30 Mart 2010 Salı

Kelimeler

Kelimeleri sıklıkla gerçek anlamlarında kullanırım, insanlar mecaz beklerken. Bence daha eğlenceli oluyor. Ne kadar düz mantık gözükse de =))

Mim - Ödüller



  • Beni ödüllendiren blog yazarının blogunun linkini vermek.
  • Ödülün legosunu yayınlamak.
  • 7 tane yaratıcı gördüğüm bloggerları ödüllendirmek.
  • 7 blogun blog adresini yayınlamak
  • Ödül verdiğim blogları ödülden haberdar etmek.
beni ödüllendiren blog yazarının blogunun linkini vermek.
http://mylifegk.blogspot.com/

7 tane yaratıcı gördüğüm bloggerları ödüllendirmek.
Adresler:
http://moon-d.blogspot.com/
http://bidebendenduyistedim.blogspot.com/
http://eskiyleyeni.blogspot.com/
http://curtainsofimaginaryvortex.blogspot.com/

simdilik daha fazla çıkaramıyacağım sanırım.
Mim için de karamel'e ayrıca teşekkür eder, güzel günler geçirmesini temenni ederim... =)

29 Mart 2010 Pazartesi

Sabah sabah

İş vardı yine iki günlük hatta bu hafta üç günlük sayılabilecek bir tatilden sonra insanın içinde hiç çalışma şevki olmuyor. Hele üzerine bir de havada kapalıysa ve midende anlamsız bir boşluk, bulantı, yanma üçlüsü arasında gidip geliyorsa gün güzel başlamamış diyebiliriz sanırım.

Romantizm için yağmur ne güzeldir diyen insanlar tabiki olucaktır hatta şuan yağmur'dan hoşlanmadığım için beni eleştirecek insanlarda olucaktır lâkin iş'e giderken hiç çekilesi birşey değildir.

Gözlerim uykulu bakar halde işlerimi görüyorum bugün bir taraftan esnemekten fışkıran göz yaşlarını siliyorsun diğer taraftan tekrar açabilmek için çaba sarfediyorsun. Bir taraftan hazırlanıyorsun yolculuk için, diğer taraftan akşam çaldığın parça o kadar hoşuna gidiyor ki o parçayı dinlemek için telefon'a yelteniyorsun.

Yeni bir hafta başladığı için şükrediyorsun bazen ofiste aynı okuldaki gibi bir kaç insanla cıvıltılı vakit geçirebileceksindir, hafta ortasında müthiş mizah dergilerin çıkacaktır. Daha sonrasında ise yine eve dönüp gitara ve bilgisayara verirsin kendini gerçi yalnız biri olmasanız bile yapılabilecek en iyi etkinliktir fakat yine de tekrarlandığında manalarını kaybederler hobi ya da eğlence değil artık arkadaşınız bir eşyadır...

27 Mart 2010 Cumartesi

Doğru zaman, doğru yer

Hayat hiç kimseye tam manasıyla huzur mu ya da mutluluk mu desem bilemedim ama tadına varmana izin vermiyor ya da ağzına biraz bal çalıp kafa buluyor olsa gerek. Belki de aslında kim neyi arıyorsa onu vermiyor diyebilirmiyiz? Hani klasik insanların şu eğer istersen olmaz tavsiyelerinden yola çıkarak.

Hep bir eksiği düzeltirken bir başkası çıkıyor ya da birşeyi istediğinde ikinci bir şart gerçekleştirmiyordur istediklerini yapmaya. Birini görmek istersindir çoook uzaklardadır, hayatına yeni bir insan dahil etmişsindir çalıştığın iş onu görmeni engelliyecek günlerdedir o müthiş zamanları değerlendiremezsin ya da tam tersini düşünebilirsiniz çalışıyorsunuzdur vaktiniz vardır ama yanınızda kimse yoktur. Bazen düşünürsünüz gençlik zamanında belki de elinize o ay eğlence harcıyamıyacağınız kadar para verseler ve deseler ki bu para karşılığında yanında kimse olmıyacak kim kabul eder veya edebilir?

"İyi bir iş ve eş'e sahip kişi bu dünyadaki cenneti bulmuştur. " Kolay gibi gözükse de aslında karşılanması oldukça zor koşullardır. Ama kimse zaten cennetin kolay birşey olduğunu söylememişti. Peki nedir dünyada ki cenneti zora sokan vaka? Tabi ki şans faktörü, bir iş için kafanızı çalıştırıp birşeyler okuyarak ve çalıştırarak kendi metodlarınızı geliştirerek bir şekilde kendi çabanızla elde edebilirsiniz. Peki ya doğru kişiyi bulmak kavramı? Zaten adı üzerinde bulmak. Araştırmak asla yetmiyecektir daha fazla araştırmakta yetmiyecektir. Doğru yerde, doğru zamanda olmanız gerek.

Gol attıktan sonra sevincini yaşamak üzere arkanı döndüğünde hayat ofsayt bayrağını kaldırmak zorundamıdır?

24 Mart 2010 Çarşamba

Boş boş

Dün 4 saat gitar üzerinde solo çalışması yaptım. Anca tek birşeye odaklanabilmiştim, kafam allak bullak yine aslında sadece fazla boşluktan ortaya çıkan sinsi düşünceler. Sıkıldım, sıkılıyorum bu durumlardan. Hobin bile bazen artık seni tatmin etmiyorsa, her denediğin yeni şey çöküyorsa...

22 Mart 2010 Pazartesi

Olmuyor

3 sayfa yazı yazdım ama olmuyor toparlanmıyor bir türlü dökemedim içimi yine buralara yazdım, sildim, yazdım, sildim. Her seferinde farklı bir yerden giriyorum, anlatamadığım, söyliyemediğim, konuşamadığım o kadar çok şey var ki her heveste farklı birinden başlıyorum. Hiçbir ortak nokta da buluşmuyorlar hepsini kendi başına yayınlamalıyım o zaman diyorum fakat devamını getiremiyorum. Ne yazıcağımı, ne yapıcağımı herşeyi karıştırdım.

20 Mart 2010 Cumartesi

Dolu dolu olan boş bir gün daha

Hani insanlar günü dolu dolu geçirmek ister ve bunun için elinden geleni yapar ya tabi bu ya kimi zaman içindir ya da madem yataktan birileri beni bir sebeple kaldırdı devam etsin hayat çabasıdır. Açıkçası akıp giden zamanın farkın varmak bazen bir zulümdür. Bir saniye öncesinin bile düzelemiyeceğini bilmek ve onu değerlendirme telaşı hiçbirşeye benzemez kimi zaman.

Bugün şans eseri facebookta rastladığım bir söyleşi vardı caddebostan'da olucak. Bir farklılık yapıp gitmeliydim hem hava almak için bu sıcak günü değerlendirmek için güzel bir bahaneydi benim için, sabah kalkıp bir kaç kakaolu bisküvi ve vişne suyuyla sabah kahvaltısını geçiştirdim biraz uyku mahmurluğunu atmaya çalıştım ve sıra öğle yemeğindeydi beni tamamiyle açan bir aktivite oldu fazla vakit geçirmeden hazırlanmalıydım tabi bunun önceliği banyoya girmekti fazla zamanım yoktu evden bir acele çıktığımda saat 14:00'ı ve 15:00'da söyleşi başlıyacaktı hep yakın yerlere gittiğimden alışık değildim böyle zaman ayarlarına hemen yaklaşık 5dk'da taksim'deydim taksi sayesinde ve oradan bostancı dolmuşlarına atladım yanımda para veren adamı takip ettim ücret 6tl idi. Fazla geçmeden uzattım bende ücretimi bu arada yanıma aldığım laptop çantamda kitabımı eksik etmemiştim yol boyunca kitap okudum 15:20'de "Popüler Optimistin" söylediği üzere yolda gördüğüm migrosun orada indim adama söyleyip sonrasında "abi kusura bakma unuttum" vakası yaşamak istemiyordum. Hemen yakında ki bir dükkan'a gideceğim yeri sordum ilk sağ ve ilk sol dedi basitti hemen buldum yarım saat gecikmiştim.

Söyleşi bittiğinde tekrardan yola koyuldum nereden nasıl gideceğim hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu tamamen sezilerime güvenerek yolculuk yapmışımdır her daim hemen gittiğim yere varmadan önce sokağın ucundan gördüğüm caddeye çıktım ve yakın bir ufukta otobüslerin geçtiği bir durak vardı oraya doğru yürüdüm biraz bekledikten sonra bostancı-kadıköy otobüsleri vardı ve mantıken bunlar sahile gidiyor olmalıydı. Sürekli doğru mu gidiyor adrenalini ile kadıköy sahile gelmiştim bile giderken hızlı ama dönerken keyifli olsun istedim yolculuk ve vapuru tercih ettim. Klasik bir çok kişi cam kenarını kapmıştı sevdiceğiyle sarmaş dolaş insanlar yine ben kendimi kitabıma verdim karaköye yaklaşmış olmalıydım kitabımı kapattım ve attım kendimi dışarı tam tahmin ettiğim gibiydi mis gibi deniz havasıyla biraz gittikten sonra yanaştı vapur istikamet belliydi istiklâl caddesi.

Adım attığım an tıklım tıklımdı biraz dinlenerek yürümeye başladım bir sürü insan görüyordum ama sanki bu sefer biraz boğucuydu taksim benim için kısa zamanda bir yere dalıp dinlenmeliydim hem de öyle de oldu. Girdiğim yerde ttnet wifi servisinden faydalanamıyordum nedense diğer yanımda ki masada laptop'unu açmış hanımefendi bana bağlanıp bağlanamadığımı sordu bende bağlanamadığımı söyledim. Sonrasında güzel bir sohbete tutuştuk o arada ve yardımlaşarak internet sorununu da hallettik.

Neyse şimdi laptop'umu kapatıp anneme söz verdiğim üzere ev'e gidip onun hazırladığı leziz akşam yemeğini yemeğe gitmeliyim herkese dolu dolu günler ama bu doluluğu yalnız başınıza doldurmak zorunda kalmadığınız, çünkü bir kez daha gördüm ki basit bir söyleşiye bile herkes sevdiği kişiyle gelmişti, dolu ama boş bir gün...

Devam...
Ev'e geldim sonunda yedim o güzel yemekleride, aktarmak istediğim küçük bir olay daha yaşadım. Oturduğum yerde internet sayesinde konuştuğum hanımefendinin konuşmam hoşuna gitmiş olucak ki ayrılırken facebooktan ekleyip ekliyemiyeceğimi sordu ben de laptop'u kapattığımdan kendi isimi soyisimimi vererek orada eklemesini sağladım. Hayat ilginç gerçekten bu aralar haftasonları oralarda olacağını söyledi bende zaten bunu rutin olarak tekrarladığımı söyliyerek iyi akşamlar dileyip evin yolunu tuttum.

18 Mart 2010 Perşembe

Kaybettiğimiz 3D arayışını sinemalarda arıyanlar...

Gülüp geçiyorum etrafta insanların 3D çılgınlığı dudak uçuklatıcak derecede. Herkes bir film kurdu olmuş, zilyon tane yabancı dizi adı söyleyip belki de haftalarını ayırıp ekran başına kilitliyorlar kendilerini ve daha bir traji komik yanı bu olay "sosyalleşme" oluyor. Meğer ne sanat düşkünü halkımız varmış, ne kültür halkımız varmış dedirtiyor gözlerim yaşarıyor. Hmmm dur ama yoksa bunun aslında en büyük sebeplerinden biri insanın yapıcak birşey bulamadığından "zaman öldürmek" adı altında yaptığı hayatını boşa geçirdiği eylemlerden biri olmasın sakın?..

Hatırlıyorum eskiden bilgisayar vb. dergilerde 3D gözlük ve resimler diye ekler ya da içlerine bir kaç sayfa eklenmiş resimler konulurdu o zamanlar insanlar bu kadar çok ilgilenmezdi. Bir nevi converse benzeri ayakkabıların pazarda satılıp kimsenin ayağına geçirmediği fakat "moda" denilen olgunun içine katılınca her türlü sahtesinin bile değere bindiği bir ülke de bu çılgınlığıda fazla görmüyorum.

Aslında ne o zamanında değere binmeyen 3D resimler ne de filmler bir insanın 3D arayaşı, insanın 3D arayışı yine 3D bir insan çünkü herşey o kadar sanallaştı ki artık yakında o güldüğümüz msn'den kız isteme vakaları bile gerçekleşirse kimse şaşırmasın...

Zevk düşkünlüğümüz ve bilinçsiz tüketimlerimiz başımıza çorabı ördü bile önünü görebilen var mı?..

15 Mart 2010 Pazartesi

İnsanların hayat dediği şey...

Biz insanların hayat dediği bu varoluş içerisinde normalde olabilecek ama görmediğimiz için farklı gelebilecek belki de bir sürü şeyle karşılaşıyoruz. Aslında var olan birşeyi yaşamamış olmak bizi hayrete düşürebilecek kadar basit oluyor. Aynı zamanda çok mucizevi bilr olaya hassiktir oradan diyerek geçiştirebiliyoruzda. Fakat herşeye rağmen birşeyler yaşanıyor ve hiçbir zaman ders çıkarmıyoruz sadece herkes sanıyor.

Televizyonlar da binlerce ölüm haberi, bizim evdeki ahali etkilendiklerini, içlerinin bir hoş olduklarını, izlemek istemediklerini söylüyorlar. Etrafta ki insanlar bir bir ölüyorlar! Evet ölüyorlar, "hayatlarını kaybetti" psikoloji safsatasından sıyrılmış bir şekilde gerçeğin en acı hali bir insanın ölümü bunu dillendirirken farklı bir uslup kullanmaya gerek yok. Ben ise sadece acımasız gözlerle bakıyorum istifimi bozmadan, yorumlamadan.

Hayatında az acı çekmiş insanlar için en büyük acı'dır ölüm acısı çünkü ellerinden var olan birşey bir güç almıştır. Alışık değilsindir böyle şeylere yadırgarsın, üzülürsün. Çünkü kaybetmek duygusunu kimse yaşamak istemez oysa ki hayat kumarın en büyüğüdür. Her seferinde onu ortaya koyarsın hem de her dışarı adım attığın anda.

İnsan oğlu zıt duyguları yaşamadan birşeyleri anlıyamıyor. Dünya üzerinde ki en büyük acıların ilk sırasında bir insanın ölümü yer almakta kimbilir belki de haklılardır ama hiçbir acıyı birbirine karıştırmadıkları sürece...

13 Mart 2010 Cumartesi

Huzur geldi biraz oturduk konustuk...

Gerek işlerin yoğunluğundan bununla birlikte kafamın yoğunluğundan ve birşeyler yapma isteğiyle günler kendiliğinden geçip giderken sanki kendi huzurumla bu konuda anlaşmaya gider gibiyiz.

Birgün birşeyler yapmak için atakta bulundum yine fazla değil bir kaç hafta önce kursla ilgili birşeyler soracaktım biraz da kitaplara bakıcamtım sadece oysa ki böyle de oldu ama bir farkla aldığım kitabın beni bu denli huzura itip yalnızlığımı biraz daha bağdaştıracak bir unsur olması aklımın ucundan geçmiyordu. Herşeyden habersiz yürüyordum o akşam istiklâl'de hava fazla soğuk sayılmazdı biraz hızlı yürümemden dolayı ve çıktığım ortamın sıcaklığından dolayı bünyemde ki harareti dindirmenin tek yolu dizlerimin az birşey yukarısında biten montumun önünü açmaktı. Kafamda uçuşan fikirlerle yürümeye devam ediyordum. İstikamet belliydi eve doğru otobüsüm geldi kitaba ilk ve en sıkıcı kısımına başlamak için güzel bir vakit olabilirdi. Eve gidene kadar en sıkıcı kısımını bitirmiştim bile ertesi günü ofise giderken yanımda götürdüm hem oradan da çıktığımda biraz kafamı dağıtacağını düşünüyordum.

Haftasonu olmuştu bu kadar fazla etkilendiğim bir kitap hatırlamıyordum hava fena değildi kafamda ise bir tek güzel fikir vardı kitabımı elime alıp güzel bir yerde oturup kahve eşliğinde kitabımı okumak. Yaptım mı? Evet müthiş dinlendirici bir gün olmuştu benim için gerçekten hayattan biraz daha zevk almaya başlamıştım diyebilirim. Tekrar ev'e doğru giderken bile kendimi kötü hissetmiyordum.

Ertesi hafta yine tekrarladım bunu süper bir duyguydu haftasonları dışarıda olmak yanında kimse olmasa bile sarılabileceğin ve oracıkta tükenmiyecek birşeyinin olması, insanları izliyordum kimisi laptop'unu getirmiş çalışıyor. Kimisi makale yazmaya çalışıyor, karı koca hava almaya çıkmış insanlar, arkadaşını kapıp okuldakileri çekiştirenler, can sıkıntısından anca etrafdan iş çıkarmı diye bakış atan kişiler, eğlenmek için gelmi bir grup d-slr fotoğraf makinesi sahibi insan çeşit çeşittiler.

Peki bu yazıyı yazarken şuan ne yapıyorum? Bu hafta ofise gelmiş olan laptop'umla gezmeğe çıktım. Biraz işlere bakabilecek kadar güzel geçiyordu. Artık dışarı çıktığımda yanımda olabilecek daha iyi bir şey daha vardı...

Fakat bu bazı şeylerin değiştirdiğini göstermiyor sadece yalıtıyoruz.

7 Mart 2010 Pazar

Onunda dediği gibi...

Onun da dediği gibi sorunlu insanların işleri de hep sorunlu gidiyor. Sinirli belki de biraz strese girmiş o telaşlı starbucks çalışanı kızın ağzından çıkandı bu kelimeler. Kız'ı yatıştırmak isterdim ama sanırım ortam ve arkamda ki sıra bunun için uygun değildi, ben de tepkiliydim bu tip insanlara yapabileceğim en iyi şeyi yaptım gülümseyerek yüksek bir ses tonuyla "Kolay gelsin..." dedim. Belki sorunlu insanlarda duyar diye ama hiç sanmıyordum üstleniceklerini. Şaşkın bir şekilde suratıma baktı kız o kadar ambale olmuştu ki aklında işlerken bile zorlanıyordu basit bir kelimeyi belki de sabahtan beri kimse söylememişti.

İnsanların bu kadar sorunlu daha doğrusu mızmız olmasını anlamıyorum. Kendilerini mutluluk içerisinde mutsuz edicek şeylere zorla ittikleri yetmiyormuşcasına etrafında ki insanları da bu şekilde huzursuz ederler.

Düşünsenize çok beğendiğiniz bir yere gidip en sevdiğiniz şeyden sipariş ettiğinizde herşeye kusur bulan birini, çok rahatsız bir davranış değilmidir?..

1 Mart 2010 Pazartesi

Yazasım geldi

Berber faciası adlı yazımın üzerinden yaklaşık 10 ay geçmiş ve benim kulak üzerinde ki deli eden fön çeksende kıvırıp bir taraflara sokuşturmaya çalışsanda bir yerden yol bulup fışkıran saç vakalarım sona doğru yaklaştı artık neredeyse hiç fışkırmıyor diyebilirim. He tabi bu yazıyı ne zaman yazmışım diye direk etiketinden bakarak buldum fakat ayları saydığımda ben halen 10 aydır yerimde saymaktan başka birşey yapamadığım gözümden kaçmıyor.

Sadece yararlı olarak sayabileceğim bir ehliyet almam diyebilirim o da senenin son aylarında yakalanan bir fırsat. Belki bir de içimde yine roman olmayan ama kitaplara daha fazla bakma ve okuma hevesi kazanmamı sayabilirim. Hayat ha bugün, ha yarın yapıcağım dediğimiz şeylerle geçerken aslında bunları gölgeleyen şeyler boş boş dolanmamıza sebep, belki de aslında asıl amacımız o yapıcağımız şeyler değildir?..

Uzun uza bir yazı yazmak isterdim aslında ama hevesimi başka şefere saklıcam sanırım.