 2011 Perşembe

Herşey kısacık

Hayat herşeye rağmen son sürat devam ederken insanın aklına düşen bazı şeylerin sonlanması ya da daha doğrusu kesinleşmesi inanılmaz derecede rahat hareket edilmesine zemin hazırlıyor. Tabi o düşündüğünüz eski tarihler gözünüzün önüne geldiğinde anlıyorsunuz ki aradan çookça bir zaman gelmiş geçmiş ve yine artık ne kadar rahat hareket eder olduğunuzu farkediyorsunuz.

Çünkü artık hayat muhasebesi yapmıyorum bazı küçük şeyler dışında, belki de bir sonraki nefesi alıp verebileceğimizi bilmediğimdendir. Onca zaman ne kadar çabuk geçti ben herşeyi kafama takarken herşeyin ne kadar boş ve gereksiz aynı zamanda benim düşüncelerimle değişemeyeceğini anlayacak kadar adeta boyut değiştirmiştim.

Şimdi ise sanki önümde ki zamanlar su gibi akıp gidecekmiş ve ben başından beri hayal ettiğim o bütünlüğe doyamayacakmışım hissi beni ara sıra ürpertiyor ama mecburiyetten saatimin tiktaklarını dinliyorum. Hayatta herşeyin bir yoluna girdiği gibi bununda gireceğini düşünmekten başka şansım yok aksi taktirde görüp görmediğim bir çok şeyi baltalamaktan öteye gitmeyecektir bu amaçsız boşluk.

Kendimi yeniden tanıyorum, adeta yeniden doğmuş gibi bir his sarıyor bir çok zaman şu bulunduğumuz bir kaç küçük aylık dönemde. Hayatım öylesine değişti ki işime kadar herşeyimle farklı bir ben sanki. O yüzden ara ara bakıyorum kendime eskiden neler yapardım şimdi ne yapıyorum diye de bana hiç birşey değişmiyormuş gibi gelsede farkediyorum ki aslında çok şey değişmiş.

25 Aralık 2011 Pazar

Aslında buralardayım öyle boş boş bakıyorumda etrafa istediğim gibi yazamıyorum. Monotonluk yerini telaşlara bırakıyor oradan oraya koşturup duruyorsun. Hiç birşeyin ucu bucağı belli olmayan bir yerde sadece elindekini yapmak ile mesulsun. Elindekiler seni ya bir adım öteye taşıyacaktır ya da hiçbirşey kazandırmayacaktır, bunu zaman gösterecek tabi ki ama artık hayal dünyası yerine somut şeylerin üzerinden anı yaşamanın daha çok kazanç getireceği gözüküyor. Aksi taktirde insan çöl üzerinde nereye gittiğini bilmeyen bir otomobil sürücüsü gibi gezip durur.

16 Aralık 2011 Cuma

Uçuk şeyler

Hayatta ne kadar uçuk şeyler varsa onlara merak sarıp ilgileniyorum. Alayı boş iş, hatta genel kültür deseniz bile senede anca denk gelipte 1-2 kez konuşabileceğiniz mevzular ama onları keşfetmek acayip bir haz veriyor. Hani dünyanın başka bir tarafına geçip uzaylıymışcasına işte bu insanlar dünyayı gördükleri gibi zannediyorlar diyorsun.

En basit örnekle bir müzik türüyle tanıştım tam böyle dinlerken bir ara kayış kopacak herhalde diyorum.

Tür: Dark ambient

15 Aralık 2011 Perşembe

Karanlık ortam

Yine başladı sıradanlaşan günler geçidi. Aslında rahat geçiyordu günler kafam boş ve huzurlu hatta mutlu olmaya yetebilecek kadar şey tutuyordum avuçlarımda, sonra hızla yürürken farkettim ki aslında elimde bulunanlar aslında katı değil sıvıymış. Her geçen dakika biraz daha azalmış elimdekiler ve tükensede ben halen elimde arta kalanlarla korumaya çalışıyorum sükunetimi.

Kafamın rahat olduğu günleri kâr bilip biraz gezeyim bulursam bir kaç kişi birazda oturup anlatayım istedim. Ama oturduğumda içime oturan şeylerin yerinden kalkmadığını farkettim. Hayatın bana sunduğu gidişatla aslında biraz daha ağırlaşmıştı. Biraz daha boş kafa bir adam olmuştum. Birşeyler anlatıyorum sürekli çenem çalışıyordu ama kimi zaman ne konuştuğumu belki benimde bilmediğim bir hayatın içerindeydim.

Etrafıma bakıyordum şöylece o an seslerin tümünü algılayabiliyordum. Dünya etrafında ot çekmişcesine dönüp, dalgalanırken sesler de net olmasada insanların birşeyler paylaştığını anlamaya yetecek kadar duyabiliyordun. Aslında basit bir kuru gürültü gibi geliyordu ama seni bir olguya bağlıyordu ve o olguyu yaşayan değil yaşatan olmak istiyordum. Fakat sadece kendimi kandırabilecek kadar başarabiliyordum.

Uzatırsın eline ileriye doğru ve kimileri o kadar paylaşımsızdır ki havada asılı kalırsın, öylece durur beklersin. Oysa ki insanlar dışlarına vurdukları şeyleri dahi paylaşamaz olmuşlar. En safı bile sadece savurgan bir istekten başka birşey değil. Aslında hiç biri gerçek değiller koca bir gölge, ilizyon ve sahtelik örneğinden ibaret tüm görünenler. Tüm bu büyülü şeyler akıp geçerken bir an nerede olduğunun farkında olmadığını görüyorsun.

Aslında ne başlayabilmişsin ne de bitirişi yapabilmişsin. Halen iki yollu ucsuz bucaksız iki yolun ortasında öylece kafan önünde düşünüyorsun. Yolların nereye çıktığını bilmediğinden mantığını kullanamıyorsun. Geri dönüşü olmayan bir yerdesin ve tamamen hislerinden yola çıkarak bir yolu seçmen gerekiyor. LANET OLSUN. BEN DAHA FAZLA OYNAMAK İSTEMİYORUM!..

Ses sadece etrafta yankılanıp kulağına yine uğultusu geliyor. Yine yalnızsın ve girdiğin yol ve nereye gideceğin her zaman olduğu gibi umrunda değil. Belki de yol bile yok, her yer karanlık, sonsuzluğa doğru bir yolculuk içerisindesin ansızın.


11 Aralık 2011 Pazar

İnsanın kendi olması

Özellikle son zamanlarda iyice gözüme batan alıntılama olayından bahsedeceğim. Tamam çok güzel sözler söylemiş insanlar olabilir, bunlar çok hoşuna gidiyorda olabilir ama bunları sürekli olarak kendi cümlelerinin yerine koyman ve başkalarının cümlelerinden başka paylaşabilecek nadir şeylerin olması insanın kendi olmadığı hep birşeylerin ardından baktığı izlenimi yaratıyor.

Bir satırlık kısa bir cümle öbeğini yazmaktansa önemli olan onun sana hissettirdiklerini açıklayabilmendir. O zaman kendinsindir, başkalaşmamışsındır.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Anne siteleri

Kızınızın nerede olduğunu mu merak ediyorsunuz? Size söylemeyecek kadar şımarttınız mı?
Kolayı var. Formsquare'e üye yapın zaten kendini ispat etmek için her dakika yerini paylaşacaktır.

Kızınızın kimlerle arkadaşlık yaptığını ve ya erkek arkadaşını mı merak ediyorsunuz?
Kolayı var. Facebooktan fotoğraf ve statuslerinden kolayca anlayabilirsiniz.

Kızınız hakkında merak ettikleriniz mi var?
Kolayı var. Formspring üzerinden istediğinizi sorun, öğrenin.


Böyle kendini ispat etme budalalığı üzerine kurulmuş leş bir nesil işte...
Biz dayak yedik onlar yemesin diye ipin ucu kaçırılmış, kendini ancak klavye başında ispat çabasına düşmüş, yaptığının önemi yerine göstereceklerinin önemini düşünecek kadar kişiliğini bile hiçe saymış bir nesil.

HayatBir.gif

HayatBir.gif isimli yeni blogum; Amaç yazım ve paylaşımlarımla yayına başlamış bulunuyor.

Canı sıkılan herkesi beklerim günlük 2-3 paylaşım yapmayı planlıyorum.


Buradan

9 Aralık 2011 Cuma

Laf sokma platformu

Facebook üzerinden insanların yüzüne söyleyemedikleri şeyleri imalı laflarla insanlara giydirmeleri gerçekten çok gülünç duruyor. Zaten insanlarda ki bu birbirini huzursuz, mutsuz etmek, yerin dibine sokma çabalarına hiç anlam veremiyorum. Bütün insanlık bu şekilde kafayı yemiş olamaz!..

Ayrıca yaşanılan şeyler neden bu kadar ayyuka çıkartarak hem kendini, hem de karşısındaki insanı bir o kadar küçük düşürür orasıda işin ayrı bir bölümünü oluşturuyor. Özel hayata saygısızlık gibi...

Ve insanların diğer insanlarla uğraşmasını boş kafalara, boş zamana, boş işlerle uğraşanların işidir diyerek yazıyı sonlandırıyorum.

Yılbaşında sövmece

Yine yılbaşı geliyor ve sosyal medyada da böyle çam ağaçlı resimlerle konular açılacak.
Tiksiniyorum şu özentilikten, özentilik diyorum çünkü büyük oranda dini inancı o yönde olmadığı halde onların adetlerini yerine getirenlere anca bu sıfatla yaklaşılır diye düşünüyorum.

Yeni yıl iyi dilekler, beklentiler içerebilir ve o güne geceye özel farklı birşeyler yapmak istenebilir. Gayet normal karşılanır bir durum fakat günümüzde dışarı çıkarsan milletle itiş-tepiş ortamlarda ve ya mekanın birinde kazık yerken girmek ne kadar akıllıca onuda bilemiyorum.

Ayrıca her sene olduğu gibi bir sene daha yaşlanıyoruz. Siz neyin kafasındasınız?

Kadınlar

Bütün kadınların kilo takıntısı vardır.
Demek ki kadınlar obsesiftir.
Yani hepsi ruh hastası.

8 Aralık 2011 Perşembe

Sinir oluyor insan

Yaklaşık 1,5 senelik bir dönemdir vücudumu geliştirdiğim içindir ki tam bu t-shirt'ü giymek istiyorum diye üzerime geçirdiğimde omuz kısımlarının patlamak üzere olup t-shirt'ün vücudumu sardığını görünce fırlatıp atıyorum. İşte en kötü tarafıda o gün isteyipte giyememek, yoksa t-shirt dediğin nedir ki 40-50 TL bayılmadığım için gayet içindir ki rahat rahat atarım.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Thrown to the Sun - Burning Circle

Oysa yanıldım

Hep birşeyleri düzeltebildiğimi en azından çalıştığımı düşünürdüm ama hep yanılıyormuşum galiba. İnsan başından beri ne hissetmek isterse onu hissediyormuş. Ben başından beri kaybetmişim.
Hırs, mücadele hayatta çoğu şey değiştirmek için yeterli gözüküyor. Hatta mucize adam Steve Jobs'ın bile hayatında neler başarabildiğini görüyorum. Fakat iş bu durum bir insan olunca hiç birşey farketmiyormuş.

Tek istediğim hayata gerçek bir başlangıç yapabilmekti, yerine getirmek üzere uğrunda uğraştığım tek şeydi. Artık hiç olmadığım kadar yorgunum, hiç olmadığım kadar inandığım şey uğruna yordum kendimi, hiç olumsuz düşünmemiştim, karamsar değildim olmamayı öğrenmiştim. Ama meğer hayat benim için bahsettiğim basit şarapçılardan öte değilmiş. Yalnız değilsin yanında şişelerin var fazlası olsa olsa yatacak sıcak bir yatak.

4 Aralık 2011 Pazar

Duman

Kafam o kadar dumanlı ki üst üste gelen şeyler yüzünden şöyle güzel bir yürüyüşe çıksam uçar gider belki de ne varsa. Tabi herşeyden ayrı tuttuğum özlem var bir de...

2 Aralık 2011 Cuma

İşsizlik

Artık eski çalıştığım yer ile resmi olarak ilişiğim kesildi. Sadece halen alacaklarımı beklemeteyim. Bugün 9. günü dolduruyorum boş boş oturduğum ama içimde halen çalışma hevesi var. Bu kadar tatil bana bir hayli yetti.

Diğer taraftan şuan farkediyorum hayatım o kadar renklendi ki sanki koskocaman bir hayatı şu 9 gün içerisinde konsantre şekilde almış gibiyim. Adeta şansım döndü. Tam kulaklığım bozulmak üzereyken %30'a varan bir kampanya ile kulaklığımı tekrar alabilmem. Sanki artık her şeye biraz daha ılımlı bakıyorum. Belki de biraz daha cesaretlendim içimden birinin gittiğinde yenisinin gelebileceğine dair, olmaz denilenlerin olduğuna dair hisler doldurdu.

Ama şuan için herşey birer karmaşada olsa sonu nasıl biterse bitsin asla üzülmeyeceğim kararlar aldım. 80 yaşımızda dahi olsak halen nefes alıp veriyorsak hayat devam ediyor demektir ve onu bekletmek olmaz.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Sen iyi oldukça...

Düzgün ve huzurlu bir hayat isteği oluşuyor insanın doğasından ötürü ama birşeyler ters gidiyor. Hayat denilen olgu her daim süprizleri içinde barındırdığını bilmeyen küçük çocuklar olarak herşeye dokunarak, sıkarak öğrenmeye çalışıyoruz. Kimisi canımızı inanılmaz derece yakıyor, kimisi süper duyguların içerisine bırakıyor.

Hayat olgusunu karşımıza çıkan kötü şeylerin aslında yaşamın ta kendisi olduğunu idrak ettiğimiz an da kafamızın içerisinde bir ışık hüzmesi oluşuyor Evreka! Hayat aslında kötülüklerle iyilikleri sevdiren garip dengesi olan birşey olduğunu o gün anlıyorsun. Müthiş bir hevesle kafanın içerisindeki film şeridini tavana yansıtarak bakıyorsun olaylara hepsi adeta puzzle parçaları gibi birbirini tamamlıyor. Kötülüğü görmeden, iyiliğin değerini anlayamıyacağın ve hayatta kolay olanın kötülük olduğu, kimi zamanda üzerinden prim yapıldığını.

Herşey aslında diğerlerinden ayırt edilmek istemekle başlıyordu, yanına biraz da mücadeleci ve hırslı bir ruh eklenince, kötü olmanın kolay olduğu şu hayat akışı üzerinde insanların birbirine zarar vererek bunu işin gidişatı olarak göstermeleri, olması gerekenin bu şekilde insanların sürekli birbirlerini dürtekliyerek anlaşmayı benimsemiş olmaları çok saçma geliyordu.

Seneler içerisinde hayat muhasebesi yaparken bazen kendimden başka iyi olmayı seçen ve sen iyi oldukça kötü reaksiyon vermeyecek birini göremeyeceğimi zannederdim. Oysa ki yanılıyormuşum, hayatın kötü yanları gibi güzel yanılgılarını farkettim, verdiğin değerin bozulmadan artarak sana geri döndüğünü gördüm. İşte o günden itibaren melankoli, huzur, mutluluk gibi duygular benim için bir kere daha yenilendi. Uzun aralıklarla yazılar yazan ben elime koluma düşüncelerime hakim olamıyor sürekli birşeyler karalama ihtiyacı sarmıştı. Hepside yorgun ama enerji dolu bir gece kelebeğini görmem ile başladı.

Buraya kadar birşeyler karalamaya çalıştım fakat bundan sonrasında kelimelerim kifayetsiz kalıyor çünkü o burada ki bir teşekkürden çok daha fazlasını hak ediyor.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Güzelleşen günler

Bol müzikli saat ilerledikçe güzelleşen bir gün kadar güzeli yok. Günün sıkıcılığını ve hayatı adeta bir kenara bırakıp ayrı dünyada yaşıyorsun sanki.

Meğer hayatım 2

meğer hayatım adlı yazıma ek olarak. İşten çıkış tarihimi farazi olarak bayramdan sonra izinimi kullandıktan sonra buralarda durmayacağım diye söylemiştim çok önceden şuan görüyorum ki hakikaten bayramdan sonra işime son verildi.

Hayır müneccim değilim.
Sabah 8:30'da çıkılan İstiklâl caddesi o kadar hür ki, tabureni alıp izlemek istiyorsun etrafın dolup taşmasını, uzun süreden sonra aldığın djarum'u satan adamın hala aynı uyuşturucu kaçakçılığı yapıyormuş havasını kaybetmemesi ayrı bir mevzuydu. Hiç birşey yokmuşçasına İstiklâl'den iş'e geçerek son 3 iş gününü tamamladıktan sonra bomboş ucu bilinmeyen bir hayata olacağım. Tüm bunların içerisinde geceyi uykusuz geçirmek ve tavana resimler çizmekten başka birşey yapmadan binbir düşünce ile gün ışımasını beklemekten başka birşey yapamıyacak kadar dünya kanunları karşısında acizlik.

18 Kasım 2011 Cuma

Melankoli

Sinsice gelir yerleşir göğsünün üzerine, bir ağırlık hissedersin yok yere ama sorgulamadan taşırsın. Sanki daha zor nefes aldıkça bu durum hoşuna gitmeye başlar, içinin biraz daha şişmesini istersin. Yanında ne varsa kendini ona adamak istersin boş beleşçe, adeta bir şarapçı gibi kirli ve elinde şişeyle denize boş boş bakmaktan başka birşey gelmez elinden kimi zamanlar.

Bu duygu durumu öyle birşeydir ki deprasyon ya da başka birşeyle karşılaştırılamaz. Çoğu zaman ne karşı cins problemidir, ne okulda ki sınavlar ne de işlerle ilgilidir. Bu salt bir yalnızlık duygusudur. Öyle ki bazen sen istersin bu duyguyu gerçekten hayatı yaşadığını görmek için bir kaç günlüğüne içine kapanırsın. İlk önce kendini yok edersin ve sonra yeniden doğarsın.

Melankoli olmadan insanlar duygu ve hislerin ne demek olduğunu anlayamazlar. Kötü günler yaşamadan güzel günlerin değerini anlayamamak gibidir adeta, insana hayatta bazı şeylerin kıymetini gösterir. Kendi dünyanı yaratırsın melankoli içerisinde ona aşık olursun, yaşayamadığın duygular bütününü dile getirirsin o dünya içerisinde. O yüzdendir ki insan her ne kadar istesede kendi istemedikçe kalkmayan bezdirici bir misafirdir.

Oturursun evinde kafanda umutla karışık bir mutluluk, yanında sıcak kahven ve dışarıda karanlık bir hava hakimdir ama herşeye rağmen garip bir iç huzura sahipsindir. Belki de birinin o an seni düşünüyor olduğunu tezahür ediyorsun kafanın içerisinde, karşıma çıksa, çıksada bu yarım mutluluğu tamamlasan diye içinden geçiriyorsun. Zaman denilen şeye daha fazla boyun eğmek istemiyorsun.

Sorular içerisinde yoğrulursun kendi kendine, biraz daha yaklaşırsın deliliğin o ince sınırına. Pek çok zaman bir şarkı ya da gördüğün basit bir şey getirir, şehirin uyuduğu bir saatte sarar etrafını uyutmaz. Tek başına gezerken sana eşlik eder melankoli, yanı başında hayallerinin oluşturduğu bir gerçeklikle doldurur boşluğu, belki de bu yüzdendir gitmek bilmemesi o dost olmuştur sana yıllar boyunca.


17 Kasım 2011 Perşembe

Kendi elimizde

Hayat akışına devam ederken insanlar bu tempoya ayak uyduramayıp yorgun düşüyorlar. Kimileri söylenilenlerden bıkmış, kimileri görüp göreceğinden ama halen güzel şeyler olabilir. Tek gerekli olan belki de bazen aydınlığı gördüğün taktirde var gücünle o yöne doğru koşturmaktır.

Bu hayatta iyiler kötülerle karşılaşır yorulur her daim ama karşısına iyiler geldiğinde o hayat olmaktan çıkıp bir ömür cenneti yaşarsın. Yeter ki görmek istemediği davranışı karşındaki insana yapmama prensibini sürdür, yeter ki kalbinde kötülük olmasın. Varsın biraz uzun, sancılı olsun ama en güzeli olsun.

Oturursun düşünürsün ve kararını verirsin. Elinde olan zincirleri sen doğal gücünle kırabilirsin. İmkansız diye birşey yoktur o sadece sıradan insanlar için geçerlidir. Önce biraz eğriltirsin sonra inanırsın ve var gücünle yüklenirsin. Sonra mı? Sonrasını bende bilmiyorum ama bütün inancımla güç yükleniyorum, sadece inandığım şeyi yapıyorum.

15 Kasım 2011 Salı

Sonunda

Yeni aldığım ramleri bugün itibariyle 1600Mhz 1.65v yaparak stabil şekilde çalışıcak hale getirdim.

Artık masaüstü bilgisayar işi profesyonel bir kullanıcı için bile zor hale gelmiş vay arkadaş diyorum.

13 Kasım 2011 Pazar

Farkındalık

Merak ediyorum acaba hep gidişat bu yöndemiydi yoksa sadece bizim farkındalıklarımız mı arttı diye. Sessiz sakin bir ortamda içerisinde bulunduğumuz duruma şöylece bir göz gezdirince herşey o kadar salakça gözüküyor ki. İnsanların ne yapmaya çalıştığını biliyorsunuz ama yapılanlara anlam veremiyorsunuz.

Ortaya en kolay kitleyi kazanabilmek için ürünler atıyorlar. Hayır düşüncenizin aksine sadece güzel ülkemde değil bu olaylar. Dünyanın tamamını kapsıyor. Ortaya atılan her ne ise daha reşit olmamış kolay kandırılabilir büyüme çağındaki çocukları hedef alıyor. Bir çok insan ise sırf bunun arkadasından bir şeyin yapılma sayısına aldanıp onların yaptığına dahil olduğunda buluşacağı kitleyi hesaba katıyor. Yozlaşıyoruz, hem de ne yozlaşmak.

Akabinde artık birşeyin çok beğenildiğinde iyi olabileceği gerçeği ilkokulda öğrettikleri bilginin orta okulda yanlış olduğunu söylemeleri gibi zihninizde uyanıyor. Fakat beyinleri düşünmemekten paslanmış insanlar olan bitenin içerisinde nerede olduklarının farkında bile değiller. Olayın öyle bir içerisine gömülmüşler ki şöyle uzaklaşıp ne dönüyor, bitiyor diye bakmayı bile akıl edemiyorlar.

Tabi tüm bunlar olup biterken insanların yalnız kalma çabasından bahsetmeleri başlıyor. Tabi bu tip insanlar için büyük oranda numara içerikli bir davranıştan başka birşey değil. Sırf biraz daha ilgi görmek ve egolarını tatmin edebilmek adına herkesin yaptığını yapan bir insan bunları gösterebilmek yerine niye uzaklaşmayı tercih eder diye sorarsın. Koca bir palavradır herşey ve gerçek yalnızlık duygusunu baltalar.

Ayrıca yalnızlık asla bir özgürlük olamaz ki. Yalnızlığı özgürlükten sayan insan muhtemelen bir kaç gün içerisinde normal hayatına dönecektir. Ama buna yalnızlık denmez. Olsa olsa sadece biraz tek başına dinlenmek olabilir bu eylem. Yalnızlık daha ziyade aslında tek başına istediğin herşeyi yapamıyacağını anladığında içerisinde bulunduğun durumdur.

10 Kasım 2011 Perşembe

Sonunda fazlasıyla dinleceğim

Bugün öğlen benim için alınmış bir kararla aslında kötü gibi görünsede mutlu olduğumu söyleyebilirim. Bir kaç aydır iş arıyordum ve bana bugün iş'ten çıkartıldığımı söylediler.
Aslında bu onlarında bilgisi dahilinde gelişen bir karardı. Gidişatın benim için iyi olmadığını bazı çevrelerce zarar göreceğimi düşündüklerinden dolayı ve benimde zaten burada durmak gibi bir niyetim olmadığını göz önüne aldıkları için burada durmak yerine başka yerde daha mutlu olup kendimi geliştirebileceğimi, çalıştığım emek verdiğim sürenin karşılığını alabilmem açısından benim adıma en iyi kararı verdiler.

Yaklaşık önümüzdeki 2 hafta sonra güzel bir dinlenme moduna geçiyorum. Kendime bolca vakit ayırabileceğim galiba

9 Kasım 2011 Çarşamba

İki gıdım sohbet

Akşam otururken şöyle insan sesi duyasım geliyor. Şöyle güzel çok gaz olmayan müzikler muhabbetin en derinine inilmiş her kafadan bir örnekle desteklenmiş olaylar. Güzel radyo programı dinlemeyeli de epey oluyor. Radyoların benim hayatımda önemli yeri vardır. Hayatımın belli döneminde sürekli olarak bir kaç radyo programı takip etmişliğim vardır. Orada ki olayları kafada canlandırmak sohbet ediyormuşcasına dinlemek süperdir.

Hele şu bayram tatili dinlenme açısından iyi oldu ama bugün hava almaya çıkayım diye düşüyordum ama olmadı. Çünkü bana o şevki sağlayacak bir şey yoktu. Sadece İstiklalde bir kaç tur atıp eve dönecektim. Hayatın sıkıcı olmaması gereken zamanlarda şartlar dolayısıyla bu hale gelmesi insanı bir kat daha etkiliyor.

Çünkü zaman değerli, zaman gidiyor ve geri gelmeyecek.

6 Kasım 2011 Pazar

Yine yeniden

Yine bir tatil, yine ters giden şeyler...
Önümde bulunan bütün tatil günleri ev'de oturacağımı bilmek beni gerçekten rahatsız ediyor.
Kendime dışarı çıkmak için adam gibi bir bahane bile bulamadım. Her sorunun cevabı artık tek başına ne yapacaksın cevabına çıkıyor. Eskiden de çok beceremiyordum ama sağda solda oturup etrafı izlemek yinede hiç yoktan iyidir diyorken artık bu anlamsız eylemide sürdürmenin bir amacı olmadığını çok uzun sürmeden farkettim.

Farkettim ve tatilin berbat havasından kendimi stoner'a verdim yine. Şerefe!..

4 Kasım 2011 Cuma

Meğer

Herkes lafta sözde birşeyler yapıyormuş.
Daha bir kişininde gerçekte yaptığına şahit olmadım.
Kendilerinin mutlulukları yerinde olunca kimse umurunda olmazmış.
Her seferinde bunu görüyorum.

Tavsiyem sakın ola ki yalnız biri olmayın. Yalnız bir kadın olabilirsiniz. Elbet birileri gelir sizi bulur.
Ama yalnız adam olmayın.
Asla olmayın.

3 Kasım 2011 Perşembe

Sonunda biraz rahatlık

Perşembe gününe kadar bitirmem gereken işi sonunda ucu ucuna bitirdim.
Yarın internetten yapmış olduğum aöf başvurusunu tamamlamak için büroya gidip gerekli işlemleri yapacağım ve en güzel şeylerden biri 3 ay'a yakındır. Hafta içi çalışmak, haftasonu kursa gitmekten adam gibi oturup evde dinlenemiyordum. Cumartesi bir sıkıntı çıkmazsa bir güzel oturup dinleceğim. Zaten 4 Kasım'da Lord of the Rings: War in the North çıkıyor. 5 Kasım'da da oynarım.

Bir de pazardan sonra hava güzel olsa, gezmek için bir sebep olsa çıksak dışarı tatili tatil gibi geçirsek.

Müzik dinlemek

Benim anlamadığım birşey var. 300 - 400 TL para verip ipod nano alıyorlar. Fakat kullandıkları kulaklık 10 TL
Bana kalırsa o insan sırf müziği zaman geçsin diye dinliyordur. Tabi o kulaklığıda alırken en önemli kriter paradan sonra son ses açtığında kulağının zarını patlatacak kadar yüksek ses çıkartabiliyor olması.

Gösteriş yapmayı sevmem ama senelerdir sennheiser kullanırım ve cx300 II sahibiyim. Bu kulaklıkla çok iyi ses donanımı olmayan yerlerde bile durumu kurtardığını tecrübe ettim. Zaten kulaklığı ilk taktığınız an müzik kulaklarınızda değil beyninizin için de çalıyor ve iyi bir dinleyiciyseniz bütün enstrümanları birer birer ayırt edebiliyorsunuz.

Bu yüzden kulaklıkta en az donanım kadar hatta yer yer donanımdan bile önemliyken insanlar genelde tersini yapmakta ve bu zihniyette devam etmekte kararlı.

Çünkü onlar çevre baskısından kurtulamamış "bir kulaklığa o kadar para verilir mi?" sorusuyla muhattap olmamak, soyutlanmamak için çevre ne yaparsa onu yapan insanlar. ~%90

31 Ekim 2011 Pazartesi

İnsan kendi kendine zarar verir

İnsana aslında en çok yine kendi zarar verir. Her yeni düşüncede insan kendi içini kemirir durur. Kafanın içerisindekilere ne sen, ne de başkaları "yapma!" diye söz geçiremez. Bu biraz zamanın katkısıyla ortadan kalkıcak birşeydir. İnsanın alışkanlıkları nasıl zamanla oturuyorsa bu kontrol alışkanlığıda zamanla edinilebilir.

İnsan hep kendine söz geçirme konusuna geldiğinde aciz hisseder. En büyük sebeplerden biri nereden başlayacağını bilememektir. Sonuçta düşünce denen şeyin kontrolünü pratikte tek şekilde kaybedebilirsiniz. Ya kafanızı uyuşturacak birşeyler almanız kısa süreliğine yeterli olabilir.
Fakat bu düşünülenin aksine daha fazla kontrolsüzlüktür.

Ayrıca şöyle bir gerçek vardır ki bunu çoğu kişi bilmez. Sen birşeyi yaşamak istiyorsan gerçekte yaşamasan bile bilinç altın bazı şeyleri rüya esnasında gerçekleştirerek seni tatmin eder. Yani kafanda birşey ürettiyse gerçekte olmasa bile beynin onu eninde sonunda yapar.

Bu durumların tamamından kurtulmanın en iyi yolu beklentiler, hayat analizi gibi şeyler gerekir.
İlk örneği beklentiler üzerine verirsek durum aynen şu şekilde gerçekleşir.
Dar bir yola girmek üzereyken sizden daha önce girmiş birini görür ve geri çıkarak onun yoldan çıkmasını beklersiniz. Fakat çıkan kişi size bir teşekkür bile etmemiştir. Eğer teşekkür için bu işi yaptıysan artık sadece çıkarların işin birşeyler yapmaktan vazgeçmen gerekiyor demektir. Çünkü bu tip beklentiler çoğu zaman günün ortasında başına kötü bir olay gelmişçesine negatif etkileyecektir. Daha sonra vücudunun bundan etkilenmesi sonucu bir sürü sakarlıklar oluşur ve insanlar bunu bütün işlerin ters gitmesine yorarlar. Ama bunu kendinin yaptığını bilmez.

İşte burada da devreye hayat analizi giriyor. Bir insanın hayatını analiz etmesi o kadar önemli birşeydir ki, hayatını yeniden inşa etmene, kendini sürekli yenilemene yardımcı olur. Kendini eleştirmek, ne yaptığını görüp aslında bunun mutlu olmak için doğru bir adım olup olmadığını sorgulamak. Ağladığında bunu ne için yaptığını ve bunun bir işe yarayıp yaramıyacağını sorgulamak insan hayatında hem yanlışları pozitif yönde döndürmek, hem de olayların farkındalığıyla yaşınılanların daha metanet ile karşılanabilmesini sağlar.

En önemli şeylerden biride konuşmaktır. Sadece bir defa konuşup olayı atmak. Bunlar için hayatta biraz da disiplin gerekli. İnsanın kendi kurallarını koyabilecek, kendi çizgilerini belirleyebilecek olgunluğa sahip olması gereklidir. Sigara asla sağlığa zararlı ama içiyoruz gibi bir iradenin ürünü olmamalı. O çizgi bir gerçeği ikiye böler. Birşeyi ya kullanırsın ya da kullanmazsın. Çünkü hayat hiç bir zaman sana belki seçeneğini sunmaz.
Kullanırsın / kullanmazsın,
seversin / sevmezsin,
kazanırsın / kaybedersin,
alırsın / almazsın,
oradasındır / orada değilsindir...

Meğer hayatım

Seneler önce planladığım gibi ilerliyormuş. İlk alacağım maaşa kadar her şeyi doğru hesap etmişim ve ben bunu bu sabah yolda yürürken farkettim.

30 Ekim 2011 Pazar

Yoğun çok yoğun

Bu aralar çok fazla yoğunum, gerek iş, gerekse yabancı dil alanında. Bunların üzerine aöf ile microsoft sertifikaları girince bir hayli yoğun bir tempo oluşuyor. Kafam mavi ekran verip şalterler atıcakmış gibi bakıyorum dünyaya ama en çok etkileyen bunlar değil.

Bu kadar şeye tek başına karşı koymaya çalışmak zor olan, yanında sana destek çıkacak bir elin olmaması tek problem. Çünkü bir çok insan görmek istemiyor ve biraz da salak, salak, salak...

22 Ekim 2011 Cumartesi

İş aramaca

Eğer etrafınızda Veritabanı Uzmanı arayan birilerini duyar, görürseniz haber verin, mail atın, birşeyler yazın buralara.

18 Ekim 2011 Salı

Balığa tuz yakışır

Bugün ki ballı,zencefilli somon balığı deneyimimden sonra balığa kesinlikle tuzun yakıştığını kafam içerisinde tescillendi.

15 Ekim 2011 Cumartesi

Biraz daha farklılık

Şu resmi işlemlerim bir bitsin gidip saçımı punk yaptırıcam. İnsanların bana nasıl bakacağını merak ediyorum.

İnsanlar farklı yaralanabilir

Bir insan ile konuşurken sık sık züürt tesellisi olarak sağlıktan bahsedilir. Hep bulunduğun yerden daha kötüler örnek verilir. Oysa ki karıştırılan çok basit birşey var. İnsan sadece fiziksel manada hastalanmaz. Ruhsal çöküntüler, deprasyonlar, duygu durum bozuklukları, beyinsel aktivitelerin farklılaşması, hormon salgılarının farklılaşması peki ya bunlar birer sağlık sorunu değilde nedir?

Bazen ruhsal ve beyinsel çöküntü fizikselden daha kötüdür. Seni içeriden yer bitirir.

Hayatımda ki boşluklarımı tek doldurma mı sağlayan şeyin müzik olduğunu bir akşam daha yine anladım. Kim ondan daha sadık olabilir ki? Olabilirler ama benim yanımda sadece müzik var ötesi yok, hayatım da karşılaştıklarımın daha ötesi yok, yok işte, yok.

13 Ekim 2011 Perşembe

Dört duvar arasında

Hiç bir çıkışım olmadığı halde sürekli etrafımda dönüp duruyorum.
Sahi dört duvar arasından nasıl çıkılır ki?..

11 Ekim 2011 Salı

Bir insanı canavar yapan

Bir insanı canavar yapan yine başka bir insandır. Bu aslında daha çok ortaya atılan bir tez sayılabilir. Sizin görmediğimiz, bilmediğiniz dünyanın içerisinde çok daha farklı bir arka dünya var. Bunun bir çok sebebini ve neler olduğunun sadece bir kısımını paylaşmayı düşünüyorum. Aslında bu yazının çok daha fazla kitleye ulaşmasını isterdim ama benim ulaşabileceğim kitle gözler önünde. Yine de bu yazı üzerine eğer istek gelirse işi daha detaylı hale getirebilirim.

Boş bulduğum zamanlarda bu konuyu detaylı olarak görsellerle destekleyerek yazmaya çalışacağım. Belki de çok iyi arkadaş olduğunuzu düşüğündüğünüz kişinin gerçekte nasıl biri olduğundan şüphe duymaya başlayacaksınız...

Türk insanı kıçını kaldıramıyor

Bütün yürüyen merdivenleri filan kaldırsınlar. Çok ciddiyim bu konuda.
Zaten 60-65 yaşındaki amcalar herkesten çevik, inip çıkıyorlar, vızır vızır yürüyorlar.
Bizim gençlerde kıçını kaldırıp iki adım atmaya halleri yok.

Bu nasıl bir nesil ?..

10 Ekim 2011 Pazartesi

9 Ekim 2011 Pazar

Yalnızlık ömür boyu olsa gerek

Kimsenin içine sevgiyi koyacak güce sahip değiliz. Tesadüflerin oluşacağı sadece basit bir avuntu, hayat akıp giderken bu koca şehir de gün geçtikçe kayboluyorsun. Kimse seni farketmeden her gün biraz daha ölüyorsun, her gün biraz daha boktan bir güne uyanıyorsun. Hayatta en zor şeylerden biridir kendini kandırmak, özellikle bu o günün diğerlerinden farkını olmadığını bildiğin halde kendi moralini düzeltmeye çalışmak.

Zaman kendini yıllara bir sürü yıllara bırakmış. Ne hissettiğinin acısı tam kabuk tutuyor derken yeniden patlıyor. Her an hayat sana yalnızlığını gözlerinin önüne seriyor. Biraz daha bekle diyorsun kendi kendine az birşey daha şuursuzca, hiç birşey bilmeden. Bilinmeyen birşeyi beklemek olsa olsa delilik olur herhalde ve ben de başroldeki deli.

Ben de herkes gibi mutlu olabilmek isterdim. Fazla birşey değil.
Sadece bir sabaha umutla uyanabilmek,
kafamı gülerek yastığa koymak,
düşüncelerden uyuyamamak,
hayatta destek görebilmek istiyorum belki de sadece.

Bu akşam uyumak istemiyorum, istemiyorum çünkü yarın yine aynısı olacak. Yarını yaşamak istemiyorum.

7 Ekim 2011 Cuma

Ayıptır söylemesi

Bazen adeletini s... dünya diyerek geçesin geliyor.

Five Finger Death Punch - The Pride



"The Pride"

Heyy heyy heyy yaaa [x6]

Johnny Cash
And PBR
Jack Daniels
Nascar
Facebook
Myspace
IPod
Bill Gates
Smith and Wesson
NRA
Firewater
Pale Face
Dimebag
Tupac
Heavy Metal
Hip-Hop

I am
What you fear most
I am
What you need
I am
What you made me
I am
The American dream

I'm not selling out
I'm buying in

I will not be forgotten
This is my time to shine
I've got the scars to prove it
Only the strong survive
I'm not afraid of dying
Everyone has there time
I've never favored weakness
Welcome to the pride

Disneyland
White House
JFK
And Mickey Mouse
John Wayne
Springsteen
Eastwood
James Dean
Coca-Cola
Pepsi
Playboy
Text me
NFL
NBA
Brett Favre
King James

I am
All American
I am
Living the dream
I am
What you fear most
I am
Anarchy

I'm not selling out
I'm buying in

I will not be forgotten
This is my time to shine
I've got the scars to prove it
Only the strong survive
I'm not afraid of dying
Everyone has there time
I've never favored weakness
Welcome to the pride

Since the dawn of time
Only the strong have survived
I will not be forgotten
Welcome to the pride

Heyy heyy heyy yaaa [x3]
Only the strong survive
Heyy heyy heyy yaaa [x3]
Welcome to the pride

I will not be forgotten
This is my time to shine
I've got the scars to prove it
Only the strong survive
I'm not afraid of dying
Everyone has there time
I've never favored weakness
Welcome to the pride

4 Ekim 2011 Salı

Bazen insan kaderine hakim olmak ister

Bazen yetmez hiç bir şey sen ne yaparsan yap. Karşılıksız kalır yapılan tüm şeyler, oysa ki çıkar ilişkisi değildir beklentiler naif şeylerdir. Belki bazen insan biraz daha sevilmek ister ve ilgi görmek. Artık yüzüne kapılar kapanmasın ister. Bazen farkedilmek ister insan, birinin onu çamurun içinden çıkartıp parlatmasını ister. İnsan söyleyemediğinden çok fazlasını söylemek ister ama gözleriyle anlatır, tavırlarıyla, belkide bolca aptallığıyla. Kimi zaman umursamaz davranmanın işe yarıyacağını düşünür ama onuda beceremez. Çok şey değil insan bazen sadece konuşmak ister karışılık bulmak ve sevilmek. Bu dünyada insanı ayakta tutan en önemli destekte olmazsa yaşamak hiç olmadığı kadar zorlaşıyor her geçen gün. Kelimeler birbirine giriyor, günler birbirine geçiyor, her gün aynı boktan güne uyanmak istemiyor insan. Keşke insanların bir nebze olsun düşüncelerini tam manasıyla okuma ve değiştirme gücüm olsaydı. İşte o gün gerçekten kaderimi kendim belirliyor olurdum.

Bankacılardan tiksiniyorum

Herhalde tek tiksindiğim meslek grubu da budur. Çünkü adeta yaşamın en köleleştirilmiş insanlarını görüyorum. Hepsi paranın birer oyuncağı, hele bir de etrafta Napolyon edasıyla geziyorlar ya...

1 Ekim 2011 Cumartesi

Elektro gitar çalmak gibisi yok

İnsanın elleri acısada, ağrısada gitar çalmak gibisi yok. Hele hele hızlı ama duygulu çalabilmek var ya işte o işin süper kısımı.

26 Eylül 2011 Pazartesi

Kulağımda birşeyler çalıyordu ama

Hafif soğumaya yüz tutmuş eylül havasını üzerime giydim ince hırka ile bütünleşik bir şekilde karşılıyordum. Yavaşça Beşiktaş'a doğru yürüyor etrafta işten çıkan insanlara bakıyordum. Öyle sessizce yürüyerek.

Beşiktaşta istediğimi bulamayınca otobüsle Taksime doğru giderken dikkatimi kısa saçlı bir kadın çekti. Erkek traşına yakın fakat üst taraflar yine kadın olduğunu anlatır cinstendi. Kafasının üzerinde Wayfarers model bir gözlük taşıyordu. Bu tip kadınları bilirsiniz, üzerlerinde bir sürü farklı takı ve garip kıyafetler vardır. Hiç böyle biriyle tanışmadım. Bu kadar ilgimi çeken ve bunu düşündüren aslında biraz da böyle insanların bana katabileceği bir çok şey olduğunu düşünmem. Belki de hiç birşey katmayacak ama kendimde ki farklı olma, özgür olma iç güdüsünü onlarda görüyorum adeta.

Yine bir Taksim yürüyüşü içerisinde kulağımda kulaklıkla insanları süzüyordum. Kafamın içinde yalnız bir müzik var. Beni oyalıyor, kimsesizliğimi bastıran bir ruh gibi kendisi başka bir dünyaya sürüklüyor. Ama o kadar kişi arasında yine yalnızsın. Çünkü tanımak diye bir kavram var ve sen hiç birini tanımıyorsundur. Tek tanıdığın kulağında çalan müziktir.

24 Eylül 2011 Cumartesi

Hem cinslerimden nefret ettiğim

Bana göre önemli olan bir yön var. Arkadaş hiç biriniz mi 3 günde bir 2 dakika ayırıp şu tırnaklarınız kesemiyorsunuz? Niye bütün erkeklerin tırnakları uzun ve bir çoğunun kirli olmak zorunda?

Tabi sanayi işçilerini bu serzenişin dışında tutuyorum.

22 Eylül 2011 Perşembe

21. yüzyıla

Bu yüzyıla çok pis sövesim var öyle böyle değil. Bunuda diğer yazım gibi bir kenarda bırakıyorum. Eğer biraz olsun doğru dürüst kelimeleri toparlarsam birşeyin içine nasıl edilir anlatıcam.

Machine Head - Locust

Bu kadar iyi bir şarkı yapılmaz!..

21 Eylül 2011 Çarşamba

İhtisasta bir yaş daha

Bugün dışarı çıkmak istiyordum çalışmaya başladıkça iyice sıkıldım. Akşam oldu artık dışarı çıkma vaktiydi. Fakat tek başıma çıkmak zorunda kalmıştım ama yinede çıkıcam dedim ya öyle de yaptım.

Yanıma bir kaç hafta önce başladığım djarum dolu sigara tablamı aldım. Hayatımda bir şeylerin yerini doldurabileceğini umuyordum her bir nefesin ama yanılıyormuşum. Fazla geçmeden yaktığım sigara bittikten sonra içmemek üzere topunu çöp konteynerinin içine fırlattım. Zaten sigara içende biri değildim. Sadece bir arayıştı benimkisi ama her zaman ki gibi onda da birşey bulamadım.

Taksime doğru yol aldım. Kısa kollu siyah t-shirt'ümün üzerinde incecik siyah hırkam vardı, altımda ise siyah pantolon ve ayakkabılarım. Bazen böyle olmayı seviyordum çünkü içim nasılsa dışımda öyleydi. Karnım acıkmıştı oturdum dışarıda bir yere siparişimi verdim. Uzattım bir kolumu yandaki tahtaya uzattım ayağımı diğer sandalyenin altında bulunan bölmeye öyle boş boş etrafa bakınıyordum. Yanıma bir amca geldi elinde selpak 50 kuruş diyordu. Düşünmedim cebimde 50 kuruş vardı biliyordum nedense daha fazlasını vermekte o an aklıma gelmedi verdim 50 kuruşu selpağı almak istemedim ama masama bıraktı iyi akşamlar diledi bana akşamımın iyi geçmesini diledi. Ben de tebessüm ettim. Sadece tebessüm edebildim. Fazlasını yapamadım. Biliyordum iyi bir dilekti ama hiçbir şey değişmeyecekti.

Yemeğimi yiyip kalktım biraz yürüdüm herkes kendi havasında ilerliyordu cadde üzerinde yavaş yavaş yolda giderken yağmurda eşlik etti bana, herkes kaçışırken ben yavaş yavaş yoluma devam ettim. Umrumda olan birşey yoktu. Şunun şurasında ne kaldı ki, bir kaç gün sonra bu hayat içerisinde aynı boktanlıkta ki bir yaşı daha doldurmuş olacağım. Her sene olduğu gibi sessizce biraz daha gömülücem yalnızlığıma istemeden.

20 Eylül 2011 Salı

internet üzerinde şöhret olma sevdası

İnsanı çok çok gülüç durumlara düşürebilir. Hatta yaptığı şeylerin basitliğini dahi ortaya çıkartabilir. Bir şeyi ne kadar sık tekrarlarsan rutine girer. Hiç bir özelliği kalmaz.

Hayır şöhretin kime ne yararı olmuşda, heleki internetten gelicek bir şöhretten ne bekliyorsun?
Bugün zamanım kısıtlı, bir giriş yapayım dedim. Bu konuyu geniş geniş yazmayı planlıyorum.

19 Eylül 2011 Pazartesi

Seriyi üçledik

Eskiden msn diye bir şey vardı

Benim halen severek kullandığım programımdır. Açık açık da söylüyorum. Hiç bir zaman da aman bana kimse yazmasın ç.dışı takılayım da istediğime yazarım triplerinde de gezmezdim.

Millet nicklerine abuk sabuk şeyler doldurup önüne geleni eklerdi. Arada bir kimin açtığı belli olmayan toplu konuşmalara dahil edilirdin. Çok güzeldi be!

Şimdi özlüyorum msn'de ki o eski topluluğu. Artık varsa yoksa twitter-ff-facebook üzerinde gün içerisinde 10-15 cümle paylaşıp popüler olmaya çalışan egoistlerle doludu ortalık iyiden iyiye.

Tekrardan iç çekerek ahh ahh nerede o eski msn sohbetleri diyor ve gidiyorum.

17 Eylül 2011 Cumartesi

Adamı hasta ediyorlar

Bugün taksimde ki gazate bayide duran adamı akşam akşam dövüyordum. Sabah oradan alışveriş yaptım paramı bozdu. Akşam takside problem çıkmasın diye (yakın mesafe gidiyorum) paramı bozduracak en uygun yer orayı gördüm. Şöyle bir düşünürseniz bütün gün 1tl, 50 kuruş, 5tl gibi bilimum bozuk paraların dolaştığı bir müessesede bozuk para bulunmaması ancak gülerek karşılanırdı. Benimde kafa zaten yazdıklarım gibi son bir haftadır iyice sıkıntıya girmişti.

Gittim bozup bozamayacağını sordum. Adam hiç paralara bile bakmadan üç saniye gözünü televizyondan ayırıp bana baktı ve yok dedi. Dönüp ben parayı cüzdanıma "ben senin a..." şeklinde koyunca kavganın fitili ateşlendi. Adamın orada suratını dümdüz edicektimde etraftakiler gerginliği önledi. Sonra yolda giderken ışıklarda başka taksiciye sorup bozdum parayıda bir de takside sıkıntı çıkmadı.

Zaten son bir haftadır patlayacak yer arıyordum. Herşey üstüme üstüme geliyordu bu olayda tuzu biberi oldu.

16 Eylül 2011 Cuma

Twitter zamazingosu

Kimse orada suyun kaldırma kuvvetini bulmuyor. Sadece gün içerisinde insanların başına gelen şeyleri biraz fazla boş vakitleri olduğundan görüyor ve yazıyorlar.

Hepsi bu.

12 Eylül 2011 Pazartesi

Ters kalkmak, tersten kalkmak

Her ne türlü yazılırsa çizilsin bundan mütevellit asabiyet durumu içerisinde olduğumu anlamanız bir hayli kolay olsa gerek. Dün kafamın içerisinde dolanan fikirler beni rahat rahat uyumaya sevketmemiş olup, gecenin bir vaktinde kalkıp kulağıma kulaklığı takarak 7 kilo dambıl ile çalıştım. Neyi ne kadar çalıştığımı bende bilmiyorum ama yattığımda kolum bayağı ağrıyordu. Zira içimdeki hüzünün ve duygusallığın tavan yaptığından herhalde duvar yumruklardım.

İşin temeline gelirsek durum basit. Hani derler ya insanlar bazı olaylara kısmet diye. İşte o kısmet denilen şey insanların iyimserliğine göre hayatlarının bir dönemecinde herkese bir şans tanınacağı üzerine kuruludur. Ama olmayınca olmuyordur. Basit umutlara yelken açıp kendimi kandıramıyorum.

İnsanların o beğenmediği niteliklerin bir kısımının banada yakışmadığını görerek kendimi yenilemem kaçınılmaz oluyor. Ne bütün gün yemek yedikten sonra kıçımın üzerinde oturan biriyim, ne hobileri olmayan boş bir hayat yaşayan biriyim, ne de boş boş gezen biri değilim. Bunların hepsi benim maymun iştahlı olmadan çok yönlü biri olmamdan kaynaklansada tam istediğiniz özelliklerde bir telefon bulup sırf markasını sevmiyorsunuz diye onu satın almamak gibi birşey.

Tabi durum böyle olunca insan belli zaman aralıklarında kendini daha iyi konuma getirmek üzere hep "ben nerede yanlış yapıyorum?" sorusunu kullanıyor. Bir üst paragraftaki analizler çıkıyor ortayada.

İnsan kendi kaderini belirleyemez. Bazen en ihtimal vermiyeceğin insanlar bir araya geliyorken kim bana insanın kendi kaderini belirleyebildiği iddasını kabul ettirebilir ki?

11 Eylül 2011 Pazar

Kemiklerin titresin Murphy

Şimdi her akıllı insanın yapacağı bir şeyi yaptım. Tabi bunların tümünü yaparken aklımdan Murphy geçmedi değil. Hayatımın her yerinde karşıma çıkıp hep hayatı bana kabusa çevirdiğinden alıştım.

Taksimden beşiktaşa yolculuk etmek üzere otobüse bindim. Girişte karşınızda sağ tarafta kalan koltuklara güneş vuruyor o yüzden bende haliyle hemen sol taraftan bir tanesine geçtim. İnönü stadının orada bir trafik başlar ve benim bulunduğum yere güneşin en yakıcı ışınları vurur.

Şimdi bende çakalım ya hesapta dün öyle olunca bugün yine girişte karşımızda bulunan sağ tarafta güneş vuruyor. Dedim buraya oturucam inönü'nün orada yine trafik olur pişerim. Otobüste birazdan kalkar. Neredeeee otobüs 15dk sonra kalktı. Ama yinede içimden pis pis sırıtıyorum inönüde görüşücez şeklinde diğer tarafta oturanlara ama o da ne?!. İnönü stadının orada hiç ama hiç trafik yok. Yani ben boşu boşuna yine yandım.

Hayatımın bir bölümünde dahi kendini göstermese çok alınırdım zaten Murphy'ye.

10 Eylül 2011 Cumartesi

Go kart

Herkes go kart'a binmeli,
binmeliler,
binmelisiniz,
binin bence,
binin lan!!! çok eğlenceli birşey =D

7 Eylül 2011 Çarşamba

Sonra biraz daha sıkıldım

Yine geçtiğimiz haftalar gibi berbat günler furyasına devam. Farklı müzikler, farklı şarkıları gitara dökme çabaları. Olmadı biraz müzik açıp kafa sallamaca ama kesmiyor. Biraz ağırlık çalışayım vakit geçer diyorsun, geçmiyor.
Bari bir şeyler atıştırayım diyorsun, hep aynı şeyler. Bilgisayar başında boş boş ekrana bakıyorsun yenilenmeye o sayfalara arada bir iki üç yere tıklıyor tekrar bakmaya devam ediyorsun.

Ne bok yediğimin farkında bile değilim. Hafta sonuda 6 ay daha sürecek yeni bir kurs programım daha başlıyor. Bu demek oluyorki önümüzde ki 6 ay daha az dinlenip bütün günlerimin katili olacağım.

Hiç bir şey yapmakta istemiyorum bir o kadar. Tek isteğim oturup iki çift laf etmek.




5 Eylül 2011 Pazartesi

Bir akşam vakti

Otobüste oturmuş dışarıyı izlerken, kapıdan aşağı adımını atan birine, herhangi birine çılgınca dur gitme! diye bağırmak isterdim. Kim ya da ne olduğu önemli değil sonrasında şuursuzca bakarken sadece beni anlayıp konuşmak isterdim. Her ne kadar çare olamayacağını bilsemde insanın içerisini kaplayan o sebepsiz huzuru yaratabilecek iki söz sarfetsin isterim. Klasik avuntularda bulunsa hiç gocunmam yine gözlerinin içine bakarak dinlemek isterim.

Kupalarla jenga



temsili resim

sabah ofiste kupalarla jenga oynamaca. Amca nasıl dizdin o bardakları öyle, kendi kupamı almak için 6 kupa dizdim tezgah üzerine.

2 Eylül 2011 Cuma

Nasıl yazı yazılamaz

Bugün biraz bunun üzerine yazıp kendimle çelişkiye düşmek istedim. Aslına bakarsanız tam manasıyla çelişkide sayılmaz, çünkü bir insan yazamadığında konu bulamıyor, konsanstre olamıyor vb. sebepleri vardır. Buna göre benim aslında birazda konusuz kaldığım rahatça şekilde anlaşılıyor. Fazla monoton bir hayattan daha fazlası beklenemez. Kendimi oyalamayı biliyorum ama sadece yalıtıyorum, elimdekilere veriyorum kendimi hayallerim bile suya gömülünce.

Sahi hayallerde bile kaybetmek ve vücudun da ki morfine bir gram daha ekleyip daha duyarsız kılar. Her gün olan biteni biraz daha kabullenip uzaklaşsanda aynı orada küfür edebilecek kadar da yakında görürsün. Yakındur, çünkü hayatın ta kendisinde sokağa adımınızı attığıktan bir kaç dakika içerisinde beyninizin algıladığı mesajlar ister istemez nüfuz eder. Sonuçta en sarhoş adam bile ne yaptığını bilir ama yaptıklarını kabullenmek işine gelmez. Biraz da bu misal.

Hem dışarı çıkıp yapıcak birşey bulamıyorsa insan oturur bilgisayar başına, en azından benim adıma işler bu şekilde yürüyor. Biraz oyun, biraz müzik ve kendine uğraş bulma telaşı içerisinde gün sonlanır. Çünkü bazen dışarı çıkmak için cesaret gerekir. Bunun yerine insan kendini birşeye kaptırmayı daha çok kabul eder. Akıl sağlığı yerinde hiç bir kimse canının yanmasını istemez.

Gülüp geçiyorsun bazen ben diyorsun, hehe ben, birşeyler bağdaştırıyorsun olucak he? olucak... hadi oradan!
İşte tam olarak bunları her seferinde yazmak istiyorsun, daha fazlasını, daha da fazlasını, herşeyi. Bu gözler yerine beyinden dökülen yaşlar. Tek çare biraz daha uyutmak, belki de sonsuzluğa.

21 Ağustos 2011 Pazar

Ya başından başlar ya da hiç...

Değişim eğer başlıyacaksa ya ilk saniyelerinden kendini belli eder senin etrafındaki hiç bir şeye dikkat edemiyeceğin akıcılıkta gerçekleşir. Tam aksine hep birşeyleri bekliyorsan sadece beklemeye devam edersin.

Peki ne gerekli değişim için? Sadece doğru yer, doğru zaman yani Şans!

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Ben kimim ki

Fikir üretmekten ve uygulamaktan öteye gidemeyen biri...
Hayatı ilerletiyor gibi görünüp yerinde saymak da denilebilir.
Gerçi hayat herkese herşeyi sunacak diye bir garantisi yok.
Ama insanlarında elde edemediği halde hayatını sürderecek diye.

ya da kendini herşeyden yalıtmış olan halüsünasyonlar içerisinde dolaşan bir kafa olabilir.

19 Ağustos 2011 Cuma

Ayakkabı bağlarını sıkarsanız

Sabah başınıza komik olaylar gelmesi olasıdır. Bu sabah benim başıma gelen gibi.
Bağları biraz sıktım diye ayakkabı ayağıma girmedi 15 dakika kapıda onları açmakla uğraştım resmen.

Yalnız ayakkabıdaki esnekliğede şaşmak gerekir. Bağları sıkınca ayağınıza girmeyen ayakkabı nasıl bir forma sahiptir.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Taksim ve berbat yönetimi

Ben siyaset yapmayı sevmem. Çünkü bana, benliğime, ruhuma birşey kattığını düşünmem. Sonuçta işin içerisinde oynatamayacağımız taşlar üzerinden konuşmak pekte hoşuma gitmiyor. Realist bir insan olmamdan kaynaklı birazda. Fakat artık gözümün önünde istiklâl caddesinin içine edilmesin gönlüm el vermiyor.

Evet beyoğlunda oturan biri olarak oyumu Misbah Demircan'a vermediğim için binlerce kez şükrediyorum. Neden mi? Çünkü istiklâl caddesinden bir şeyler yapmaktan başka hiç birşey yapmıyor. Eskiden 2 senede bir de olsa şu asfalt dökülen, düzenleme yapılan yollar geldiğinden beri aynı berbat şekilde. Daha sayılabilecek bir sürü şey herşey rezalet.

Durum İstiklâl caddesine gelince orada da durum farksız.

  • Günün ortasında dükkanların çöplerini caddenin ortasına koymasına izin vermek
  • Arnavut kaldırımlarını söktürüp yerine şuan paramparça olmuş her yerinden su fışkıran iğrenç kaldırımları yaptırması ve halen bunun üzerinde doğru dürüst bir çalışma yapmıyor oluşu.
  • Çıkmaz sokaklardaki sandalyaleri kaldırmaları. Adı üzerinde çıkmaz sokak ve bunu güzelleştirmek adına yapıyormuşşşş.
  • Şimdi birde gürültüyü(!) önleyecekmiş. Yani sokak sanatçılarına izin vermeyecekmiş. Bunu okul okumamış biri söylese güler geçeriz ama böylesine ne denir bilemiyorum.
Eğer eylem düzenleyecek olsalar elektromu amfimi hiç yüksünmeden, düşünmeden alıp giderim. O zaman gürültü neymiş görsün. Sayın belediye başkanımız.

16 Ağustos 2011 Salı

Gitar insanlar gibidir

Önce sevmen gerek. Hangisini satın alacağını bilmen gerek. Onu nasıl ayarlayacağını ve bakımını yapacağını.
En önemlisi ondan güzel sesler çıkarmak için nerelere dokunacağını bilmen gerekli. Asla bir amatör gibi penanı tellerin içine sokup sertçe çekmemen bir ipek kumaş üzerinde dolaşıyormuşçasına üzerinde gezinmen gerek sana daha az direnç göstermesi için, daha iyi çalabilmek için.

Zaman gerekli öğrenmek için hiç olmadığı kadar sabır ve azim gerekli. Sevgi gerekli ve o sevgiyle her bir perdesini temizleyebilmek. Peki biz insanlara ne kadar zaman, sabır ve bazı şeyler için azim harcıyoruz?

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Rüyalarda kalsam

Bu sabaha karşı yaşadığım gibi hiç dönmesem ne varsa orada yaşasam. Herşeyi hatırlıyorum, biliyorum. Çünkü bunu ben istedim ama karşıma kimi çıkacağını ben belirlemiyorum. Buna rağmen sanırım hayatım boyunca yaşamadığım ve yaşama ihtimalimin düşük olduğu süper bir yaşamdı. Tek istediğimdi birine saatlerce bakıp onda kaybolmak.

Ne vardı yani uyanmasam. Sabah o moda takıntılı herifin takım üzerine taktığı gözlüğü götüne sokmak isteme hissi uyanmazdı ya da kendilerini dünyanın merkezi zanneden kadınlara herkesin yol vericeğini ve ben bunlarla biraz daha duruma sinirlenip. Biraz daha electric wizard dinlemek zorunda kalmazdım.

Durum böyle olunca insan uzun bir süre uyumak istiyor. Bilincini yarı açık halde bırakıp yaşam içerisindeki yaşayamadıklarını, yaşamak istiyor. Sen ne kadar da duruma dirensen, hayat olması gereken olmayınca mutlu olamayacağını rüyalar aleminde bile gösteriyor.

Aslında insan sadece yanına birini istiyor.

11 Ağustos 2011 Perşembe

İşten dönüş

Bu süre içerisinde de ıslanmayaydık iyiydi hani. Resmen huzur bürüdü dört bir yanımı hava değişimiyle.

Can sıkıntısına oyalamaca

Bakalım daha hızlı kelime yazanlar var mı?
Denemek için;

http://turkish-speedtest.10-fast-fingers.com/

59 words

Hava süper lan!..

Evet tepkim aynen budur. Bu kadar güzel bir hava olabilir mi?
Serin ama kısakolluyla deli dana gibi yürünebilecek müthiş bir hava. Toz gibi de insanı hiç rahatsız etmeyen bir yağmur var.

Vallaha mirkelam gibi çıkıp koşasım geldi.

Bu yüzden her gece beeeen...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Yok arkadaşım

Vallaha yok. Bu moda illeti yüzünden adidas-nike gibi ayakkabı üreticiler dandik mi dandik modeller üretmeye başlamış. Bir tane ayağa sokulacak modeli yok.

İnsan mecbur alternatif markalara kayıyor. İlk iş vans deniyeceğim. Bir sürü güzel renk ve desende modelleri var. Beğenirsem bundan sonra protesto bu büyük markalara.

Tabi converse'inde piyasanın içine edip insanları düz taban olmaya itmesi hakkında daha fazla yorum bile yapmak istemiyorum. 2 günde patlayan bir ayakkabıya niye o kadar para verilir anlamam, etmem.

7 Ağustos 2011 Pazar

ergenizm

Yeni akım siz hiç duymadınız mı? Günümüz gençliğinin süper bir kozu. Ayrıca bunun yanında bir deprasyonlar, buhranlarıda var. Onlar genç yaşlarında o kadar çok şeye mağruz kalıyorlar ki zavallılar ne yapıcağını şaşırıyorlar. He tabi birde alamadıkları o pahalı ayakkabılar, gidemedikleri etkinlikler. Hayat gerçekten zor.

Böyle bir toplum modeli olduk. Ailenin büyüklerinden uzakta yetiştirilen, TV karşısında bolca vakit geçirip onların bize gösterdikleri hayatlara özenen, para ya da aşktan ibaret olan hayatlar. Kısacası çöp yaşamlar.

Düşünsenize ecdadımız dediğimiz Fatih Sultan Mehmet 12 yaşında tahta çıkıyor ve 18 yaşında İstanbul'u feth ediyor. Bizim buradaki çocuklar 13-15 yaşında bir markete gidip alışveriş yapmayı beceremiyor. İki lafı bir araya getiremiyor. Hiç bir halta yaramıyor. Her dediği yapılan hayatlarında hiç hayır denmemiş bir nesil çıkıyor. İlk hayırı hayattan duyduklarında ise deprasyona giriyorlar. Çünkü küçüklüğünde ona hiç hayır denmemiş. Her istediği şeyi elde etmiş.

Soruyoum size bu kadar küçük yaşlarda tahta oturan insanların ergenlik dönemi yokmuymuş? Peki anne ve babalarımızın ergenlik dönemleri yokmuymuş? Niye bunlardan öyle birşey duymuyoruz hiç?

Dayakçı bir zihniyetle yetiştirildi bundan önceki nesil. Dayağı savunacak bir halim yok ama o nesil bir bavula eşyasını doldurup iki kuruş parayla Almanya'ya gitti iş sahibi oldu ailesini zengin etti. İstanbula gitti hayatını kazandı. Ankaraya gitti memur oldu üst düzeylere yerleşti. Peki ya şimdi o her dediğine hayır demediğimiz, üzerine titrediğimiz gençler, onlar varya bakkalın yolunu, ekmeğin fiyatını bilmezler. Şurada şuraya gidip iki ekmek almaya aciz ve pısırık yetiştiriliyorlar. Öz güvensiz yetiştiriliyorlar. Onu yapamaz, bunu yapamaz, aman çocuğun üzerine gitmeyin diye.

Anne, baba çocuğuyla arkadaş oluyor. Peki o zaman bu çocuğun anne, babası kim? Anlaşmak mutlaka önemli ama özellikle baba denilen kişi otoriter olmalıdır. O dünyanın en güçlü insanı olmalıdır.

Çocuk eve gelir, odaya geçer. Elindeki telefonda 10.000 mesaj 1 haftada bitirilir. Bilgisayar başında facebooktan ya da benzeri sosyal paylaşım sitelerinin başından kalkılmaz. Bunun adıda sosyalleşme, sosyal iletişim olur. Gerçekte suratını bile görmediğiniz bir insan ile konuşmanın neresi sosyal iletişim olabilir ki? Ayrıca bunu yaparken herşeyden aciz büyüyen o çocuk kişinin karşısına çıkınca iki kelimeyi bir araya getiremeyen pısırık insan modelinden öteye gidemiyor.

Ailelerin karşı çıkmadığı popülerizm bir diğer adıyla modernizm diye bize çatır çatır yedirdikleri şeyler sayesinde çocuklar ders bile birbirleriyle mesajlaşıp aşktan başka birşey düşünmüyor, yazmıyor, konuşmuyor. Böyle saçma bir ergenlik denilen olayın içerisinde serbestçe top koşturuyor gençler. Elde edemediği zaman deprasyon denilen şeyin içerisine giriyor. Nedense bizim annelerimiz, babalarımız deprasyona hiç girmemişler. Çok garip değil mi?

Bu nesilin bir kısımı büyüdü ve ne oldu biliyor musunuz? Açıkça söyliyeyim. Şu blog yazarlarının çıkardığı kitaplar. Evet dizüstü edebiyatının çıkardığı kitaplar. Sorarım size içerisinde ilişkilerden başka hangi konu var?
Peki lanet popülerizm yüzünden revaştalar mı?


Hem de nasıl!..

4 Ağustos 2011 Perşembe

Ne kadar istersen iste

Bir insan mutlu olmak istesede başarılı olamayabiliyor. Sonuçta kendini izole ederek mutlu olmaya çalışıyorsun. Farklı uğraşlar buluyorsun vakit geçiriyorsun ama bunlar insanı mutlu etmeye yetiyor mu?..



Hayır!

2 Ağustos 2011 Salı

Hep böyle kalıcak

Bir tarafta yoluna giren işler, diğer tarafta her zaman ki gibi askıda kalanlar ve kalıcaklar. Her zaman dediğim gibi o iş insanın kendi iradesi altındaysa bir şekilde başarıya ulaşabiliyor. Fakat araya başkasının iradeside giriyorsa o zaman iki taraflı bir teraziyi dengede tutmaya çalışmak gerektir ki bu gayet zor. Bazen dengeyi bulsan dahi kabul görmezsin.

Hep bir şeyler düzelirken, diğer taraf berbat gidecektir. Tek yol kendini avutmaktan geçiyor olsa gerek. Basit bir kaç züürt tesellisi savurursun etrafa böyle mutlu olduğunu yalanını söylersin insanlara ve her sorana iyiyim dersin. Belki de sırf insanlar çözemeyecekleri sorunlar için seni biraz daha boğmasın diyedir. Bu zamana kadar ne kadar yardım ettikleri muamma çünkü bu problemde onların iradeleri dışında.

Bir insan neden etkilenir peki?

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Ne kadar fazla

Death metal grubu varmış. Ben de şaştım kaldım. Youtube'dan bir tanesini dinlemeye kalktığında sağ frame'den farklı grupların ardı arkası kesilmiyor.

Ama en çokta şunu beğendim

Veee bitti

Sonunda arkadaş ya, sonunda 3 senelik iş hayatımı taçlandırmak için adım adım ilerlediğim güne biraz zor olsa da ulaştım. Bugün mezuniyet işlemleri halletmek üzere Ankara'daydım. Bütün kağıdı bina bina dolaşıp imzalattım ve öğrenci kimliğimle teslim ettim. Kadının bana 3 hafta sonra gelin demesiyle birlikte bitti dedim, sonunda bitti. Çünkü okula ilk girdiğim sene hiç umudum yoktu bitirebileceğime ama oluyormuş. Şimdi sırada ikinci üniversite var =)

Yalnız hiç bir işi kaktırmadan, biraz da çakallık yapmadan gitmiyor. Tek tek o kağıdı imzalatmaya götür. Bankaya para yatırmak için gidip kuyruğa girmeden 13:30 da kapı açılınca yandan kaynak yapıp 4. kişi olarak numara al. Eve iki koca haftadır ulaşmayan kargo için kargo firmasına telefon aç fırça kay sonrasında 2 gün sonra gelicek şekilde yönlendirilsin falan filan.

İlla biraz ittireceksin bazı şeyleri. Hayır çağrı merkezindeki insanlara da bağırmak istemiyorum. Bankaların anlaştığı şirketin dandik olması bankanın ve dandik kargo firmasının problemi ama yıllarca böyle işliyor. Etrafta bu kadar şikayet varken adamlar kulaklarını tıkayıp bildiklerini yapmaya devam ediyorsa elden pekte birşey gelmez. Kaktırmaya, ittirmeye devam.

Şu aralar iş dünyasıyla ilgili bir takım sıkıntılar patlak verdi. Umarım diplomamla da kendime bilişim dünyasında daha güzel bir yer edinebilirim.

He bir de duygu durumları karışık, herhangi bir beklentim kalmadı artık yalnızlığı olabildiğine değerli kılmaya çalışıyorum son zamanlarda. Ne kadar yalnızlık zor şey desem de diğer şeyler için inancımı toparlayabilmem gerek.

24 Temmuz 2011 Pazar

Akşamın bir saatinde

Herkes dükkanlarına kapatmış evine gitmiş. Ben ise akşamın bir saatinde genelde alışık olmadığım halde kulağıma dayadığım son ses müzikle hızlıca terleyerek eve yürüyorum. Bir taraftan derin düşünceler ve neyin peşinde olduğumu ben de bilmiyorum. Sadece üzerimdem biraz yük atıyormuşum gibi geliyor. Biraz daha rahatlıyormuşum gibi geldiği için yapıyorum hepsi bu.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Genel muhabbet

Sıcak havalardan başka birşey üzerine dönmüyor şu aralar, dönmüyor çünkü şu İstanbul'un nem'i gerçekten öldürüyor. Duş aldıktan 1 dakika sonra yine aynı moda girmek. Sokakta hızlı hızlı yürüyen insanı bile halsiz bırakıp kağnı gibi yürütüyor.

İstersen vitamin al, istersen damacana suyu kafaya dik. Yok arkadaş çözümü yok bu sıcağın. Tek çare bütün gün klimalı bir oda içerisinde oturmak.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Her şey gittikçe garipleşiyor

Sanki bir dizi setinde yaşamını sürdürüyormuşçasına. İnsanlar genel de hep bahseder ya çalışmak iyidir, hoştur gibi cümleler kurarak. Hatta yine bu insanlar çalışmadıkları günler sıkıldıklarını söyler.

Geçen tatiller için ben de bazı günlerde sıkıldığımı söyleyebilirim ama bu tatil öyle bir tatil değil. Hakikaten halen ayaklarım geri geri gidiyor ve tatil günlerimde ahım şahım bir şeyler yapmama rağmen gram sıkılmadım. İnsanlar ve insanların kimyası zaman zaman değişiklik gösterebiliyor demek ki.

Zaten herkes gibi o kadar fazla sıkıntım var ki hani insanlar seni ne kadar artık elin iş'te tutuyor. Para da kazanıyorsun hayatını bir şekilde yoluna koyarsın dese de, işler o şekilde gözüksede, hiç bir şey gözüktüğü gibi olmuyor.

Nasıl belli bir süre çalıştıktan sonra emeklilik gelip çatıyor. Bu işinde bir emeklilik zamanı olduğunu düşünüyorum. O durgunluk zamanı gelicektir bir şekilde ya sen her şeye resti çekip erken emekli olacaksın ya da herşeyle mücadele edip emekli olacaksın.

Aslında çok bir şey kaybetmiş sayılmam ama çok fazla şey gördüğümden çok fazla sıkıldım. İşin en boktan tarafıda nedir biliyor musunuz? Bütün bu boktanlıkların içerisinde bunları bir tek oturup kendi kendine konuşabilmen. Bir insan kendi kendine ne kadar destek çıkabilir ki?

12 Temmuz 2011 Salı

Şu aralar

Çok şey yazasım var. bir çok farklı konudan bahsetmek istiyorum ama hep buraya geldiğimde ne yazıcam şimdi diyerek biraz daha sonraya atıyorum. Aslında şu aralar zaman sıkıntım yok gibi ama yazmaktansa sözlü paylaşmak en güzeli.

Bazen oturduğunda ağır konuları kaldıramıyor bünye yazarım diyorsun. Geyiğe devam ediyorsun ama aslında onları konuşmak insanı en çok rahatlatan şey olsa gerek.

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Bu haftasonu

İzine ayrılıyorum ve ne yapıcağım hakkında en ufak bir fikrim bile bulunmuyor. Fazlasıyla kafayı dinleyeceğim sanırım.

27 Haziran 2011 Pazartesi

Ben böyle işin

Resmen böyle diyorum. Ben böyle işin ta...
Arkadaş yazılımcı adam rahat olucak, giricek çıkıcak, yapıcak, edicek. Her geldiğimde birşeyleri daha yapamadığımızı yetkilerimizin alındığını görüyorum ve bunları ben yapmayacaksam, ben ne yapıcam? Demeden edemiyorum. Üzerine üstlük bize bu yetkileri sağlayacak kişiler yoğunluktan geberdikleri için acil olarak istediğim hak bile cuma gününden beri beklemede ve benim şuan o veritabanına bağlanıp proje üzerinde uğraşıyor olmam lazımdı ama ben burada oturmuş sıkıntıdan ve rahatsızlıktan bloga birşeyler yazıyorum. Peh!

23 Haziran 2011 Perşembe

Çok sıradan

Çok sıradanlaştı bu aralar ya hep pazartesi oluyor. Hep cuma akşamı gelsede birşeyler yapsam diye düşünüp duruyorum. Bu cuma birşey bulamamanın boşluğunu yaşıyorum şuan. Tam böyle haftasonuna ulaşmanın rahatlığı ile sanki haftasonunu üç gün yaşıyormuşum gibi geliyor adet güzelde oluyor hani.

19 Haziran 2011 Pazar

Sonsuz

Hayat aslında yarına ulaşamayacak kadar kısa. Bir an öyle mutlu olursun, ertesi gün mutluluğu veren çalıp gitmiştir. Sen sebep olmuşsundur belkide istemeden kim bilebilir ki tahmin ettiğinden farklı şeyler olmuş olabileceğini. İnsanlar ön yargılarının esiri bir hayat içerisinde sadece istediklerini elde etmeden yapamıyacakları bir gerçeklik içerisinde mutluluklarını yaşadıklarını düşüne dursunlar.

İnsanların öğrenmesi gereken o kadar fazla küçük noktalar var ki hiç bir kimsenin umrunda olmadığı o hayat dolu şeyler. Olmayanı sevebilmek, sevdiğin şeye dokunamamak, aslında onun ölümsüz olması belkide seninde yok olacağın.

12 Haziran 2011 Pazar

Popüler kültür

Popüler kültür günümüz Türkiye'sinde insanların arasında bir takım kısımı aşalıyarak ve küçük düşürerek bir yere gelme peşinde olan bir topluluğun genel fikrilerinin başında gelir. İlk başta zararsız gibi gözükürler, amaç insanların içerisinde yer edinemye çalışmaktır. Onların gözüne girip bir çok arkadaş edinmek için kolları sıvarlar popüler olmanın peşindedir. Herkes gibi giyinir, herkes gibi hareket eder, herkes gibi aynı şeyleri dinler. Tam bir fabrikasyon gibi şuursuzca.

Hepsi ilgi budalasıdır. Kimisi kendini teşhir ederek bu ilgiyi görür, kimisi kimseyi insan yerine koymadığı için ilgi görür. Böyle söyleyince garip geliyor değil mi?

İnsanların aldatmaktan nefretle bahsettiği bir ortamda nasıl oluyorda bir kişinin yetmediği düşüncesine alkış tutuluyor?

Aslında yazılacak çok şey var ama çok fazla odaklanamıyorum şimdilik...

6 Haziran 2011 Pazartesi

Damacana sporu

Bu sabah olduğu gibi genelde ofise en erken gelenlerdenim ve havalar ısındığı içinde haliyle çok su tüketiyoruz. Durum böyle olunca sebilin üzerinde bulunan o damacan ben her sabah geldiğimde boş oluyor. Ya arkadaş yanında dolu damacana var al tak. Yok kimse uğraşmaz.

Sabah sabah teee sebilin tepesine kadar kaldırda tak o damacanayı, artık çalıştığım dambılları bırakıp 19litre damacana ile çalışır hale geldim.

4 Haziran 2011 Cumartesi

mim 25

Marilyn Curie kadınları nasıl sınıflandırdığımızı sormuş.

Ben hiç bir kadını sınıflandırmam. Kimseyi bir kaba tıkıp, üstünü ön yargılarlar kapatacak kadar çocuk ve düşüncesiz biri değilim. Yapılan genellemelerin hiç birini bir kişiye yıkıp sonra onu bu tarz şeylerle yargılayamayız. Özet olarak bu şekildedir, yoksa uzun uza yazılabilir.

2 Haziran 2011 Perşembe

Moda

Moda denen ve insanları müthiş bir kişiliksizliğe sürükleyen şeyden hoşlanmayan birini bulursam tabiri caizse basıcam nikahı.

Olgunluk derecesi

Olgunluk derecesi kadınlar için düşünce boyutunda bir şey değildir.
Bir kadın bastıra bastıra olgunluktan bahsediyorsa ya Para'dan bahsediyordur ya da kendine Baba (bkz:5-10 yaş fark) arıyordur.

31 Mayıs 2011 Salı

Kadınların hitap şekilleri

Kendi aralarında birbirlerine canım, aşkım, tatlım. Sürekli bir öpme ve sarılma modu içerisinde olmalar. Ne lan bu?!.

Bi seksüel misiniz?
Terchiniz öyleyse kabul ya değilse?

29 Mayıs 2011 Pazar

Engeller

Kendin engelleri aşamayınca, hayatın engellerinide aşamadığında küçük bir köşe buluyorsun kendine geçiyorsun oraya vakit geçirmeye, hayatını yaşama çalışıyorsun. Zaten sen neredesin? düştün mü? ayaktamısın kimse seni farketmiyor. Bunları söylebilecek birileride yok.

22 Mayıs 2011 Pazar

Çay ve sokak

Şu aralar havalarında güzelleşmesiyle yoğun olarak yediğim yemekten sonra yavaş yavaş yürüyerek, boş boş insan seline bakıp oturup çayımı yudumlamak isteği var içimde. Bunu en azından rutine bağlayıp bir hafta sekmeden aynı yerde 5-6 saat oturduktan sonra kalkıp tekrar evime dönmek. Aralarda giderken dergiler, gazeteler gibi çeşitli okuma parçaları, bir not defteri ve olmazsa olmazım rotring kalemim. Evet en azından bu sene olmasa bile önümüzdeki sene iş'ten ayrılıp böyle bir hafta, belkide bir kaç ay geçirmeyi planlıyorum. Kim bilir belkide ağustos ayında bunu yapmaya başlamış olabilirim.

Saygı duyuyorum(!)

En büyük yalanlardan biri nedir derseniz, saygı duymak kelimesidir derim. Basit bir tartışma yatıştırma cümlesidir. Savunduğunun aksi birşey geldiğinde ben ona saygı duyuyorum dersin ortamdaki gerginlik bulutu el ile yelpazelemek sonucu dağalmıştır.

İnsanlar saygı duyduklarını söylediklerinde ortamı hazırlamışlardır. Bundan sonrası alttan alttan kendi düşüncülerini ufaktan vererek onu karşı tarafa yine yedirme çabasındadır. Herkes kendi düşüncesi üzerinde durmaya devam eder ve matematik olarak halen o düşünce saygı duyduğunun zıt düşüncesidir. Saygı duyduğuna gerçekten emin misin?

Aslında kimse kimseye saygı duyduğu filan yok. Sadece aşikar değilde içinden sövüyor.

20 Mayıs 2011 Cuma

En çok...

En çok ne yapmak istiyorum biliyor musunuz?
İstiklal caddesinde herhangi bir yerde oturma kaygısı yaşamadan, caddeyi görebilecek ama insanların gözüne batmayacak şekilde öğlen sıcağının ısıttığı zemine, hafif rüzgarlı ve havanın kararmaya yüz tuttuğu bir zaman diliminde hiç bir şey umrunda olmadan oturup sırtını bir duvara vererek gelen geçeni seyredip, biraz muhabbet etmek ve bir şeyler içmek.

Çok mu şey istiyorum?

19 Mayıs 2011 Perşembe

Temizlik

1:30 saatlik full gitar bakımından sonra yeniden cillop gibi oldular kendileri.

Temizliğin en güzel yanıda limon yağı kokusu.

17 Mayıs 2011 Salı

mim 24

mim vesselam'dan gelmiş.

Mim Sorumuz; Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz ?

1950 dönemlerinde, Italyada olmak isterdim. Görmek istediğim öyle herhangi bir sabit olay yok.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Onlar aslında kaybetmeyenlerdi

İnsanlardan duyduğum kadarıyla ve bu konu hakkında samimi bir tabir kullanmam gerekirse, kadıköyün içine sıçmışlar. Bir çok kişininde bildiği üzere geçtimiğimiz haftalarda "Kaybedenler Kulübü" adında bir film vizyona girdi. Ben de dahil olmak üzere izledim, üstelik sinemaya giderek. Yeri geldi güldürdü, yeri geldi düşündürdü ama bolca deşarj amaçlı dönebilecek en saçma muhabbet dönüyordu. Zaten geyik yapmak dışında pek bir amaçları yoktu.

Peki bunu gören Türk gençleri boş durur mu efendim? Tabi ki hayır. Hemen soluğu kadıyköyde almışlar.
Mete kimdi? Kaan kimdi? hiç sormuşlar mı? Herkes film diyerek geçti. Nasıl burununun doğrultusuna radyodan bile para almayarak yaşar bir insan? Filmin başlığı gibi içerisinde de göreceğiniz üzere herşey koca bir acitasyon üzerine kuruluydu. "Bir an yalnızlıktan öleceğini" sanan bir insanın evinde kadınların ilişkiye girmek için kuyruk olduğunu bilen var mı içinizde?

İkiside zamanın gayet paralı abileriydi ki halen durum pek değişmiş gibi gözükmüyor. O kadar parayı nereye harcıyacaklarını şaşırmış motorlarına atlayarak yapabildikleri en iyisini yapıyorlardı. Geziyorlar, tozuyorlar, eğleniyorlar.

Aslında sırf gençler içinde değil bu konu yaşı ilerleyip halen bu sene yaz beyaz moda diye gidip elindeki telefona kadar herşeyi beyaz alan kişiliksiz asalaklar mevcut sırf etrafında biraz daha popüler olmak amacında, biraz daha egolarını tatmin edin. Ondan sonra şu soruyu sorun neden mutlu olamıyoruz?..

15 Mayıs 2011 Pazar

3.gün

Öğlen 1'e kadar yatağın içerisinde debelenip durdum. Artık fazlasıyla sıcaktan bunalmıştım mecbur kalktım. Direk öğle yemeği muhabbeti oldu. Biraz oturdum eski telefonum için ilan açtım sonra oturmaktan sıkıldım banyo yaptım. Atladım otobüse doğru taksime tabi giderken yolda insanların siyasi görüşler yüzünden nasıl yumruk yumruğa kavga ettiğine şahit oldum. Şampiyon kokoreç'e girdim bir porsiyon midye dolma yedim. Kalktım biraz bir yerlerde oturduktan sonra akşam yemeğine eve döndüm. Yemeği yedim biraz gitarla ritim çalıştım ve ön arka kol çalışmak için dambılımla çalışıyorum. Birazdanda uykum gelince yatarım herhalde. Hepsi bu.

14 Mayıs 2011 Cumartesi

2.gün

Ertesi akşam eve geç geldiğim için ve yapmak istediğim eylemlerin fazlalığından dolayı yine geç bir saate kadar uykusuz kalmıştım. Uykusuz kalsamda yapmak istediğim şeylerden taviz vermekten çok hoşlanmayacağımı söyleyebilirim. Ertesi gün duş aldığım için temiz sayılırdım sigara böreği tarzındaki üçgen sarılmış küçük böreklerle başladım sabaha biraz fazla yavaş yemiş olmamdan kaynaklı biraz geç hazırlanabildim.

Yine dün dinlediğim Trivium - The Calamity şarkısıyla ofise doğru yolu koyuldum. İşlerimi olabildiğince hafifletmiştim. Kargoya vermem gereken bir evrak vardı. Onu bulunduğum binanın arkasında kalan kargoya götürdüm. Adresi telefonuma kaydettim tabi ama telefon numarasını unutmuştum ve aceleyle kargo poşetinin üzerine doldurmadan içine atınca yazması baya bir zorlaşmıştı. Telefonumdan internete bağlandım ama gerekli numarayı bulamadım. Yeni bir poşet alarak ofise geçtim. Rahat rahat doldurup tekrar kargoya teslim ettim. 7.20TL aldılar.

İşler pek yoğun olmadığından bir türlü geçmek bilmedi zaman ama oldu sonunda 6 oldu ve evime attım kendimi fakat hiç bir şey yapamayacak kadar yorgundum. Biraz bilgiyasar başında bir şeylere baktıntan sonra yattım.

13 Mayıs 2011 Cuma

11 Mayıs 2011 Çarşamba

1.gün

Dün akşam kafamda bir sürü şey dolandığı için uyuyamadım. Epey süre geçtikten sonra uyumam gerektiğini niye kafa patlattığımı düşündüm. Kafamı yavaş yavaş rahatlatarak yatıştırdım. Baya geç bir saatte yatmış olacağım ki sabah kaltığımda sağa sola yalpalar haldeydim. Yavaş yavaş duşun altına girdim yıkanmaya başladım. Bir taraftan halen hayat muhasebesini sürdürüyordum. Fazla uzatmadım çıktım ve çabucak kurulanıp kıyafetlerimi giyindim ve yatağa geri yattım. Halen çok sersemdim ve kafamı toparlamam gerekirdi. Sabah ev'de bir poğaça atıp ağzıma, taktım kulağıma kulaklıkları sadece Trivium - The Calamity dinleyerek ofise geldim.

Ofiste işler yolunda sayılırdı. 5 saat tek bir iş ile uğraştım ondan sonra ufak tefek diğer bir kaç şeye baktım. İş çıkışında pes 2011 ligimize devam ettik. 2 malubiyet ve 1 galibiyetle akşamı kapattım ama tek kale oynadığım maçlardan böyle berbat sonuçlar çıkartmak gerçekten berbattı sonra atladım taksiye eve geldim.

Biraz gitar çalıyorum, biraz sonra da bitki çaylarımdan birini içtenten sonra dambıl çalışıp zıbarıcam.

10 Mayıs 2011 Salı

Olmuyor!

Hayata geçiyor gözüylede baksan o pembe gözlüklerin yörüngesi kayıyor. Bugün sinirlendiğim nadir görülmüş ben durduk yere sinirlendim. İşten normal bir zaman diliminde çıkmış olmama rağmen sinirlendim. Yaşadığım hayata sinirlendim. Metronun ortasında çıkmak yerine geri geri gelen o adama sinirlendim. Öylesine sinirliydim ki gıkını çıkartıcak bir adamı komaya sokana kadar yumruklayabilirdim.

Yürürüm, daha hızlı, olabildiğince hızlı. Acı hissi düşük bir insan olduğumdan bacaklarımın acıması beni durdurmuyor. Ama vücudum dayanamayıp ayağım sendelemeye başlayınca yavaşlamak zorunda kaldım. Olan bitene karşı içimde tuttuklarım, yaşıyamadıklarımın sinir patlamasını yaşıyordum resmen.

Oturdum bir süre etrafıma baktım yine herşey aynı, yine dönüp dolaşıp geliceğim yer aynı, yine yaptığım şeyler aynı, yine değişen birşey yok. Yine hiç bir beklentimin kalmadığı şu hayatta heyecansızca açtım bilgisayarı oturdum karşısına yine bitirdim bir günü sırf yaşamak zorunda olduğum için.



Can sıkıntısından

Kol ölçüsünü 30 yapar mı bir insan? İnsan sıkılınca her haltı yiyormuş meğer.

8 Mayıs 2011 Pazar

Film!

İnsanlar bir sürü abuk sabuk film izliyorlar son zamanlarda, öylesine bir tüketim çılgınlığı almış başını gidiyor ki, insanlar ne izlediklerini bile bilmiyorlar. Film konusunda aslında biraz seçiciyim denilebilir ve bir o kadarda insanı hapsettiğine inanırım. Beyin kendinden geçer aptal aptal bakarsın. O an sadece sana verileni almaya başlarsın denetim elinden olabildiğince gitmiştir.

Film dediğin hayatına yenilikler getirebilmeli, hayat üzerinde farklı şeyler düşünmeni sağlayabilmeli bana kalırsa. Biliyorum bu şekilde bulunabilecek filmler oldukça az ama öyle bir şeyki insanın tek bir izleyişte bile beynine kazınabiliyor. Boş boş ekrana bakma eyleminden çok bir şeyler kazanabildiği sevincini yaşatıyor insana.

Bana kalırsa insanın yaptığı şeylerin ona küçükte olsa bir getirisi olmalı her zaman ben hep böyle düşündüm. Böyle düşünüyorum.

İnsan garip

Bazen omuzlarında yük hissedersin. Önünde yapıcakların bellidir ama kafanda ne kadar yapabileceğinle ilgili korkular vardır. Okullarda sınav öncesi yaşanan heyecan gibidir. Çalışırsın ama soruların bildiğin yerden gelip gelmiyeceği meçhuldur, dahası okulu bitirip bitiremiyeceğiniz. Etrafındakilerle konuşarak omuzlarındaki yükü boşaltmaya çalışırsın büyük oranda da etkili olur.

İnsan geleceğinde yapması gerekenleri bildiği halde aynen bu şekil de yaşadığı dönemleri geçerken endişe duyar. Kimilerinin endişeleri yerli kimilerinki yersizdir ama sonuç olarak insan denen varlığın başka bir bireyin etrafınızda dolanması bile size sanki hiç bir işeyin aksi gerçekleşmiyecekmiş hissi aşılamaya yetebiliyor.

Garip bir muhteviyatımız var. Bir başkasının yanında olduğunu bilmek, hatta bir insanı düşünmek bir insanın mekanizması olan beyni doğrudan etkileyerek moralini düzeltebiliyor, belki de hayatını değiştiriyor. Peki ya hiç ders çalışmaktan fazla desteğe ihtiyacınız olduğu zamanlar oldu mu?

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Kendime şaşıyorum

Ben bile bazen kendime şaşıyorum. Normal şartlar altında bir insanın morali bozulması gereken bir konuda he öyle mi? Tamam. Şeklinde bir tepki ile hayatıma devam edebiliyorum. Ama kendimi daha fazla kendime veriyorum her geçen gün. Bu yüzden pazartesi gibi bass gitarım elime geçmiş olucak sanırım. Yarında yaz için hep geçen seneden beri uzun uza bir çok kere bahsettiğim bisiklet işine bakmaya çıkacağım. İnsan tek başına ne yapıcağını şaşırıyor galiba.

6 Mayıs 2011 Cuma

Yarın

6 ay'dan sonra kursu dondurdum. Bu hafta sonu bir ara uyanırım.

Havalar çok bozdu

Havalar çok bozdu;baya bozdu yani öyle böyle değil.İnanılmaz bozdu;çok fazla bozdu yani o kadar bozdu önünü alamadık öyle kötü bozdu.Bozdu,bozdu,bozdu;bir yerden sonra bozmaz diye bekledik daha da bozdu.Artık bozmasın dedik iyice bozdu.Artık inanamadık bozdu bozdu gitti yani.Bıraktım ben de;daha nası bozulur ya,daha fazla bozulmaz herhalde dedim yani bi yerde durucak onun bozulması diye bekledim. Ama yine bozdu.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Standart

Bazen yolda iş'e doğru ilerlerken etrafta olan biteni gözlerinle işliyorsun. Herkes kendine göre bir yere yetişme çabasında kimisi uykusuz, kimisi oturmuş bir yer de kahvaltısını ediyor. Sahiden şöyle rahat rahat oturup bende izleyebilsem gelip geçeni, düşüncelere dalsam. Bunları karşımdakiyle konuşup tartışsam bir radyo programı havasında. Belki bir gün yapıcam bunu fakat halen kendimi bazı derin konularda tıkanıyormuş gibi hissediyorum. Daha fazla şey bilmem gerekli diye düşünüyorum. Güzel olmaz mı binlerce kişinin katılımıyla bir muhabbet yapmak? Bence hayatta yapılabilecek en iyi işlerden biridir. Standartın dışına çıkmak gerek.

Alttanda verdik mi müziği!..

3 Mayıs 2011 Salı

Standart

Şu standart düzeydeki hayata bisiklet alıp biraz renk katmak istiyorum lakin baktığım scoot marka disk frenli bisikletler 500 euro civarında olunca mantığıma aykırı geldi bu fiyat. Eş değer bisikletleri daha ucuza unkapanından bulabileceğime inanıyorum. Gerçi orada en son bir kaç model sorduğumda en az bu kadar fiyat çekmişlerdi ama şansımızı denemekte fayda var.

Daha bir de elektromun yanına bass gitar + amfi alıyorum önümüzdeki günlerde.

Sanırım bana bir para basma makinesi lazım. Malum her şeyi devletten beklememek lazım.

Bıktım

Bıktım kelimesini sonuna kadar hissediyorum. İstifayı verip yeter demek geliyor içimden ama sabrediyorsun. Bitsin bu akşam, bitsinde eve geçip dinleneyim. Kafamı toparlayayım biraz.

29 Nisan 2011 Cuma

mim 23

vesselam mimlemiş. 
Mim Sorusu; Blog açma hikayeniz... Buralara yolunuz nasıl düştü ve neler hissediyorsunuz bi anlatın bakalım ?

Aslında burası bir teknoloji bloğu olucaktı ilk başta ama yine yalnız olmamdan dolayı bir çok düşünce beynimin içerisindeydi. Etrafımda keşke insanlar olsada bu gördüklerimi, yaşadıklarımı, düşündüklerimi aktarabilsem diyordum. Uzun bir süre tema aradım kurcaladım derken sonunda bir tanesini buldum ve başladım yavaş yavaş yazmaya. Bir bakıma rahatlatıyordu ama anlık bir rahatlamaydı. Böyle blog sahibi oldum işte ve o zamandan bu zamana kadar yalnızlık beni halen inatla takip ediyor. 

Halen gerçek, yüz yüze insanlarla o kadar fazla konuşamadığım şey var ki, bazen ben de şaşıyorum beynimin sınırlarına.

27 Nisan 2011 Çarşamba

Sevgi

Bende isterdim tabi hakkımda janjanlı sevgi kelimeleri kuran biri olsun. En basitinden, ben de isterdim bir çok insan gibi mutlu olmak. Elinden ne gelirse gelsin olmayınca olmuyor galiba ya da dışarıda ki herkes fazlasıyla sahte.

İçten olmayan bir duygunun kime ne yararı olabilir ki?

23 Nisan 2011 Cumartesi

Sarılmak

Hiç sarılmak için cansız bir şey kullandınız mı? İyi ki bir gitarım var.

22 Nisan 2011 Cuma

Yorulmuşluk

Bazen kendi kendimi gaza getirip çok sert müzikler dinleyerek zinde kalmaya çalışıyorum ama belli bir süreden sonra kafam kaldırmıyor. Yine başa dönüp duruyorsun, üstelik vücut o kadar yorgun ki eve adımını atar atmaz 15 dakika boyunca yataktan kalkamıyorsun, çalışamıyorsun hatta yemek bile yiyemiyorsun. Şeytan ver istifayı hayatının manasını ara diyor.

18 Nisan 2011 Pazartesi

Çok yalnızım be

İnsan ne kadar alışsada, umursamadığını söylese ve öyle davransada olmuyor be, gerçekten olmuyor. Hayatın neresinde olursan ol yanında biri olmadan gitmiyor hayat, gidiyorda gitmiyor yani. Mecburiyetten bir yaşam içerisinde kendini idare ediyorsunda bir insan nereye kadar dayanır bilmiyorum, bilemiyorum.

10 Nisan 2011 Pazar

Yine bir gün daha

Gecenin bilmediğin bir saatine kadar oturmuştum. Kafamın içinde eve gelirken beynimde uçuşan şeyler duruyordu. Bir şeyler yazmak uzun uza anlatmak istiyorumdum. Aslında yazmak yine her zaman ki gibi yetmiyor. Ne kadar yazarsan yaz belkide senden başka kimsenin okumayacağını biliyorsun. Seni rahatlatmasada sanki gizli bir huzur veriyor içinden geçenleri yazabilmek. Derken uçan düşünceler devam ediyor ve biraz daha yazmak istiyorsun, daha çok konuşmak, umarsızca, saatlerce, günlerce her şeyi bir kenara atıp. Yer yer susup sadece dört duvar arasında ki sessizlik uğultusunun birşeyler anlatmasını sonra aynı anda söze girmeyi diliyorum. Biraz, sadece biraz içten gülmek, gülebilmek istiyorum. Dokunmak bir insanın varlığını hissetmek.

Yavaşça klavyeden uzaklaşıp, sandalyeden kalkıyorsun. Gözlerin biraz daha fazla durursa iflas edeceğinin sinyallerini veriyorlar. Puslu görüntüyle ezberinde olan yatağının yorganını sıyırıyorsun biraz irkiliyor vücudun ten sıcaklığından soğuk bir yere girince ama fazla geçmeden alışıyor. Uyumadan önceki, belki de en büyük sığınak olan hayal dünyasına geçiyorsun. Bir çok kişinin hayalleri güzeldir güzel olmasına da etrafında dönüp duran ihtimaller silsilesinden yola çıkarsın. Peki ya ihtimal yoksa? Hiç umut? O zaman yatıp zıbırırsın içinden söve söve.

Sabah olur uyanmak istemezsin. Çünkü yeni güne inancın yok, aynı boktan standartı tekrar edip duracaksın. Kim her gün bilerek yenilmekten zevk alabilir kim? Şöyle bir gözlerini açar yatağın içinde çıkmamak için debelenip durursun ama başka çaren yoktur. İstemeye istemeye kalkarsın sıcak yatağından standartlarını yerine getirmek üzere kısa bir süre içerisinde yemek gibi beşeri ihtiyaçlarını giderip giyinmen ve dışarı çıkman gerekir. Hava bir de güzelse diğer insanların tersine ruh durumun kötüye doğru gider. Sen de onlar gibi dışarı çıkmak istersin, gezmek istersin, yanında sevdiğin olsun istersin ama bunu yapabilecek bir şansın hiç olmamıştır. Çok kez denemiş olmana rağmen hayat sana istediğini vermemiştir. Oysa yağmur yağsa evde oturup bilgisayar başında bu havada dışarı mı çıkılır diye kendini avutabilmek vardı.

Son zamanlarda düşünmüyor değilim yaşadığımız hayat çalışıp sonra biraz olsun dinlenmekten öteye gitmeyen bir tempodan ileriye gidecek mi diye. Köle muamelesi yapılarak bunu meşrulaştırmak için insanlara empoze edilen hiç bir iş kolay değil mantığından öteye gidebilek şeyler arıyorum. Aslına bakarsanız insan aylak aylak oturmaktanda sıkılıyor sadece insani boyutlarda çalışmak ve herşeyini katabileceğin bir şey olmalı. Sonuç olarak aslında bazı şeyler hayatı çekilir kılabilir yanında bir insanın desteğini hissedebilmek olmasa dahi nefesini hissedebilmek ama yoksa her şey iğne gibi batıyor.

8 Nisan 2011 Cuma

Nedir lan hayat dediğiniz!

Yine bir cuma akşamı olmuş standart hayatın en farklı günlerinden sayılabilecek sınırsız bir gün geçirme umutları yüklediğin ve biraz olsun şu hayatta eğlenmek için bu akşama rahatça dışarı çıkıp eve gitmek yerine yağmur umrunda olmadan istiklal caddesine doğru devam ettin biraz soluklanabilmek adına. Hava aşırı soğuk değil ama önünü kapatmayacak olursan üşüten tarzdandı. Elleride cebe sokup kulaklıkları takdığında senden iyisi yok aslında.

Fastfood'dan bıkan bünye türlü yemek ister, fasulye yemek ister. Dinler girersin güzel olacağını umduğun bir yere sonra telefon çalar. Çalıştığın iş yerinde yaptığın işler yolunda gitmemiştir. Bundan daha iyisini yapamıyacağını açıklasanda tatmin olmaz karşındaki üzerine üstlük köle gibi haftasonu çalışmanı isteyip tehdit eder bir tavır sergiler son şans diye belirterek. Şöyle bir düşünürsün hayatta kaybedebileceğin hiç bir şey yoktur. Takmazsın kafana her iş düzgün gidecek diye bir şey yok. Bir işte yanlış olsun, yapamamış olayım. İnsan değil miyim? Yanlış yapmaya hakkım yok mu? Peki ya benim istediğim ama bana geri dönmeyen yanıtlar ne olacak? Boş versenize hep suçlu en üstten aşşağı doğru ilerler sırayla herkes standart fırça zincirinden nasibini alır.

Bir an da resmen hayat felsefesi yaparken görürsün kendini, bir o kadar da dinlenmeye ihtiyacın vardır. Özler insan aylak aylak gezebilmeyi gençlik dönemlerinde ama asıl mesele bu değil herkesin kıçına göre uydurup sırıladıkları ya da yaptıkları şeyler. İstersen her gün dışarıda dolan sabah içtiğin çaydan başka alkolsüz bir şey tüketme bütün gecelerde adlarını bile bilmediğin bir çok insanla birlikte ol ya da üniversiteni bitir iş bulmaya çalış, oradan yeni birileriyle tanış eşşek gibi çalışıp eve gittiğinde iki gıdımlık süre içerisinde günlük işleri halledip vur kafanı yatağa hepsi hayat, hepsi tercih. İki tarafta hayatından hiç bir zaman memnun değildir.

Hayat dediğimiz şey aslında insanları memnun olması için bulunan bir süreç mi dersen orasına ben karışmam din adamımıyım derim. Sadece hiç bir haltın dört dörtlük olmayacağını bildiğimi söylerim. Elbet bir şeyler ters gidecektir. Hani derler ya kumarda kaybeden aşkta kazanır işte bu orantı hayatın her yerinde var önemli olan aradaki dengeyi kurabilmek. He koy verebiliyorsan herşeyi bir kenara haftanın günlerini ya da yanındaki insanın isimini bile hatırlamıyorsan. Bu şekilde yaşa ve öl. Kimse kimsenin umrunda değil sonuçta. Seni kim sevip ne yapsın. Öyle değil mi?

7 Nisan 2011 Perşembe

Beyaz saç

En az kızıl ve siyah kadar ilgi çekici bir saç rengi. Normalde beyazdan çok haz etmesemde saçını bembeyaz yaptırmış nadir  kişiler çıkıyor ve inanılmaz farklı ve müthiş gözüküyorlar.

3 Nisan 2011 Pazar

Hisler

Hoşlanmak, sevmek, sevişmek, tartışmak, ayrılmak. Aslında etraftaki bir çok insanın yaşadığı hayat döngüsünden ibaret basit bir sıralanış buradakiler. Her ne kadar sıralı halde gözükselerde aslında kendi içinde düzensizler. İnsan istediği zaman aşık olamaz. İşte hayatın bize sunduğu en boktan olaylardan biridir. İyi bir lise kazanmak için çalışırsın, iyi bir üniversite kazanmak için, hatta ve hatta iyi bir kuruma girmek için o üniversite boyunca uzattığın saçlarını kestirir binbir çeşit baskılı t-shirtlerini ve bileklerine taktığın bir sürü zamanzingoyu çıkartıp olabilecek en efendi şekilde gitmeye çalışırsın iş görüşmesine. Çünkü bunların hepsi senin elindedir ve sen yaparsan olur. İşte bir insan hayatının yaklaşık 15 sene eğitim en az da 2 sene çalışma hayatını öğrenmek için geçirdiği bu zaman zarfında hep kendi yaptıklarıyla sivrilirler. Ama bir şey vardır ki o sadece hayatın size verdiği kadardır. İnsanlar işte buna Aşk diyor.

Benim lügatımda aşk kelimesi aslında istemsiz olarak birine kapılabilmeniz. Konuştukları anlattıkları üzerine bir çok güzel katman ekleyip ondan uzaklaşmanızı biraz daha zorlaştırsada asıl olan şey onu gördüğünde seni ona çeken bir bağ olması. Bazen kırmızı ruj ile kahkül saçtır bunun çekimi yakalayan, bazen bazen hiç makyajsız dolaşan kadınlar, şaşalı giyimlerin aksine sade ve zarifliği yakalayanlar, küt saçlar, kızıl saç ve belki de o kişinin sadece o an ki oturma biçimine bir çok şey belirleyebilir gerçekten ve biraz anlık birşeydir, belki de birazdan fazla, adeta o an içerisinde rastladığınız berbat espirilere gülmek gibidir. Oysa ki başka zaman ve yerde söylense asla tebessüm bile etmeyiceğin o iğrenç espiriler nasıl oluyorda güldürebiliyor?

İnsanın en büyük yalnızlık serzenişlerinden biri aslında gerçekten düşünebileceği birilerinin olmaması etkendir. En azından benim için bu böyle. Geri kalan kişiler için ise kafa dengi insan olmadığından bahseder ama bu asla yetmeyecektir. Kaldı ki iki olayın yeri ve zamanı ayrıdır. Ne zaman akşam boş olabilecek hoş bir yere gitseniz ya da haftasonu sinemalara uğramaya kalksanız gerçekleşeceğiniz en büyük gerçekliktir hem cinsinizin yanında kendini yalnız hissetmek. En basitinden bir insanın tamamen farklı bir görüşe ihtiyacı vardır. Bunu da ancak diğer taraftan elde edebiliriz. Kendimizde bir kısımını düşünebiliriz elbet ama başkasının sizin hakkınızda ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışarak yaşamak gereksiz yanılgılara sebebiyet verebilir. Bunu çoğu kadın istemez.

Herkes etrafında birilerini görür tanışır. Tabi buna imkan verebilecek ortamı varsa üniversite ya da herhangi bir grup hiç farketmez. Gerçi insanlarda ilk olarak genel bir kanı vardır. Eğitim hayatları boyunca bir sürü olur, olmaz insanla gerekli, gereksiz oturmuş, gezmiş, sohbet etmiş olabilir ama iş buranın dışına çıktığında her yere öyle kolay adepte olamadığını haykırmak seçeneklerden herhangi biri ama benim asıl bahsetmek istediğim nokta bundan daha fazla ön yargı unsuru barındıran o insanlar orada kalmalı ve dışarıda ki insanlar kötü insanlar ön yargısıdır.

Belki iş hayatı için oradaki insanlar orada kalmalı insanın kendisi için bir önlem olabilir ama diğer türlü söylemler bir insanı hayat sırf karşına doğru zamanda çıkartmadığı için adam yerine koymamak nedendir? Ben bunun açıklamasını kendi zihnimde asla veremedim. Yine bununla bağıntılı olarak bütün gününü dışarılarda geçirip arkadaşlarının yanlarında gelen kişilerle tanışmaktan yüksünmeyen bir bünyenin farklı bir yolla tanışma söz konusu olduğunda sen onu takip edemiyeceğini düşündüğü için seni enayi yerine koyarcasına kaçması ve bu yaptığını inkar etmesi ya da hiç bu kadar uğraşmadan durumu kestirip atma sebebi komik bir güvenlik mekanızması olsa gerek.

Biz insanlar okul denilen lanet yerde birbirimizle çok iyi anlaşmamızın en büyük sebebi nedir diye düşünmüşmüydünüz hiç? Basit bir teori üzerindeki fikrimi bildireyim. Bünyenin en haşarı, kanının kaynadığı süre içerisinde seni dört duvar arasına atıp karşınada elinde sopa ya da cetvel bulunan, konuşmasan bile arkasını dönüp sürekli uyarılar yağdıran. Hep biraz daha uslandırmak adına diğer sınıfları örnek göstermeye çalışarak sizi yaşamınızın ilk değişiklik yaşadığınız sürecinde kazıklamaya çalışan öğretmen adı verilen kişlerle karşı karşıya kalmışken. Yapabileceğiniz en iyi şey vakitini en hızlı şekilde geçirmektir. Bu genelde tek başına genelde hiç gerçekleşemez. Yanındakine sataşırsın, tenefüse çıkar birinin saçını çekersin, dayak atmak için kovalarsın, yememek için kaçarsın derken gün biter. Amaç o uzun süreyi bir şekilde kaynatmak cazip hale getirmektir. Bunun içinde etrafta herkes iletişim içerisinde olmak ister.

Bu zorunluluk içerisinde tanışmaya mecbur olduğun insanlar çoğunluğu içerir. Tanışırsın, tanışırsın, tanışırsın daha sonra değer vermen gereken insanları unutur gidersin. Belki de onların gerçekten gözünde değeri yoktur. Her zaman gezicek birileri vardır. En önemlisi hiç bir zaman musait değilsindir. Üniversitenin en büyük projesi senindir. Arkadaşların bir dakika seni yalnız bırakmaz. Her daim birilerine sözün vardır. Canının istediği insanla buluşur diğerlerini hep birilerine sözünün olduğu hakkında geçiştirirsin. Hiç olmadı araya sıkıştırmaya çalışırsın çok ısrar ederlerse ama o kişi sana lazım olucaksa bunu kesin yaparsın. Sonra yetmiyormuş gibi insanların farklı dünyalar arasında sosyalleşme çabasını yadırgarsın hiç zamanın olmadığını karşındaki insanın nasıl zaman bulduğunu söyleyerek.

Bu yüzden gerçekten insanlar arasındaki ilişkileri sorgular oldum. Günübirlik yaşamların oldukça revaşta olduğu şu dönemde bana oldukça samimiyetsiz hatta mide bulandırıcı geliyordu. Bugün öbür arkadaşını umursamadan gruba katılıp gelen kişi yarında senin için yapacaktır. Bugün öbürüyle ilişkiye giren, yarın bir diğeriyle girecektir. Sonu yok bu büyük kısır döngünün hatta sonunda ortada halen hiçbir boka yaramayan biri olarak kalman var. Kendini tatmin ettiğin o eski zamanları mumla aradığın zamanlar gelicek gözlerinden yaşlar süzülürken keşke diyeceksin. Hayat keşke o filmlerdeki gibi olsaydı. Ben onlara inanmıştım.

Uzun bir süre bu olayların bedelini ödeyecek olsamda en önemlisi dostunsa senin dostun, sevgilinse senin sevgilin olan insandır.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Benim yalnızlığım

Bir problemin olup olmadığını sorarsın yolda ağlamaklı gibi gördüğün birine durak bir kaç adım ilerisinde olmasına rağmen merdiven basamaklarını oturur. İki eli suratını kapatıyor, her haliyle bir şeylerin kötü gittiği düşüncesi uyandırıyor. Yakın mesafede gideceğim yere sırtımdaki çantamı bıraktıktan sonra tek isteğim eğer gerçekten bir problem varsa hayatının bir kesiminde herkesin yapmış olduğu ya da yapmak istediği davranış hiç tanımadığınız birinin yanına geçip bütün duygulardan arınıp sadece anlatmak. Bunun için suratına bile bakmanıza gerek yoktur. Sadece sen anlatırsın, o anlatır ve hiç bir şey yokmuşçasına hayat akıp gitmeye devam eder. Kim bilir ki? Kim bilir dedim belkide gerçekten bir sıkıntısı yoktu canı gerçekten orada oturmak istiyordu. Zaman yine her şeyin çaresi gibi gözüküyordu. Kısa süre sonra döndüğüm yerde aynı şekilde oturduğunu görünce arkadan usulca yürüyerek yakın bir seviyeye ulaştım. Olumlu ilk cevapta yanına çömelmeye hazır şekildeydim ama insanın suratına bile bakmadan alınan "yooo" kelimesi ve siktir edilen bir benlik bir kelimenin daha zaten olmayan gücü yere indirgeyeceğini anlayınca yavaş yavaş uzaklaştım. İnsanın içinden geçmiyor değil filmlerde ki gibi dönüp arkadan "aslında..." ile başlayacak bir cümle çıkacağını ama bu sadece filmlerde olur.

Bu aslında yaşanılan ne ilk ne de son vaka olacak, herkes içinde böyle boktanlıklarla doludur. Hayatınız boyunca karşı cinsten bir bayan kalkıp sizi sevdiğini söylememişse zaten ne kadar anlamlı geçebilir ki? Sonuçta insanlar kaslardan oluştuğu kadar, kullanmak için bize verilen bir beyinle oluştuğu kadar hisleri ve duygularıyla da yaşar. Siz onu her ne kadar takmasanızda aslında o hep içinizde bir yerlerde barınır. Kışın soğuğunda kahvenizi elinize alıp geçtiğiniz pencere kenarı hissettirmez duygularınızı, mevsimin duygularınıza kadar işlediğinden mi bilinmez ama o an sadece ev içerisinde pijamalarınızla oturmak istersiniz. Basit bir avunma şeklidir aslında, kendi kendini telkin edersin zaten havanın soğuk olduğuna dair. Yavaş yavaş bahar yaklaştıkça kaçışan insanlar yerini incecik montların içerisinde birbirlerine sımsıkı sarılan çiftler bırakıyor. Bir çoğu Mart ayı güneşi gibi yalancı, birden yağmur bastırıyor ve o incecik montlar içerisinde titremeye başlıyorlar.

Ömürümü hiç bir şey uğruna pervane olmakla geçirmedim. Aykırı takılacağım diye kurallarımda yoktu ama farklı olmak istediğim yatsınamaz bir gerçekti. Kendim gibi de yaşamaktan çekinmedim. Etraftaki ergenler yaptıklarından vazgeçiyor, pişmanlıklar üzerine pişmanlıklardan bahsediyorlar ve biraz ilgi görmek adına popüleriteye uyup insanların kıç yalayıcılıklarını yapıyorlardı. Benim o dönem içerisinde yaptığım tek şey oturup etrafı izlemekten başka bir şey değildi. Sağlıklı olmayacak bir çok karar vereceğimin farkındaydım ama hali hazırda aldığım ben bu okullarda çok fazla durmayacağım. Eğitim sistemi ne kadar boktan ilerlediğinin farkında olup hedeflediğim iş uğrunda kocaman adımlar atıyordum. Santrançta bir sonraki hamleyi düşünenin kaybettiğini bildiğim için oyun genelini ele alarak oynuyordum. Fakat bir şeyleri elde etmeye çalışırken diğer şeyleri kaybedebileceğim aklıma hiç bir zaman gelmemişti. Aslında insanlar okulda bulundukları süre boyunca yaşıt bir çok insanın etrafında olması bile kendini yalnız hissetmemek için iyi bir sebepmiş. Geç olmadan görmüştüm gerçeği.

Bugün hayatımda hiç istemediğim kadar alkol almak istedim. Karışık bir çok düşünceyi kısa sürelide olsa uyuşturacağımı umarak ama bunun bile bana yarar sağlamayacağının farkındaydım. Senelerdir süren acıyı ilk olarak geçtiğimiz sene içerisinde bir nebze olsun dindirmeyi başarmıştım. O dönem içerisinde alkol kullanmıyordum ki halen de sürekli olarak alkol tüketen biri olduğum söylenemez. Adeta açlığa duyulan hissin uzun süre sonra kendini boşluğa bırakmasından başka bir his değildi yaşanılanlar. Onları kaybetmedim ama köreldiler ve boşluğa düştüler. Artık onlar yokmuşçasına bir hayat süreceğini düşünürken her mutluluk içerisinde gördüğün birey çözünmeyi biraz daha arttırıyordu. Onlara bakarken aklından geçen bir diğer düşünce senin kaybettiklerini geri alıp tekrar kullanabilir olup olamayacağı.

İnsanlara bakarken öyle tipler görüyorsunuz ki biliyorsunuz o nalet olasıca herifin aslında karşısındakine zerre kader kıymet vermediğini ve hatta onu kullandığını. Her ne kadar parasal bakımdan erkek kullanılıyor olarak gözüksede bir o kadarda erkekler kadınları kullanır. Hem de öyle bir kullanırki paçavra gibi kenara atılanlar nasıl oluyorsa gururlarını çiğneyip sanki karşısındaki vazgeçilmezmişçesine savaş vermenin peşine düşerler. İki tarafta sebebini bilmedikleri ve aslında olmayan kafalarındaki o zehirli kitleden bahsedeler anlaşamadıklarına, hiç bir şeyin düzgün gitmediğine dair. En son her şey ele geçtiğinde bir birini asla bırakmayacak iki kişi genelide içine alan ön yargılar haykırır salakça. Kendi yaptıkları şeyleri karşılarındakilere mal ederek üzülürler ve en yalnız aslında onlarmış gibi davranırlar yaşanılanların ardından.

Sorsan kaç tanesi aylarca etrafındaki kimse onu sormadan aylarca öyle kala kalmış diye cinsiyet ayırımı yapmaksızın. Hepsi ama hepsi yok o kadarda değil şeklinde cevaplar verir. Bunu gerçekten yaşamak ve istemeden yaşamak o kadar zor birşeydir ki bilmezler. Üzerine üstlük ağızlarından çıkan kelimeler hep yalnız kalmak üzerinedir. Yalnızlığın ne demek olduklarını bilseler aslında istediklerinin başlarına ne denli büyük bir çorap öreceğinin farkında olurlardı. Ama onların tek sikinde olan şey üniversitede ki arkadaşlarıyla ders sonunda buluşup gidecekleri bir kulüp ya da bar da en çok alkolü aldığına dair hava atana kadar bir şeyler içmek, sonrasında salya sümük ağlayarak rahatlayabilmek midir gerçekten yalnız olmak?

Yedi belkide daha fazla senedir yaşadığım yalnız hayata rağmen bir kere ağlamadım. Eskiden boğazıma takılsada düğümler bu hayatım ne kadar kendi seçimim olduğunun farkındaydım ama yine de bir çıkış yolu olduğunu düşünmüyor değildim. Bazen umursamaz tavırlar içerisinde bazende yapabileceğim en iyi şeyleri yapmak için çaba sarfediyordum. Herkes kadar yüksek olmasada ben de yeri geldiğinde yaptığım şeylere ilgi gösterilsin en azından kayda değer birşeyler yapabiliyor olmak isterdim ve en sevdiğim işi yapmak için kollarımı sıvadım. Elektro gitarım elimde hiç durmadan çalışıyordum. Sanki mesleğimmiş gibi her boş vaktimde kendimi geliştiriyordum. Bir an durdum ve düşündüm. Ben ne yapıyordum? Sadece ama sadece duygularımı, düşüncelerimi biraz daha bloke etmiş evin içerisinde kolum kopana, parmaklarım parçalanırcasına hislerimi ona gömmekten başka bir şey yapmıyordum. Bu beni kurtarıcak birşey değildi.

Üniversite denilen yere belirli zamanlarda formalite icabı gidiyordum. Çünkü 14 yaşından beri programlama ile haşır neşir olmam bana mesleğimi kazandırmıştı ve çalışyırodum. Yaşıtlarım üniversite köşelerinde okumaktan başka her boku yerken ben kendimden 8-10 yaş büyük insanlarla muhattap olmak zorundaydım. Bana getirisi mutlaka olmuştur ama ruhsal açıdan gittikçe daha fazla yalnızlığı tadıyorsun bu durum içerisinde. Kimse senin yalnızlığını anlayabilecek yaşta ya da durumda değiller. İnsanlar yaşıtlarıyla gezer tozarken dört duvar arasında oturup iş yapmaktı benim diğer insanlara göre yalnızlığımın sebeplerinden bir diğeri. Her ne kadar benim nasıl biri olduğumu gün geçtikçe görüp şaşırsalarda. 10 yaş büyük insanlar bana hayatla ya da işlerle ilgi sorular sorup bir şeyler öğrensede sevgi boşluğu hayatta bambaşka birşey.

Bir diğer taraftan kendine güven tazelemesi sonucunda niye halen kalkıpta birilerinin sevmemesi, sahiplenmemesi için sebep olabilirdi ki? Aslında zor değildi yaşıtlarımın etrafımda olmayışı. Yani etrafımda beni gören biri yoktu ki beğensin. Böyle bir kısır döngü içerisinde her sabah kalktığında yine ne kadar anlamsız ve berbat geçiceğini bilmek belkide en büyük ızdırabın oluyor. Gaza getiriyorsun kendini belki bugün bir süpriz olur diye ama tam tersine saymakla bitmeyecek tarzda boktanlıklar meydana geliyor. Gunun birinde regl döneminde ki biri karşınıza geliyor ve seni sevdiğini hiç bırakmayacağını söylüyor. Durumdan işkillenip bir kaç soru soruyorsun sonrasında bilmemle başlayan cümleler geliyor peşi sıra. Resmen dalga geçer gibi geçen rüzgar gibi bir kaç hafta sonunda sessiz kalan tarafı görünce sende çekiliyorsun usulca ama kanlı bıçaklı düşman gibi bir kere olsun ne olduğu, neden ortadan kaybolduğunuz kimsenin umrunda değil. İyi ki bir kaç cümle daha kuracak kadar muhattap almadığınız için buruk bir sevinç yaşabiliyorsunuz.

Ama her şeye rağmen mecburiyetten yaşamaya devam ediyorsun. İnsanlara yardım etmeye, sabretmeye, sevmeye, kendine şans tanımaya dikkat ediyorsun. Bazı bazı takmıyorsun kafana hiç birşeyi kafası güzel gibi davranıyorsun. Hayat belkide hep böyle gitmeyecektir ama şuana kadar hep olabildiğince boktandı. Kötü ya da iyi nasıl gittiği bilinmez ama hepimizin yaşıyacağı bir gerçeklik ilelebet orada duruyor. Ölüm.