28 Eylül 2010 Salı

Nasıl birşeydir

Bu hayat içerisinde bulunmak, bir birey halinde yaşama tutunmaya çalışmak. Hayat tek başına yaşanmıyacak kadar süprizlerle dolu ama konu sadece bu değil elbette, bazen yanında konuşmadan duran biri bile gecenin o loş ışığıyla buğulanmış vaktinde yetiyor. Sanki o zaman içerisinde kulaklarında çınlayan içini saracak bir müzik gibi, huzura ulaştırabilecek bir gitar gibi, ama daha fazlası. Canlı, nefes alan ve düşünebilen. Bazen herşey o kadar hissiyatlı ki.

Bazen hayat öyle bir hal'e sokar ki sizi, biraz boş gözlerle şöyle bir bakarsınız etrafa ve durup mana çıkartmaya çalışırsınız onlardan filozofça. Aslında ne kadar deli işidir bu yapılan, oysa bir arayış belli ki bir boşluğu doldurma çabası insanı buna iten. Yine aynı şuursuz, boş gözlerle etrafa bakıp insanları da tahlil edersin. Kimi zaman imrenerek bakarsın onların gülüşmelerine, bazen ne düşündüğünü bilmek istersin.

Sonra dayanamazsın artık etrafında ki olup bitenlere. Yüksek doz'da kulaklarını çınlatırcasına müzik alma isteği ortaya çıkar vücudunda, müthiş bir enerji açığa çıkar o an. Halbuki olduğun yere çakılmışsındır. Fakat bu başka birşey, yerini hırs ve öfkeye bırakmanın belirtileri. Gittikçe ulaşamadığın şeye duyulan öfke. İnsan bir şeyi isterken aynı zaman da bir o kadar da öfke duyabiliyor olması garip birşey. Ama bu hep onların yüzünden...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Muhteşem bir fantastik çizim


Bu çizim karşısında kayıtsız kalamadım hem yeni wallpaper'ım yaptım hem de herkes görsün diye yayınlıyorum. Niceleri bu linktedir efendim

http://us.blizzard.com/en-us/community/conceptart/

Lakin resimleri bilgisayara kaydetmek için bir kaç trick gerek.

26 Eylül 2010 Pazar

Masaüstü paylaşmaca mim'i

dedimdi'den gelen mim üzerine masaüstümü paylaşıyorum.
İşte bir yazılımcının masaüstü. Biraz da frp ve gothic tutkunu bir yazılımcı.


Ben de bu mim'i moulin rouge ve karamel'e yolluyorum.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Kabus gibi gece

Hasta olurum, olurum da. Ben böyle berbat bir gece görmedim arkadaş. Bak şimdi bak olayları baştan anlatayım, sonra yok efendim StummScream bak halen karamsarsın demeyin.

Bir kaç gün önce yediğim balığın kılçığı boğazımı yırtıyor ve ben bunu farketmiyorum. Ağırlaşınca anneme gösterdim orada iltihap oluştuğunu söyledi iyi dedim eczaneden ilaç alırım. Cuma günene kadar basit birşey diye çekmişim yani bunu haybiye. 24 eylül cuma sabahı eczaneden ilaç aldım ki o gün de benim doğum günüm. Öğlen gibi hapşurmaya başlıyorum deli gibi. Sen git hasta ol bir de doğum gününde. Dışarıda yağmur yağsın bir süre de öyle taksiyi bekle. Üzerine üstlük hasta girdiğim şu hafta benim izin haftam ve ben cuma akşamından beri burun tıkanıklığım yüzünden doğru dürüst uyuyabilmiş değilim ve kafam kazan gibi olmuş durumda. Cumartesi günü yaptığımız planda ki kişi de rahatsızlanınca, ben de hasta olunca dün o da iptal oldu. Obaaa

23 Eylül 2010 Perşembe

21 Eylül 2010 Salı

Azalarak son bulsun!!!

Uzun saçlı erkekleri kadına benzetme vakaları ve bunlar üzerinden yaratılan espiriler azalarak son bulsun!!!

Algıda seçicilik

Bugün algıda seçicilikle yüzleştiğim gün. Tamı tamına 4 şeritli bir caddenin çapraz ucunda ki kızıl saçlı bir kadını kafamı çevirirken tespit edip sonrasında tekrar bakarak doğrulamak. Başka bir isimi olabilirmi ki?

Not: Gözüm de ufak dereceler de astigmat ve miyop vardır.

Blog yazarlarının sorunsallarından


20 Eylül 2010 Pazartesi

Günü kurtarmaya çalışmak

Günü sadece kurtarmaya çalışmak ile yetinebilmekti elden gelen tek çaba. Oturuyorsun boş boş, biraz da olsa umutlusun günden, hiç kaybetmiyorsun. Her gün herşey olabilir gözüyle bakmak. Zor da olsa yapmaktan başka çare yok. Ama ağırlaşıyor gittikçe buhran. Yapıcağın hiçbir hobi ya da oyalayacak hiçbirşey yeterli gelmiyor. Dozajı iyiden iyiye artıyor sıkıntının. Dört duvar birden üzerine gelmeye başlıyor. Sanırım bu sıkıntıyı anlatabilecek en iyi klişe.

Yapıcak birşey yok. Çıkıp dışarı yürümeye başlıcaksın. Gideceğin yerler hep belli, yapıcağın şeyler kısıtlı. Tek başına ne yapıcaksın ki. Geçip bir yere oturduğunda herkes bir kaç kişiyken onları izlemekten başka hiçbirşey yok elinde. Kimi zaman insanların sana tip tip bakması cabası. Ne berbat bir hayat.

Bacaklarını kaldıramıyana kadar yürüyorsun, sonrasında ev'e gelirken ıvır zıvır birşey alıp kendini eğlendirmeye çalışıyorsun. Ağrıların ve yorgunluğunla mazoşistçe yalnızlığını bastırmaya çalışıyorsun. Ama hiçbirşey olmuyor, değişmiyor.

19 Eylül 2010 Pazar

Olumsuzluklar

Her ne kadar işlerin yolunda gitmemesine alışabilsende belki o an fiziki olarak gülsende içinde ki burukluk hissinin önüne geçemiyorsun. Tamam hep her istediğimiz yolunda gidecek diye birşey yok. Bu kadar realistim zaten ama her iş mi böyle olur. Sırf bu hafta yine 6 tane denemem boşa çıktı. Niye zamanlamam bu kadar kötü. Ne var üzerimde her b*ku iten anlamıyorum ki.

18 Eylül 2010 Cumartesi

Mim - Gelecekte ki bana

Küçükken çokça yazılan bir mevzudur. Bazı okullar da kendilerine 20-30 sene sonrası için bir mektup yazması istemiştir belki de. Ama şunu söyleyebilirim. Bu konu da gerçekten kendimi göremiyorum. Yani cidden şurada ki konumdan şöyle yazacağım diye en ufak bir tahminim bile yok. O yüzden biraz daha nasıl bir ben ne gibi hareketler de bulunacağım onlardan bahsedeceğim.

İlk olarak aslında buradan başlıyacağım. Mutlu olduğum birgün bırakabileceğimi düşünüyorum fakat o an ki düşüncelerim bana neyi gösterir neleri değiştirir bilemiyeceğim. Belki bu sefer iyi anılarımı yazmak üzere geri döneceğim. Bir bakarsın yazarlık birden meslek haline gelmiş.

Mesleğimden bahsedersem teknoloji olan ilgimin azalıcağını hiç sanmıyorum. Aksine daha da artarak devam edicektir. Eğer becerebilirsem bu sektör üzerinde parlak bir fikir ile yazılımdan daha az kafa yorucak daha güzel bir iş ile uğraşıcam denilebilir. Kimi zaman küçük bir atölyem olsun isterim. Belki böyle bir hayalimi gerçekleştirebilirim bu sektör üzerinde.

Bir kaç sene sonra ki beni bilemiyorum çünkü aslında bizleri tamamen kendi özgür irademiz şekillendirmiyor. Hayatın karşına getirdikleri ve düşündüklerinle ilgili çeşitli faktörler girebiliyor ve benim için tabi ki hayatıma girecek kişiler de. Çünkü mutluluk denen olgu tek başına oluşturulamayan birşey. Yalnızken insan sadece kendini tatmin edebilir ama mutlu olamaz.

Burada son cümle hakkında çok yorum gelicektir muhtemelen. O yüzden onlara gerçekten ne kadar yalnız kaldıklarını sorgulamalarını tavsiye ediyorum. Bir kaç gün? Bir kaç hafta? ya da 1-2 ay mı? Bunlara gerçekten yalnızlık diyorsanız. Gerçekten yalnızlığı bilmiyorsunuzdur.

17 Eylül 2010 Cuma

Zenginlik

Tahmin edilenin aksine zenginlik hiçbirşey değildir. Tabi mantıklı bir insana göre herşeyin az'ı karar, çoğu zarar ilkesinden yola çıkılırsa. Paranın da çok olmasının çeşitli zararları var. Çok paranın getirisi sadece harcamak için elinize geçen tomarlarca kağıtlarla kalmayıp bunun yanı sıra gücü de doğurur. Durum böyle olunca işler sarpa sarıyor. Çünkü güç dost değil, sadece düşman kazandırır.

Düşünsenize bir an da çok para kazandınız. Güzel bir ev, araba, iyi marka kıyafetler. Sürekli konuştuğunuz bir arkadaşınızla buluşacaksınız ve arkadaşınız ayaküstü süper bir yerden bahsetti. Gideceğimiz yer İstanbul'dan tarif edersem eminönü tarafında bulunsun. Bu adam araba ile gelse lüks arabasını nereye bırakacak. Toplu taşıma kullanmak onun için muhtemelen bir işkence ki biliyorsunuz çoğu lüks semt'te geçen otobüs seferleri çok seyrektir. Bunların yanı sıra onun gündelik olarak giyebileceği kıyafetlerle gittiği yerde ki hali garipsenicektir.

Her zaman bana o süper lüks, büyük villalar çok soğuk gelmiştir. Bir defa halkın içerisinde olmadığın için komşuluk gibi bir kavramın olmayacak ki, şu dönemimiz de insanların kibir ve saçma gururlarından. Ev de göyya hayatı kolaylaştırmak adına üretilen teknolojik aletlerin insanları tutsak edinmesinden bağlar zedelense de halen yaşandığına inanıyorum. Fakat bir farkla. Yine daha mütevazi elinden iş gelen insanlar oluyor bunlar. Zengin kesim diye adlandırılan ki ulaşmak gibi bir hedefim yok, hiçbir hırs ya da garezim bulunmuyor onlara bunu da belirtmek isterim. Ölen komşsunu ziyarete bile gitmiyor. Bu bizzat yaşadığım bir tecrübedir ve zengin insanların hayatta sadece para, zevk ve eğlenceleri için yaşadığı birer kukla haline geldiğini gördüm. Gerçekten hayatlarını ne kadar kısıtlı yaşayıp çabuk sıkıldıklarının farkına varamıyacak kadar kendilerini kaptırmışlar.

Oysa küçük bir ev çok daha rahattır. Çünkü içerisinde gezmesi kolaydır. Temizlemesi rahat, göz yoran öğeler azdır ve gereksiz eşyalar bir o kadar azdır. Sığdırman gereklidir evin içerisine onları ve gereksiz hiçbirşeye kontenjan ayıramazsın. Bir de atölye olarak kullanabileceğin bir çatı katına sahipsen işte senden iyisi yok. Büyük oran da kendi işini kendin görebilirsin ki bence bir insanın birşeyi kendi yapması çoğu zaman içine daha çok siner ve bu arada büyük bir haz alır.

Her istediğini istediği zaman eline geçiren biri için artık hiçbirşeyin değeri yoktur. Artık kendini bu dünyadan belli şekiller de yalıtmalıdır. Bilinçlerini kaybetmelerini sağlıyacak herşey onların en iyi dostu olur. Halen zengin olmak isteyenler var mı?

16 Eylül 2010 Perşembe

Neşeli insan

Neşeli, sevimli insan var ya evet işte o ve onlar var ya. İnsana yapmıyacağını da yaptırır. Yapıcak birşey bulamasa bile sordurur diyorum. Ben bir insana yaşıtım ve hatta annemden bile yaşlı olmasına rağmen bu kadar oturup konuşasım geldi. Nasıl bir sevimliliktir. İnsan ne yapıcağını şaşırıyor.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Gidişat

Gidişat hiç iyi gözükmüyor. Oldukça yorgunum. Yazıcam bir aralar buralara birşeyler.

12 Eylül 2010 Pazar

Kurgu

Hiç bir film'i izlerken o filmin nasıl sonuçlanacağını kurgular insan beynin de. Kimileri ne kadar ters köşeye yattığına göre filmi beğenir. Kimilerinin de bu yenilgi işine gelmeyidiği gibi filmin saçma bittiğini savunur. Hayat için de ki dengeler de çok farklı değildir. Her olayın bir kurgusu vardır. Fakat insan doğru olanı seçmelidir.

Yalnızlığın ben de oluşturduğu şeylerden biri de kurgulamak. Bedelini ödemekten memnun olmasam da, askeri kampta zorla tutulup kendini geliştirmekten başka çaresi olmayan bir asker gibi yaşıyorsun. Kurgulamakta bu süreçte yaptığın fakat çok farketmediğin birşey aslında. Öyle bir kurguluyorsun ki 30 sene sonra nerede olabileceğini inşa ediyorsun koca bir hayal dünyasına.

Birisiyle konuşurken onun her söylediği sözün varıcağı bir sonraki noktanın, neden söylediğinin kurgusunu kafanda tasarlamak sadece cümlenin ağzından çıkma hızı kadar bir zaman alıyor. Düşünsenize, bütün olasılıkları hesaplıyorsunuz ve hangi düzeyden girmek isterseniz oradan başlıyorsunuz. Kurgu istediğiniz yöne ilerlemezse ikinci senaryoya doğru iş'i ilerletmeye çalışıyorsun. Beyin de o dönen bir sürü şey gerçekten anlatılması imkansıza yakın koca bir algoritma.

Herşey birer olasılık hesabından ibaret. Kağıda dökülmeyen, süper bir hız da gerçekleşen.

Sıkıldım bunca şeyden, tatil de yine ev'de oturmaktan başka birşeye gücümün yetmemesinden. Hırsın bile çaresizlik denilen olguya boyun eğmesinden. Kendi kendime düşünüp doğruyu bulmaktan ama bunu haykıramamaktan. Ne olurdu normal bir insan olsaydım. Benim de etrafımda dilediğimce insan olsaydı. Ne olurdu...

10 Eylül 2010 Cuma

Gündem sıkıcı

Facebook'ta herkes referandum etkinliklerine katılıp, her yeri oylarıyla süslüyorlar. Toplum psikolojisi ile bu popüler yapının onları da oldukça ilgi çekici ve popülerite de yerini aldırabilecek basit faktörlerden biri olarak görüyorlar. Şu popülerite illeti kral'ı güldürmeye çalışan soytarlıktan başka birşey olmamış.

Şimdi herkes sizin siyasal görüşünüzü anladı, beğendi ve ya yaftaladı. Umarım iş'e yaramaz benliğinizi bu şekil de bir yerler de görebiliyorsunuzdur.

7 Eylül 2010 Salı

Reklamlar her yer de

Çok güzel bir başlangıç yaparak blogtan yeni bir kayıt açacağım yer de gmail'imin posta oluşturuna bastım. Tabi yazıya başlamadan ne yaptığımı idrak ettim. Fazla yaşamam herhalde zaten bu gidişle de =) Sırf buraları ihmal etmemek için bir yazı çıkartmalıyım diye düşündüm düşündüm bulamadım. Halbu ki geçen günler de düşündüğüm reklam olayı vardı. Evet onlar her yerdeler.

Dikkat ederseniz ben blogum da çoğu yazıma resim bile eklemiyorum. Bir nevi bu da reklamın bir parçası çünkü ve açık konuşmak gerekirse bir çoğunu çok anlamsız ve saçma buluyorum. Tabi bu resimlerin de farketmediğimiz bir alt reklamı var. Ne mi? Tabi ki DSL-R makineler. Zaten herkesin son zamanlar da almak için can attığı makineleri bilinç altından biraz daha körüklüyorlar.

Reklam öyle birşey oldu ki kimi zaman taksilerin üzerinde, gazete bayilerin de, duraklar da, sinemalar da ve daha nice sayılabilecek yerler de. Bunların gözümüze sokulduğu yetmezmişcesine bir de maillerimize ve telefonlarımıza kadar zorla enjekte edilmeye çalışılan reklamlar. Bunlar artık o kadar sıkıcı bir boyuta gelmeye başladı ki bir yerden sonra, hele üzerine bir de tahammül edilemiyecek şekil de bir reklam yapılmışsa aman aman diyorum.

Bizim bilinçsiz tüketicimiz de saolsun bunlara davet çıkartıyor iki reklam gören ne aldığından bile habersiz insanlar dolu heryer. Bu kadar mı kolay kazanıyorsunuz sizler parayı? Eğer sorunun cevabı evet ise zaten sizin için bu çokta problem değildir ama sektörler de bu tüketiciler yüzünden saçma politikalar izlemek zorunda kalıyor ve bundan en çok zarar gören her zamanki gibi üst düzey kullanıcılar ve bilinçli kesim oluyor.

Niye alıcağımız bir ürünü araştırmayan sadece kulaktan dolma bilgilere ve reklamlara güvenen bir milletiz? Gerçi sokakta wayfarer gözlükler ve converse ayakkabıları gördükçe sorunun cevabını bulmak pekte zor olmuyor. Herkes hava atmak için en çok bilineni alıyor. İyi ya da kötü, önemli olan egolarını tatmin etmek. O küçük beyninin tek mutlu olduğu şey yine başka küçük bir insan ile uğraşmak sadece.

3 Eylül 2010 Cuma

Gitarımın yeni hali

Perşembe Amerika'dan gelen sedef görünümlü inlay stickerlarımı bu akşam uyguladım sonunda. Aslında oldukça basit sayılabilir. Biraz hizalamak için titizleniyor insan fakat uygulayıp üzerinde ki ince jelatini çıkarmak ÖLÜMMÜŞ. 15. perde de sticker belli belirsiz bir zedelenme yaşadı çok yakından bakarsanız farkedebiliyorsunuz. Elim de ona uyan 12. perdenin stickerı olmasına rağmen çıkartıp yapmadım. Nazar boncuğu olsun o da =))

Yarın taksim de lüthiye götürücem bütün telleri söktüğüm için ayalar da etkilendi haliyle ve metal kısımların da oksitlenme başladı yeni olmasına rağmen =(
İlk önce bunu giderebilecek bir ürün olup olmadığını araştırıcam eğer yoksa garantinin bunu değiştirip değiştirmeyeceğini hazır gitar ile taksime inmişken.

2 Eylül 2010 Perşembe

Yavaş, sakin...

Bu kelimeler bütününü o kadar sık duyabiliyorum ki yer yer. Hatta şu aralar ard arda gelmekte. Kafamın içerisindekileri anlatırken öyle yoğun birşey fışkırıyor ki karşı tarafta ki insan beni anlamakta güçlük çekiyor. Bu yazısal bir anlatımla mümkün değil tabi herşey okuyucunun süratine bağlı. Ama konuşurken bir an önce anlatıp kurtulmak istiyor sanki insan.