11 Şubat 2010 Perşembe

Gri bulutlar

Yine sabah olmuştu, yine bir gecenin devamında geçilmiş bir başka yaşanıcak olayları barındıran bir zaman dilimi daha önümdeydi. O simsiyah zihnin bütünlüğünün şekillendirilmeleriyle geçmiş bir karanlığını kulağıma gelen bir ses bozuyor. Halen her yer karanlık benim için öyle de kalsın istiyorum ama yeniden hafif aydınlanan gün ışığı gibi benim de doğrulmam gerekiyor. Kalkıyorum ve sersemlikle perdeyi biraz sıyırdım yarı açık gözlerle İstanbul'un çamurlu yüzeyine anlamsızca bakıyordum ama havada tatlı bir sıcaklık vardı bulutlar gri, hava lodostu belli yağmur yakın zamanda gelicekti adeta bir tuvalet sifonu gibi bütün pisliğini temizleyecekti koca şehirin yeniden aydınlanacaktık.

Aslında zor olan yaşamakmıydı yoksa sürekli olan şeyleri gözümüzde büyüttüğümüzden dolayı biz mi zorlaştırıyorduk orası meçhul ama bir şekilde kendimi dışarı atıp günlük düzenim için yola koyulmam gerekiyordu. Kafam da bulutlar kadar gri ve yağmakla yağmamak arasında gidip gelen hava kadar kararsızdı. Sanki yapıcak hiçbirşeyin yoksa bu yolu takip etmelisin şeklinde programlanmış bir robot gibiydim adeta, programlanan o güzergah üzerinde şuursuzca ilerliyordum. Birşeyler yapıyordum kendi kendime bir an da gazete bayinin önünde durdum cüzdanımı çıkarttım ve kaldım öylece önümdekilerin neler yaptıklarına baktım gazete bayinin arka sol tarafından yavaşça beyaz montuyla kurumsal bir firmada çalıştığı belli olan o klasik iş kadınlarının bir hareket ediyordu. Sıra bana gelmişt ne alıcaktın heh! buldum "uykusuz lütfen!" koyulan 1.75 tl sonrasında hesap yapan bayi sahibini uğraştırmaksızın kıvırıp gazetelerin üzerine bıraktığı her hafta almaktan sıkılmadığım ama bunu almanın bile artık çok sıradanlaştığını düşünürken "kolay gelsin!" dedim.

Bencilce metronun oturmak için koyduğu yerleri işgal eden insan müsfettlerini normal bir yürüyüş hızıyla geçerken sonunda biri kalkmıştı ve benim elimdeki dergimi okumak için iyi fırsattı fakat doluluktan anlaşılıyordu ki birazdan önümden geçicek bir kaç vagonla okumamı sonlandırmak zorunda kalıcaktım. Öyle de oldu bir sonra ki durakta dolan yolcu sayısıyla ve her zaman ki bedavacı insan zihniyetinin bakışlarından sakınırcasına katlıyarak okumaya son verdim.

Biraz yürümem gerekiyordu şimdi uykumu açıcaktım biraz ya da yürürken bile halen içimde ki o uyuma hissi yüzünden lanet etmeye yeltendiğim zamanımı değerlendirmek için değil adeta öldürmek için gittiğim ofisime gidiyordum. Farkında olmadan kapısındaydım birazdan çıkıp montumu hemen omuz mesafemde ki askılağa emanet ettikten sonra koltuğuma daha oturmadan bilgisayarımın tuşuna basıcaktım. Geçicekti bir gün daha başlamak bitirmenin yarısıyıdı sonuçta hep öyle inanmıştık ya da iyimser düşünmek istiyorduk.

Gün yeni başlıyor derken aslında iyimserdim biraz sonra nelere takılacağımı bilmeden açtım derginin kapağını geri kalan şeyleri okumak için açtığımda gelen sayfalarda yer alan ikili ilişkilerin karikatürlerinin dünyasında buldum kendimi oysa ki insanların gülmek için aldığı kağıtlar bir insanı nasıl bu denli düşünceler itebilirdi ki itiyorsa niye alırdı. Bilmiyorum bilmek istemiyordum hiçbirşeyi bakamıyordum dayanamıyordum her defasında ya da o rüyanın içerisine kaptırıp başrol karakteri ben olup ruhumu dinlendirmek istiyordum biraz...

1 yorum: