24 Temmuz 2010 Cumartesi

Bir cuma akşamı daha

İşler bu sefer pek bir yolundaydı gerçekten tırsmaya başlamıştım. Artık öyle bir durum ki insan başına iyi şeyler geldikçe sanki bunu olağan dışıymış gibi karşılamaya başlıyabiliyor. Fazla uzatmadan mesai saatinin bitişini beklemeliydim. 1 haftadır iş-ev arasında gidip gelmek beni fazlasıyla bunaltmıştı. Haftanın son günü olmasını fırsat bilerek birşeyler yapmalıydım. Fakat yine aksilik bu yönde ya birşeyler yapabileceğim bir, iki kişi de talihsizlik sonucu yok olmuşlardı.

Yapmalıydım birşeyler yine de oldukça sıkılmıştım. Metro'ya doğru yürüyordum iş yerinden çıktıktan sonra. Tek başıma yapabileceğim en iyi iş yine biraz taksim'de gezip biraz da net'e girerek vakit geçirmekti. Süper bir plan değil mi? Günün 8 saatini laptop karşısında programlama yaparak geçir sonra cuma akşamı yapabileceğin en iyi etkinlik yine tek farkla dışarıda bir yerde biraz gelen gidene bakıp can sıkıntını gidermeye çalışarak gün'ü kapatmak.

Karnım açtı taksim'e vardığımda. Kızılkayalar gözüm de parladı ve daldım içeri. Klasik içeri 2 tane lafı çınladı. Hayrandın şu büfeci ağzına herşeyi yarım ve kısa söylemelerine. Ne zaman bir büfeye girsem aynı onlar gibi söylemeye çalışırım. İşin jargonunun gerçekten bu olduğuna ve hoş olduğuna inanıyorum. Klima'da tam sırtımı vuruyordu ki rahatsızlık verici birşey. Zaten bilen bilir fazla oturmak mümkün değildir kızılkayalarda bir an önce hamburgerlerimi mideye indirip çıktım.

Biraz istiklâl'de yürüdüm. d&r'da yeni çıkan bir takım şeylere bakmam gerekiyordu. Oraya kadar yol aldım. Sonra en rahat internete nerede girebileceğimi düşündüm ve deli gibi kahve isteğim aklıma gelince bu sıcakta starbucks'ta soğuk birşeyler içmenin iyi geliceğini düşündüm. Tekrar çıktım istiklâl caddesi üzerinde ki ilk starbucks'ın oraya kadar. Kahvemi aldım orta katı beğenmeyerek en üste çıktım. İki tane kafa gibi görünen adam yan yana oturuyordu. Sanki daha önce bir yerlerde görmüştüm bunları ama nerede derken yanlarına oturdum.

Önce biraz kitap okuyacaktım ki öyle de oldu. Sonrasında sıkılıp tekrar laptop'u açtım bu arada havada ki bir konudan sıkıntımı dağıtmak için biraz diyaloğa girdim. Tabi onlar iş yaptıkları için diyalog kısa sürmüştü. Ben ise kötü bir akşam da boş boş surf yapıyordum. Saat ilerlemişti burada boş boş oturacağıma ev'e geçmeliydim. Sırtımda çanta galatasaray'ın oraya kadar indikten sonra gerisin geriye çıktım. Ev'e dönme vakti gelmişti.



"Hiçbir lokantada tek başınıza oturabileceğiniz şekilde dizayn edilmiş masa bulamazsınız. toplum sizi yalnızlıktan kurtarmak için gerekirse ruh sağlığınızla oynar..." K. İskender

3 yorum:

  1. İSkender'in şu sözü.. Hiç aklima gelmemişti ne kadar da doğru aslında..

    YanıtlaSil
  2. Gerçekten doğru bir söz.Yalnızlık bir zorunluluk değil de tercih olduğunda çok güzel bir şey.Ve bildiğim,tanıdığım tüm derinlikli insanlar da kendi yalnızlığını sevenlerdir.Zaten bu yalnızlıkla derinleşenlerdir.

    YanıtlaSil
  3. @galaxy
    %100 haksızsın. Yalnızlık her zaman bir tercih değil, zorunluluk olabiliyor.

    Ben yalnızlığı hiçbir zaman sevmedim.

    Sert bir çıkış olarak algılama lütfen. Sadece yaşadığımı yazmak istedim.

    YanıtlaSil