16 Temmuz 2010 Cuma

Boş vakiti harcama

Dolambaçlı bir halde yazamıyacağım bugün aklımdan geçenleri ya da siz nasıl derseniz. Daha yalın anlatım yapıcağım, boş vakit geçirmek konusunda içimden geçenleri ve aslında yaptıklarımı. Boş vakit derken tamamen boş olan bir vakit söz konusu değil aslında belli bir zaman diliminde bir yerde olman gerekir ama daha 1-2 saatin vardır ve eve dönemezsin. Sanırım bu iş'i gerçekten iyi beceriyorum ya da kendimi kandırıyorum. Kimbilir belki de yalnız olmanın getirdiği bir alışılmışlık avantajı idi bu yaşadığım şeylerden aldığım nötr duygular.

Saat 16:00'da biten eğitimden 15:00'da eğitim tamamlanmış. Gerekli formlar doldurulmuş olduğundan ve bundan sonra artık biraz daha sorular üzerinde konuşulacağını düşünerek hatta bilerek aslında izinimden bir gün olduğunu göz önünde bulundurarak ayrıldım ofisten.

Evet öyle berbat bir izindi ki ayarladığım herşey yine ters gitti. Benim kurduğum cümle klasik alıştım artıktan öteye gitmedi, gidemiyordu. Nasıl bir durumdur. Hani yazıyorum diye mi böyle oluyor. Nasıl her iş ters gider bunun matematiğini ben çözemedim inatla söylüyorum. En iyi olasılık hesaplıyan adamlar gelip benim hayatım üzerinde ki olasılıkları hesaplasa ya isimime bir sürü kitap yazarlardı ya da hayretler içerisinde üzerimde testler yapmaktan kendilerini alamazlardı.

Ara bilgiyi de bu şekil de aktardıktan sonra efendim. Gelelim saat 15:00'dan sonrasını nasıl değerlendirdiğimize. Sattığım bir eşyanın parasını almak ve biraz da okula verilen tek ders dilekçesiyle girilicek olan programlama sınavı için çalıştırmamı isteyen biriyle buluşacaktım. Aradığımda ev'e gidip işleri olduğunu söyledi. Ben de o zaman ev'e gideceğimi söyledim.

Haliyle bu bahtsızlıkla tek başıma kalıcak değilim. Ailesiyle yaşıyan bir bireyim. Fakat alışkanlık o ki anne ev hanımı olunca anahtar taşımam. Çünkü belli saatte ev'e döndüğümden o bilinir ev'de ona göre olunur ama bugün durum tahmin edebileceğiniz gibi ev'de kimse yoktu. Aradığımda çok ta uzak sayılacak bir yerlerde değildi ama oradan çıkıp gelmeleri nereden bakarsan 40dakika alıcaktı ve benim birisiyle buluşmam da gerekiyordu.

Ev'den sıcağın verdiği bezginlik ve halsizlikle tekrar yol'a koyuldum ne yapıcaktım şimdi onca saat. Buluşacağımız en yakın yere bir toplu taşıma aracı kullanarak gidecektim. Önce geçen gün baktığım bir kitabı inceleyip bir kaç kitap daha bakıcaktım. Sonra onu alıp mümkünse oradan güzel bir kitap ayıracı almak istiyordum. Uzun süredir çok yıpranmış bir taneyi kullanıyordum ve açıkçası hiç hoşuma gitmiyordu. He birde sürekli ertelediğim bir de pantolon alma fikri vardı. Nasıl olsa tahsilatı yapıcaktım =))

Dediğim gibi de oldu. Çıktım taksim'e d&r'da belki de yarım saat kadar yeni çıkanlar, çok okunanlar ve bir kaç tane de aksiyon-fantastik türü kitap'a baktım. Kişisel gelişim, psikoloji, seri cinayet olayları çok sıkmıştı. Aslında bir tane roman buldum. Bir Türk yazarın kaleminden çıkma fakat ergen Türk dizilerinden farkı yoktu. Tek hoş gelen kısımı yalın anlatım ve sürekli diyalog geçmesi insanı sanki birileri konuşurken dinliyormuş hissine itiyordu.

Sonunda "mutluluk projesi" adında ki kabartmalı yazılı o kitap'da karar kılmıştım. Kasa etrafında ayıraç aradım yoktu. Demek ki bunun için biraz gezmem gerekicekti. Ama önce biraz rahatlamalıydım. Kitabı alıp serin birşeyler içip soluklanmak üzere girdim. Bir taraftan kitaba bakıyor. Diğer taraftan serinlemeye çalışıyordum diyeceğim de açıkçası özel bir çaba sarfetmek gerekmiyordu çünkü mekan ve içecek bakımından bu olay gayet rahat bir şekil de gerçekleşiyordu. Sonuçta kendime gelmiştim. Kitapta 13. sayfadaydım fakat yoluma devam etmem gerekiyordu. Kitap ayıracı için girdiğim 3. dükkan da klasik kitapçı mantığına göre yine kasa yanında rastladım ve arasam bulamam tepkisiyle üzerinde karakalem çizim kız kulesi, vapur bulunan püsküllü güzel bir kitap ayıracım olmuştu.

Sıra kot pantolon almaktı. Bir kaç yer gezdikten sonra hep aldığım standart aynı model aynı renk kot'u mu almıştım ilk denediğim üzerimde bulunan beden dar gelmişti. Bir büyüğünü aldığımda olmuştu ve bütün işler bitmişti. Telefonum'un şarjı da öyle. Kendisiyle bir iş'im kalmamıştı iyi ki buluşmak noktası ayarlanmıştı kapanmanın öncesinde.

Buluşulacak kişiyle buluşuldu fakat kendi kendime insanlar üzerinde şu konuya kızmadan edemedim ev'e giderken. Bir insan niye kendini geliştirmemek için adeta inat eder? Birşeyler okumamak ve bununla sanki övünürmüşçesine bahsetmek. Tamam bir insan kitap okumayabilir hani roman gibi bir kitap'ı açıkçası bende çok severek okumuyorum bunu bir sürü kez de buraya yazdım. Fakat onun yerine belli bir kelime birikimi havadan gelmiyor. %80'i aileden desem de kendi kendimi geliştirmek için iş olsun, hayat olsun. Bir çok konuda farklı şeyler okumuşluğum var ve en basitinden herhafta karikatürler ve o mizah dergilerinde ki olabildiğince köşe yazılarını okumak. Bunun yerine niye daha az şeyin etrafında bir yaşam? Niye etrafta bu kadar şey deneyip haz almaktansa tek düzelik ya da bunlardan soyutlama? Etrafta bir sürü nimet varken bunları denemek varken nedir bu ön yargı ve geri kafalılık? Anlamıyorum...
Anlatabilecek?..

3 yorum:

  1. Sebebi milyon şeyden kaynaklanan bir kendinden kaçış bence.

    YanıtlaSil
  2. Kaçamayacağı ana kadar belki de mezara kadar. Kendisi bilir, boşver.

    YanıtlaSil