30 Haziran 2010 Çarşamba

Ben mi kurtarıcam lan firmayı

Çalış çalış beynim sulanmış valla bugün ofisimize gelen kurumsal alandaki eğitmeni dinledim pür dikkat saat 9'dan 16'ya kadar sonrasında akşam 9'a kadar ofisteydim. En son yazdığım şeyde bir gariplik vardı sonuçta garip geldi. Ofistekilere gösterdim. Sanırım benim kafa durmuş bir yere yanlış birşeyin isimini yazdığımdan yanlış sonuç almışım. Düzelttim sonucu aldım. Bu saatte zorlarsan böyle olur dedim. Herkes bizde çıkıyoruz deyince bende attım ofisten dışarı kendimi. el kaldırdığım içi gözükmeyen 7. taksi sonunda boş çıkmıştı. Ev'e gel yemek ye yine iş'te bir iki şeyi kontrol et, bloga bak gebermişim ben. Ne olur Allah'ım bu haftasonu güzel birşeyler olsun, lütfen...

29 Haziran 2010 Salı

Hey Allahım ya

İş'ten deli ettiler iyicene, ev'e geldim. Benki kolay kolay sinirlenmeyen biriyim ama yok arkadaş tahammül limiti filan hiçbirşey bırakmadılar bende de, o değil şimdi ev'de de sıkılmaya başladım. Bilgisayar başında hiçbir etkinlik yok. Mail'i açıyorum, blogu açıyorum, facebook'u açıyorum, şu aralar tekrar girmeye başladığım friendfeed'i açıyorum. Yok arkadaş bilgisayarda 1-2 oyun var oynayasımda yok. Yarın penguen çıkmadan son geç geçen haftaki penguen ile uykusuza göz atayım bari ne yapayım. He gitarda yanıbaşımda ama elime alıp parmaklarımı hareket ettirecek gücü bulamıyorum kendimde.

28 Haziran 2010 Pazartesi

Hayat bu

Çekirdek ve soğuk bir içecek ile deniz kenarında bütün duygulardan arınmış olarak boş boş bakarak bir akşamı sonlandırmak. Hatta gazetecinin önünden aldığım çekirdekten sonra "eee nereye atarız bunun çöpünü?" sorusuna sağa sola baktıktan sonra "hayırlı işler, bir poşet verebilirmisiniz?, Teşekkürler" şeklinde simitçiden poşet alıp doyasıya çekirdek tüketmek.

Sonrasında yolculuk vakti geldiğinde sızısını hissettiğin bir dudak geriye kalan, suratlarda bir tebessüm ve yarın yine iş var değil mi serzenişi.

Epeydir de oynamıyordum

Bu aralar bilardo oynama dürtüm iyice arttı. Kılıfımı da yeniledim sonunda =)

27 Haziran 2010 Pazar

Bir elimde havya diğerinde lehim

Kasamın ön panelinde ki sorunu kasayı kurduktan sonra farkettim. Çalışmayan power switch'i yerine reset switch'ini kullanmak suretiyle bilgisayarımı açtım ve sorunu bir adım daha yaklaşmıştım. Power switch'inin bağlantılarını açtım ve bir kablo çıkmıştı lehim ve biraz silikonla fabrikasyon gibi yapabilirim dedim ve servise göndermedim. Çünkü servise göndersem kasadan bütün parçaları tekrar çıkartıp takmak ölümden öte birşey çünkü öyle rastgele kabloları kasanın içerisinde salmayıp her birini özel şekilde dolandırmak suretiyle gözükmez halde döşediğimden yapamazdım.

Bugün kablonun üzerinde ki lehim kalıntısını temizledikten sonra güzel nokta şeklinde bir lehim yaptım. Daha sonra 4 tane kabloyu hafif köşelerine doğru iterek orta yere sıcak silikon sıktım üfleyerek hızlıca kurumasını sağladım. Kapağı kapattım.

Sonuç ne mi? Switch bozuk çıktı. Yine çalışmıyor =(

Hayata sözler

Hayat zaten yeterince ciddi. O yüzden salak şeylerin sonuna kadar b*kunu çıkartmak gerek. Belki de hiç konuşulmıyacak bir detaya kafa yormak, dinledirmek.

26 Haziran 2010 Cumartesi

Niye böyle lan!

İçimi dökesim var. Niye benim de etrafımda çokça insan var diye aslında sormuyorum fakat niye etrafımda bir kaç insan yok diye soruyorum. Niye oturduğum bölgede aklı başında insanlar yok diye soruyorum. Niye herşey bu kadar monoton diye soruyorum. Niye basit bir çevre bile edinemiyorum.

Gerekli herşeye sahipken benimle iletişim kuran hiçbir insanı rahatsız etmezken niye nasıl bulamıyorum bir grup yeni insan. Çıldırmak üzereyim galiba bu sorularla boğuşurken.

23 Haziran 2010 Çarşamba

Ah bir geçse elime

Facebookta belki de insanların bakmadan bile geçiceği ya da geçiştirdiği türden basit, sıradan ya da ne bileyim öyle bir ileti gördüm. Yazılan sadece ama sadece birinin yapıcağı yolculukla ilgiliydi. Bu basit gibi görünen şeyin arkasında kafamda hayallerin canlanması uzun sürmedi.

Elime bir kamera alıp gezmeliydim. Bütün olay bu evet, sadece bir kamera, biraz para ve hiçbirşey düşünmeden gezmek. Belki yaklaşık 1 hafta gibi kısa sürebilecek küçük çaplı bir belgesel amaçladığım. Bir insanın gözünden hayatı göstermek izleyenlere, kendi dünyalarından sıyrılıp farklı duygular sunmaktı isteğim. Farklı duygular yaşamak.

Elime bir kamera geçse yapıcağım diğer bir planım aslında kendi hayatımı çekmek ya da kendi hayatımda yola çıkarak birşeyler çekmek fakat halen kamera ile ilgili bir girişimim yok şuan için ve de daha önemlisi halen o "evet işte hayatımı değiştirdim" diyebileceğim şeyi ya da şeyleri gerçekleştirmiş sayılamam. Basit bir kısa film sadece istediğim, hali hazırda olanın yanına daha iyisini çıkarabilmek.

Doğal gibi görünen afet

Aynen bu cümle sanırım düşüncemi özetlemeye yeticektir diye düşündüm "doğal gibi görünen afet" Normal ben bu topraklarda dünya ya geldiğimden beri Temmuz ayında yağmur hele hele ki sağnak hele hele ki dolu yağdığını hiç ama hiç görmedim. Tamam belki yağmur ya da dolu gibi şeyler normal karşılanabilir doğaldır fakat bu mevsim da yağması?

Kıyamet ne zaman kopucak bilinmez ama sanırım bayağı yaklaşmaya başladık.

Blackmore's Night - Loreley

22 Haziran 2010 Salı

Bir kadın böyle giyinmeli dediğim an

İşten yorgun argın ve havanın etkisi ile uykusuzluk birleşince kolunu, bacağını hareket ettirecek bile direncim olmadan sonunda kendimi metroya atmıştım. Telefonumdan hangi şarkıyı dinleyeceğimi seçiyordum. Seçtikten sonra gayri ihtiyari kafamı kaldırdığımda sol tarafta oturan bir bayan dikkatimi çekti.

Sütlü kahve babet ayakkabıları, yine aynı ton eteği, kahverengi sarı tokalı ince kemeri, siyah t-shirt ve siyah ceket vardı üzerinde. Yüzünde ise hiç ama hiç makyaj yoktu.

Metro'da dinlenmek için oturduğumda yanıma makyaj küpü ve parfüm banyosu yapmış bir kadının oturması ve ciğerlerimin kokudan iflas etmesindenmidir bilinmez ama kadın dediğin böyle sade ve şık olmalı dedim. Tabi herkes olmasın ki değerini kaybetmesin =)

He tabi bu tanımlama belli yaş ve üzeri içindir bu tarz giyimi bir insandan yaklaşık 22'ye kadar beklemek biraz abesk kaçabilir. Hatta olur.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Yine hazır çıkmışken

Yarın hazır iş'e gitmek için çıkmışken akşamında bu boş uğraş bulma haliyle istiklâlde sakin kafa ve yeni indirdiğim albümle bir dolaşıp birşeyler mi baksam acaba.

20 Haziran 2010 Pazar

Her ne kadar uykumu kaçırmasada

Kahve her ne kadar uykumu kaçırmasada bu akşam bu riski alamazdım. Çünkü yarın iş vardı. Git gide izin aldığım güne daha da yaklaşır oldum ama halen o günün gelip çatmaması sadece düşünce de kalması tam böyle iş üstüne iş bindiği bir an da keşke daha önce mi çıksaydım dedirtebiliyor.

Asıl meseleye geri dönersem nescafe yerine serinlemek adına soğuk süte katabileceğim birşey gerekliydi. Türk kahvesi katmakta saçma olurdu yine olabilecek en iyi şey kakao geldi aklıma. Tabi soğuk süte kakao'yu atıcak kadar cahil ve mutfak bilgisi kıt bir insan değilim. Altı açık olan su ısıtma cihazından aldığım biraz sıcak su da kakaoyu özüttüm ve biraz da şeker kattım. Üzerine soğuk sütü boca ettim ve aslında ev yapımı nesquik'i buldum. Hiç fene değildi, geceyi kurtaran buluşum =)

Sizler de sıkıldınız mı?

Yazın bunaltıcı sıcağında ki özellikle İstanbul'da müthiş bir nem oranıyla akşamları bile esmiyen bu havanın ağırlığı bünyeleri bir hayli zorlamakta. Bununla birlikte sıvı tüketiminden yemek yeme eğilimi azalmış daha çok geçiştirmek için birşeyler yenmeye başlandı. Tabi yine İstanbul'un havası bu ya olup olmayıcak zamanlarda olmıyacak şekiller de yağmur yağar oldu. Her yağmurdan sonra halkımızın klasik barajlar dolsun tepkisiyle de karşılaşmak ve taksicilerin iyi ki bir yağmur yağdı trafiğe bak şeklinde ki serzenişleriyle karşılamanız gayet olası.

Etrafta bu gibi şeyler olurken hayat akmaya devam etmektedir. Tam bu nokta da zamanı nasıl geçirebilirim adına planlar çıkar ortaya birer ikişer. Kimisi tatile gitmek için yerler sayar, kimileri kendini geliştirmek adına bu durumu değerlendirir. Ama bildiğim tek birşey var hepimizin sıkıldığıdır.

Biz insan oğlu ne kadar kararlı olsakta yeri geldiğinde sürekli aynı şeyleri yapmaktan sıkılıyoruz. Yani ne bileyim şuan bilgisayar kullanmaktan tutun, gitar çalmak, oyun oynamak herşeyden bezmiş şekil de kendimi eğlendirecek bir uğraş peşine düşmüşüm hem de her seferinde ben ne zamandan beri böyle birşey arıyorum fakat halen bulamıyorum demekteyim. Çünkü ortada somut birşey yok.

Farklı birşeyler gerek, farklı fikirler.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Otur otur sıkıldım

Bugün aslında ilk başta hep ev'de oturmak istiyordum fakat saatler 5:30'a vurduğunda sıkıntıdan patlamak üzere olma tabirini yaşıyordum. Tek yol yine laptop'u kapıp dışarıda birşeyler karalamaktan ibaretti biraz da etrafı seyirden geçiyordu değişikliği yaşamak.

Dışarı çıktım normalde olmadığım kadar yavaş yürüyordum. Kafamı kaldırdığımda ise farklı bir yerdeydim halbu ki biraz etrafı gözetleyip yürüyordum. Dalmışım, önüme baka baka gitmişim yolu. 40 dakika yürüdükten sonra biraz durup dinlenmek için daldım bir yere. Abartılmış kliması mekanı soğutmaktan çok buzhaneye çevirmişti.

Yol'da gelirken bir sürü farklı mutluluk gördüm hepsini kafamda betimledim sonra yine yürürken kaybettim hepsini. Kafamda 2 gün'e sığdırılan 9 finali de vermiş olmanın sevinciyle gelecek hayallerinin olasılıklarının biraz daha sağlamlaşması demekti. Fakat yine benim elimde olan birşeyi biraz daha iyileştirmiş olmaktı olanlar. Benim hep istediğim ve halen istediğim kendi kontrolümün dışında olan şeyleri yönetmekti.

Yürürken inceden onlar için hayaller kurmaya başladım. Kafam o kadar allak bullak olmuş ki zaman çok hızlı geçiyor ve birşey yapamıyorsun diyordum kendi kendime. 1 saat, 1 gün, 1 hafta artık benim için çok daha değerli olmuştu. Bir kaç saati bile çöpe atmaya kıyamaz hale gelmiştim.

Artık eskisi gibi bloga yazamaz hale gelmiştim çünkü sebepsiz bir mutluluk kaynağı vardı içimde, halbuki aylardır birşey değişmese de sebepsiz bir mutluluk kaynağı beni o berbat ruh halinden kurtarıyordu. Aslında tamamen sebepsiz sayılamaz...

Şuan hayatta hiçbirşeyi istemediğim kadar çok birşeyi istiyorum. Fakat bu kısıtlı zaman içerisinde hayat yine durumu olabildiğince ileri atıyor, hep biraz daha ileriye biraz daha. Sıkışıyorum bu durumda kararlılığım hiçbir zaman azalmıyor ama olayları sadece kendi kendime düşünmek, bunları paylaşamamak adeta bir ızdırap.

17 Haziran 2010 Perşembe

Hepimizin sonu...

Converse, babet ve benzeri tüm ayakkabılar yüzünden bütün bir nesil düz taban olucak demedi demeyin.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Mizah


Oysa ki daha dün gibi sene başında aldığım ilk penguen ile uykusuz dergim.

11 Haziran 2010 Cuma

Sonra hep

Bahtsızlık mı ne diyeyim bilemiyorum isimini siz koyum bir kaç ay önce İstanbul'a kısa da olsa görüşmeyi düşündüğüm biriyle görüşemeyip bir kaç ay sonra tekrar İstanbul'a gelmesini bekliyorsun. İlk haftasonu işleri olduğundan görüşemiyorsun. Buraya kadar hiçbirşeye şaşırmıyorum çünkü hep başıma gelen bir durum ama bundan sonrası biraz farklıya kaçıyor işte büyük gün geliyor çatıyor ve hani pişmiş tavuğun başına gelmez ya bazı şeyler o misal buluşacağım gün hastalık durumu çıkıyor. Şimdi nasıl diye haber alamadığıma mı neye sıkılacağımı ne yapıcağını bilemiyorsun. Aynı zamanda neye isyan ediceğini şaşırmış bir durumda cümle bile kuramazken.

Şimdi bu durumda halen nasıl bir pozitif düşünce ile bakabilirim ki hayata.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Hani olur ya

İnsan sebepsiz yere iç bir huzursuzluk yaşar. Onu yaşıyorum. İş'in yoğun temposuna ayak uydurmak bazen zor oluyor. Bıraktığını planlarsan ne yapıcağını düşünüyorsun orasıda boşlukta kalıyor. Hayat belli bir yaştan sonra artık insanı tatmin etmiyor galiba.

3 Haziran 2010 Perşembe

Genel manada

Aslında canım günlük tarzından çok genel manada bir konu üzerine yazmak istiyor fakat bunu gerçekleştirmek şuan için kendi isteğim açısından pek mümkün değil gibi. Çünkü böyle birşeyi yazmak için o an o duyguları hissetmem gerek ve şuan ne yeri ne de zamanı olmasa gerek. Bir kaç hafta sonra olur mu? Kimbilir.

İnternet üzerinden dinlediğim radyolardan birinde çıkan alman radyocu aklıma aslında radyocuların bana ne kadar sıcak bir atmosfer yaşattığı doğrusunu gösterdi. Onların konuşmaları hatta gözleirniz kapalıyken söyledikleri şeyler bana güven veriyor. Farklı bir boyuta sokuyor. İşin içerisinde çeşitli olaylar varsa bunları yatağın kucağında belki de dünya üzerinde ki olabileceğimiz en huzurlu anda beyinde film karelerini oluşturmak müthiş bir duygu.

Derken ev'e kendimi zor attım bugün iş çıkışına doğru bayılacakmış gibi hissettim kendimi. Gittim elimi yüzümü yıkadım. Gözlerimi kapadım bir süre ama kendimde değildim sanki ızdırap gibi bir yarım saati atlattıktan sonra ev'in yolunu tutmaya başlamıştım sonunda, dışarı çıkınca biraz daha rahatladım.

İşte yine aynı sıkıcı hayat. Yarın gece itibariyle h.sonuna erşiceğiz ama herkes deli gibi beklerken ben onu nasıl geçiştireceğimi düşünüyorum çünkü gerçekten geçtiğimiz 2-3 haftasonu dahil yapıcak hiçbirşey kendimi dışarı atıcak bir güç bulamadım. Zaten hava sıcak saat 4 gibi çıksam nereye gidicem. Elimde vakit geçirebileceğim birşeyler olmalı.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Daha hızlı...

Sonuna kadar, bileğinin yapabildiği kadar, kasların kas katı kesilene kadar, yanmayı hissedene kadar durmak yok. Öyle gaza gelmişim ki hafif bir şekilde kafa ile çaldığım parçayı ritimlendirerek kendimden geçmişim. Seviyorum bu müzik sarhoşluğunu. Her ne kadar bu yazıyı yazmadan önce ayar son derece yüksek kulaklık ilk takışımda kulaklarıma tecavüz etse de insan bazen öyle bir moda girer birşey üzemez der ya öyle birşey işte sakin sakin kıstım sesini sadece.

Sırf çaldığım parça hızlı olsa keşke hayatta çok hızlı istekleri en yakın zamanlara bölmeye çalışırken hep uzaklara saçılıyor. Hayatın bir kaç saati bile çok değerliyken bir kaç günü boşuna olarak nitelendirerek geçirmek belkide kendimize ya da kendime yaptığım en büyük kötülük olsa gerek. O an insanın canı hiçbirşey de istemezse değerlendirmek kelimesi tamamiyle çöpe giderken, ne yapabilirim serzenişleri arasında günü tüketirsin.

İşler bu aralar yoğunluğunu kaybetti şükür ki, tabi kaybedene kadar da benim canıma ot tıkandı ayrı mesele. Bugün epeydir bekletilip yapılan bir işin kontrolünü yapıp yanlışlıklarını giderecektirm. Bir kaç yanlış çıktı onları da rahatlıkla akşama kadar bitirip teslim ettim tam meseai saati bitiminden beş dakika önce dedim hayat bu hem çalışıyorsun, hem de sonra işini bitirip kafan yerinde çekip gidiyorsun.

Bu arada söyledim mi bilmiyorum ama taksici muhabbetleri bazen ilginç olabiliyor ama çoğunun kini seviyorum ben belki de sırf muhabbeti sevdiğimden kaynaklıdır bilinmez ama samimi geliyorlar bana tabi sıkanıda iyi sıkıyor anlıyorsun onuda =) Dün taksici ile aramızda kısa bir muhabbet geçti muhabbetin kısa olmasının asıl sebebi yolun da kısa olması ben o arada adamla konuşcam diye iki dakikalık yolda bir mevzudan mevzuya atladım taksiden indiğimde ben bile abondone olmuştum. Öyle ki bazen hiç bitmesin istiyorsun yolculuk.

Bugün hava serindi evelki geceden başlama fırtına havayı değiştirmişti herşeye rağmen sadece kısa kolluyla çıktım ve havanın yağmıyacağını tahmin edebiliyordum. Öyle de oldu zaten mutlu mesut eve döndüm. İnsan gezip tozucakken hava az birşey açık olsun çok sıcak olmasın ama ev de oturacaksa kapalı olsun karanlık ve loş ortam gibisi yok çünkü =)

Derken yazının sonuna geldik. Tabi bu yazıyı koltukta gözlerimi kapatmış bir şekilde yazdığımı burada belirtsem =) Tabiki sadece arada klavyede elimin yanlışlıkla kayması sonucu tereddütte kaldığım bir kaç cümleye baktım sadece o kadar =) Genelde birilerine bakarken filan ofiste de program yazabildiğimden ya da dışarıda bir yerde geçen birine dikkat ederken bir taraftan yazmaktan alışkanlık olmuş işte böyle de gayet konforlu oluyor hem gözlerinizi dinlendiriyorsunuz hem de istediğinizi yazıyorsunuz hemde hayal gücünüzü siyah perdeye yansıtabiliyorsunuz her yazdığınız cümlede. İşte öyle...

Her gördüğümde beni güldürüyor