31 Aralık 2010 Cuma

Yeni sene


Okulun yeni döneminin başlamasıyla birlikte, o ilk gün açılan tertemiz defter heyacanıyla eş değer boş bir 2011 arşivi bekler...

29 Aralık 2010 Çarşamba

Niye?

Aklıma gelen herşeyi denememe rağmen niye hiç bir zaman olumlu birşey olmuyor? Çok şey istemiyorum. Sadece tek bir şans.

Bugün

Can sıkıntımı gidermek için işten çıktıktan sonra bir yerlere gidip oturmanın iyi olacağını düşünüyorum. Yine değişmez mekan Taksimde tek kişilik bir sandalye ve masa yeterli olacaktır. Belki katılabileceğim bir topluluk binası yolumun üzerinde olursa o da değerlendirilebilir bir fırsat.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Neyin kafası bu?

İyi bir üniversitede mühendislik okuyup başka şeylere zaman bulan fakat hal hatır sorduğunda içim dışın proje oldu diyen bir insana şaka yollu "bir kıçı kırık projede mi yoruldun?" sorusunun cevabını ciddiye alıp sanki okulda dünyayı kurtaracak bir proje geliştiriyormuşçasına saldırgan ve hakaret içerikli bir cevap alınca güldüm ve ben yaptığım projeler üzerinden para aldığımı kısacası prof. olarak çalıştığımı söyledim. Yaptığım projelere girip sidik yarışına girecek değildim sadece insanların üniversitede dünyanın en zor şeyini yapıyormuş gibi davranması komik bir durum. Karşıdan gelen yeni cevap artık saldırganlığını yitirmişti.

Neyin kafasındasınız siz?

26 Aralık 2010 Pazar

Fotoğraflar

Koca bir tatilin yarısını kurs dolayısıyla katliamını gerçekleştirdikten sonra can sıkıntısıyla ve pena bakma gereksinimiyle Taksime çıkmam mevzu bahis oldu. Haliyle kararı verende, işleme koyucakta ben olduğumdan dolayı ne dersem o oluyor. Her zamankinden biraz daha kalabalık bu aralar Taksim gidebildiğim en hızlı tempo ile tünele doğru ilerliyorum. Kulağımda kulaklık müziğe kapılmışım. Kafamda ki penayı değil ama bir deneme için benzer tipte bir pena alarak çıkıyorum dükkandan. İlerlerken şarkılar biraz daha yavaşlıyor ve hızlı yürümenin verdiği bir yorgunluk çöküyor insanın üzerine. Etrafa bakarak giderken herkesin birbirinin resimlerini çektiğini görüyorsun. Kimisi çocuğunun eşiyle resimini çekiyor, kimisi sevgilisinin.

Herkes mutluluklarını fotoğraflarken yine yalnızlık düşüncesi bir yerden girmişti içine ve daha da komiği en son ne zamana ait bir fotoğrafımın olduğu bile muammaydı. Takribi olarak bir kaç sene öncesine aitti sanırım bütün fotoğraflarım peh!!

Bu mu lan!

Ertesi akşam geç yatmamın ne denli etki ediceğinden bir haber gecenin bir saatinde yattım. Sabahın 11'in de bir seslenişle uyandım. Artık güne başlamak için zaman biraz gecikmişti ve ben sanki halen uykumu almamış gibiydim. Kursa gitmem gerekiyordu ve varabilmek için normalde bineceğim duraktan farklı bir durakta binmem gerekti. Kısacası küçük çaplı bir yürüyüş olmuştu. İndiğim yerde bitmek üzere olan akbilimi hesaplarıma göre aylık olarak daha kârlı olacağı için o şekilde doldurmaya karar vermiştim. İlerken bir an ışık gözümün önünde kırmızıya döndü birşeylerin ters olduğunu farkettim ama uzun sürmedi şaşalamam. Arabalar süratle üzerime geliyordu ve kısa bir deparla atlattım.

Bütün gününü kaplayan iş'lerden sonra kursta ders dinlemek çıktıktan sonra sanki sadece yarım saat ordaymışsın havası veriyor. Yine yürümeye başlıyorsun. İstikamet Taksim. İlk yoldan geçtikten sonra ikinci yolda arabaların nereden geçdiğine dikkat etmeden ilerlerken ikinci ezilme vakasını atlatıyorsun gün içerisinde. Bana göre ise halen telaş edilecek birşey söz konusu değil.

Akşam üzeri bastıran yağmurla nereden çıktıkları belli olmayan şemsiyeciler İstiklâl üzerinde dolanarak şemsiye satmaya başlıyor. Bir an için herkeste aynı şemsiyeleri görüyorsun hafif bir tebessüm oluyor. Deri montun kafanın üzerine geçirebilecek hiçbir koruması bulunmadığı için nasılsa ıslanıyorsun. Nasıl olsa eve gidiyorum diyerek yağmuru umursamıyorsun . Ön tarafta ilerleyen çift ise bir şemsiyenin altında hafif yağan yağmurdan korunmaya çalışıyorken yanlarından bu muydu lan sizin romantikliğiniz? Ben tek başıma daha romantiğim şeklinde ki saçma bir düşünce ile geçip gidiyorsun yanlarından. Romantik olarak atfedilen bir çok şeyin aslında ne kadar da komik şeyler olduğu konusuna girme niyetinde hiç değilim.

Kalabalık yolda devam ederken her zaman olduğu gibi düşünüyorsun,
Ne eksikti? Neyi eksik yaptım? Niye eksiğim?

22 Aralık 2010 Çarşamba

En çok

En çok ne canını sıkıyor insanın biliyor musunuz?
Çift kişilik yapılan hiç bir işi yapamıyor olmak.

Keşke akılcılık ve olasılıklarım kendini bir an olsun mucizelere bıraksa.

21 Aralık 2010 Salı

Bu arada

Üşengeçlikten nefret ederim.

Son zamanlarda

Blogumu artık kısacık notlar tuttuğum bir defter haline getirmişim. Uzun yazıların biraz daha zor okunuşundan tut, artık içinden fışkıran o duygu selinin biraz daha yoğun kıvama gelerek pıhtılaşmasından olsa gerek. Bir insana artık yazmak ya da anlatmakta yetmiyorsa ne yapabilir kestiremiyorum. İşlerinde yoğunlaşmasınıda bir bakıma bahane ederek kendimi iyice salmışım. koca 2 ay içerisinde artık sakallarımı bile kesmez olmuşum ve halen bu durumuda yadırgayan birileri bile olamamış. Soğuklarında gelmesiyle dışarı çıkma hevesi kursağında kalıyor insanın artık ve yüzlerce müzikle bön bön ekrana bakarak koca bir günü heba ediyorsun. Eskisi gibi kafamı yastığa koyduğum andaki huzur bile beni terketmiş, gitmiş.

20 Aralık 2010 Pazartesi

Başlıyor!

Yine başlıyor geçtiğimiz yılın en'leri.
Anti-klişe timi toplayıp geliyorum bekleyin lan!..

19 Aralık 2010 Pazar

Hep doğru

Murphy, ne mübarek adam. Bir kere söylediğinin yalan yanlış olduğunu görmedim.
Çok ciddiyim!

17 Aralık 2010 Cuma

Özgürlük

Siz özgür olduğunuzda rahat olacağınızı düşünürsünüz ama tam tersine özgürlük sizi ve tercihlerinizi kısıtlar.

16 Aralık 2010 Perşembe

Yılbaşı

Müslüman olup, Noel bayramını kutlamak. Akabinde çam ağacı süslemek.

Normal bir durumda bu insana ya iki yüzlü ya da özenti denilebilir ama günümüz Türkiyesinde çağdaş(!) olarak anılıyorlar. Bilmem anlatabildim mi?

15 Aralık 2010 Çarşamba

İç Savaş - 2

Gün ışığı ortaya çıkmadığı halde, sabaha yaklaşan saat nedeniyle vücut üzerinde kıpırdanmalar başlamıştı. Yatağın içerisinde vücut ısısı ile battaniyenin harmanladığı o sıcaklık her yerini kaplamış, kaslarını olabildiğince gevşetmiş durumdaydı. Kafasının içerisinde geceden kalma şeyler dönüp duruyorlar. Biraz olsun rahatlamak adına yeni bir gün ve yeni süprizler için usulca doğrulurdu. Çok geçmeden kış soğuğu dışarıda olduğu gibi evin içerisinde kendini hissettirmekten geri kalmamış olduğunu fark ettirmişti. Aniden bulunduğu yerde zaman durmuşçasına çakılı kaldı. Önünde hayatın her yerinde olduğu gibi iki seçenek; geri dönmek ya da devam etmek karar mekanizması halen yeterince iyi çalışabiliyordu. Mantıklı olanın daha fazla acı çekmeden devam etmek olduğunu sabahın körü olsa da idrak etmesi zor olmamıştı. Yorganı üzerinden sıyırarak doğruldu. Yavaşça çıplak ayaklarının yere temas eden yüzeyi artıyor vücut bütün yükünü ayaklara aktarırken damarlar deriden sıyrılıp çıkacakmışçasına kendini gösteriyordu.

---------------------------------

Bulanık bakışlarla yarı karanlık odayı anlamsızca süzüyordu, içeride bulunan eşyalar bırakıldıkları yerde duruyorlardı. Evde tek başına kaldığı fikri bir an da acı bir fren sesi gibi beyninde yankılandı ama kendine gelip kötü de olsa yeni güne başlamak zorunda olduğunu biliyordu ki, çok geçmeden soğuk havanın etkisi her geçen dakika artıyor, bünye kendisini bu koşula karşı alıştırmak için ufak bir titreme evresi içerisinde ısı dengesi kurmaya çalışıyordu. Bir nebze olsun ısınmak adına çoraplarını giymek üzere elini yatağının yanında bulunan dolabın önüne atarak çoraplara uzandı. Üstünkörü bir düşünce ile çoraplarını dün giydiği ve gün dahilinde sadece evin içerisinde dolandığından halen giyilebilecek kadar temiz sayılırlardır. Küçük temizlik muhasebesinin ardından sıra en sevmediği iş olan çorapları giymeye geldi. Bacaklarını sonuna kadar karnına çekerek çorapları ayağına geçirmek adeta bir tür işkenceydi ama bu soğukta ısınmak adına çorapları hızlıca giyinmesi zor olmadı. Terliklerini ayağına geçirdikten sonra tuvalete doğru gözlerini ovuşturarak ilerlerken odanın kapısında tökezleyerek karşısında bulunan koridor duvarına süratle çarpmak üzereyken bir anlık refleks ile sağ kolunu bir kalkan gibi kullanarak vücudunun kısmen daha az darbe almasını sağlamıştı.

12 Aralık 2010 Pazar

Karanlık

Hava gittikçe kararıyor. Ufuk mesafesi gittikçe düşüyor. Sadece önünü görebiliyorsun. Aslında gün içerisinde yeni bir gün doğuyor...


Gittim

Gece 04:00 sabah etmeden gittim.

9 Aralık 2010 Perşembe

İç Savaş (v2)

Gün ışığı ortaya çıkmadığı halde, sabaha yaklaşan saat nedeniyle vücut üzerinde kıpırdanmalar başlamıştı. Yatağın içerisinde vücut ısısı ile battaniyenin harmanladığı o sıcaklık her yerini kaplamış, kaslarını olabildiğince gevşetmiş durumdaydı. Kafasının içerisinde geceden kalma şeyler dönüp duruyorlar. Biraz olsun rahatlamak adına yeni bir gün ve yeni süprizler için usulca doğrulurdu. Çok geçmeden kış soğuğu dışarıda olduğu gibi evin içerisinde kendini hissettirmekten geri kalmamış olduğunu fark ettirmişti. Aniden bulunduğu yerde zaman durmuşçasına çakılı kaldı. Önünde hayatın her yerinde olduğu gibi iki seçenek; geri dönmek ya da devam etmek karar mekanizması halen yeterince iyi çalışabiliyordu. Mantıklı olanın daha fazla acı çekmeden devam etmek olduğunu sabahın körü olsa da idrak etmesi zor olmamıştı. Yorganı üzerinden sıyırarak doğruldu. Yavaşça çıplak ayaklarının yere temas eden yüzeyi artıyor vücut bütün yükünü ayaklara aktarırken damarlar deriden sıyrılıp çıkacakmışçasına kendini gösteriyordu.


Not: Biraz daha geliştirerek, hatta yeniden başlayarak ilk seri olarak yazmayı düşündüğüm yazıya sonunda giriş yaptım. Geçen yazıyı düşünüp yavaş fakat daha dolu yazarak gitmenin daha güzel olacağını gördüm. Her şey yeni başlıyor...

8 Aralık 2010 Çarşamba

İç savaş

Daha içerisi karanlıkken huysuzlanmaya başlıyor. Yatağın içerisinde vücut ısısı ile battaniyenin harmanladığı o sıcaklık her yerini kaplamış ve gevşetmiş durumda buluyorsun. Kafanın içerisinde geceden kalma şeyler dönüp duruyorlar. Rahat kalmak adına dikiliyorsun ayağa ama unuttuğun mevsimin kış olduğuydu. Aniden bulunduğun yerde donup kalıyorsun. Önünde her zaman ki gibi iki karar kalıyor geri dönmek ya da devam etmek. Mantıklı olanı daha fazla acı çekmeden devam etmeyi tercih ediyor.

Halen eksikler var. Buzdolabının karşısında yarı uykulu şekilde içerisindekileri süzerken dolabın ışığıyla havada gözüken soğuk dalgası pijamalarına çarparak azalan vücut ısını biraz daha zorlayarak uykunu biraz daha kaçırıyor. Artık olabilecekler hazırken sabah haberlerine bakarak atıştırmanın vakti geçiyor. Büyük adımlarla bir lokma ekmek dilimi ağız içerisinde öğütülme işlemine tutulmuşken aynı anda her zaman ki pantolona bir kıyafet seçme telaşıdır gidiyor. Bugün de diğerleri gibi sıkıntılı aslında en iyisi siyah bir şeyler giymek olacak.

Dışarıya adım attığında gün ışığı bünyeni biraz daha zorluyor...


Not: Benden bağımsız öylelemesine karalama. Daha genişleterek yazmak için küçük bir başlangıç

6 Aralık 2010 Pazartesi

Müthiştir

Tarif edilemez derecede müthiştir o kuruyemişçinin önünde kavrulan leblebinin kokusu. Zaman zaman özlerim o kokuyu ve insana soğuk bir kış gününde kattığı küçük neşeyi.

Nedir bu?

Nedir bu felsefe ya da söz alıntılama sevdası? Hayatın formülüze etme sevdanız? ya da sizden daha zeki olduğunu düşündüğünüz insanların söylediklerini uygulamak?

Başkaları olmaktan vazgeçmeli bu insanlık...

5 Aralık 2010 Pazar

En güzel

Hayatta en güzel olaylardan birisi kışın hafif uykulu bir şekilde tatlı tatlı yastığa kafayı koymaktır. Biraz düşünceli, belki sıkıntılı olsan bile o an sanki her şey düzelmiş ya da düzelecek gibidir. Huzur denen meredin yakalanabileceği anlardandır. İnsan ömründen her giden günün farkında bu fırsatı doyasıya değerlendirmeli.

4 Aralık 2010 Cumartesi

Mim 20

İmge mimlemişti epey bir süre önce ama ben iş kalabalığından ancak haftasonuna zaman buldum bunu yazabilmeye.

Konu: "Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?"
Ben bu konuya biraz daha ilişki için neler gerekli şeklinde yazacağım.

Bana göre aslında aşk değil çekicilik vardır ve üzerinde ki çekim gücünü neyin oluşturduğunu bilmediğin için her zaman devam eder o çekim gücü. Peki nedir bu çekicilik derseniz tahmin edinilenin aksine bana göre biraz daha farklıdır. Kimi kadın için siyah kemik çerçeveli bir gözlük, kimisi için siyah kahküllü bir saç, boyun hizasında olucak şekilde kısa kesilmiş diğer bir saç modeli, kırmızı ruj, gümüş yüzük, yere kadar bir kat kat ya da güzel otantik baskılı bir etek, makyajsız bir surat, boyuna bağlanan bir fular ya da bir saç bandı. Sayılabilecek bir sürü fiziki özelliğin yanında onun kendini yansıtabildiği bir sürü şey yazılıp çizilebilir.

Tabi ki bunların hepsi bir insanla tanışmadan önce ilk izlenim için olan şeyler. Asıl önemli olan şey düşünce mutluluğu yani ilişkiden beklenilenler ve alınanlar.

***Bana kalırsa en önemli beklentilerden biri zevk konusudur. Çünkü hayatın her yerinde ikiye ayrılmak hoş olmıcak bir davranıştır. Bir iki örnek vermek gerekirse en önemli şeylerden biri damak zevkidir. Beğendiğin bir yere gidip günün süper geçiceğini düşündüğün zaman öyle bunda yanılmak ve zevk alamamak hiçte hoş birşey olmasa gerek.

Ve ya bir aile olmanın arifesinde yapılan alışverişte alınacak şeylerde zevk ayrılığı hiç hoş olmasa gerek.
***Ilımlı olabilmek. En önemli özelliklerden biridir.
***Açık olmak bir insanda bulunabilecek en güzel özelliklerden biridir. İnsanın güven düzeyini yüksek tutar ve ne düşüneceğini ne zaman ne yapacağını iyi bilmesini sağlar. Anlaşmanın mümkün olduğunca yüksek olucağını düşünüyorum.
***Sırasında en lüzumsuz şeyi bile düzgün bir şekilde tartışabilir olmalıyız.
***Birbirimize birşeyler katabilmeliyiz.
***Topluluk içerisinde bir karar verirken bireysel değil birlikte karar vermek.

Kısa bir özet geçmek gerekirse sevgi, saygı, anlayış ve zevk uyumluluğudur bir ilişkide aranılan.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Electric Wizard - Satyr IX

Bu şarkıyı tamamen dinlemek insanın bütün ruh durumunu değiştirebiliyor.

Blog Ödülü

Beni ödüle layık gördüğü için ozzeinep'e teşekkür ederim.


Ben de ödülü yazılarını, anlatımını, anlattıkları şeyi kısacası herşeyiyle süper bir blog olan;
http://imgeselzihin.blogspot.com/

ve son bir kaç gün içerisinde gözüme çarpan
http://bubnmhytm.blogspot.com/

bloglarına yolluyorum.

28 Kasım 2010 Pazar

Kum gibi...


İnsanlar kum saati içerisinde ki zerrecikler gibi akıp gidiyorlar. Bir taraftan zaman peşlerinden koşturuyor. Kimileri için ise zaman tam onların yanlarında hesap yapabilmelerini sağlayan bir kavram. Bazıları için sadece yaşlılık kalıyor geriye.

Zaman insanların peşinden koştururken onlar da hızla yürüyorlar. Sürekli bir yere yetişme, bir şeyler yapma telaşı kaplamış. Bazen insan ne istiyor biliyor musunuz? Birini durdurup ne işin var böyle, nedir senin için önemli diye tartışmak belki de en salakça şeyleri gözünde ne kadar büyüttüğünü ona göstermek. Bazen kolundan birini tutup hadi gel şuraya oturup tanışalım demek istiyorsun. Sahi okul sıralarında oturup tanıştığımız kişi de bir yabancı değil miydi?..

Kimileri için geçen zaman kazanılanın sevincinin katlanmasıdır. Günleri, ayları, seneleri hesaplaması her gün için biraz daha sevinç kat sayısını arttırır. Onların umurunda değildir zaman sadece bağların ne kadar daha koparılamaz, ne kadar daha beslendiğini görürler gün geçtikçe. Akan giden şeyleri değerlendirmek adına neler yapılabileceğini ve yapılacaklar listesinde yalnız olmadığını görmek, o listeyi ikiye katlamaktır kimileri için.

Bazıları için hiç bir amaç kalmamıştır bu dünyada onları bağlayabilecek. Mutsuzdur, huzursuzdur daha nice olumsuz duygular besliyordur içerisinde. Her sabah kalktığında değişmeyen şeyleri yeniden göreceğinin bilincinde kalkarsın üzerindeki olumsuz elektrik beyninin bir köşesinde hep vardır. Kendini sıradanlığın kollarına bırakarak her şeyi izole etmekten başka çaren kalmamıştır. Bunun için hazırlanır çıkarsın işine ya da okuluna gidersin. Zaman geçirir tekrar dönersin. Zihnin kimi zaman yorgundur biraz arındırmak için bir şeylerle oyalanırken yatma zamanı gelir. Cuma günü sendromu baş gösterir. Bilirsin hafta sonu hiç bir şey yapmayacağını kendine iş çıkarmak istersin ama nafile bir çabadır. Hayatı öylesine yaşıyorsun yani sadece yaşlanıyorsun.

27 Kasım 2010 Cumartesi

Alev

İnsanlar bazen neye nasıl tepki vericeğini şaşırıyor. Bu sanırım biraz da o an sinir kat sayısının artmasıyla ilgili. İşte bu yüzden oto kontrol sistemimle her zaman kendi içimde boşverip onu hafifletme eylemine geçip boş bir zamanda çıkartıp sinirlenmek kimi zaman daha mantıklı. Çünkü böyle yapmadığın takdirde bilinç altın bir an için onu yaşıyacaktır sen bunu bilinçli olarak yapmasan bile.

Ne zaman şu cumartesileri işlerim düzgün gidebilir. Ben ne zaman gerçekten içten gülebilirim diye düşünüyorum. İşten bunalmış haftasonu tatilini beklerken yine sorduğum soruların yanıtsız kalıcağını, aldığım sözlerin geçmiyeceğini ve hiçbir cevap alamıyacağımı biliyordum, hazırdım. Fakat sırf hazır olmak yetmiyormuş...

Hep birşeyi yanlış yapıyormuşum gibi geliyordu. Oysa tam tersi gereğinden fazla şey yapıyordum karşı tarafta ki insanın düşünmekte zorlanacağı şeyi çıkartmak kısacası ona süpriz yapabilecek bir sürü potansiyel yaratabiliyor insan. Sonra oturup kendi kendine strateji oyunu oynamaktan başka birşey yapmamış olduğunu görüyorsun. Skor sayfanı açıyorsun eksilere düşmüşsün. Kendi madenlerinden de yollamışsın.

Havada uçuşan bir sürü kağıt daha da hızlanıyorlar biraz daha fazla ve bu koku, bu yanık! kokusu. Herşey alev almaya başlıyor ve yavaş yavaş yağmur formunda düşmeye başlıyorlar.
Kaçan kendini kurtarıyor.

25 Kasım 2010 Perşembe

Mim 19

Lethe'den mim gelmiş teşekkürlerimi sunup yanıtlayalım şu yazı kıtlığında.

1.en sevdiğiniz kelime:
O değil de

2.nefret ettiğiniz kelime:


gocunmak

3.Ne sizi heyecanlandırır:
İnsanların davranışları

4.Heyecanınızı ne öldürür:

Yapılan şeyin sıradan olduğunu öğrenmek


5. En sevdiğiniz ses:

Gitar sesi

6..Nefret ettiğiniz ses:

Balgam çıkartıcak insanın oluşturduğu ses

7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz:
Avukatlık

8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz:

Telepati

9.Kendiniz olmak istemeseydiniz kim olmak isterdiniz:
En büyük idolüm kendim.

10.Nerde yaşamak isterdiniz;

Göl kıyısında bir kulubede nerede olduğu çok önemli değil.

11.En önemli kusurunuz:

Çok sorgulamak

12.Size en fazla keyif veren kötü huylarınız:
İnsanlardan daha önce birşeyleri görmüş olup söyleyerek onları sinir etmek


13.Kahramanınız kim:
Yok

14.En çok kullandığınız kötü kelime:
Ağzını burnunu kırıcam

15.Şu anki ruh haliniz:
Uykulu (7 de kalkıp 9 saat mesai)

16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:
I Love Realism

17.Mutluluk rüyanız:
Güzel biriyle, güzel bir yerde, güzel şeyler...

18.Sizce mutsuzluğun tanımı:

Birbirine koşulsuz tutkulu iki birey

19.Nasıl ölmek isterdiniz:
Gaz olabilir. Uyurken ne olduğunu anlamadan ölebilmenin en iyi yolu.


20.Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz:
Yorumsuz


Diğer mim olarak benimde garip alışkanlıklarım olmadığından es geçiyorum =))

Veeee yine mim'i yazma zorunluluğu altında bırakmadan kimseyi isteyen alır diyorum.

24 Kasım 2010 Çarşamba

İş güç gidiyoruz

Çalış çalış bayramdan sonra bir harala gürele anlamadım gitti. Yani o derece halen dumur etkisindeyim. Bu arada cuma gününe projenin demosunu istiyorlar uğraş dur.

Üzerine üstlük perşembe günü eğitim var saat 08:00 de başlıyacak 3 de bitecek ondan sonra akşam 6'ya kadar burdasınız deniliyor. Anlıyacağınız 1 saat fazladan ofiste geçireceğiz.

Haftasonuna istek duyulan haftalardan birindeyim anlaşılan.
En büyük sorun yastığa kafayı koyduğunda kafa doluluğundan uyuyamamak uçucam sanırım.

21 Kasım 2010 Pazar

Yalnızlık


  • yalnızlık, konuşmak dertlerini paylaşmak istediğinde yanında bir insan evladının bile bulunmamasıdır.
  • duvar dibinde ki boş kaleye şut çekmektir. 
  • msn de tek başına olmana rağmen durumunu meşgule almaktır.
  • yalnızlık bilgisayar başında saatler geçirmektir.
  • film izlediğinde yorum yapıcak insanın olmamasıdır.
  • kontör yüklemeye gereksinim duymamaktır.
  • aklıma bi espri geldiğinde o anda o espriyi paylaşacak birinin olmaması sonra günlerce unutmamaya çalışıp ilk ortamda o espriyi yapmaya çalışmak...
  • çok hayal kurmaktır yalnızlık.
  • yalnızlık eve hep anahtarla girmektir.
  • kafandakiler hiçbir zaman başkasına tam anlamıyla anlatamıcak olmak, tümüyle kim olduğunu ne hissettiğini senden başka kimsenin bilmiyor ve bilmeyecek olması.
  • kendin pişir kendin ye dir.
  • yalnızlık yemek yapmayı öğrenmektir.
  • kendi sesine yabancılaşmaktır.
  • yalnızlık kıyafet alırken "yakıştı mı" diye satıcıya sormaktır.
  • yanlızlık, ondan kurtulmak için kalabalıklara karışmaya çalışmaktır, tek başına...
  • akşam kapıcı çöpü almaya geldiğinde iyi akşamlar derken ses çatallaşır, tüm gün kimseyle konuşmadığınızı anlarsınız o an.
  • söylemesi kolay taşıması zor olandır.
  • tetriste uzun çubuğu bekler gibi beklemektir gideni...
  • kendinizi özgür kılacak bi sona ihtiyacınız olduğunu hissetmektir.
  • yalnızlık hep çalar saatle uyanmaktır.
  • cenazeme kimler gelir diye düşünmektir.
  • insanların bol olduğu bi ortamda bi köşede durup başkalarını saatlerce izlerken yakalamaktır kendini...
  • dışarı çıkınca:"nereye gitcem lan ben?" diye kendine sormaktır.
  • bir süre sonra, özenle aldığın tavlanın pakedinin bile açılmamış olduğunu farketmektir.
  • tansaştaki kasiyerle muhabbet edip mutlu olmaktır.
  • yalnızlık, hayata dair, her şey güzel olsun diye çabalayıp her şeye geç kaldığını farkettiğin andır...
  • yalnızlık yeni bir yere gezmeye gittiğinde dönüşe hediyelik eşya alacağın birisinin olmamasıdır...
  • birini aramak isteyip telefon rehberinde a dan z ye gelip kimseyi arayamamaktır.
  • cebindeki son sigarayı yoldaki biri isteyince seve seve vermektir.
  • yakın sandığın biri bişey sormasa bile her bokunu anlatmandır.
  • tek başına yolculuk ederken karşında sohbete dalmış grubu görünce içinde bir boşluk hissetmektir.
  • her gün işten çıkınca direk eve gitmek.
  • sadece gazete yorumlarına bakarak iddia oynamaktır.
  • vapurda fotoğraf çekilen çiftleri imrenerek izlemektir.
  • kendini amerikan dizilerine, animelere, filmlere, orta dünya'ya, oyunlara vermektir yalnızlık.
  • yalnızlık sevdiğin kişinin seni sevmemesidir.
  • bir elin üşüyünce onu diğer elinle ısıtmaktır.
  • yalnızlık sakallarını kesmeye üşenmektir.
  • apartmandaki hiç sevmediğin yaşlı teyzelerle muhabbet etmektir.
  • cuma sendromu yaşamaktır.
  • kendi kendine konuşana bazen deli değil yalnız derler.
  • hayatı hayalinde yaşamaktır... ve ölüm geldiğinde sadece o son an gerçekten yaşadığını hissetmek.
  • yalnızlık bowlingde ardarda 3 oyunu sadece 35 dkda bitirmektir.
  • sabah uyanmak istememektir.
  • nereye gittiğini umursamadan kulağında kulaklıkla saatlerce boş boş dolanmaktır.
  • günlerce ağzından tek cıkan kelimenin bakkala söylediğin "hayırlı işler" olduğunu düşünmektir.
  • yalnızlık çalıştığın yerde seni anlayacak bitane bile insanın olmamasıdır.
  • yanlızlık ölümü bir an önce beklemektir.
  • en sonunda tek başınalığı kabullenip pes etmektir.
  • başka yapacak şeyi varmış gibi tatilde evde yatıp dinleneceğini söyleyerek kendini kandırmaktır.

Yalnızlık oturup bu yazıları okumaktan kendini alamamaktır.
Tarafımca 74 sayfayı okuyarak inci sözlükten alıntılanmıştır.

Kafa binbir

Düşünce yoğunluğunda. Kahve içmenin konsantrasyonumu toparlaması için iyi olacağını umuyorum ya da sadece kahve içmek için birşeyi bahane ediyorum. Herşey mümkün...

19 Kasım 2010 Cuma

Gecenin bir vakti

Bir ara ani kararlar vermiş yine gece 2-3 suları gibiydi. Bu saatte bile verimli düşünebilen bir bünye sahibine normalden fazla yük bindirebiliyor. Oysa şuursuzca bir kaç saat geçici bir huzur kaynağı olabilirdi ya da geri döndüğünde yine aynı sahne ile karşılaşmak bir hüsran, kimbilir...

Ufaktan yazacağım bir yazıyı hazırlamak adına tam zamanı olduğunu düşünsemde vücudum yazmamam için direniş gösterircesine beni sandalye üzerinde rahat bırakmıyor.

17 Kasım 2010 Çarşamba

Artık bu hayat

yaşamaya çalıştığım bu boktan hayat bana ağır geliyor. Daha fazla dayanamıyacağım...

15 Kasım 2010 Pazartesi

Zaz - Les Passants

Dinlenesi

Bayram temizliği

Bilgiyasar üzerinde bir bayram temizliği uğraşı vakit geçirmek için iyi bir yöntemdi sadece, tekrar başına oturduğumda herşey aynıydı.

14 Kasım 2010 Pazar

İntiharı deniyen sözlük yazarı

Gündeme dair yazılar yazmayı sevmediğimi yazılarımı takip eden insanlar bilir. Çünkü ağzı olan konuşur bu konular ve laf kalabalığını arttırmaya gerek yok kimse senin fikrinin olağan üstü olduğunu düşünmeyecek. Fakat bu öyle bir konu ki kayıtsız kalamadım. Bu mecrada olan herkes az çok sözlükte olan bitenlerden de haberdar ki ben sözlükte olmama rağmen haber ile karşılaştım. Kısacası bir ekşi sözlük yazarının intihar durumu.

Bir çok şey yazıldı çizildi kimileri bu kadar etrafta aç, susuz vs. var. Bir kısım insan canı bu kadar ucuz değil diye telefonlara sarıldı diğer bir kısımı şov amaçlı dedi.

Kişinin gerçekten intihar etmek istemediği aslında bir gerçekti fakat buna şov yaptı diyemem. Sadece biraz ilgi istiyordu. O ilgi budalası insanların hiçbiri bunun eksikliğinin ne demek olduğunu bilmediği için yorumlar gayet normal karşıladım.

Aç, susuz var diyen insanlar için kendileride bu yazıları yazabildiklerine göre açta açıkta değiller ve durumu bu şekilde çirkinleştirebilecek kadar da hayatta herşeye sahip hariçten gazel okuyanlardır.

İntihar ile ilgili diğer düşüncelerimi başka bir yazıda dile getirmeyi düşünüyorum.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Canın sıkıldığında

Konuşmak istediğinde msn'de bile kimsenin online olmaması...

Duraksama

Hayatta genelde duraksayıp düşünme işi olaylar bittikten sonra gündeme gelebilir ya da gelmez. Fakat bunun durduk yere gerçekleşmesi ne içindir anlam verebilmiş değilim. Hayatın boşluğunda görmek kendini, mücadele ettiğin şeylerin azıtıp seni dondurduğu bir an ve bunu sadece beyninize bir kaç tını canlandırabiliyor. Müzik insanın ruh hali üzerinde çok şey değiştirebiliyor olsa gerek ama bu kadar somut olmamalıydı.

Ciddi bir duraksama, beynin bütün çalışan noktalarına sinyal gönderiyormuş ve bu yüzden fiziksel olarak kasılıp donuyormuşsun hissi uyanıyor. Bir şeylere odaklandığını ya da beyninde ne döndüğünü o an içerisinde tezahür etmek gerçekten zor. Ama içeride devam ettiğini farkettiğin birşeyler var, hiç bir zaman diliminde engel olamadığın herkesin elinde bolca savururken senin sadece bakmakla yetindiğin. Oysa ki övünerek etrafa dağıttıkları şeyin ne kadar değerli olduklarını bilemiyecek kadar çok vardı onlarda ve hırsla irkilerek kendine geldin.

Silkelenip bulunduğun ortamı, eşyaları, en önemlisi yaşamını belki de sokakta eve döndemeden önce gördüğün bir kaç kare canlandı zihninde. Hayır! durup düşünmeye devam edemezsin, çünkü bu seni içerisini milyonlarca şeyle doldurduğun o karadeliğe tekrar sokucak ve akşamını boş bir hezeyan ile kapatmak artık bunca şeyin üzerine halen bu şekilde bitmemesi gerekir. Büyümüş olmalısın artık ama herkes bilirki büyümek o kadar da güzel birşey değildir.

11 Kasım 2010 Perşembe

Against My Better Judgement-Fate Got Black

Genelde senfonik metalde ki sadece kadın vokal barındıran grupları dinlerim. Kadın vokal arkasında brutal back vokal acayip hoşuma giderken.

Bu şarkıda ki scream vokal ve clean kadın vokal süper oturmuş. Ses hiç tanıdık gelmiyor kadın vokalin ama bulurum belki ararsam çünkü gerçekten sesi güzel.

In Flames- Bullet ride

Bir sabah başlangıcı

9 Kasım 2010 Salı

Değişiklik

Dünden beri deri bilekliğimi hiç kolumdan çıkartasım gelmiyor, adeta bana bir güç katıyor gibi hissediyorum.

Koca bir akşamı oyun oynayarak değerlendirmeye başladım. Kafa dağıtmak ya da daha az şey düşünmek ne denebilir bilmiyorum çünkü bunu bulmaya çalışarak kendimi zehirlemek istemiyorum sadece beni daha huzurlu kıldığı aşikar.

İş güç geçtiğimiz bir haftaya göre arttı. Boş boş işler yapıp canımın sıkılırken yeni projemi tekrar oturtmaya başladım. Hem zaman geçiyor, biraz da kafa yoruyor. Şikayet etmiyorum çünkü kendimi düşünmek artık beni sıkan eylemlerden.

Bir gece ansızın uygulamasına geçtiğim radikal karar karşısında her zamanki gibi pişman değilim ama insanın hayatında keşke dememesi ona her zaman kendisini iyi hissettirmeye yaramıyor maalesef.

Kafam biraz daha yerinde denebilir fakat eksikliklerin tamamlanması senelerdir beceremediğim tek iş sanırım.

7 Kasım 2010 Pazar

Vaatler

Herkes iletişim içerisindeyken karşı tarafa bir çok şey vaat edebilir. Fakat sadece kişilerin bir kaçı söylediklerini icraate dökebilir.

Kaç kişiye karşı söylediğiniz vaatleri yerine getirdiniz?..

Suskunluk hali

Vakit öğle saatlerini çoktan geçmiş olmasına rağmen güneş öyle bir yerden vuruyordu ki cadde boyunca hiç birşeyi seçemiyor ve bittiğinde ise gözleriniz renkleri seçemez halde başka bir boyuta geçmişcesine tepki veriyor bu olaya karşılık. Ama biliyorsun ki yolun sonunda gözüken o güneş dönerken seni etkilemiyecek. Yapılan şeylerin nereye varıcağını o an biliyor olmanın kimi zaman ne kadar güzel bir duygu olabilceğini idrak ediyorsun.

İnsan gezerken öyle şeyleri görebiliyor ki basit gibi gelebiliyor ilk bakışta ama takip ettikçe ağır ağır garipseme evresine geçiyorsun. Oysa bir insanın suskun bir hal içerisinde oturup kafa dinlemesi oldukça normal birşeydir. Fakat dışarıda karşı cinsten bir insanla otururken 5-10 dakika gibi bir süre değil saatlerce kelime etmeden oturmak iki taraf içinde nasıl bir davranış göstergesidir ben hiçbir isim veremedim.

Sonra yine bir gün daha tükeniyor ve bu basit günde sonra eriyor.

Ani kararlar

Akşam olmasıyla birlikte birisinin bana söylediği "ne yapıyorsun?" sözü kulağımda yankılandı ve ani kararlar alma gereği duydum. Sanırım böylesi daha iyi olacak.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Mim 18

Mim Konusu: Kitaplığınızın karşısına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin.
Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın.
Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu!
55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.

Mim Kuralları:
- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.
- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.

Şeklinde direk c/p tekniği ile Çay Tost Ayran 'danaldık mimi. Hiç öyle bakmayın hakikaten üşendim konuyu anlatmaya böyle uzun uza anlatılmışken =)

Kitaba gelirsek isimi "Mutluluk Projesi" 55. sayfayı açtığımda karşımda "Aşkı Anımsa" "Evlilik" bölümü geliyor. Kitabı okumayan birine hitap edicek kısımı ilk paragraftı bu yüzden orayı tercih ettim.

"Mutluluk ve evlilik hakkındaki araştırmalardan ürtkütücü bir sonuç çıkar: İlk çocuktan sonra evlilikte tatmin azımsanmayacak ölçüde azalıyor. Özellikle yeni bebeklerin ve küçük çocukların rahatsız edici varlıkları evliliğin üzerinde oldukça baskı yaratır ve aile içi huzursuzluk da çocukların bu yaşlarında zirve yapar."

Mim de anarşi yaparak kimseyi zor durumda bırakmadan isteyen yazar diyorum.
Son olarak İlveyna yaktın beni o elimdeki mizah dergisi bilmediğim yerden geldi mim =))

5 Kasım 2010 Cuma

Sonu, başı

Günün birinde insan "sonun, başlangıçtan daha ilgi çekici olduğu çok şey" 'in var olabileceğini öğreniyor.

Against My Better Judgement-Forbidden Tree

Ofis bitkisi

Kendisi benim masa süsüm olup. Söz de radyasyonu emmektedir. Sakın bana sende bunu yedin tarzında gözlerle bakmayın annem eve 4 tane alınca 1 tane de sana aldım sizin orada çok radyasyon olur şeklinde ki söylemiyle ofise getirdim koydum. Malum iş yazılım olunca harıl harıl çalışan laptoplar wirelesslar mevcut.

Aynı zamanda kafasına takılan herşeyi google da aradığı için şimdi anne yok öyle şey desem bana kesin kaynak çıkarıcak.

Siz siz olun aile bireylerinize mümkünse bilgisayar kullanmayı öğretmeyin hele hele facebook filan hiç sokmayın benden söylemesi. Tabi işin şakası bu evde yokken bilgisayarı açtırıp birşeyler yaptırdığım da olmuştur =))

4 Kasım 2010 Perşembe

Şansa yaşamak

Şuan gözümün önünde bir çatı aktarma işlemi yapılıyor ve adamların kendini hiçbir güvenlik önlemi almadan sanki sokakta yürüyormuşcasına iş yapması gerçekten ürktücü.

Hani olur ya bir anda düşüp bayılırsın, dengeni kaybedersin, başın döner. Sonuçta herşey biz insanlar için ve buna rağmen kendini ultra süper güvenlik önlemlerinden bahsetmek yerine düzgünce bir halat ile bağlamaktan bile üşeniyorsan gerçekten şansa yaşıyorsun demektir.

Electric Wizard - Venus in Furs

Özellikle 1:40 - 58 arası beni benden alıyor. Hatta 1:55-58.

Mim 17

Aslında tam olarak mim sayılmaz bu ama yine kabaca o kategori içerisine girdiğini düşünüyorum. Benim için güzel düşüncelerini yazarak bana bunu yollayan dedimdi ye teşekkürü bir borç bilerek başlıyorum ben de beğendiğim insanları yazmaya.

Not: Bende belirteyim ki hiçbir sıralama söz konusu değildir. O yüzden maddeler halinde yazıyorum ve zaman zaman belli bloglara takıp sadece onları takip ettiğim için şimdilik bu kadar çıkarabildim.






    Aylar sonra

    Aylardan sonra jilet ile traş olmak zorunda kaldım ve yaşanılan durum inanılmaz rahatsız edici. Bugün ofis için fotoğraf çektirileceği için kestim yoksa traş makinesiyle kısaltmak çok daha hoş, kuru ve acısız bana kalırsa.

    Tabi bir de özel günlerde traş olmak gerekiyor ki karşımdaki insanın zevkine bağlı olarak fikrim değişebiliyor bu konuda. Bazen iyidir incecik kirli sakal =)

    3 Kasım 2010 Çarşamba

    1 Kasım 2010 Pazartesi

    Karanlık


    Zaman akıp giderken herkesin yaşamaya gayret gösterirken başlıca basit bir amacı var. Mutlu ya da kimilerine göre sadece huzurlu olabilmek.

    Şuursuzca insan bedeni salınırken sokak ortasında o an hiçbirşey anlamayabiliyorsun. Düşünmek aslında amacın olan biteni ama o kadar uçuyorsun ki tek baktığın önünde ki insana çarpmamak. Belki de düzgün yürümeye çaba sarfetmek sadece.

    Müzik senin damarlarına işliyorken sadece ayakta tutmaya yarıyor. Adeta narkoz etkisi yaratıyor zihninde o varken birşey düşünemiyorsun, onu duymadığında zaten işlevini yerine getirmiş olduğunu bile algılayamıyorsun. Acıyı dindiremiyorsun hiçbir şekilde sadece uyuşturuyorsun bir anlık. O bile nefes almana yetmiyor.
    Akşam karanlığı çökerken güne bir kez daha ne kadar aciz kaldığını anlıyorsun. Aynı oranda soğukluk çöküyor insanın içine oturduğun yerden kalkamıyacağın şekilde kalıplaşıyor soğuktan vücudun.

    Oysa ki bu kadar basit birşey, nasıl oluyorda işler hiç düzelmiyor aksine daha da boktanlaşıyor. Gittikçe herşeyi içine alan doymaz bir benlik oluşturuyor.

    O hayatı seven, güzel hayatları okuyanlar buralarda ne kadar aciz olduklarını görüp geri çekiliyorlar. Evet o toz pembe gözlüklerinizi kırıyorum, doğruca o pembe panjurlu evlerinize kaçın, durmayın! Yoksa bu hortum herkesi yutmaya hazır.

    Aslında giydiğim kıyafetlerin siyah olmadığını benim onları siyaha çevirdiğimi anladım. İnsanlar karanlığımdan korkuyorlar. Yutucağımı sanıyorlar ya da sadece küçük bir depresif ataktan ibaret zannediyorlar. Kim bilir belki de buralara yazı yazarak farklı bir duruş amacı güttüğümü bile planlıyor olabilirsiniz.

    Durup düşündüm

    "Mütevazi olma gerçek sanırlar."
    Bu durumda ne yapılabilir diye durup tespit yapacağım tuttu.
    Yerine göre kullanılmalı gibi basit bir kurtuluş yolu seçmek yerine, insan yaptığını söylemeli aslında diye düşünüyorum. Daha doğrusu düşünmeye başladım.

    Ha bu arada Youtube açıldı gençler!..

    Teknoloji ile en alakalı ben bunu görmeme rağmen buralara duyurmayı unutmuşum. Evet YouTube açıldı. Eee biz zaten giriyorduk gibi söylemleri duyabiliyorum. Ben de giriyordum ama özgürlüklerin kısıtlanması hiç hoş karşılanabilecek bir konu değildir!

    Peki ya hedef bu muydu? Hayır. Diğer bütün olmaması gereken sansürleri kaldırmak için devam etmeliyiz.

    Fakat sansürün avantajını da görmedik değil hani, ülkemizin yarısı bilgisayar kullanmayı biraz daha kavradı. Hatta DNS profesörü kesildiler.

    Sözü fazla uzatmadan Electric Wizard'ın 2010 çıkışlı albümünün ilk şarkısıyla açılışı yapalım.

    29 Ekim 2010 Cuma

    Sıcaklık

    Akşamları yazı yazmak istediğimde yatağa yatma hissi uyanmaya başladı. Belki en iyi kaçış yöntemim budur diye düşündüm kendi kendime. O soğuk yatağın içerisinde girip önce vücut alışana kadar bir zorluk yaşadıktan sonra yayılan sıcaklıkla o kalın yorganın bir anda huzur dolmasına bağlamıştım. Oysa ki aradığım şey sadece içimi ısıtıcak birşeylermiş. Bir insanın uyuma evresi hayatın küçük bir özeti gibiymiş önce zorluklara göğüs gerip sonrasında huzura ermek.

    Sakalımı en son ne zaman kestiğimide hatırlamıyorum ve bayağı uzadı. Halen hiç kesesim gelmiyor, düşünceli bir şekilde hatur hutur kaşımak hoşuma gidiyor ve unutulmuşluğu hatırlatıyor. Kesmiyorsun çünkü seni bu halde görücek biri yok, kendine kendine bu görüntüyü yıkmak için bir sebebin kalmamış artık, umutların tükendiği son duraktasın o an.

    Gün kendini öyle bir tekrar eder ki dinlediğin şarkı bile değişmez belli bir zaman geçtikten sonra ne dinlediğinin şuursuzluğunu yaşarsın o zamana kadar ne kadar boş vakit geçirdiğininde bilincine varırsın. Ama elimden gelen ne dersin bulamazsın birşey çünkü olaylar senin iradenin dışarısındadır. Yine de kendince çözümler oluşturmaya çalışırsın bitkin bir halde ama onlar da kendini tekrar eder. Oysa hiçte zor birşey değil çaba gösterilen, günlük hayat içerisinde bir çok insanın sahip olduğu gibi bir ya da bir kaç insan ararsın çevrende.

    Tam bunlardan bahsederken iyice hantallaşmışsındır koltukta dışarı çıkmak isteyip yine aynı şeyleri yapmaktan sıkılmışsındır. Halbuki bir çok insana göre nereye gittiğini bilemeden hareket etmek eğlenceli bir hareket olabilir ama belli bir zaman sonra hiçbir büyüsü kalmıyor. Bu sırada biraz daha çakılıyorsun yerine ve sürünerek acı içerisinde yavaşça huzur bulmak için yorganın altına girmeye çalışıyorsun, yorgun parmaklarınla çeki düzen veriyorsun üzerine çektiğin örtüye, yarı bulanık gözlerin artık sonsuzluk içerisinde ve yine silinen düşüncelerle hissiz bir rüya dünyasına kapılıyorsun. İyi geceler...

    28 Ekim 2010 Perşembe

    mim 16

    Mim gelmişti ve yazmanın zamanı geldi. Ramazan T. Kahraman namı diğer Meta'yı tanıdığım kadarıyla anlatacağım.

    Meta metal sever. Özellikle Dimebag Darell hayranı. Esport alanında hwa takımının menajerliğini üstlenmekte. Elinden geldiğince esport, teknoloji, müzik konularında yazılar çıkartmaya çalışan. Mantıklı görüşleri olduğunu düşündüğüm reelde tanıma fırsatımın olmadığı bir yazar. Diğer yaşıtları gibi tek derdi aylak aylak gezmek değil birşeyler üretmek ki bence bu takdire şayan.

    Şahsi olarak kimseye yollamıyorum. Zaten bana yollayanda yok.
    Not: Yazıcak kişi isimimi biliyorsa bile nickimi kullanması tercihim

    27 Ekim 2010 Çarşamba

    Uğraş

    En kötü şeylerden biri insanın uğraşsız kalması ya da elinde ki uğraşlarından sıkılması. Sanki hayata boşuna gelinmiş havası uyandırıyor insanda bu duygu. Üzerine devam eden bu durum sıkıntı ve onun tetiklediği belki de uyumak, bir şeyler atıştırmak şeklinde evrim gösterebiliyorlar. Genelde ömrümüzün hep bir anları bu şekil de heba etmek durumunda kalmışızdır.

    Bu girişi yaptıktan saatler sonra düşündüm ki bir insanın gerçekten uğraşıcak hobileri olsa bile yine de vuruyor hayat seni miğferden geçen mermi gibi. Kalıyorsun olduğun yer de öylece beynine halen oksijen gidiyor o sırada ama gitmesin istiyorsun sadece saçmala ve kurtul ama olmuyor. Elinde zaman geçirdiğin şey bile seni hayatın etkilerinden kurtarmak için fazlasıyla aciz kalıyor. Güzel hayat denilen şeyin sadece boktan bir polyannacılık oyunundan başka birşey olmadığını gösteriyor her defasında. Yoksa oradan hayat halen güzel mi gözüküyor?!.

    Şu 29 ekim arifesinde 3 gün tatil olmasına rağmen ne yapıcağımı bilememekteyim. Bazen tatil olmasını istemeyecek kadar sıkılırsın. Basit bir can sıkıntısı değildir bu ötesinde bir yalnızlığın sıkıntısıdır. Yalnızlık sizin tahmin ettiğiniz gibi arkadaşlarınızla buluşup ayrıldığınızda yaşadığınız ya da etrafınızda kafa dengi insan olmadığı için söylediğiniz yalnızlık değildir. Yalnızlık elin kolun bağlı adeta deli kıyafeti içerisinde çaresizce dört duvar arasında dönüp dolanmaktır. Kaçsan bile kimse senin üzerinde ki deli gömleğini çıkartmayacaktır. Yapıcakları tek şey kaçtığın yeri arayıp seni o deliğe tekrar tıkmaktan öteye geçmez.


    23 Ekim 2010 Cumartesi

    Birşeyler lazım

    Akşam yemeğide yendi. Bir günün bitmek üzere olacağını gösteren en somut öğelerden biri sanırım. Günün bitimi değil de bizi daha çok ilgilendiren günü geçiştirebilmiş olmamız.  Her neyse yine belki sıkıntılı başlayan bir günün aslında istemsizde olsa sıkıntısını biraz benim ektiğimi gördüm ve elimin tersiyle üzerini temizledikten sonra üfledim. Dışarıdaydım...

    Saat tam 5 olmuştu ve ben anca kendimi toparlayıp dışarı atabilmiştim. Geçtiğimiz senelerde giydiğim ayakkabımı bayağı yıpratmış olduğum için bu sene yeni bir çift ayakkabı almam gerekiyordu. Çıktım dışarı belli belirsiz uzun süren bir yağmur kafanıza bir şeyler örtmeye bile deymiyecek derecede. Numara bulunamayıp bir sürü yer gezildi ve sonunda bulup aldım.

    Yazılabilecek şeylerin azaldığı daha az tespit yaptığımın göstergesi sanırım. Bilmiyorum daha sade mi yaşamalıyım? Tek bildiğim bir şey var biraz deşarj için manyakça planlar lazım.

    22 Ekim 2010 Cuma

    Yine, yeniden

    Of yarın yapıcak bir halt yok. Yorgunum ama saat erken diye yatasım yok. Biraz yarın ne yaparım diye düşüneyim diyorum onuda bulamıyorum. Paranormal activity 2 çıkmış. İyi hoşta sinemaya tek başına gidip izlemekte eğlenceli değil offf ne b*ktan dünya da yaşamaya çalışıyorum.

    21 Ekim 2010 Perşembe

    18 Ekim 2010 Pazartesi

    Ahh şu çenesi durmayanlar

    Uzun denilebilecek bir süre geçti aradan. İyisiyle, karmaşasıyla geçen bir süre ne yazıcağımı bilemez ya da bulamaz oldum. Şimdi herşey biraz daha yerli yerinde denilebilir. Tabi yazının başlığından da belli olucağı üzere bu yazının formatı başka ama yine de tanımlayıcı bir giriş yerine üstü kapalıda olsa uzak kalmamış olmamı yazmak istedim.

    Başlıkta ki konuya şöyle hızlı bir giriş yapmak gerekirse, bugün kulaklığımı geç takmam sebebiyle gerçekleşen diyaloğu duymam ile ilgili başladı. Arka tarafda ki teyzeler "kadını ne halde bıraktı. Onun çocukları da ona yapsın" tarzında laflar ediyorlardı. Ben ise ciddi şekilde rahatsız oldum bu durumdan. Tabi durumu tam manasıyla bilemediğimden üç mantıklı çıkış noktası geliştirdim kendimce. Belki gerçekten bir iş'i olduğundan yardım edemeyen biri ya da yine yetiştirirken başı boş bıraktığın bir çocuğun şimdi ki hali ve ya aynı bedduayı yemiş bir insanın çektiği sıkıntılar.

    Şayet bir gün çocuğum olursa ona küçük sorumluluklar verip yapmadan başından kalkamıyacağını öğretmek olucak herhalde. Yarın öbür gün hayata bakışını etkileyecek bir mantık kavramı kazandıracaktır ona, tembel olmayacaktır, hayat onu yorduğunda gocalamıyacaktır. Sayılabilecek bir sürü özellik. Gittikçe psikolojik savaştan fazlasıyla etkilenen nesiller ortaya çıkıyor...

    8 Ekim 2010 Cuma

    Kış geldi

    Çok klişe bir başlık olsada kış geldi gerçekten. Biraz daha uzun birşeyler yazmak isterdim ama şimdilik vaktim ve yaratıcılığım o kadar iyi sayılmaz. O yüzden kısaca...

    Özlemişim o yumuşacık yorganın altında yatmayı, soğuktan girip sıcak birşeylerin zevkine varmayı, ana yemeğe başlamadan önce büyük zevkle çorba tüketmeyi. Umarım herkes ama herkes için iyi bir kış geçer.

    Son olarak, sokakta insanlar yaşarken ya da çalışırken evimizde kar yağsın yağsın demeden önce bir kez daha düşünebilecek kadar bize birşeyler katan bir kış olsun.

    4 Ekim 2010 Pazartesi

    İzin bitti

    Sanırım çokta güzel olmayacak bir güne merhaba dedim. Bir ara bakıcam bu kadar maile bakıcam bir ara.

    3 Ekim 2010 Pazar

    405

    Başlığa bakıp aklınıza bulamadığım için bu şekilde bir başlık atmış olmam gelebilir. Amaç bu yazımın tamı tamına 405. yazım olduğunu belirtme isteği.

    Ben bile bazen dönüp eski yazılarıma baktığım da neler yazmış olduğuma şaşırmıyor değilim. Kimi zaman tam bir patlama noktası yaşayıp acımasızca eleştirmişim. O kadar katı hali almış ki düşünceler, kendimi tanımakta zorlanabiliyorum.

    Tabi bu arada herşey devam ediyor. Saat 16'yı gösterene kadar evde oturmak  durumunda kalan ben, izinin son günü olma niteliği taşıyan bu günü değerlendirmek için yola çıkma kararı aldım. Amaç belki bir gün işime yarar düşüncesiyle hiç gezmediğim bir kaç yeri dolaşmaktı.

    Hiç bilmediğim ara sokaklardan geçerek kafamda ki her yeri gördüm. Tabi gezerken komikte bir hadise atlattım. Karşıdan gelen benim gibi siyah giyim tarzına sahip genç bilinçli olarak omzuma dirseği ile çarptı. Hiç takmadan yoluma devam ettim. Diğer taraftan bilmediğim bir sokakta tabelalar yardımıyla yolumu bulmaya tabi bu arada etrafa dikkat etmeye çalışıyordum.

    Biraz dinlenmek için bir yere geçtim oturdum. Bu arada farklı müzikler dinleme olanağı buldum. Kendimi dinlendirdim ve akşam yemeği için evin yolunu tuttum.

    Böylelikle bir tatil dönemi bitti, gün bitti, yazı bitti...

    2 Ekim 2010 Cumartesi

    Yaşam devam ederken...

    Sabah olmuştur, evdekiler çoktan uyanmış kahve eşliğinde bir sohbet ve sonrasında kendini koşuşturmaya bırakıcak saatlere hazırlık yapmaktadırlar. Gözlerin kapalı zihninin yarısını yaşama bağlamış gerisiyle halen yanağının yarısı yastığın üzerinde hayal kurmaya devam edersin. Miskinliği atmak artan ses ile birlikte çabuklaşır hale geliyor ve işte kalkıyorsun ayağa.

    Yapılan ilk hamle genel de canavarımın düğmesine basarak elimi yüzümü yıkamak üzere tuvalete gitme eylemi oluyor. Şöyle yüze, göze bir su tutup saçı başı hafiften topluyorsun ve artık kahvaltı faslına hazırsın diyeceğim ama saat 12 olmuş ve birazdan öğle yemeği yenilecek. Onun da pratik çözümü maksat ağızda ki pası silme amaçlı küçük bir bardak çay ve yanına bisküvi türevi atıştırmalıklar. 30dakika ile 1 saat arasında değişen bir süre zarfı sonrasında kendinizi öğlen yemeği yemek üzerine sofranın başında buluyorsunuz. Hayat devam ederken beşeri ihtiyaçlarını göz ardı edemiyorsun sonuçta.

    Belki birşeyler karalamak üzerine tekrar geçiyorsun bilgisayar karşısına ve hapşuuu, hayır yine hasta olamam daha 3 gün önce tam tamına hastalığı at... hapşuuu, hapşuu, hapşu,hapşu. Hemen bir ilaç almalıyım, su nerede? Tamamdır. En azından halen senenin virüsleri vücudumda dolaşıyor olmalı. Sıcak birşeyler de içeyim her ne kadar hasta olacaksam bu saatten sonra iş'e yaramıyacaksa da mantıksal bir tatmin yaratıcaktır bünyem de. Şimdi bakalım nelerden alıp karıştırabiliriz? Hmmm temel olarak ıhlamur, biraz adaçayı, nane ve bir adet karanfil. İşte oldu demlenen çayın içine biraz da limon. Hoş bir tat ve içi biraz rahatlatıcak eylemi de bitirdik.

    Biraz gitar çalışmaları yaparken şarkının unutulan notaları üzerine yeniden bir göz atma çabasına içine girerken kapının çalması ile ortaya çıkan bir eşya taşıma işlemi. Bu dünyanın ameleliği bitmez arkadaş çok eşya iyi değil düşüncesini şiddetle desteklememe sebebiyet vermeye devam ediyor. Hafif vücutta ağrıma ile koltuğa tekrar yapılan bir yaşlı oturuşu. Kapının bir daha çalınması sonucu komşunun açıp toplayamadığı prizi toplayıp geri iade etme işlemini de üstleniyorsun. Yazı yazıcaktım ben şimdi ne karalıyayım diye düşünürken akşam saatlerine yaklaşılmasıyla yemek için patates doğrama işine girmek. 1,2...5 yeter bu kadar. Girilen asker psikolojisi iş'e koyuluyorsun. Patates ve bıçağın ele geçmesiyle ilk patatesten sonra yakalanan alışkanlık ile ikinci patatesin kabuğunun daha ince soyulmakla devam ediyorsun bitirene kadar.

    Koskoca ev de geçirilen bir gün daha sona eriyor. Devam eden yaşam tantanasından nasibi bolca alınmış, bana halen doğru değerlendiremediğim ve geriye dönüşü olmadığı için önümde ki günü biraz daha iyi değerlendirmeyi düşünmekten başka birşey bırakmayor gibi. Şuan bunları karalamaya çaba sarfaderken bile gözümüz de değeri kalmamış zamanı harcadığımı düşünüyorum ama atladığım, yarının daha iyi geçmesi için el de edilen en iyi vakiti tüketiyorum.

    1 Ekim 2010 Cuma

    Yeni tema

    Bakalım ufak ufak ayarlıyoruz herşeyi işte. Maksat google alt yapısından sonuna kadar yararlanmak. Hem de değişiklik olsun biraz.

    Mim - 15

    1. Nadir de olsa duygularımla hareket ettiğimin farkına vardığımda kendimi salak gibi hissederim.
    2. Biraz mükemmelliyetçiyim.
    3. Halen bilgisayar oyunlarından büyük zevk alırım.
    4. Kendimi normal bir bireye göre daha zeki gördüğüm bir gerçek ama bunu hiç dile getirmedim.
    5. Blog yazılarında kullanılan saçma resimlerden gerçekten nefret ediyorum.
    Kimseye yollamıyorum bu zor mim'i yazman isteyen buyurabilir tabi.

    28 Eylül 2010 Salı

    Nasıl birşeydir

    Bu hayat içerisinde bulunmak, bir birey halinde yaşama tutunmaya çalışmak. Hayat tek başına yaşanmıyacak kadar süprizlerle dolu ama konu sadece bu değil elbette, bazen yanında konuşmadan duran biri bile gecenin o loş ışığıyla buğulanmış vaktinde yetiyor. Sanki o zaman içerisinde kulaklarında çınlayan içini saracak bir müzik gibi, huzura ulaştırabilecek bir gitar gibi, ama daha fazlası. Canlı, nefes alan ve düşünebilen. Bazen herşey o kadar hissiyatlı ki.

    Bazen hayat öyle bir hal'e sokar ki sizi, biraz boş gözlerle şöyle bir bakarsınız etrafa ve durup mana çıkartmaya çalışırsınız onlardan filozofça. Aslında ne kadar deli işidir bu yapılan, oysa bir arayış belli ki bir boşluğu doldurma çabası insanı buna iten. Yine aynı şuursuz, boş gözlerle etrafa bakıp insanları da tahlil edersin. Kimi zaman imrenerek bakarsın onların gülüşmelerine, bazen ne düşündüğünü bilmek istersin.

    Sonra dayanamazsın artık etrafında ki olup bitenlere. Yüksek doz'da kulaklarını çınlatırcasına müzik alma isteği ortaya çıkar vücudunda, müthiş bir enerji açığa çıkar o an. Halbuki olduğun yere çakılmışsındır. Fakat bu başka birşey, yerini hırs ve öfkeye bırakmanın belirtileri. Gittikçe ulaşamadığın şeye duyulan öfke. İnsan bir şeyi isterken aynı zaman da bir o kadar da öfke duyabiliyor olması garip birşey. Ama bu hep onların yüzünden...

    27 Eylül 2010 Pazartesi

    Muhteşem bir fantastik çizim


    Bu çizim karşısında kayıtsız kalamadım hem yeni wallpaper'ım yaptım hem de herkes görsün diye yayınlıyorum. Niceleri bu linktedir efendim

    http://us.blizzard.com/en-us/community/conceptart/

    Lakin resimleri bilgisayara kaydetmek için bir kaç trick gerek.

    26 Eylül 2010 Pazar

    Masaüstü paylaşmaca mim'i

    dedimdi'den gelen mim üzerine masaüstümü paylaşıyorum.
    İşte bir yazılımcının masaüstü. Biraz da frp ve gothic tutkunu bir yazılımcı.


    Ben de bu mim'i moulin rouge ve karamel'e yolluyorum.

    25 Eylül 2010 Cumartesi

    Kabus gibi gece

    Hasta olurum, olurum da. Ben böyle berbat bir gece görmedim arkadaş. Bak şimdi bak olayları baştan anlatayım, sonra yok efendim StummScream bak halen karamsarsın demeyin.

    Bir kaç gün önce yediğim balığın kılçığı boğazımı yırtıyor ve ben bunu farketmiyorum. Ağırlaşınca anneme gösterdim orada iltihap oluştuğunu söyledi iyi dedim eczaneden ilaç alırım. Cuma günene kadar basit birşey diye çekmişim yani bunu haybiye. 24 eylül cuma sabahı eczaneden ilaç aldım ki o gün de benim doğum günüm. Öğlen gibi hapşurmaya başlıyorum deli gibi. Sen git hasta ol bir de doğum gününde. Dışarıda yağmur yağsın bir süre de öyle taksiyi bekle. Üzerine üstlük hasta girdiğim şu hafta benim izin haftam ve ben cuma akşamından beri burun tıkanıklığım yüzünden doğru dürüst uyuyabilmiş değilim ve kafam kazan gibi olmuş durumda. Cumartesi günü yaptığımız planda ki kişi de rahatsızlanınca, ben de hasta olunca dün o da iptal oldu. Obaaa

    23 Eylül 2010 Perşembe

    21 Eylül 2010 Salı

    Azalarak son bulsun!!!

    Uzun saçlı erkekleri kadına benzetme vakaları ve bunlar üzerinden yaratılan espiriler azalarak son bulsun!!!

    Algıda seçicilik

    Bugün algıda seçicilikle yüzleştiğim gün. Tamı tamına 4 şeritli bir caddenin çapraz ucunda ki kızıl saçlı bir kadını kafamı çevirirken tespit edip sonrasında tekrar bakarak doğrulamak. Başka bir isimi olabilirmi ki?

    Not: Gözüm de ufak dereceler de astigmat ve miyop vardır.

    Blog yazarlarının sorunsallarından


    20 Eylül 2010 Pazartesi

    Günü kurtarmaya çalışmak

    Günü sadece kurtarmaya çalışmak ile yetinebilmekti elden gelen tek çaba. Oturuyorsun boş boş, biraz da olsa umutlusun günden, hiç kaybetmiyorsun. Her gün herşey olabilir gözüyle bakmak. Zor da olsa yapmaktan başka çare yok. Ama ağırlaşıyor gittikçe buhran. Yapıcağın hiçbir hobi ya da oyalayacak hiçbirşey yeterli gelmiyor. Dozajı iyiden iyiye artıyor sıkıntının. Dört duvar birden üzerine gelmeye başlıyor. Sanırım bu sıkıntıyı anlatabilecek en iyi klişe.

    Yapıcak birşey yok. Çıkıp dışarı yürümeye başlıcaksın. Gideceğin yerler hep belli, yapıcağın şeyler kısıtlı. Tek başına ne yapıcaksın ki. Geçip bir yere oturduğunda herkes bir kaç kişiyken onları izlemekten başka hiçbirşey yok elinde. Kimi zaman insanların sana tip tip bakması cabası. Ne berbat bir hayat.

    Bacaklarını kaldıramıyana kadar yürüyorsun, sonrasında ev'e gelirken ıvır zıvır birşey alıp kendini eğlendirmeye çalışıyorsun. Ağrıların ve yorgunluğunla mazoşistçe yalnızlığını bastırmaya çalışıyorsun. Ama hiçbirşey olmuyor, değişmiyor.

    19 Eylül 2010 Pazar

    Olumsuzluklar

    Her ne kadar işlerin yolunda gitmemesine alışabilsende belki o an fiziki olarak gülsende içinde ki burukluk hissinin önüne geçemiyorsun. Tamam hep her istediğimiz yolunda gidecek diye birşey yok. Bu kadar realistim zaten ama her iş mi böyle olur. Sırf bu hafta yine 6 tane denemem boşa çıktı. Niye zamanlamam bu kadar kötü. Ne var üzerimde her b*ku iten anlamıyorum ki.

    18 Eylül 2010 Cumartesi

    Mim - Gelecekte ki bana

    Küçükken çokça yazılan bir mevzudur. Bazı okullar da kendilerine 20-30 sene sonrası için bir mektup yazması istemiştir belki de. Ama şunu söyleyebilirim. Bu konu da gerçekten kendimi göremiyorum. Yani cidden şurada ki konumdan şöyle yazacağım diye en ufak bir tahminim bile yok. O yüzden biraz daha nasıl bir ben ne gibi hareketler de bulunacağım onlardan bahsedeceğim.

    İlk olarak aslında buradan başlıyacağım. Mutlu olduğum birgün bırakabileceğimi düşünüyorum fakat o an ki düşüncelerim bana neyi gösterir neleri değiştirir bilemiyeceğim. Belki bu sefer iyi anılarımı yazmak üzere geri döneceğim. Bir bakarsın yazarlık birden meslek haline gelmiş.

    Mesleğimden bahsedersem teknoloji olan ilgimin azalıcağını hiç sanmıyorum. Aksine daha da artarak devam edicektir. Eğer becerebilirsem bu sektör üzerinde parlak bir fikir ile yazılımdan daha az kafa yorucak daha güzel bir iş ile uğraşıcam denilebilir. Kimi zaman küçük bir atölyem olsun isterim. Belki böyle bir hayalimi gerçekleştirebilirim bu sektör üzerinde.

    Bir kaç sene sonra ki beni bilemiyorum çünkü aslında bizleri tamamen kendi özgür irademiz şekillendirmiyor. Hayatın karşına getirdikleri ve düşündüklerinle ilgili çeşitli faktörler girebiliyor ve benim için tabi ki hayatıma girecek kişiler de. Çünkü mutluluk denen olgu tek başına oluşturulamayan birşey. Yalnızken insan sadece kendini tatmin edebilir ama mutlu olamaz.

    Burada son cümle hakkında çok yorum gelicektir muhtemelen. O yüzden onlara gerçekten ne kadar yalnız kaldıklarını sorgulamalarını tavsiye ediyorum. Bir kaç gün? Bir kaç hafta? ya da 1-2 ay mı? Bunlara gerçekten yalnızlık diyorsanız. Gerçekten yalnızlığı bilmiyorsunuzdur.

    17 Eylül 2010 Cuma

    Zenginlik

    Tahmin edilenin aksine zenginlik hiçbirşey değildir. Tabi mantıklı bir insana göre herşeyin az'ı karar, çoğu zarar ilkesinden yola çıkılırsa. Paranın da çok olmasının çeşitli zararları var. Çok paranın getirisi sadece harcamak için elinize geçen tomarlarca kağıtlarla kalmayıp bunun yanı sıra gücü de doğurur. Durum böyle olunca işler sarpa sarıyor. Çünkü güç dost değil, sadece düşman kazandırır.

    Düşünsenize bir an da çok para kazandınız. Güzel bir ev, araba, iyi marka kıyafetler. Sürekli konuştuğunuz bir arkadaşınızla buluşacaksınız ve arkadaşınız ayaküstü süper bir yerden bahsetti. Gideceğimiz yer İstanbul'dan tarif edersem eminönü tarafında bulunsun. Bu adam araba ile gelse lüks arabasını nereye bırakacak. Toplu taşıma kullanmak onun için muhtemelen bir işkence ki biliyorsunuz çoğu lüks semt'te geçen otobüs seferleri çok seyrektir. Bunların yanı sıra onun gündelik olarak giyebileceği kıyafetlerle gittiği yerde ki hali garipsenicektir.

    Her zaman bana o süper lüks, büyük villalar çok soğuk gelmiştir. Bir defa halkın içerisinde olmadığın için komşuluk gibi bir kavramın olmayacak ki, şu dönemimiz de insanların kibir ve saçma gururlarından. Ev de göyya hayatı kolaylaştırmak adına üretilen teknolojik aletlerin insanları tutsak edinmesinden bağlar zedelense de halen yaşandığına inanıyorum. Fakat bir farkla. Yine daha mütevazi elinden iş gelen insanlar oluyor bunlar. Zengin kesim diye adlandırılan ki ulaşmak gibi bir hedefim yok, hiçbir hırs ya da garezim bulunmuyor onlara bunu da belirtmek isterim. Ölen komşsunu ziyarete bile gitmiyor. Bu bizzat yaşadığım bir tecrübedir ve zengin insanların hayatta sadece para, zevk ve eğlenceleri için yaşadığı birer kukla haline geldiğini gördüm. Gerçekten hayatlarını ne kadar kısıtlı yaşayıp çabuk sıkıldıklarının farkına varamıyacak kadar kendilerini kaptırmışlar.

    Oysa küçük bir ev çok daha rahattır. Çünkü içerisinde gezmesi kolaydır. Temizlemesi rahat, göz yoran öğeler azdır ve gereksiz eşyalar bir o kadar azdır. Sığdırman gereklidir evin içerisine onları ve gereksiz hiçbirşeye kontenjan ayıramazsın. Bir de atölye olarak kullanabileceğin bir çatı katına sahipsen işte senden iyisi yok. Büyük oran da kendi işini kendin görebilirsin ki bence bir insanın birşeyi kendi yapması çoğu zaman içine daha çok siner ve bu arada büyük bir haz alır.

    Her istediğini istediği zaman eline geçiren biri için artık hiçbirşeyin değeri yoktur. Artık kendini bu dünyadan belli şekiller de yalıtmalıdır. Bilinçlerini kaybetmelerini sağlıyacak herşey onların en iyi dostu olur. Halen zengin olmak isteyenler var mı?

    16 Eylül 2010 Perşembe

    Neşeli insan

    Neşeli, sevimli insan var ya evet işte o ve onlar var ya. İnsana yapmıyacağını da yaptırır. Yapıcak birşey bulamasa bile sordurur diyorum. Ben bir insana yaşıtım ve hatta annemden bile yaşlı olmasına rağmen bu kadar oturup konuşasım geldi. Nasıl bir sevimliliktir. İnsan ne yapıcağını şaşırıyor.

    15 Eylül 2010 Çarşamba

    Gidişat

    Gidişat hiç iyi gözükmüyor. Oldukça yorgunum. Yazıcam bir aralar buralara birşeyler.

    12 Eylül 2010 Pazar

    Kurgu

    Hiç bir film'i izlerken o filmin nasıl sonuçlanacağını kurgular insan beynin de. Kimileri ne kadar ters köşeye yattığına göre filmi beğenir. Kimilerinin de bu yenilgi işine gelmeyidiği gibi filmin saçma bittiğini savunur. Hayat için de ki dengeler de çok farklı değildir. Her olayın bir kurgusu vardır. Fakat insan doğru olanı seçmelidir.

    Yalnızlığın ben de oluşturduğu şeylerden biri de kurgulamak. Bedelini ödemekten memnun olmasam da, askeri kampta zorla tutulup kendini geliştirmekten başka çaresi olmayan bir asker gibi yaşıyorsun. Kurgulamakta bu süreçte yaptığın fakat çok farketmediğin birşey aslında. Öyle bir kurguluyorsun ki 30 sene sonra nerede olabileceğini inşa ediyorsun koca bir hayal dünyasına.

    Birisiyle konuşurken onun her söylediği sözün varıcağı bir sonraki noktanın, neden söylediğinin kurgusunu kafanda tasarlamak sadece cümlenin ağzından çıkma hızı kadar bir zaman alıyor. Düşünsenize, bütün olasılıkları hesaplıyorsunuz ve hangi düzeyden girmek isterseniz oradan başlıyorsunuz. Kurgu istediğiniz yöne ilerlemezse ikinci senaryoya doğru iş'i ilerletmeye çalışıyorsun. Beyin de o dönen bir sürü şey gerçekten anlatılması imkansıza yakın koca bir algoritma.

    Herşey birer olasılık hesabından ibaret. Kağıda dökülmeyen, süper bir hız da gerçekleşen.

    Sıkıldım bunca şeyden, tatil de yine ev'de oturmaktan başka birşeye gücümün yetmemesinden. Hırsın bile çaresizlik denilen olguya boyun eğmesinden. Kendi kendime düşünüp doğruyu bulmaktan ama bunu haykıramamaktan. Ne olurdu normal bir insan olsaydım. Benim de etrafımda dilediğimce insan olsaydı. Ne olurdu...

    10 Eylül 2010 Cuma

    Gündem sıkıcı

    Facebook'ta herkes referandum etkinliklerine katılıp, her yeri oylarıyla süslüyorlar. Toplum psikolojisi ile bu popüler yapının onları da oldukça ilgi çekici ve popülerite de yerini aldırabilecek basit faktörlerden biri olarak görüyorlar. Şu popülerite illeti kral'ı güldürmeye çalışan soytarlıktan başka birşey olmamış.

    Şimdi herkes sizin siyasal görüşünüzü anladı, beğendi ve ya yaftaladı. Umarım iş'e yaramaz benliğinizi bu şekil de bir yerler de görebiliyorsunuzdur.

    7 Eylül 2010 Salı

    Reklamlar her yer de

    Çok güzel bir başlangıç yaparak blogtan yeni bir kayıt açacağım yer de gmail'imin posta oluşturuna bastım. Tabi yazıya başlamadan ne yaptığımı idrak ettim. Fazla yaşamam herhalde zaten bu gidişle de =) Sırf buraları ihmal etmemek için bir yazı çıkartmalıyım diye düşündüm düşündüm bulamadım. Halbu ki geçen günler de düşündüğüm reklam olayı vardı. Evet onlar her yerdeler.

    Dikkat ederseniz ben blogum da çoğu yazıma resim bile eklemiyorum. Bir nevi bu da reklamın bir parçası çünkü ve açık konuşmak gerekirse bir çoğunu çok anlamsız ve saçma buluyorum. Tabi bu resimlerin de farketmediğimiz bir alt reklamı var. Ne mi? Tabi ki DSL-R makineler. Zaten herkesin son zamanlar da almak için can attığı makineleri bilinç altından biraz daha körüklüyorlar.

    Reklam öyle birşey oldu ki kimi zaman taksilerin üzerinde, gazete bayilerin de, duraklar da, sinemalar da ve daha nice sayılabilecek yerler de. Bunların gözümüze sokulduğu yetmezmişcesine bir de maillerimize ve telefonlarımıza kadar zorla enjekte edilmeye çalışılan reklamlar. Bunlar artık o kadar sıkıcı bir boyuta gelmeye başladı ki bir yerden sonra, hele üzerine bir de tahammül edilemiyecek şekil de bir reklam yapılmışsa aman aman diyorum.

    Bizim bilinçsiz tüketicimiz de saolsun bunlara davet çıkartıyor iki reklam gören ne aldığından bile habersiz insanlar dolu heryer. Bu kadar mı kolay kazanıyorsunuz sizler parayı? Eğer sorunun cevabı evet ise zaten sizin için bu çokta problem değildir ama sektörler de bu tüketiciler yüzünden saçma politikalar izlemek zorunda kalıyor ve bundan en çok zarar gören her zamanki gibi üst düzey kullanıcılar ve bilinçli kesim oluyor.

    Niye alıcağımız bir ürünü araştırmayan sadece kulaktan dolma bilgilere ve reklamlara güvenen bir milletiz? Gerçi sokakta wayfarer gözlükler ve converse ayakkabıları gördükçe sorunun cevabını bulmak pekte zor olmuyor. Herkes hava atmak için en çok bilineni alıyor. İyi ya da kötü, önemli olan egolarını tatmin etmek. O küçük beyninin tek mutlu olduğu şey yine başka küçük bir insan ile uğraşmak sadece.

    3 Eylül 2010 Cuma

    Gitarımın yeni hali

    Perşembe Amerika'dan gelen sedef görünümlü inlay stickerlarımı bu akşam uyguladım sonunda. Aslında oldukça basit sayılabilir. Biraz hizalamak için titizleniyor insan fakat uygulayıp üzerinde ki ince jelatini çıkarmak ÖLÜMMÜŞ. 15. perde de sticker belli belirsiz bir zedelenme yaşadı çok yakından bakarsanız farkedebiliyorsunuz. Elim de ona uyan 12. perdenin stickerı olmasına rağmen çıkartıp yapmadım. Nazar boncuğu olsun o da =))

    Yarın taksim de lüthiye götürücem bütün telleri söktüğüm için ayalar da etkilendi haliyle ve metal kısımların da oksitlenme başladı yeni olmasına rağmen =(
    İlk önce bunu giderebilecek bir ürün olup olmadığını araştırıcam eğer yoksa garantinin bunu değiştirip değiştirmeyeceğini hazır gitar ile taksime inmişken.

    2 Eylül 2010 Perşembe

    Yavaş, sakin...

    Bu kelimeler bütününü o kadar sık duyabiliyorum ki yer yer. Hatta şu aralar ard arda gelmekte. Kafamın içerisindekileri anlatırken öyle yoğun birşey fışkırıyor ki karşı tarafta ki insan beni anlamakta güçlük çekiyor. Bu yazısal bir anlatımla mümkün değil tabi herşey okuyucunun süratine bağlı. Ama konuşurken bir an önce anlatıp kurtulmak istiyor sanki insan.

    27 Ağustos 2010 Cuma

    Yüksek doz müzik

    Yüksek doz da müzik şırıngalansın istiyorum. İnsanların ölçü birimi olarak kullandıkları kafa kaldırma deyiminin üst sınırlarına tırmanmak istiyorum. Müziğin birinin bünyesinde böyle etkiler bırakabileceği aslında yaşanmadan deneyim edilemiyecek kadar karmaşık bir duygu. Bir bakıma din gibi düşünebilirsiniz. Manevi, gözükmeyen ama huzur veren, her daim yanında ve destekçin.

    En zor anım da yardımcım olarak ulaştığım şeyler müzik ve hayallerden fazlası değildi. İnsanın ne olursa olsun bir şekil de kendini motive etmesi gerekli. Bunu müzik ve gittikçe aslında kulağımda ki sesi izole eden hayallerim sağlıyordu. Belki de müziğe bu kadar tutkulu bağlanmamın sebebi zor olarak hissettiğim dönemler de sarılabileceğim tek şeyin müzik olmasıydı.

    Şuan hayatım da bir beynin durduğu yerindeyim. Hisleriniz yok, heyecanınız az, belki enerjinizi kaybetmemişsiniz fakat nerede kullanıcağınızı bilemez şekildesiniz. Herşey bomboş gözüküyor. Sadece insan ya da birer cisimden ibaret gibi herşey. Canlılıktan uzakta.

    Ya da farketmeden birşeyler benden uçup gitmiş boş gözlerle onları arıyorum kim bilir...

    25 Ağustos 2010 Çarşamba

    Çok sakat iş


    Düşünüyorum da aslında bizim meslek çok sakat. Yazılım hazırlıyorsunuz ve herşeyiniz internet. O gittiği an iş diye birşey kalmıyor. Bir gün doğal afet olur da Türkiye'de ki network ağı göçerse ki, güzel ülkem de herşey mümkün bana kalırsa. Aç kaldık yeminle.

    24 Ağustos 2010 Salı

    Yükselmek

    Aslında tam olarak bu konu da ne yazıcağımı ben de bilmemekteyim. Sadece insan birşeyleri paylaşmak ister ya her ne kadar anlatamasa da hani duvara haykırır. Bir bakıma yaptığımız aslında farklı birşey değil. Bilgisayarın ekranına bakarak bir kaç dokunuşla parmaklardan dökülen kelimelerden ibaret, kendini rahatlatma çabası.

    Nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama bir insan bulunduğu konumdan yükselip istediği şeye eriştiği ama ona uzanmadığı konumdan bahsediyorum desem yeterince açık olabileceğini düşünüyorum aslında. Hayat bu kadar iğrenç olamaz diyorum sonra kendi kendime bu kadar vazgeçmiş olsaydım eğer daha önce bu fırsat elime daha iyi şekil de geçtiğinde hiç o eyleme kalkışmadan yapardım bunu. Gerçekten garip. İnsanı sebepsiz yere huzursuz eden bazı şeyler var büyüsünü kimsenin çözemediği.

    Direncinin kırılması da olabilir. Korkuyorum bu durumdan, hiçbirşeyin eskisi gibi olmıyacağından. Düşünsenize duygularınızın hislerinizin alındığını. Belki yaşamadığınız için bunları hayal edemiyorsunuz ama fiziksel olarak birşeyleri hissetmediğinizi düşünün o zaman. Tad alamamak, hissedememek, kendini yaralayıp hiçbirşeyin farkına varamamak. Acı çekmek hiç bu kadar cazip gelmiyordu sanırım bunları düşünene kadar.

    Herşeye rağmen yaşama gerçeği var ki daha beter. Hep gençlikle bastrılan başarısızlıklar. Tamam ben, sen, o herkes genç ama her geçen dakika yaşlanmıyormuyuz birşeyleri beklerken? Niye güzel şeylerle geçirmek yerine boşa ya da ızdırap dolu günler geçirmek. Bu kadar pervasız olunamaz, çünkü hayat hiç taviz vermiyor.

    20 Ağustos 2010 Cuma

    Kısır döngü

    Dinlenirsin. Sosyal hayatın vardır.
    Sıkılırsın. Gittikçe sosyal hayat için gerekli para azalır.
    İş ararsın. Sosyal hayata devam etmek için.
    Bulursun. Çalışmaya başlarsın.
    Para kazanırsın. Sosyal hayata ayıracak vaktin azalır.
    Hayal kurarsın. Para ile yapabileceğin.
    Vakit ararsın. Hayallerini gerçekleştirebileceğin.
    Bulamazsın. Yapabileceklerin için, sosyal hayatın için vakit.
    Çıkarsın işten. Artık paran ve bolca vaktin vardır.
    Yeniden. Sosyal hayatına daha iyi bir şekil de başlarsın.
    Şimdi herşey en baştan devam eder gider...

    17 Ağustos 2010 Salı

    İş aranıyor!

    Şahsını tanıdığım üzere ricasına kırmadım. Kendisi iş aramaktadır ilgilenenler linkten devam...

    http://serzenismeraklisi.blogspot.com/2010/08/is-aryorum-yardm-lutfen.html

    14 Ağustos 2010 Cumartesi

    Altı çizili satırlar

    Bir yerler de okunup altı çizilen satırlar. O hafıza da kalıp insanlara aktarılan, ünlü kişiler tarafından söylenilen şeyler. İşte onları söylerken es geçtiğiniz birşey var.

    Manası söyliyen kişinin beynin de gizlidir. Sizin ettiğiniz laf ise düşünceden uzak, ruhsuz kelimelerdir.

    Eğer gerçekten birşeyler söylemek istiyorsanız kendinizinkini kullanın.

    10 Ağustos 2010 Salı

    Geri kafalılık bu kadar popüler olabilirdi

    Hep hep hep bahsediliyor. Her tartışmanın en sağlam lekeleme propagandası, kimi zaman için en sinir bozucu laflar bütünü içerisine girebilecek kapasitede ki kelimedir bağnazlık, yobazlık, geri kafalılık. Nitekim kötü sıfatlardır. Kendini bilen herkesin olabildiğince medeni olmaya çalıştığı bir ülke de ya da kendini bu yönde görenlerin ama olmayanların da çokça alınabileceği sözlerden birisidir. Niye böyle bir başlık açtığım konusuna kısaca değinirsem. Sokaktaki insanlar yüzünden ve en basitinden yozlaşan bir kaç kültürden bahsetmek amaçlı yazacağım.

    Şimdi şöyle bir dışarı çıkıp etrafınıza baktığınız da etrafınızda bir sürü kısacık şort giymiş kadınlar görüceksiniz. İşte yozlaşan batıdan edinilmiş bir zihniyet ile bu medeniyet diye haykırıp, dişiliklerini ön plana çıkartan kadınlarımız sonrasında kullanılmaktan ya da yeterli saygıyı görmediklerinden bahsediyorlar. Tabi işin bu kısımı biraz klişe, asıl bomba kısımına gelirsek.
    Hiç eskiden insanların nasıl giyindiğini düşündünüz mü? ya da daha doğrusu ne giymediklerini. En basitinden her seferinde belki de espirilere malzeme olan adem ile havvanın yaprakla dolaşma olayını biraz düşünün. Medeniyet ve insanların kendine saygılarıyla eş değer olarak artan, cahilliğin yok olmasıyla insanlar kendi bedenlerini örtücek şekilde kıyafetler hazırlamışlar. Pekala biz şimdi ne yapıyoruz? Tam tersini. Bedenimizi her geçen gün biraz daha soyuyoruz. Biraz daha cahilleşiyoruz.
     
    Bunun yanında hep dalga geçtiğimiz işleri yapıyoruz!

    Zamanında tıp ilerliyor diyen insanlar. Şu ilacı kullanalım, bu ilacı kullanalım derken gördükleri zarar sonucunda yine büyük bir "aktar" pazarı yarattılar ülkede. Zamanında burun kıvırıp bu mu beni iyileştirecek dedikleri koca karı ilaçları iyileştirdi kimilerini. Dalga geçtikleri ve bana göre tamamen mantıksızca olan organik ürünlere döndüler. Koşa koşa neredeyse normalin iki katı ücrete daha vasat ama ilaçsız şeyler yiyebilmek için.

    Kro diye dalga geçtiğimiz doğu bölgesinde yöresel olan poşu'yu sırf hollywood yıldızları taktı diye binlerce kişi boynuna doladı. Hani kroydular?

    Farklı olma pazar stratejisi ile çıkıp insanları çok güzel kandıran bir firma converse'den bahsedicem. Evet bunu giyerseniz sokaktaki insanlardan farklı olursunuz diye empoze edip kendi pazarını yaratan converse başarılıda oldu. Ama söyledikleri sadece ürünü satmak için olan koca bir yalandı. Farklı olmak isteyecek bir sürü genç vardı ve gençler en kolay kandırılabilir kitleydi. Düşünmekten yoksun gençlere niye bunu giydiğini sorduğunda "sevdiğim" için yanıtını alırsınız. Yarın başka birşey moda olur ve ayağında onu gördüğünüz de yine aynı düşünceden yoksun cevabı alırsınız. Çünkü ne yaptıklarını, neyin bir parçası olduklarını onlar dahi bilmiyor. Tek istedikleri büyük oranda yani modaya uyan popüler karşı cinsi etkileyip sözde zevk almaya çalışmak.

    Bir diğer dalga geçilip yapılan basit şeylerden biri belediye, inşaat işçilerinin giydiği sarı ve hava almayıp ayakları ciddi şekilde rahatsız edebilecek ayakkabıların allanıp pullanıp yine moda adı altında piyasa sunulması.

    Belki farkındasınızdır belki değisinizdir son zamanlarda şunu sıkça görmeye başladım. Amerikan stil hamburger. Etrafta çokça yaygınlaşmaya başladı. İçerisinde bir sürü şey bulunan kocaman bir obeziteye davet çıkartan hamburger. Ülkemizde de obeziteleşme sorununun patlama yapması ve yemek kültürümüzün de iyice yozlaştığını görmek hiç zor değil.

    Diğer yozlaşan bir husus ise Türkçe. Bir sürü global dükkanlar ülkemiz de açılabilir ya da kullanıcağımız lakaplar farklı diller de olabilir. Sonuçta bu lakap ile global bir ortam da bulunabileceğinden kısmen mecbursundur böyle bir yol izlemeye. Peki ya ingilizce iletilere ne demeli? Twitter, facebook gibi yerlerde oldukça çoğalmaya başladı. İngilzice yazarak kime neyi kanıtlamaya çalıştıklarını halen anlamış değilim. Biraz daha kültürlü mü gözükmeye çalıştığınız zannediyorsunuz? Hayır aslında tam bir ingilizceyi yeni öğrenmeye çalışan orta okul çocuğunun hevesinden başka birşey değil yapmış olduğunuz. Peki ya bloglar da yok mu? Var tabi global bir yayın yapmıyorsan. Yazdığın Türkçe denemenin içerisine ne diye ingilizce cümleler ve ya başlıklar atarlar halen anlayabilmiş değilim. Bir şeyi ya komple İngilizce yazarsın ya da Türkçe.

    İşte geri kafalılık ancak bu kadar popüler olabilirdi.

    8 Ağustos 2010 Pazar

    İşte gitarım

    Kendimi de gitarımla çekmek isterdim ama bu benim için hayli zor ve gereksiz bir davranış olucağından yapamadım. Bakalım kim benimle aynı zevkleri paylaşıyor =))

    7 Ağustos 2010 Cumartesi

    Bu genç gider

    Yeni gitarımı almak için yol'a çıkacağım sıcağa katlanabilemeyi göze aldığım bir saatte. Yine boş boş bakacağım etrafa, yine dolu yollarda tek başıma seyredeceğim olan biteni.

    Artık mutlu edicek şeyler bile bir başına iyice tadını yitirmeye başladı sanırım.

    3 Ağustos 2010 Salı

    En çok zarar veren

    Bir insan'a ne zarar verebilecek şeyler aşşağı yukarı bellidir. Kimileri sevgilisinden ayrılır ki genel de toplum da en çok görülen olaylardan biridir. Para sıkıntısı çeker. Fiziğini beğenmez gibi bir çok şey türetilebilir. Kalıtsal şeyler de olabilir, bizim elimiz de değiştirebileceklerimizde.

    Kısacası zarar kavramı insandan insana değişkenlik gösterebilecek bir kavramdır. Benim hayatım da en çok bana zarar veren şeylerden biri yaşadığın, bildiğin şeyleri paylaşamamak. Birşeyleri görüp öğrenmenin yanında boş kalmışlıktan oluşan düşünce, fikir, olaylar topluluklarını anca bir yerlere yazıcaksınız ki bu sanıldığı kadar rahatlatıcı bir etki yaratmaz. Çünkü yaptığınızın kendi kendine konuşmaktan çok az bir farkı vardır. Birileri sizi belki okuyordur, belki okumuyordur. Birileri belki fikirlerini paylaştıysa onları okursun. Her ne olursa olsun bir yer de birilerinin fikirlerini okuma zahmetine katlandığını görüp bunu beyan etmesi güzel.

    2 Ağustos 2010 Pazartesi

    Geçmek bilmez

    Her ne kadar geçmek bilmez desem de hayatın kendisi o kadar çabuk geçip gidiyor ki. Belki biz bunun farkına varmıyoruz. Yarın yaparız diyoruz. Bir ay sonra bakarız. Yaşımızı dolduralım elbet çalışırız. Uzayıp gider yapmak istediklerimiz, yaptığımız ve bunlara biçtiğimiz zamanlar sonra dönüp arkamıza bakarız. Ne kadar dolu geçirdiğimizi düşünürüz bir an durup.

    Aslına bakarsanız geçmek bilmeyen insanın hayatında ki boktan şeyler. Sen ne kadar çabalarsan çabala başka birilerinin iradesine bağlı olan şeyler. Buraya dökemediğim bir sürü duygu seli, bir sürü boşluk var aslına bakarsanız ama anlatamıyorum, anlatılmıyor.

    1 Ağustos 2010 Pazar

    Yine yine yine

    "Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir." Murphy

    Yazının sonuna saklıyamıyacağım bu hayatımla birebir örtüşen sözü. Nedir yani yaşadıklarım anlamıyorum. Güzel geçileceği düşünülen bir haftasonunun ardından tahmin edilemiyecek şekilde iki ters giden gün ve yine berbat bir ruh hali geriye kalanlar.

    Hadi bir insan ile buluşma bir şekil de iptal olabilir. Gayet olağan birşey diyebilirsiniz. Nasıl olsa pazar günü dışarı çıkacağım diyerek sevincimi kaybetmedim. Peki pazar günü geldi ne oldu?

    Saatin 8:30'un da kalkıp saçlarımı yıkadım. 10:30'da ki lan game'e gidip eğlenmek için. Saat 8 gibi lan game iptal edilmiş.

    Pazar günü sabahın körün de kalkıyorsun giyiniyorsun gidiyorsun ve iptal olduğunu öğreniyorsun. Hayır buna aslında gram kadar üzüldüm denilemez aslında sıkıldığım nokta yine vakit geçirebileceğim bir haftasonu umarken onu da kaybetmem. Yine insanlardan uzak sadece onlara bakarak ev'e dönmek. Pazar günü boş sokaklar da, beşiktaş da sessizce güneşin yakan sıcağın da vapurun gidişini izleyerek.

    Bana biri hayatın halen güzel olduğunu söyliyebilir mi? İsterseniz bir deneyin!

    30 Temmuz 2010 Cuma

    200. Izleyiciye özel

    Ne ilk 100 için yazı yazdım ne de blog senesini doldurduğunda. Bir başlangıç yapmanın zamanı geldi diye düşünüyorum ve...

    200. İzleyicime benimle başbaşa yemek yeme fırsatı, lüks bir yatta boğaz gezisi falan filan işte basit şeyler bunlar. Gelin şöyle bir büyük pizza bitirip sonra o son dilimi yemiyecektik diyerek markete girip soda alıp çıktıktan sonra şimdi bu sodaları nerede acıcaz diyerek en yakın bu aparatı bulunduran yere girip test ediyoruz sıfatı altında sodalarımızı açarak sonrasında güzel bir filmle gün'ü güzelliştirmek teklif edilebilir tabi.

    Ama 200. kendi isteğinide beyan edebilir evet buyrun bayanlar, baylar.

    Herşey bir yana 200 kişi olucak dile kolay.

    28 Temmuz 2010 Çarşamba

    Çekiniyor bazen insan

    Hayatım da bu olayı oldukça sık yaşıyabiliyorum. Ciddi bir bünyenin getirdiği dez avatajlar arasında mı kategorilendirmek gerekli bilemiyorum ama en azından belli bir noktaya kadar ve belki de bazı şeyler için her zaman yapma gereği duyduğun bir davranış çekinme. Birşeyler ağızdan çıktıktan sonra bunun pişmanlığını yaşamak yerine bir kaç kez daha düşünüp öyle söylemek.

    Bir insan ile diyalog kurarken onun düşüncelerini sezgileyip olabildiğince kısa süre de doğru cümleyi yakalaman gereklidir. Yaparsın, konuşursun kendini kaptırıp. Bazen karşında ki insan senin için o kadar önemlidir ki dönüp sorarsın sıkılıp sıkılmadığını ya da yanlış birşeyler söyleyip söylemediğini. Fakat işler tam tersine işleyebilir. Karşındakinin görüşü sana değer vermiyen bir nitelikte ise söyliyeceğin sözler ukalalık sıfatıyla söndürülmeye çalışılacağı apaçık bellidir.

    Öyle bir çekinirsin ki bazen tüylerin diken diken olur. Ağızdan çıkmaya hazır her söz beyinde tasarlanıp adeta kalbinin içerisindeki süzgeçten geçerek, her bir harfi hissederek bedeni terk eder. O kelimelerle süslersin karşındakini gözünde her kabul ettiği kelimende. Öyle büyüleyici bir hal alır ki bu durum beyninde ki kontrol mekanizması saçmalar. Kafandan geçen en önemli şey ne olursa olsun karşındakinin sana sunduğu bu büyüleciliği bozma.

    İşin en ürkütücü yanı da bu olsa gerek. Nasıl bir markette alıcağın ürünün fiyatının kasa da doğru çıkma oranı yüksek ve buna emin olduğumuz kadar yapıcaklarımıza da eminizdir. Fakat ne kadar emin olsakta korkutucu bir pay vardır. Biraz yüzleşmek gerekir. En azından kasaya gittiğiniz de olay çıkartmak yerine cebinizden varsa bir miktar parayı daha uzatıp sessizce ayrılmayı bilmek gereklidir. Çünkü bazen böylesi ne orada ki kasiyerin bütün gününü size içinden küfür ederek geçirmesini sağlıyacak ne de sizin basit bir insan hatası için beyninizi boş yere çalıştırmanıza değecektir.

    Fazla uzatıp okunmaz bir hal almasını istemiyorum. O yüzden yazıyı şimdilik burada keseceğim. Kimbilir belki daha iyi duygularımı kelimelere döktüğüm bir gün de yenisini yazar ya da devamını getiririm. Şimdilik benden bu kadar.

    25 Temmuz 2010 Pazar

    8 kişi

    Bunların 3'ü geri dönüş bile yapmadılar. Geri kalanlarının ise mazeretleri vardı. Hiç bir zaman istediğin zaman da birileri yanında olmuyor.

    Son bir deneme yapmak istedim. Belki de ay'dan ay'a bir şekilde görüşebildiğim az da olsa bağlarımın olduğu kişilere. Sonuç yine ev'deyim.

    Boktan ötesi bir pazar.

    Buldum

    Öylelemesine düşünürken yine birden aklıma geldi. Bir insanın niye yalnızlık hoşuna gitmez diye. Yani kendime sordum. Bir kaç saat sonra cevabım gayet tatminkardı.

    Bir insan ne kadar fazla düşünür, araştırır ve paylaşıcak birşeyler yakalarsa o kadar fazla kişi arar yanına. Aslında belki de bu onu anlıyabilecek bir kişidir. Belki bulduğu komik bir şeye msn de yolladığında beraber gülebileceği bir kişi arar. Kısacası düşünen insan hiç yalnız kalmak istemez. Hep yanına birilerini arar.

    Peki ya şimdi ben bütün beyinsel fonksiyonlarımı azaltmalımıyım?

    24 Temmuz 2010 Cumartesi

    Bir cuma akşamı daha

    İşler bu sefer pek bir yolundaydı gerçekten tırsmaya başlamıştım. Artık öyle bir durum ki insan başına iyi şeyler geldikçe sanki bunu olağan dışıymış gibi karşılamaya başlıyabiliyor. Fazla uzatmadan mesai saatinin bitişini beklemeliydim. 1 haftadır iş-ev arasında gidip gelmek beni fazlasıyla bunaltmıştı. Haftanın son günü olmasını fırsat bilerek birşeyler yapmalıydım. Fakat yine aksilik bu yönde ya birşeyler yapabileceğim bir, iki kişi de talihsizlik sonucu yok olmuşlardı.

    Yapmalıydım birşeyler yine de oldukça sıkılmıştım. Metro'ya doğru yürüyordum iş yerinden çıktıktan sonra. Tek başıma yapabileceğim en iyi iş yine biraz taksim'de gezip biraz da net'e girerek vakit geçirmekti. Süper bir plan değil mi? Günün 8 saatini laptop karşısında programlama yaparak geçir sonra cuma akşamı yapabileceğin en iyi etkinlik yine tek farkla dışarıda bir yerde biraz gelen gidene bakıp can sıkıntını gidermeye çalışarak gün'ü kapatmak.

    Karnım açtı taksim'e vardığımda. Kızılkayalar gözüm de parladı ve daldım içeri. Klasik içeri 2 tane lafı çınladı. Hayrandın şu büfeci ağzına herşeyi yarım ve kısa söylemelerine. Ne zaman bir büfeye girsem aynı onlar gibi söylemeye çalışırım. İşin jargonunun gerçekten bu olduğuna ve hoş olduğuna inanıyorum. Klima'da tam sırtımı vuruyordu ki rahatsızlık verici birşey. Zaten bilen bilir fazla oturmak mümkün değildir kızılkayalarda bir an önce hamburgerlerimi mideye indirip çıktım.

    Biraz istiklâl'de yürüdüm. d&r'da yeni çıkan bir takım şeylere bakmam gerekiyordu. Oraya kadar yol aldım. Sonra en rahat internete nerede girebileceğimi düşündüm ve deli gibi kahve isteğim aklıma gelince bu sıcakta starbucks'ta soğuk birşeyler içmenin iyi geliceğini düşündüm. Tekrar çıktım istiklâl caddesi üzerinde ki ilk starbucks'ın oraya kadar. Kahvemi aldım orta katı beğenmeyerek en üste çıktım. İki tane kafa gibi görünen adam yan yana oturuyordu. Sanki daha önce bir yerlerde görmüştüm bunları ama nerede derken yanlarına oturdum.

    Önce biraz kitap okuyacaktım ki öyle de oldu. Sonrasında sıkılıp tekrar laptop'u açtım bu arada havada ki bir konudan sıkıntımı dağıtmak için biraz diyaloğa girdim. Tabi onlar iş yaptıkları için diyalog kısa sürmüştü. Ben ise kötü bir akşam da boş boş surf yapıyordum. Saat ilerlemişti burada boş boş oturacağıma ev'e geçmeliydim. Sırtımda çanta galatasaray'ın oraya kadar indikten sonra gerisin geriye çıktım. Ev'e dönme vakti gelmişti.



    "Hiçbir lokantada tek başınıza oturabileceğiniz şekilde dizayn edilmiş masa bulamazsınız. toplum sizi yalnızlıktan kurtarmak için gerekirse ruh sağlığınızla oynar..." K. İskender

    Canavarlaşmak

    Herşey insanların suçu. Tabi bir ülke de kafadan çok g*t prim yapıyorsa insanların delirmemesi, seri katil olmaması vb. şeyler gayet normal. O kadar fazla geri zekalı ego yük'ü insanlar var ki hepsinin egolarını birer birer iğneyle patlatıp bulundukları metrelerce yükseklikten zemine kafa üstü çakılmalarını izlemek bana oldukça zevk vericektir. İçlerinde birşey olmadığından çok birşey kaybetmiş sayılmıyacaklardır ne de olsa.

    Herkes kendi bencililliğinde kaybolmuş gidiyor. Herkes kendini bir b*k zanneder olmuş. Ulaşılamaz, etrafında bir sürü insan gezen, talibi hiç bitmeyen. Oysa ki yaptığınız sadece birbirinizi kullanmak aptallar. Yaptığınız şeylerden sonra kendinizi bir bok zannedip diğer insanlardan üstün görmek embesiller. Hepiniz insansınız, etsiniz, kemiksiniz. Eksiğiniz bile var, bir kaç tahta.

    Ergenlikten nasibini almayan bünyeler cirit atıp aşk, sevgi, modadan bahsetmekten başka hiçbirşey almıyor o küçük beyinleriniz. İnanın o kadar yapmacıksınız ve o kadar gelişime muhtaçsınız ki...

    Canavarlaştırdı sonunda beni insanlar, nefret ediyorum herkesten...

    17 Temmuz 2010 Cumartesi

    Sansüre Hayır!!.


    Gittik protesto ettik ve döndük. Tabi ortama en çok hava katan inci sözlükçüler oldu. Buluşma öncesi yaptıkları toplantıda cafe'ye girecek yer yoktu zaten. Meydana çıktıklarında "İnci burada ekşi nerede?" sloganları atarak eğleniyorlardı. Bir kısım ekşi sözlük yazarları da içlerinden küfür ediyorlardı sadece.

    Yürüyüş sona erdi ve bir kısım inci sözlük yazarları meydan'a doğru yürümeye başladı. Herşeye laf atıyorlardı ama en güzel kısım ve benimde büyük çoşkuyla katıldığım kısım burgerking'in kapısından girip "döner ekmek oleyyyy" diye bağırmaktı.

    16 Temmuz 2010 Cuma

    Boş vakiti harcama

    Dolambaçlı bir halde yazamıyacağım bugün aklımdan geçenleri ya da siz nasıl derseniz. Daha yalın anlatım yapıcağım, boş vakit geçirmek konusunda içimden geçenleri ve aslında yaptıklarımı. Boş vakit derken tamamen boş olan bir vakit söz konusu değil aslında belli bir zaman diliminde bir yerde olman gerekir ama daha 1-2 saatin vardır ve eve dönemezsin. Sanırım bu iş'i gerçekten iyi beceriyorum ya da kendimi kandırıyorum. Kimbilir belki de yalnız olmanın getirdiği bir alışılmışlık avantajı idi bu yaşadığım şeylerden aldığım nötr duygular.

    Saat 16:00'da biten eğitimden 15:00'da eğitim tamamlanmış. Gerekli formlar doldurulmuş olduğundan ve bundan sonra artık biraz daha sorular üzerinde konuşulacağını düşünerek hatta bilerek aslında izinimden bir gün olduğunu göz önünde bulundurarak ayrıldım ofisten.

    Evet öyle berbat bir izindi ki ayarladığım herşey yine ters gitti. Benim kurduğum cümle klasik alıştım artıktan öteye gitmedi, gidemiyordu. Nasıl bir durumdur. Hani yazıyorum diye mi böyle oluyor. Nasıl her iş ters gider bunun matematiğini ben çözemedim inatla söylüyorum. En iyi olasılık hesaplıyan adamlar gelip benim hayatım üzerinde ki olasılıkları hesaplasa ya isimime bir sürü kitap yazarlardı ya da hayretler içerisinde üzerimde testler yapmaktan kendilerini alamazlardı.

    Ara bilgiyi de bu şekil de aktardıktan sonra efendim. Gelelim saat 15:00'dan sonrasını nasıl değerlendirdiğimize. Sattığım bir eşyanın parasını almak ve biraz da okula verilen tek ders dilekçesiyle girilicek olan programlama sınavı için çalıştırmamı isteyen biriyle buluşacaktım. Aradığımda ev'e gidip işleri olduğunu söyledi. Ben de o zaman ev'e gideceğimi söyledim.

    Haliyle bu bahtsızlıkla tek başıma kalıcak değilim. Ailesiyle yaşıyan bir bireyim. Fakat alışkanlık o ki anne ev hanımı olunca anahtar taşımam. Çünkü belli saatte ev'e döndüğümden o bilinir ev'de ona göre olunur ama bugün durum tahmin edebileceğiniz gibi ev'de kimse yoktu. Aradığımda çok ta uzak sayılacak bir yerlerde değildi ama oradan çıkıp gelmeleri nereden bakarsan 40dakika alıcaktı ve benim birisiyle buluşmam da gerekiyordu.

    Ev'den sıcağın verdiği bezginlik ve halsizlikle tekrar yol'a koyuldum ne yapıcaktım şimdi onca saat. Buluşacağımız en yakın yere bir toplu taşıma aracı kullanarak gidecektim. Önce geçen gün baktığım bir kitabı inceleyip bir kaç kitap daha bakıcaktım. Sonra onu alıp mümkünse oradan güzel bir kitap ayıracı almak istiyordum. Uzun süredir çok yıpranmış bir taneyi kullanıyordum ve açıkçası hiç hoşuma gitmiyordu. He birde sürekli ertelediğim bir de pantolon alma fikri vardı. Nasıl olsa tahsilatı yapıcaktım =))

    Dediğim gibi de oldu. Çıktım taksim'e d&r'da belki de yarım saat kadar yeni çıkanlar, çok okunanlar ve bir kaç tane de aksiyon-fantastik türü kitap'a baktım. Kişisel gelişim, psikoloji, seri cinayet olayları çok sıkmıştı. Aslında bir tane roman buldum. Bir Türk yazarın kaleminden çıkma fakat ergen Türk dizilerinden farkı yoktu. Tek hoş gelen kısımı yalın anlatım ve sürekli diyalog geçmesi insanı sanki birileri konuşurken dinliyormuş hissine itiyordu.

    Sonunda "mutluluk projesi" adında ki kabartmalı yazılı o kitap'da karar kılmıştım. Kasa etrafında ayıraç aradım yoktu. Demek ki bunun için biraz gezmem gerekicekti. Ama önce biraz rahatlamalıydım. Kitabı alıp serin birşeyler içip soluklanmak üzere girdim. Bir taraftan kitaba bakıyor. Diğer taraftan serinlemeye çalışıyordum diyeceğim de açıkçası özel bir çaba sarfetmek gerekmiyordu çünkü mekan ve içecek bakımından bu olay gayet rahat bir şekil de gerçekleşiyordu. Sonuçta kendime gelmiştim. Kitapta 13. sayfadaydım fakat yoluma devam etmem gerekiyordu. Kitap ayıracı için girdiğim 3. dükkan da klasik kitapçı mantığına göre yine kasa yanında rastladım ve arasam bulamam tepkisiyle üzerinde karakalem çizim kız kulesi, vapur bulunan püsküllü güzel bir kitap ayıracım olmuştu.

    Sıra kot pantolon almaktı. Bir kaç yer gezdikten sonra hep aldığım standart aynı model aynı renk kot'u mu almıştım ilk denediğim üzerimde bulunan beden dar gelmişti. Bir büyüğünü aldığımda olmuştu ve bütün işler bitmişti. Telefonum'un şarjı da öyle. Kendisiyle bir iş'im kalmamıştı iyi ki buluşmak noktası ayarlanmıştı kapanmanın öncesinde.

    Buluşulacak kişiyle buluşuldu fakat kendi kendime insanlar üzerinde şu konuya kızmadan edemedim ev'e giderken. Bir insan niye kendini geliştirmemek için adeta inat eder? Birşeyler okumamak ve bununla sanki övünürmüşçesine bahsetmek. Tamam bir insan kitap okumayabilir hani roman gibi bir kitap'ı açıkçası bende çok severek okumuyorum bunu bir sürü kez de buraya yazdım. Fakat onun yerine belli bir kelime birikimi havadan gelmiyor. %80'i aileden desem de kendi kendimi geliştirmek için iş olsun, hayat olsun. Bir çok konuda farklı şeyler okumuşluğum var ve en basitinden herhafta karikatürler ve o mizah dergilerinde ki olabildiğince köşe yazılarını okumak. Bunun yerine niye daha az şeyin etrafında bir yaşam? Niye etrafta bu kadar şey deneyip haz almaktansa tek düzelik ya da bunlardan soyutlama? Etrafta bir sürü nimet varken bunları denemek varken nedir bu ön yargı ve geri kafalılık? Anlamıyorum...
    Anlatabilecek?..