31 Ocak 2010 Pazar

Sevdiğini anlamak...

Eğer vücut fonksiyonların değişiklik gösteriyorsa o an gözlerin vücuda aktardığı farklı bir sinyal var demektir sonra bunları beyin süzgeçinden geçirip damıtırsın kalbine oradanda bütün vücudunun en ücra köşelerine kadar pompalanır.

30 Ocak 2010 Cumartesi

28 Ocak 2010 Perşembe

Mecalim kalmadı

İştahsızım bu aralar karnım hiç acıkmıyor ama beşeri ihtiyaçlar zincirinden dolayı birşeyler geçirmek zorundayım boğazımdan istesem de istemesemde atıştırıyorum biraz zihnimin kabul edebildiği kadar. Bir de bu kış soğunda kalkıp işe gelmek yağlanan uzun saçlar yüzünden sürekli banyo yapma derdi. Klişeleşen hayat. Sıkıldım ben artık herşeyden yine boş bir rüya karşımda benim yapabildiğimse onu izlemek.

Zaman dolmuyor, hayat geçmiyor, ölüm kendini hissettirmiyor...

27 Ocak 2010 Çarşamba

Herşeyi bırakıp gitsem...

Hemen hemen herkesin böyle bir anı vardır. Bir an içerisinde neler değişecek, nereye gidilecek ne yapılacak hiçbirşey umrunuzda olmasın istersiniz. Etrafınızdakiler nereye gidiyorsun, yolda önüne hızla atladığınız arabalar manyakmısın nidalarını yankılandırıp küfürün birinden beşine peşi sıra söylerken ne yaptığını bile bilmeden yürürsün sadece yürümek istersin.

Kafanda belki de sadece bir müzik vardır ya da sıkıntıdan kulağında ki müziği idrak edemezsin. Aslında kafa boş değildir. O kadar doludur ki hiçbir düşünceye yer açamazsın, adeta şuursuzluğuna karşı iğneler yiyor gibi beyin zonklamalarınla ne yaptığını idrak etmeye çalışırsın. Belki de cebinde ki son parayla nereye gideceğini bile önemsemediğin bir otobüse atlamak istersin. Sadece herşeyden uzaklaşmak ve rahatlamak namına.

Asıl büyük sorumluluk herşeyi bir kenara bırakmayı üstlenmektir belki de, yine herşeye rağmen yaşamayı denemek. Soğukta üzerinde montla bir köşe başında hayatın, trafiğin kısacası yaşamın belirtilerini izlemek. Koskoca beton yığınları içerisinde yok olup giden yaşantımızı çok güzelmiş gibi göstermeye çalışma çabaları. Sanki herkes süpermiş gibi sorulan her naber sorusunu iyi olarak cevaplandırmak. En basit soruyu bile hakkıyla yanıtlayamamak yani...

25 Ocak 2010 Pazartesi

Yalnızlık Doktorası


Aslında söz vermiştim kendi kendime yazmıyacaktım artık ama...
Sene 2010, karlı bir ocak sabahıydı. Ankara otogara varmıştım. Ankaray ile beşevlere gidip hemen gerekli sınava giriş işlemleri hakkında bilgi almalıydım. Fakat gittiğim binanın kapalı olduğunu öğrendim o arada benim gibi arabasıyla gelen bir adama yolu tarif ederek kendimide idari ve iktisadi bilimler fakültesine kadar bıraktırdım. Kantinde kimlikleri yeniliyorlarmış. Evet garip bir okul, kayıt olurken çubuklu yerleşkesi denilen yerin yemekhanesinde kayıt olduktan sonra pekte ilginç gelmiyor bana aslında. İşlerimi halletiğimde tam 13 dakikam kalmıştı sınava girmek için.

2 adetlik sınavımı vermiştim geriye 13:30'da 4 ertesi gün 9:30'da 2 ve yine 13:30'da 4 sınavım daha kalmıştı. Yavaş yavaş ağır çantamla kalıcağım yere doğru ilerlemeye başladım yarım yamalak uyumuştum zaten yığıldım resmen biraz orada karnımda açtı 12:30 gibi çıkıp yemek yemek üzere okulun en yakınında bulunan burger king'e girip en büyüğünden menü söyledim. Herkes sınav öncesi üçer beşer toplanmış muhabbet ediyorlardı ben ise önüme bakıp sadece tıkınıyordum.

4 tane sınavı da vermiştim şimdi dinlenme vaktiydi biraz daha uyudum ve akşam yemeği yemek için kızılaya çıktım. Dolanırken tekel işçilerinin eylemine tanık oldum an ve an sonra geçtim gittim. Birşeyler atıştırmak için gittiğim yerde belliki üç arkadaş yemek yemek için bir araya gelmiş arka tarafımda da devasa bir arkadaş toplantısı vardı 4-5 masa birleşimi tam o arada ailem aradı nasıl olduğumu ve ne yaptığımı merak etmişlerdi.

Sabah olmuştu kahvaltıya inip kaldığım yerden çıkış yapmam gerekiyordu. Biraz yavaş hazırlandım ve sabah sınavıma 5dk kadar geç girdim. Ama pek uzun sürmedi benim için kafamda bir taraftanda 13:30'a kadar ne yapabileceğim geçiyordu çünkü saat yaklaşık olarak 10:20 idi. Hafif uykum olduğunuda göz önünde bulundurarak yarım saatlik yürüme yolunda olan kahve dünyasına kadar yürüdüm. Bu saatte en az kişinin olucağı olsa bile yine yalnız insanların birşeyler okuyup kafalarını dinlemek için geldiği bir yer olacağını düşünüyordum ki tam da düşündüğüm gibiydi iki tane benim gibi yalnız kişi oturuyordu sadece. Cafe americano ve gözüme güzel gözüken chocolate cookie söyledim. İstanbul'dakinin aksine gelen siparişle birlikte o müthiş kahveli drajelerimde gelmişti. Biraz etrafı inceledim, biraz kitap okudum. Ağır ağır kafeinle zihnimi şahlandırıyordum. Sınav sürem 120dk idi ve benim bu yüzden birşeyler atıştırmam gerekiyordu. Hemen cadde üzerinde ki en hızlı seçim olabilecek yer tabi ki mc donalds'a girdim. Aslında çok fast food beslenen biri olmama rağmen buralarda ne yiyeceğim başka psikolojisine bürünmüştüm derken sipariş verip ticket kartımı uzattım ama makinelerinin arızalı olduğunu söylediler. Nasıl yani? Mc donalds gibi bir zincirin bir ticket makinesi var ve o da bozuk mu? İster istemez ciddileşti tavrım ağzımdan nasıl çıktığını bilmeden sorulan sorulara gayet resmi cevaplar vererek belki bir nebze kırdım kasada çalışan kadını da sonradan okula giderken farkettim bunu da aslında ne bağırıp çağırmıştım ne de iğneleyici konuşmuştum sadece gülümsemek yerine biraz ciddi tavır takınmıştım.

Okula taksiyle gittim ve son 4 sınavıda bitirdim. Şimdi tek başıma boş boş İstanbula kalkıcak arabayı bekliyecektim. Şunu da gördüm yanımda insan yanında ailesi de yokken biraz daha yalnız hissediyormuş kendini tamamen bir boşluk oluyormuş. İşte bu şekilde doktorasını yaptım Ankara'da...

22 Ocak 2010 Cuma

Abbas Travel

Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi itibariyle buralarda olamıyacağım. Finallerim için Ankara yolculuk ve tekrar geri dönüşü gerçekleştireceğim bir problem olmazsa bu zaman diliminde. Hoşçakalın...

19 Ocak 2010 Salı

Parayla rezil olmak



Bugün metrodayken vagona binmek için yanımda duran bayan deri eldivenlerini çıkartmadan iphone telefonuna elini sürünce tam manasıyla bir "fail" yaşadı. Sen kalk 2.xxx TL bir telefona para ver. Hem istediğin şartlar altında kullanama, hem düşünce şak diye arıza yapsın. Sonra neymiş iphone'um var. Bu parayla rezil olmak değildirde nedir?

Not:iphone "kapasitif dokunmatik ekran" 'a sahiptir. Bu da demek oluyor ki vücud sıcaklığı bulunan bir parmakla dokunmanız gerekir hatta ve hatta soğuk birşeyler tuttuktan sonra kullanmaya çalışıyorsanızda bunuda algılayamaz =)

Peki bu telefona sahip kaç kişi aldığı ürünün bu ve benzer özelliklerini biliyor? Bu durum daha bir içler acısı bence =)

18 Ocak 2010 Pazartesi

Kültür meselesi

Şimdi hani 2010'a girdik ya, hani kültür başkentiyiz ya bir sürü yazan çizen olmuş etrafta normalde ben böyle siyasi ya da gündem konularını pek ele almayı sevmem. Çünkü özel günlerde şiir okuyan müsamere çocuklarına benzetiyorum bu işi.

İnsanların "kültürsüz kültür başkenti" şeklinde ki yazılarını görüyorum da ne kadar sığ bir düşünceye hakim olduğumuzu iyice görmüş oldum. Bir ülkenin kültürü sadece insanlarının ne kadar bilinçliği olduğuyla ölçülen birşey mi? ya da ne kadar tepeden bakıyorlar ki mutfak, örf, adet şeklinde belirttiğimiz kültürlerimizi yok sayabiliyorlar.

Bundan kendine pay çıkarmaya çalışan şahıslarda var tabi Türkiye'de opera salonumuz bile yokmuş hadi oldu diyelim kim gidecek? Hadi gidildi diyelim opera kültürü belirleyen bir unsurmudur? Tabiki hayır üzerine dinlediği klasik müziği yazarakta kendi egolarını tatmin etmeye çalışıyor zavallıcak.

Bu arada unutmadan Metal rlz!

17 Ocak 2010 Pazar

İş haykırtısı vol.4

Vallaha ilk iş deneyimimde bile bu kadar haykırmamıştım okuyucu. Şuan işimi yapıyorum ama nasıl yapıyorum inanın ben de bilmiyorum. Yani birşeyleri yapıp yetiştirmeye çalışıyorum fakat ne kadar takdir görürüm pazartesi göstericek. Maratonun sona erdiği belki de yeni başlıyacağı gün.

Ne kadar anlatsamda atamıyorum içimde ki o huzursuzluğu iğrenç bir haftasonu geçirdim biraz kafamı dingileştirirken diğer yandan rüyalarıma bile giren işler herşeyin içine etmeye yetti. Biraz bilgisayar başından ayrılıp annem ve babamla dertleşmeyi de özlemişim dedim. Annem'e sarılmamın verdiği pozitif değer en bok gibi anda bile onun bana pozitif moral vermeye çalışması paha biçilemez.

Dikkat ettim de 3 tane işle ilgili yazı girmişim hep diyorum ya sıkıntılarımı yazıyorum diye bir anda haftalardır yazamıyan ben bir kaç saat aralıklarla orta uzunluklarda yazılar çıkartıyor. Biraz haftasonunun bana kattığı düşünce özgürlüğü biraz da sıkıntı birleşince çıkıyormuş işte yine birşeyler.

İnsanlığın tembel yanı bas istifayı pazartesi dinlen diyor. Realist yanım dayan biraz insanlar saat 12'lere kadar çalışıyor diyor. Ben ise tembelliği dinlersem belki bir kaç hayali mi ya da araya sıkıştırmaya çalıştığım hayallerime bir fırsat vericem. Realist yanımı dinlersem önümüzde ki hafta da Ankara'ya finaller sebebiyle gideceğimden o haftasonunun da heba olacağı gerçek çünkü sabah 9:30 ve öğlen 13:30 olmak üzere 2 gün toplamda 13 civarı finalim var ama en azından yolculuk sırasında bulacağım o 6 saatte çok şey yazıp çizeceğim hayata dair.

Hayat gerçekten zor bunun farkındaydım da ne rock yıldızı ne de metal yıldızı olmak için uğraştım bunlar günümüz müzik sektöründe benim için hayalden başka birşey olmayacaklardı gerçekten çünkü. Bu kadar realist düşünce içerisinde bu işten bu kadar yorulacağım ve korkucağım belki de aklımın ucundan geçmezdi. Severek yapıyordum çünkü çıktığımda bazen kafamda kuruyordum nasıl yapıcağımı gocunmadan ama evimin kapısından girdiğim anda huzurla siliyordum herşeyi. Artık yapamaz oldum ama akşam evime geldiğimde bile msn'e girmeye çekinir oldum acaba birileri bana iş hakkında birşey söyliyecek mi diye.

Ne kadar bunları yazmış olsam da çalıştığım ortamı ve işimi seviyorum aslında ne zamandan beri atlatamadığım bu projenin buhranını atlattığım gün belkide daha güzel olucak herşey ya da herşey daha yeni başlıyacak biraz daha büyüyen projeler yeni buhranlarım olabilir. Bunları da vakit göstericek şimdilik bu kadar halen şu yetiştirilmesi gereken şeylerle uğraşıyorum ve halen kafam dolu ama beklemekten başka yapabileceğim birşey yok.

Küçük çaplı şöhret

Küçük çaplı bir şöhret istiyorum aslında şöyle yaklaşık 1000 kişilik az çok nasıl yapıcağımıda biliyorum ama bunu isterken şunu da diyorum insanlar beni 1000 kişi seviyor diye sevmesin ben olduğum, düşündüğüm, yaptığım işler için beğensin. Aslında fazla zor birşeyde değil sadece biraz kafayı toplayıp kıçımızı kaldırmamıza bakıyor. Biraz imkanlar zorlasada yinede istenirse iyi birşeyler yapılabilir.

Belki de biraz daha çılgınca bir yaşam istiyorumdur e-sosyal değil, tam sosyal bir yaşam. Kim bilir belki onu elde ettiğimde ondanda sıkılıcam insan oğlu değilmiyiz...
Ama az çok görmek istiyorum birşeyleri sonra gidişatı yine hayat göstericek.

Anormallikler

Çok tedirgin bir gündü bugün benim için haftasonu işime göz atmam gerektiğini yazmıştım son bir çaba gayret iki gün sıkayım dişimi sonrasını görücez diyerekten başladım yola ama düzgün gider mi işim bağlanamadım çalışmama gereken sunucuya bilgisayarımdan ayarlarıyla oynadım olmadı, iş yerinde ki sunucular üzerinden denedim olmadı.

Son çare bir kaç hafta önce çöken profilim yüzünden olduğunu düşünerek zorla atmadığım formatı atmaktı ve ani bir kararla taktım xp cd mi. Tam diski biçimlendirirken o da ne %18'den diskimin kafa vurma sesi gelmeye başladı profilim'de muhtemelen bu yüzden göçmüştü o gün bilgisayarı tuşuna basarak kapatmıştım tırstım ya pc hiç açılmazsa birde şimdi tam sıçarım diye ama geçti Allah'tan tam ne güzel herşey oldu derken yeni windowsumda yine giremedim. Saatler ilerliyordu ve birşeyler yapmam lazımdı. Eğer IT departmanında çalışıyor olsaydım bu soruna çözüm bulmak zorundaydım.

Her yolu denedim en son koyvermiş bir şekilde geriye kalan 100 tane windows güvenlik güncelleştirmesini yükleyeyim dedim ve evet tahmin ettiğiniz gibi o güvenlik güncelleştirmesi saçmalıklarından biri etkiliyormuş sunucuya bağlantımı zaten profilim uçunca güncelleştirmelerim gitmişti oradan anlamalıydım böyle birşey olduğunu daha hızlı hareket etmeliydim ama olan oldu yarın bakıcaz artık yine de stresli günler pek biteceğe benzemiyor ama yiyeceğim fırça en azından yarıma düşebilir ve mantıklı sayılabilecek bir bahanem var.

16 Ocak 2010 Cumartesi

Çalışacaksın...

Vallaha benim beynimde ki ipler iyice gerildi he bir olaylığına mı gerildi tabiki hayır nerede kaldı sabır derler adama yoksa. Şef'im yaptığım işin uzaması üzerine bana haftasonları'da gerekli çalışmayı devam ettirmemi söyledi ama söyleyiş tavrı hiç hoş değildi. Otoriterlik arayışı içerisinde kaybolmuş, fırça yiyeceğim nasıl olsa halinde ki hıncını çıkarma girişimiydi tam manasıyla.

He peki hadi haftasonu çalıştım diyelim iki gün için kim dişini sıkmaz ya da sıkamaz ki? Peki karşılığında ne olucak dersiniz? Sadece bu ay belki biraz maaşım artıcak ve sonrasında her Allah'ın günü uzayan mesai saatleri hem de mesai ücreti almadan. Okurlar farkındasınızdır siz de uzun uzun aralıklarla yazıyorum yazılarımı artık çünkü bedensel bir çöküş yok ama zihin o kadar dolu oluyor ki üzerine şaftın kaydığı halde halen birşeyleri eklemeye çalışıyorlar bazen ve dopdolu bir beyinle kim neler yapabilir ki? Öğrenci hayatınız da kaç tane son saate kalan sınavınızı tam performansla yapabilirsiniz ki eğer gerçekten diğer dersleri de dikkate alıp dinlerseniz?

Belki ileride bu zorunlu yaşam tarzını ister istemez benimseyeceğiz belki ilerisi olmıyacak sadece savaşlardan ibaret olucak kimbilebilir. Ama şunu çok iyi biliyorum ki gençliğimi yaşıyamıyor insanlardan bağlarımı kopartabilecek kadar haftanın 7 günü doluyorsam ne boka yaradı böyle iş. İnsanın kafası rahat olmadıktan sonra 10.000 tl maaş verseler burada kaç kişi katlanabilir? Düşünsenize bir kaptan gibi belki süper paralar alıyorsunuz ama istesenizde harcıyamıyorsunuz. Kaç kişi yapmak ister böyle bir işi? Anca tutunacak birşeyi kalmıyan parayla belli bir yer ve statü kazanabileceğini düşünen kişiler ki onlar bile böyle bir tutsaklığa katlanmak yerine gidip çete, örgüt vb. şekilde halk üzerinde kendi egolarını tatmin ederek otorite yakalamaya çalışıyorlar.

İşte böyle bir durum neyse belki yılbaşından beri amortilerle idare ettiğim ve en son aldığım iki çeyrek biletim 19'un da belki yüzüme güler herşeye inat. Böyle şeylerden medet ummayı sevmem aslında hiç yapmamışımdır ama rahatlatıyor biraz şu durumda beni.

Bir insan parasını harcıyamıyacaksa niye katlanır ki çalışmaya???

15 Ocak 2010 Cuma

Kötü, Kötü, Kötü

Başımda öyle bir iş var ki haftalar hatta aylardır kafamı meşgul ediyor ve korktuğum o gün geldi evet projenin son günü ve halen gerekli test aşaması sıkıntıda. Çok huzursuz birgün gerçekten ama bir taraftan da seviniyorum bugün ne olursa olsun bitecek ve bir daha neredeyse uğraşmıyacağız bile belki. Ama bu tedirginlik öldürecek beni nefes almak için bir kaç dakika buldum onu da bu şekilde beynimdekilerin küçük bir kısımını etrafa saçmak için ayırdım. Bazen diyorum bu yazılım iş'ini bırakıp daha sakin bir kısımına mı geçmeliyim işin ama sonra geçicek bu günler de elbet diye kendimi tutuyorum. Çok fazla bilgim olmasına rağmen bilmeyen kişilerin düşük maaşlarla iş'e alınması ve daha sonra piyasanın kalitesi düştüğü içinde bana benzer bir teklif verileceğini düşündüğümden hiç kalkışmıyorum donanım sektörüne girmeye. İşte öyle karışık bir durumdayım yarın ışığı görürde kafamı toparlarsam yine yazarım.

12 Ocak 2010 Salı

Belirleyici Unsur

Hayatımızı belirleyen en büyük unsurlardan biri de şüphesiz ki yaşadıklarımızdır. Yaşantımızı ne kadar biz yönettiğimizi iddia etsekte aslında bilinç altında yatan gerçek bambaşkadır. Kimi zaman olur ya birşeyi savunursunuz bir iç güdüyle ama onun niye öyle olduğunu bilmezsiniz. Hatta ki bir psikolojik sorunla ilgili en klişe söylem "çocukluğuna inmek lazım"' dan ibarettir ki bu işin yarısından fazlasıdır belki de.

Bir şeyleri çözmek için haliyle ilk önce problemi bulmak en önemli anahtardır. Sonrasın da sorunun boyutu, yaşanılan şeyler detaylandırılarak yavaş yavaş çözüme gidilebilir. Herşey aslında insanın kendi içerisinde önemli olan biraz kendini umursayıp belki tuvalette hacet giderirken, belki yatağa uzandığında başını ellerinin arasına alarak tavan üzerinde neler yaptığımızı, niye yaptığımızı ve bir çok benzer gerçekçiliği düşünsek kendimizle barışsak ya da kendimizin eksiklerini bulsak biraz kendi kendimizi sevindirsek güzel olmaz mı?

Hayat sadece eğlence, aşk, para'dan ibaret mi? Biz insanlar hep kolayımıza geldiği gibi yaşamaya çalışıyoruz. Halbuki zor her zaman daha zevklidir daha çok renk barındırır içerisinde hayatın bir değil bir kaç yönünü gösterir. Bir insan her zaman mutlu olursa mutluluk bile sıkabilir çünkü değerini kaybeder. Hepimiz özlediğimiz bir yemek yapıldığında gözlerimiz parlar üzerine üstlük bu yemek bir kaç aydan itibaren yapılmamışsa herkes tencereyi bitirebileceğini söyler. O zaman hayattan biraz daha fazla zevk almak daha renkli yaşamak için zoru seçmek fena olmayacaktır.

İnsanların yarattığı kalıplardan ilerlemekte benim için zevkli bir eylem değildir. Etrafta kime sorsanız "X şahıs benim idolümdür" derler. Oysa ki o da benim gibi bir insan hiçbir farkımız yok belki ırksal, dinsel vb. ama onda ki de beyin bende de var, el - ayak herşey. Azim ve gerçek bir çalışmayla idol oluşturulan kişiden hiçbir farkın kalmayana kadar ilerleyebilirsiniz bu insanın kendi elinde o yüzden ben hiçbir zaman kendime başka bir insanı idol edinmem sadece beğenir takdir ederim.

Yazımı daha fazla uzatmıyacağım, işlerimden dolayı fazla yazı yazamıyorum da zaten bayağı yoğun geçicek bu hafta. Herkese iyi düşünmeler...

Şimdi Reklamlar...

Benim de yazar olduğum ve işlerimin yoğunluğundan ne yazı yazabildiğim ne de köklü bir değişime gidebildiğim
http://kliselerkosesi.blogspot.com/

Haydi iyi eğlenceler =)

11 Ocak 2010 Pazartesi

Darısı başarısız olanların başına

Ehliyet sınavıma ilk girişte başarıyla geçmişim sevinçliyim. Sıra direksiyon sınavında.

8 Ocak 2010 Cuma

Rehavet

Bu hafta için çoğu kişinin söylediği söz "çok hızlı geçti" oldu. Evet ofiste ki herkes bu ruh durumu içerisinde çalkalanırken haftasonuna 1 kalmıştı bile ve herkes olabildiğince rahattı ve neşeliydi bugün belki de yarın güzel olabilecek bir hava da güzel bir haftasonu onları bekliyordu.

Bu arada insanların doğum günleri geçti. Hayatın bütün sıkıntıları anlıkta olsa unutulup dalga geçildi herşeyle, zaten mutluluklar aslında anlık değil miydi? Herşey bizim gözlerimizle gördüğümüz milyar pixel'li resimlere hakkında oluşturduğumuz duygu düşünceler değil mi? Bulunduğun koşul altında yiyebileceğin en iyi yemeği yedikten sonra arkasından bahane yaratmak bir insanın kendini mutsuz etme çabasından başka ne olabilir?

Bilmiyorum ama kaldırabiliyorum ben bazen bu insanları evet insanların anlaşmakta zorluk çektiği o halkın içinde huysuz diye tabir ettiğiniz insanlar var ya makul olduğu sürece ve eğer ki arada empatiyi kurarsanız inanın çok şeker insanlar sadece insanlığın en büyük sorunu tatmin edemediği yenemediği egolarını sürekli bir zehir gibi insanların üzerine atmak ve bununla kendini tatmin etmek.

Hayat aslında çok klasik bir döngü, bakış açılarımızla zenginleşir ya da fakirleşir herşey bizim elimizde...

7 Ocak 2010 Perşembe

Ben böyle şeyler yapmazdım ama


Twitter denilen alana'a hiç katılmadım bile, facebook'a zar zor girdim zaten, friendfeed denen şeyi açtım fakat bakmıyorum bile, amaaaa bu çok hoşuma gitti gerçekten ya güzel bir konsept bence
Haydi sorularınızı bekliyorum =)

http://www.formspring.me/StummScream

4 Ocak 2010 Pazartesi

Giriş

Bu saçma klişeyi yazmassam ölürüm tarzında geçen senedir yazmıyorum diye öldürücü bir espiriyle başlıyabilirim. İğrencim tamam ama ne yapayım şuan duygularım konsantre deterjanlardan bile daha yoğun şekil de içimde anlatmaya çalışıcam ama yazamıyorum bu aralar pek hani ihmal ediyorum salak saçma birşeyler karalıyayım da diyemiyorum.

Herkesin bildiği ve gördüğü gibi zaten bir sürü blogçunun da yazdığı gibi 2010'a girdik bu konuda fazla kafa açmak istemiyorum. Bari yeni yıla girdik öyle hemen içimizde ki bütün kötü hisleri senenin ilk yazısında yazmayayım dedim. Hatta dedim ki kendi kendime bu sene benim senem olsun fazla takmıyayım hiçbirşeyi kafama gerçi herkes seneleri tahlil ediyor ama benim öyle bir girişimim ya da beklentim olmamıştı hiç fakat diyorum bu sene benim için biraz daha boş bir defter sayfası gibi olsun. Geçen sene yaptığım müsfette tecrübelerimi bu sene temize geçireyim.

Müziğin hayatımda ne kadar önemli ve çok yer kapladığını anladım bu arada hatta imkanım olsa elektro gitarımın yanına bir bass gitar ve batari alıp bir şarkıyı komple tek başıma bile icra etmek isterdim. Yeni yıl ile birlikte bilgisayarımı yenilemeyi planlamaya başladım artık yetersiz gelmekle birlikte tahminlerime göre yenilemezsem bana ekstra masrafta çıkartıcak kendileri hem birazda film arşivi filan yaparım belki. Bu sene açıkçası biraz daha bireysel yaşamaya karar verdim düşündüğüm şeyler de biraz daha bu doğrultu da olucak. Madem birşeyleri değiştiremiyoruz uyum göstermesini bilmemiz lazım.