31 Aralık 2010 Cuma

Yeni sene


Okulun yeni döneminin başlamasıyla birlikte, o ilk gün açılan tertemiz defter heyacanıyla eş değer boş bir 2011 arşivi bekler...

29 Aralık 2010 Çarşamba

Niye?

Aklıma gelen herşeyi denememe rağmen niye hiç bir zaman olumlu birşey olmuyor? Çok şey istemiyorum. Sadece tek bir şans.

Bugün

Can sıkıntımı gidermek için işten çıktıktan sonra bir yerlere gidip oturmanın iyi olacağını düşünüyorum. Yine değişmez mekan Taksimde tek kişilik bir sandalye ve masa yeterli olacaktır. Belki katılabileceğim bir topluluk binası yolumun üzerinde olursa o da değerlendirilebilir bir fırsat.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Neyin kafası bu?

İyi bir üniversitede mühendislik okuyup başka şeylere zaman bulan fakat hal hatır sorduğunda içim dışın proje oldu diyen bir insana şaka yollu "bir kıçı kırık projede mi yoruldun?" sorusunun cevabını ciddiye alıp sanki okulda dünyayı kurtaracak bir proje geliştiriyormuşçasına saldırgan ve hakaret içerikli bir cevap alınca güldüm ve ben yaptığım projeler üzerinden para aldığımı kısacası prof. olarak çalıştığımı söyledim. Yaptığım projelere girip sidik yarışına girecek değildim sadece insanların üniversitede dünyanın en zor şeyini yapıyormuş gibi davranması komik bir durum. Karşıdan gelen yeni cevap artık saldırganlığını yitirmişti.

Neyin kafasındasınız siz?

26 Aralık 2010 Pazar

Fotoğraflar

Koca bir tatilin yarısını kurs dolayısıyla katliamını gerçekleştirdikten sonra can sıkıntısıyla ve pena bakma gereksinimiyle Taksime çıkmam mevzu bahis oldu. Haliyle kararı verende, işleme koyucakta ben olduğumdan dolayı ne dersem o oluyor. Her zamankinden biraz daha kalabalık bu aralar Taksim gidebildiğim en hızlı tempo ile tünele doğru ilerliyorum. Kulağımda kulaklık müziğe kapılmışım. Kafamda ki penayı değil ama bir deneme için benzer tipte bir pena alarak çıkıyorum dükkandan. İlerlerken şarkılar biraz daha yavaşlıyor ve hızlı yürümenin verdiği bir yorgunluk çöküyor insanın üzerine. Etrafa bakarak giderken herkesin birbirinin resimlerini çektiğini görüyorsun. Kimisi çocuğunun eşiyle resimini çekiyor, kimisi sevgilisinin.

Herkes mutluluklarını fotoğraflarken yine yalnızlık düşüncesi bir yerden girmişti içine ve daha da komiği en son ne zamana ait bir fotoğrafımın olduğu bile muammaydı. Takribi olarak bir kaç sene öncesine aitti sanırım bütün fotoğraflarım peh!!

Bu mu lan!

Ertesi akşam geç yatmamın ne denli etki ediceğinden bir haber gecenin bir saatinde yattım. Sabahın 11'in de bir seslenişle uyandım. Artık güne başlamak için zaman biraz gecikmişti ve ben sanki halen uykumu almamış gibiydim. Kursa gitmem gerekiyordu ve varabilmek için normalde bineceğim duraktan farklı bir durakta binmem gerekti. Kısacası küçük çaplı bir yürüyüş olmuştu. İndiğim yerde bitmek üzere olan akbilimi hesaplarıma göre aylık olarak daha kârlı olacağı için o şekilde doldurmaya karar vermiştim. İlerken bir an ışık gözümün önünde kırmızıya döndü birşeylerin ters olduğunu farkettim ama uzun sürmedi şaşalamam. Arabalar süratle üzerime geliyordu ve kısa bir deparla atlattım.

Bütün gününü kaplayan iş'lerden sonra kursta ders dinlemek çıktıktan sonra sanki sadece yarım saat ordaymışsın havası veriyor. Yine yürümeye başlıyorsun. İstikamet Taksim. İlk yoldan geçtikten sonra ikinci yolda arabaların nereden geçdiğine dikkat etmeden ilerlerken ikinci ezilme vakasını atlatıyorsun gün içerisinde. Bana göre ise halen telaş edilecek birşey söz konusu değil.

Akşam üzeri bastıran yağmurla nereden çıktıkları belli olmayan şemsiyeciler İstiklâl üzerinde dolanarak şemsiye satmaya başlıyor. Bir an için herkeste aynı şemsiyeleri görüyorsun hafif bir tebessüm oluyor. Deri montun kafanın üzerine geçirebilecek hiçbir koruması bulunmadığı için nasılsa ıslanıyorsun. Nasıl olsa eve gidiyorum diyerek yağmuru umursamıyorsun . Ön tarafta ilerleyen çift ise bir şemsiyenin altında hafif yağan yağmurdan korunmaya çalışıyorken yanlarından bu muydu lan sizin romantikliğiniz? Ben tek başıma daha romantiğim şeklinde ki saçma bir düşünce ile geçip gidiyorsun yanlarından. Romantik olarak atfedilen bir çok şeyin aslında ne kadar da komik şeyler olduğu konusuna girme niyetinde hiç değilim.

Kalabalık yolda devam ederken her zaman olduğu gibi düşünüyorsun,
Ne eksikti? Neyi eksik yaptım? Niye eksiğim?

22 Aralık 2010 Çarşamba

En çok

En çok ne canını sıkıyor insanın biliyor musunuz?
Çift kişilik yapılan hiç bir işi yapamıyor olmak.

Keşke akılcılık ve olasılıklarım kendini bir an olsun mucizelere bıraksa.

21 Aralık 2010 Salı

Bu arada

Üşengeçlikten nefret ederim.

Son zamanlarda

Blogumu artık kısacık notlar tuttuğum bir defter haline getirmişim. Uzun yazıların biraz daha zor okunuşundan tut, artık içinden fışkıran o duygu selinin biraz daha yoğun kıvama gelerek pıhtılaşmasından olsa gerek. Bir insana artık yazmak ya da anlatmakta yetmiyorsa ne yapabilir kestiremiyorum. İşlerinde yoğunlaşmasınıda bir bakıma bahane ederek kendimi iyice salmışım. koca 2 ay içerisinde artık sakallarımı bile kesmez olmuşum ve halen bu durumuda yadırgayan birileri bile olamamış. Soğuklarında gelmesiyle dışarı çıkma hevesi kursağında kalıyor insanın artık ve yüzlerce müzikle bön bön ekrana bakarak koca bir günü heba ediyorsun. Eskisi gibi kafamı yastığa koyduğum andaki huzur bile beni terketmiş, gitmiş.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Başlıyor!

Yine başlıyor geçtiğimiz yılın en'leri.
Anti-klişe timi toplayıp geliyorum bekleyin lan!..

19 Aralık 2010 Pazar

Hep doğru

Murphy, ne mübarek adam. Bir kere söylediğinin yalan yanlış olduğunu görmedim.
Çok ciddiyim!

17 Aralık 2010 Cuma

Özgürlük

Siz özgür olduğunuzda rahat olacağınızı düşünürsünüz ama tam tersine özgürlük sizi ve tercihlerinizi kısıtlar.

16 Aralık 2010 Perşembe

Yılbaşı

Müslüman olup, Noel bayramını kutlamak. Akabinde çam ağacı süslemek.

Normal bir durumda bu insana ya iki yüzlü ya da özenti denilebilir ama günümüz Türkiyesinde çağdaş(!) olarak anılıyorlar. Bilmem anlatabildim mi?

15 Aralık 2010 Çarşamba

İç Savaş - 2

Gün ışığı ortaya çıkmadığı halde, sabaha yaklaşan saat nedeniyle vücut üzerinde kıpırdanmalar başlamıştı. Yatağın içerisinde vücut ısısı ile battaniyenin harmanladığı o sıcaklık her yerini kaplamış, kaslarını olabildiğince gevşetmiş durumdaydı. Kafasının içerisinde geceden kalma şeyler dönüp duruyorlar. Biraz olsun rahatlamak adına yeni bir gün ve yeni süprizler için usulca doğrulurdu. Çok geçmeden kış soğuğu dışarıda olduğu gibi evin içerisinde kendini hissettirmekten geri kalmamış olduğunu fark ettirmişti. Aniden bulunduğu yerde zaman durmuşçasına çakılı kaldı. Önünde hayatın her yerinde olduğu gibi iki seçenek; geri dönmek ya da devam etmek karar mekanizması halen yeterince iyi çalışabiliyordu. Mantıklı olanın daha fazla acı çekmeden devam etmek olduğunu sabahın körü olsa da idrak etmesi zor olmamıştı. Yorganı üzerinden sıyırarak doğruldu. Yavaşça çıplak ayaklarının yere temas eden yüzeyi artıyor vücut bütün yükünü ayaklara aktarırken damarlar deriden sıyrılıp çıkacakmışçasına kendini gösteriyordu.

---------------------------------

Bulanık bakışlarla yarı karanlık odayı anlamsızca süzüyordu, içeride bulunan eşyalar bırakıldıkları yerde duruyorlardı. Evde tek başına kaldığı fikri bir an da acı bir fren sesi gibi beyninde yankılandı ama kendine gelip kötü de olsa yeni güne başlamak zorunda olduğunu biliyordu ki, çok geçmeden soğuk havanın etkisi her geçen dakika artıyor, bünye kendisini bu koşula karşı alıştırmak için ufak bir titreme evresi içerisinde ısı dengesi kurmaya çalışıyordu. Bir nebze olsun ısınmak adına çoraplarını giymek üzere elini yatağının yanında bulunan dolabın önüne atarak çoraplara uzandı. Üstünkörü bir düşünce ile çoraplarını dün giydiği ve gün dahilinde sadece evin içerisinde dolandığından halen giyilebilecek kadar temiz sayılırlardır. Küçük temizlik muhasebesinin ardından sıra en sevmediği iş olan çorapları giymeye geldi. Bacaklarını sonuna kadar karnına çekerek çorapları ayağına geçirmek adeta bir tür işkenceydi ama bu soğukta ısınmak adına çorapları hızlıca giyinmesi zor olmadı. Terliklerini ayağına geçirdikten sonra tuvalete doğru gözlerini ovuşturarak ilerlerken odanın kapısında tökezleyerek karşısında bulunan koridor duvarına süratle çarpmak üzereyken bir anlık refleks ile sağ kolunu bir kalkan gibi kullanarak vücudunun kısmen daha az darbe almasını sağlamıştı.

12 Aralık 2010 Pazar

Karanlık

Hava gittikçe kararıyor. Ufuk mesafesi gittikçe düşüyor. Sadece önünü görebiliyorsun. Aslında gün içerisinde yeni bir gün doğuyor...


Gittim

Gece 04:00 sabah etmeden gittim.

9 Aralık 2010 Perşembe

İç Savaş (v2)

Gün ışığı ortaya çıkmadığı halde, sabaha yaklaşan saat nedeniyle vücut üzerinde kıpırdanmalar başlamıştı. Yatağın içerisinde vücut ısısı ile battaniyenin harmanladığı o sıcaklık her yerini kaplamış, kaslarını olabildiğince gevşetmiş durumdaydı. Kafasının içerisinde geceden kalma şeyler dönüp duruyorlar. Biraz olsun rahatlamak adına yeni bir gün ve yeni süprizler için usulca doğrulurdu. Çok geçmeden kış soğuğu dışarıda olduğu gibi evin içerisinde kendini hissettirmekten geri kalmamış olduğunu fark ettirmişti. Aniden bulunduğu yerde zaman durmuşçasına çakılı kaldı. Önünde hayatın her yerinde olduğu gibi iki seçenek; geri dönmek ya da devam etmek karar mekanizması halen yeterince iyi çalışabiliyordu. Mantıklı olanın daha fazla acı çekmeden devam etmek olduğunu sabahın körü olsa da idrak etmesi zor olmamıştı. Yorganı üzerinden sıyırarak doğruldu. Yavaşça çıplak ayaklarının yere temas eden yüzeyi artıyor vücut bütün yükünü ayaklara aktarırken damarlar deriden sıyrılıp çıkacakmışçasına kendini gösteriyordu.


Not: Biraz daha geliştirerek, hatta yeniden başlayarak ilk seri olarak yazmayı düşündüğüm yazıya sonunda giriş yaptım. Geçen yazıyı düşünüp yavaş fakat daha dolu yazarak gitmenin daha güzel olacağını gördüm. Her şey yeni başlıyor...

8 Aralık 2010 Çarşamba

İç savaş

Daha içerisi karanlıkken huysuzlanmaya başlıyor. Yatağın içerisinde vücut ısısı ile battaniyenin harmanladığı o sıcaklık her yerini kaplamış ve gevşetmiş durumda buluyorsun. Kafanın içerisinde geceden kalma şeyler dönüp duruyorlar. Rahat kalmak adına dikiliyorsun ayağa ama unuttuğun mevsimin kış olduğuydu. Aniden bulunduğun yerde donup kalıyorsun. Önünde her zaman ki gibi iki karar kalıyor geri dönmek ya da devam etmek. Mantıklı olanı daha fazla acı çekmeden devam etmeyi tercih ediyor.

Halen eksikler var. Buzdolabının karşısında yarı uykulu şekilde içerisindekileri süzerken dolabın ışığıyla havada gözüken soğuk dalgası pijamalarına çarparak azalan vücut ısını biraz daha zorlayarak uykunu biraz daha kaçırıyor. Artık olabilecekler hazırken sabah haberlerine bakarak atıştırmanın vakti geçiyor. Büyük adımlarla bir lokma ekmek dilimi ağız içerisinde öğütülme işlemine tutulmuşken aynı anda her zaman ki pantolona bir kıyafet seçme telaşıdır gidiyor. Bugün de diğerleri gibi sıkıntılı aslında en iyisi siyah bir şeyler giymek olacak.

Dışarıya adım attığında gün ışığı bünyeni biraz daha zorluyor...


Not: Benden bağımsız öylelemesine karalama. Daha genişleterek yazmak için küçük bir başlangıç

6 Aralık 2010 Pazartesi

Müthiştir

Tarif edilemez derecede müthiştir o kuruyemişçinin önünde kavrulan leblebinin kokusu. Zaman zaman özlerim o kokuyu ve insana soğuk bir kış gününde kattığı küçük neşeyi.

Nedir bu?

Nedir bu felsefe ya da söz alıntılama sevdası? Hayatın formülüze etme sevdanız? ya da sizden daha zeki olduğunu düşündüğünüz insanların söylediklerini uygulamak?

Başkaları olmaktan vazgeçmeli bu insanlık...

5 Aralık 2010 Pazar

En güzel

Hayatta en güzel olaylardan birisi kışın hafif uykulu bir şekilde tatlı tatlı yastığa kafayı koymaktır. Biraz düşünceli, belki sıkıntılı olsan bile o an sanki her şey düzelmiş ya da düzelecek gibidir. Huzur denen meredin yakalanabileceği anlardandır. İnsan ömründen her giden günün farkında bu fırsatı doyasıya değerlendirmeli.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Mim 20

İmge mimlemişti epey bir süre önce ama ben iş kalabalığından ancak haftasonuna zaman buldum bunu yazabilmeye.

Konu: "Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?"
Ben bu konuya biraz daha ilişki için neler gerekli şeklinde yazacağım.

Bana göre aslında aşk değil çekicilik vardır ve üzerinde ki çekim gücünü neyin oluşturduğunu bilmediğin için her zaman devam eder o çekim gücü. Peki nedir bu çekicilik derseniz tahmin edinilenin aksine bana göre biraz daha farklıdır. Kimi kadın için siyah kemik çerçeveli bir gözlük, kimisi için siyah kahküllü bir saç, boyun hizasında olucak şekilde kısa kesilmiş diğer bir saç modeli, kırmızı ruj, gümüş yüzük, yere kadar bir kat kat ya da güzel otantik baskılı bir etek, makyajsız bir surat, boyuna bağlanan bir fular ya da bir saç bandı. Sayılabilecek bir sürü fiziki özelliğin yanında onun kendini yansıtabildiği bir sürü şey yazılıp çizilebilir.

Tabi ki bunların hepsi bir insanla tanışmadan önce ilk izlenim için olan şeyler. Asıl önemli olan şey düşünce mutluluğu yani ilişkiden beklenilenler ve alınanlar.

***Bana kalırsa en önemli beklentilerden biri zevk konusudur. Çünkü hayatın her yerinde ikiye ayrılmak hoş olmıcak bir davranıştır. Bir iki örnek vermek gerekirse en önemli şeylerden biri damak zevkidir. Beğendiğin bir yere gidip günün süper geçiceğini düşündüğün zaman öyle bunda yanılmak ve zevk alamamak hiçte hoş birşey olmasa gerek.

Ve ya bir aile olmanın arifesinde yapılan alışverişte alınacak şeylerde zevk ayrılığı hiç hoş olmasa gerek.
***Ilımlı olabilmek. En önemli özelliklerden biridir.
***Açık olmak bir insanda bulunabilecek en güzel özelliklerden biridir. İnsanın güven düzeyini yüksek tutar ve ne düşüneceğini ne zaman ne yapacağını iyi bilmesini sağlar. Anlaşmanın mümkün olduğunca yüksek olucağını düşünüyorum.
***Sırasında en lüzumsuz şeyi bile düzgün bir şekilde tartışabilir olmalıyız.
***Birbirimize birşeyler katabilmeliyiz.
***Topluluk içerisinde bir karar verirken bireysel değil birlikte karar vermek.

Kısa bir özet geçmek gerekirse sevgi, saygı, anlayış ve zevk uyumluluğudur bir ilişkide aranılan.