27 Kasım 2009 Cuma

Hayatın içinden



Hayatın içinden şekilin de bir başlık girmek canım istedi ve nitekim de öyle yaptım. Bugün ki ruh halim berbat değil hani eğer yazılarımı karamsarlık, bunalım gibi gören insanlar varsa ve farklı yazılar artık görmek istiyorlarsa sanırım bu tam onların aradıkları şey olucak.

Bugünün farklı olması bayram'dan kaynaklanmıyor. Bir sürü insan bayramlar hakkında zaten bir sürü yazı yazıyor. Herkes bugünün bayram olduğunu idrak edebilecek zeka'ya sahip tekrar tekrar ilkokulda törenleri gibi çıkıp günün anlam ve önemi ni kimseye anlatmıyacağım. Hem ben ne kadar bayram gibi yaşıyorum o da ayrı bir tartışma konusu, eleştrimi de yaptıktan sonra yaşadıklarımı anlatmaya geçebilirim sanırım.

Şimdi dün akşam malum arife, dedim bir banyo yapayım. Ama bilgisayar başında birşeyleri araştırıyordum kalkamadım o arada babam'da giricekmiş sen yap önce, o yapsın önce derken ben oturmaya devam edince dayanamadı babam girdi banyo'ya daha sonra sakallarımı derleyip topladıktan, zaten fazla uzamamış tırnaklarımın üzerinden biraz daha aldıktan sonra banyo'ya girmeye hazırdım ve girdimde. Çıktığım da saat 01:15'i gösteriyordu ve benim saçlarımı kurulamam lazımdı fön makinesini taktığım gibi haliyle homurdanmalar yükseldi evden, yarın bayram ve erken kalkılacaktı. Zaten ben de yatmadan önce duş almazdım sebebini söylicem "az sonraaaa" derken, saçımı kuruttum yattım yatağa. Evet sabah kalktığım da uzun saçlı bir insanın yapmaması gereken o hatayı yaptığımı biliyordum. Yeni kurutulmuş saçlarla yattığım için arka taraflarda inanılmaz bir kabarıklık oluşmuştu. Saçımı topluyorum, çekiyorum sıkıyorum. Düzelmiyor. Neyse olduğu kadar olcaktı artık.

Kahvaltımızı annaannem'de yaptıktan sonra dedem'lere doğru yol'a çıktık. Orada kuzenle konuşma fırsatım oldu. Eskiden fikirlerini çok beğenmezdim. Ama şimdi daha doğru konuşuyor hani benden 3 yaş büyük biri zaten. Klasik hayat nasıl gidiyordan girmiştik ilk başta sonra esas konuya geldi mevzu sosyal ortam. Kendisi 3. kaptan olduğu için armatörlerin kendilerinin sosyal hayatlarını satın aldıklarını söyledi. Haklıydı da çünkü gemiye çıktığın andan itibaren kazandığın parayı bile harcıyamıyacaktın.

İş benim sosyal hayatıma gelince ne yaptıklarımızı konuşmaya başladık gene o hiçbirşey yapamasa bile akşamları sokakta oturup takılabildiğini söyledi ama onun da aynı şeylerden yakınıcağı aklımın ucundan geçmezdi. Eskisi gibi mahalle de ortam bile kalmadı dedi. Haklıydı sosyal yaşam artık gittikçe e-sosyal yaşam olmaya başladı. Buna karşılık yine çözümü vardı kendisinin, bu da bir mahalle bakkalı. Kendisi sigara tükettiği için aşşağı yukarı hergün gittiği bakkal ile artık oturup sohbet ettiğini hani normal zaman da bir insanın bakkal ile alışveriş haricin de ne işi olabileceği hakkında bir konuşma yaptık. Hatta bu husus da karşında ki insan senin yaşına bile bakmadan konuşabiliyor.

Bu arada en hoşuma giden diyalog'da üniversiteyi okuduğu il'de yine benzer bir bakkal ile arasında olan alışveriş parayı masanın üzerine koy bekle sigarayı ver ya da parayı masanın üzerine koy içecek al koy sigara ile içeceği al çık. Bu arada geçen sıfır konuşma karşısında yanında bulunan arkadaşının küfürlü bir olum aşmışsınız tepkisi beni güldürdü. Tabi sıfır konuşma dediysekte selamlaşma hal hatır sorma kısımını es geçmeyiniz. Hatırlayanlar çıkabilir aranızda her zaman istediğim mevzuydu bu, aşina olunduğum bir yer de garsonun bana gelip "her zamankinden mi?" diye sorması.

Aynı şey sadece bakkal için değil, cafeler için de geçerli. Aslında burada geçen olay benim içimden de geçiyordu. Sürekli olarak uğranılan bir cafedekilerle tanışmak ki zaten böyle bir yer var ama benim daha çok istediğim ve onun da söylediği sürekli gele gide ortamda tanıdık simaların görünmesi ve geçerken onlara da selam verilmesi. Böylece "ulan bu adamı şu kadar kere gördüm selamlaşıyoruz bari tanışalım" mekanizması bir gün insan da uyarılacaktır. O zaman geldiğinde ise yeni bir insana merhaba diyeceğiz belki.

Evet işte bayram benim için bu açıdan gerçekten dolu dolu geçti. Kitap okuyabildim. Hiç yapmazdım ama sabahın köründe ki kahvaltıdan sonra biraz uzandım yeteri kadar dinlenmiştim. Yeteri kadar düşündüm, hayat penceremi biraz daha genişletebildim sanırım. Daha ne olsun =)

26 Kasım 2009 Perşembe

Sabahtan beri

Sabahtan beri gitar çalıyorum sıkıntıdan yine de geçmiyor lanet olasıca, parmak uçlarım patladı tellere basmaktan yine de yapıcak başka birşey bulamıyorum 3-5 dakika sonra yine elime alıyorum gitarı patlasa da çalıcam diyorum. Bu aralar uzun uza yazılar yazmak istemiyor canım hiç. Öyle boktan bir bayram girişi işte şuan yine.

Vampirlik

Son 3 gündür ağzım da kan tadı var. Kendimi vampir gibi hissediyorum.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Sıkıntılı yine

Sıkıntılıyım yine dün burnumu sert bir şekilde çarpmama rağmen acıyı hissedemedim. Neler oluyor bilmiyorum ama acı hissim bile yok olmaya başladı galiba. Tatil sevinci yok üzerim de ev de oturacağım günlerin hüzünü var. Bütün bayram boyunca ev de oturmaktan başka birşey yapamıyacağımın hüzünü. Ne gitarım, ne de bilgisayarım teselli edebiliyor beni artık.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Felaket bir heves


İçim de felaket bir yan flüt hevesi yerleşti. Şöyle gitarımın yanına ikinci bir enstrüman müthiş olur. En çok almam için heyecanlandıran olay da nota bilgim ve parmaklarımın enstrüman'lara alışık olması. Daha kolay yapabileceğimi düşünüyorum. Sigara tüketmediğim için de ciğerlerim açısından olumlu bakıyorum sadece biraz daha egsersiz yapıp üfleme tekniklerini geliştirirsem yan flüt'ü zorlanmadan çalabileceğime inanıyorum çok feci gaza geldim ne yapıcam bilmiyorum.

22 Kasım 2009 Pazar

Gittim, Gördüm, Geldim

Neden mi bahsediyorum? Ehliyet kursu pazar günü canımın sıkılacağını biliyordum yine madem kayıt olduk şöyle bir gideyim dedim. Yanıma ne bir kağıt ne de bir kalem aldım. Yoldan geçen bir vatandaşmışcasına girdim sınıftan içeri. Zaten normalde ders 10'da başlıyor ama ben 12:30 gibi girdim sınıfa ilk yardım dersiymiş hoca birşeyler anlatıyordu. Geçtim en arka köşe boştu ve deli gibi içeri güneş vuruyordu. Neyse anlattı birşeyler daha sonra test getirdi.

Önümde ki kadın bana kalem uzattı teşekkür ederek aldım hemen çözdüm. Bir tane salak 1 yanlış yapmışın neyse verdiğim kadın dersi dinleyip not aldığı halde 5 tane yanlış yapmıştı. Güldüm içimden. Sonra ilkyardımı erken bitirdi hoca 2. konu uzun olduğundan dolayı ve en önemlisi motor dersine çıktık ve hoca motor dersinin tümünü bitirdi. Evet kitabın tamamını bitirdi. Önümüzde ki haftalar da bir deneme sınavı yapacağını neler yapıcağımızı görmemiz bakımından yararlı olacağını söyledi.

Tabi ben bu arada arkada ki iki çocukla makara yapmaya başladım ama o ilkokul, lise hayatı zevkini alamadım. Şöyle hocaya takılıp bütün sınıfın gülmesi olayı yaşanamıyor. Herkeste gereksiz bir ciddiyet hakim. Tamam ben de sokakta yürürken herkese sırıtmıyorum, ciddiyetsiz davranmıyorum. Hatta tozkoparan sanayi sitesin de kavgaya gidicekmiş gibi sertçe bakan James Hetfield'dan pek farkım yok.

Keşke imkanım olsa da yine dönebilsem o lise yıllarına. Keşke imkanım olsaydı da adam gibi birşey öğretilen bir lise'ye gidip iki senelik bile olsa İstanbul'da bir üniversiteye girebilseydim. Kimbilir belki şans yüzüme güler bu sefer anlaşılmaz bir şekil de puanımın üst seviyelerde olup sistem yüzünden hakedipte giremediğim üniversitelerin birine bu sefer girerim. Ama diyorum ya gerçekçiyim ben kursa gittim hayatım da ne değişti? Hiçbirşey biliyordum zaten ve yine haklı çıktım.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Pişman olmamak için...

Bugün pişman olmamak için bir sebebim vardı elim de zor gelsede bunu yapmalıydım. Senelerdir katıldığım fuardan bu sefer ben kılımı bile kıpırdatmadan bilet rezerve edilmişti. İlk başta saat 2'ye kadar oturdum sonra pişman olacağımı biliyordum ve banyo yapıp çıktım. Daha fazla geç kalmamak için hemen bir taksiyle gittim fuar kapısına kadar, ve yürümeye başladım yavaşça kapıya.

İçeri girdiğim de netbooklu iki bayan girişler de ki davetiyeleri kontrol ediyorlardı. Onaylattıktan sonra ilerledim içeri doğru hemen gözüme prof. oyun ekipmanları bulunan stand takıldı ve gittim. Oradaki adamla baya muhabbet ettim. İnanırmısınız adam bilinçli bir müşteri gördüğüne şaşırdı ve nerdeyse yarım saat konuştuk. Daha sonra indirimden yararlanmam için bana bir kart verdi ayrıldım oradan. Dolaşmaya yeni başlıyacaktım gezdim, gezdim ama bir halt göremedim başka.

Çıktım fuardan yürümeye başladım yine bir sürü şey düşünüyordum yürürken, kulağım da kulaklık, saçlarım rüzgar eşliğinde sağa sola savrulur bir şekil de ilerledim eve doğru, bildiğim tek birşey vardı bugün haftasonuydu ve ben ev de bütün gün kıçımın üzerinde oturmadığım için akşam pişman olmıyacaktım.

19 Kasım 2009 Perşembe

Anlatsam inanmazsınız


Dün akşam nasıl bir alem'e daldıysam anlatsam inanmazsınız. Nasıl bir saçmalıktır bu ben de sabah kalkınca ben gece ne yaptım öyle dedim. Üzerine bir de bir tane de rüya gördüm.

Şimdi olayı anlatmak gerekirse tahmini olarak saat 5-6 civarın da iş'e geç mi kaldım ne oldu diye garip bir şekil de kalkıp sonrasında salonda ki kanepeye uzandım. Sonra orada biraz daldıktan sonra ne işim var benim burada diyerekten tekrar yatağa girdim. Evin için de ses çıkarmış olucam ki ben yatağa girdiğim de annem kalkıp evi bir kolaçan ettiğini yaktığı ışıkların gözüme yansımasıyla anladım ve hiçbirşey yapmamış gibi uyumaya devam ettim. İşte böyle saçma bir geceydi.

17 Kasım 2009 Salı

Yeterince özgürlük



Yeterince özgür değilim galiba, eğer yeterince özgür olsam o metronun merdivenlerinin sol tarafında durmuş dışarıya çıkmayı bekliyen siyahlar için de, bakır ile kızıl arasında kalmış saçlarını siyah deri montunun üzerine salmış bayana ondan hoşlandığımı söyliyebilirdim.

Olay bu ya muhtemelen manyak mısın ya da sapık mısın gibi bir tepkiyle karşılaşırdım ama aklımda denesemiydim diye bir soru işareti bırakmazdım. Sadece "pardon ama siz ilk görüşte aşk'a inanmaz mısınız?" diye sorar ve yoluma devam ederdim. Ama hayat yolumuzu ayırmıyacaktı belli bir süre daha, bunları düşünüp onun yürüşünü izlerken gözümü bir dakika dahi ayırmadım ondan, ama artık otobüsün başka yöne dönme zamanı gelmişti. Elveda güzel bayan...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Tek düze işte

Yine hayat tek düzeliğiyle ilerliyor. Oysa ki pazar günü ne güzel motive etmiştim kendimi hatta sabah büyük bir gaz ile yola koyulmuştum saçlarım da güzel toplanmıştı halbu ki, ama proje de ardı arkası kesilmeyen aksilikler iş'ten soğutmayı başardı yine bütün motivasyonumu bitirdi.

Öğlen yemeğin de sağlam dinlensem de kâr etmedi asıl üst üste patlıyacak kısımlar yeni başlıyordu. Şimdi işin yoksa yarın git düzeltmeye çalış gene patlasın off neyse, akşam 6:25 attım kendimi ofisten dışarı farklı parçalarla koyuldum evin yoluna yine hava karanlıktı, yerler ıslak kış gelmişti aslında havanın daha ne kadar iyi olması beklenebilirdi ki ya da ne kadar aydınlık derken sonunda metroya varmıştım. Hızlı yürümenin verdiği hararet ile hemen deri montumu çıkartıp, kısa şemsiyemle elime aldım. Herkesin beklediği tarafta değil en tenha son vagona kadar ilerledim saat 18:41 metro'su emrime amade idi 4-5 kişinin çıktıktan sonra bindim ben de daha birileri gelmedi rahat rahat yolculuğumu yaptım. Oradan otobüse bindiğim de gayri ihtiyari gözüme muavinin elinde bulundurduğu dergi tarzında ki şey takıldı. Bilmiyorum ama sanırım okuyamamış ve ilerliyen yaşına rağmen son bir atakla hesaplamalar yapıyordu dergi üzerinde okuma hislerim kabardı birden ne yalan söyliyeyim.

Sonra eve gelmiştim dün yarım bıraktığım birşeylere baktım bilgisayar da biraz ve birazdan da yatıcam, işte tek düze bir hayat Türkiyenin belki de %90-%99'unun kapsadığı o monoton hayatı yaşıyorum. Peki bunu ben mi istedim? Kısmen, yapmak istediğim düzenli disiplinli birşeylerdi ama biraz daha özgürlükçü bir yaşam için mecbur herkes bunlara sonrası...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Biliyormusunuz?

Her haftasonu geldiğin de sadece kıçının üzerinde oturacağını bilmek ve bunu değiştirememek ne kadar sıkıcı birşey biliyormusunuz?

13 Kasım 2009 Cuma

Özgürlük mü?

Eğer kendinizi yaya geçidin de birileriyle tartışmak için yola atabiliyorsanız gerçekten özgürsünüz demektir. Niye mi? Çünkü bilmem farkında mısınız ama insanlarımız o kadar koyun olmuş ki yaya geçicidi denen yer de bile durup arabaları bekliyorlar. Evet insanların çoğunun özgürlüğü haftasonların da, tatil köylerin de, yataktaların da sanıyorlar ama asla özgür değillerdi.

Bir insanın özgürlüğü herşeyi kaybettiğinde elde eder. En dibe vurduğun da özgürsündür. Düşünmeden herşeyi yaparsın hiçbirşey umrunda olmaz, korkmazsın çünkü kaybedicek birşeyin yoktur. Kaldı ki ölüm de yine bizler için elbet öleceğiz. Acı ya kendimi teslim ettim ve artık hiç acı çekmediğimin farkına vardım, hem de gerçekten özgürdüm. Diğerleri gibi beni ne giydiğim kıyafetler yönetebiliyor ne de eşyalarım, gerektiğin de en iyisini alabilecek kadar zekiyim ama bedeni mi onlara teslim edicek kadar aptal değilim.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bırakıcam bu işleri

Öyle naif bir havadayım ki anlatamam, bu gün itibariyle bilişimden kopma devresindeyim. Evet şunu farkettim bu blog ki amaç yazı yazmak, duyguları paylaşmak, sıkıcı kitaplar yerine insanlarla empati kurmak onların duygularını paylaşmak olduğu için kullanıyorum ki bir de msn bana e-sosyal ortam sunuyor. Bunlar dışında ne mi var? Bence çok gereksiz, hatta içimden şuan pc'yi camdan aşşağı atmak geliyor ama dediğim gibi blog ve msn için kullanması gerekiyor şuan, he bir de mesleğim var tabi. İlkokuldan beri idealim olan meslekti gerçi hani karmaşık kodlar üzerinde kafa yorup şöyle güzelce beyin jimnastiği yapmayı seviyorum ama her yeri bir süprizle dolu bir iş "x" bilgisayarında çalışan aynı kod "y" bilgisayarın da çalışmaması insanı cinnet moduna sokabiliyor. Üzerine üstük fazla mesai'ye kalma ve bunun stres'i anlatılamaz.

Artık iş yaşantım da süpriz istemiyorum limon satasım var çaya, çorbaya limonnnnnnnnnn!
Nezleye, domuz gribine, tansiyonun bir numaralı ilaç şeklinde müthiş pazarcı yaratıcılığıyla kıvrak cümleler kurup, süper kafiyelerle pazar halkını ya da etrafta ki insanları güldürmek. Hiç bir şey bilmiyorum ya sıkıldım işte öyle hayattan, yaptıklarımdan.

10 Kasım 2009 Salı

Gaza gelmişim

Nasıl bir gazdır bilmiyorum her akşam ev'e gelince bir güç beni solo çalışmama için o gitarı nerdeyse ev'e geldiğimden sonra her dakika elime almamı sağlıyor. Deli gibi çalışıyorum bileğimin ağrımasına aldırış etmeden, zaten parmaklar hissetmiyor, pena sürtünmenin etikisiyle yamulana kadar, kırılana kadar devam, kırılırsa yeni pena ile yine devam.

Hayat benim için nerdeyse tamamen müzikten ibaret hale gelmeye başladı her an kafamın içinde uğulduyan bir gitar sesi, bir bateri ritimi var. Eğer iş'ten çıkarsam ilk işim ileri düzey picking teknikleri öğrenebileceğim bir kursa kayıt olmak ve kendimi müziğe adamak bir kaç ay sürecek kursunda ardından yeniden bir iş'e girip sonrasında güzel bir esp ile yoluma devam etmek, gittiği yere kadar. Tabi hiçbir grup kurma gibi işlere girmiyeceğim saçma geliyor bana eline gitar alan herkes abi biz grup kurucaz diyor zaten.

Evet saat 00:00 olmuş bileğim ağrır durum da daha fazla yıpratıp bir sakatlık çıkarmak istemiyorum zaten bütün gün boyunca klavye ve mouse ile zedelenmiş bir bilek üzerine gitar çalınırsa siz düşünün halini hatta şu satırları yazarken kendisi hafif hafif isyan edip kitlenir durumda ve halen ardı arkası kesilmeyen güzel parçalar yüzünden uykusuz bir şekil de oturuyorum.

Kendimi müziğe biraz daha verip oyalamaya çalıştığım için biraz daha sakinim yakın zaman da eski müzik arşivi mi yeniden oluşturmayı düşünüyorum bir kısmet olmadı başlangıç yapmak yok kaliteli bulamadım, yok albüm bulamıdım, yok discography bulamadım derken hep bir sebepten dolayı sıkıldım. Sonra internet radyolarını dinleyince daha bir gevşeme geldi hem farklı şarkılar dinliyorsunuz, farklı türler, farklı gruplar görüyorsunuz. Ahh ahh ulan acep brutal vokal olabilirmiyim çalışsam diyemeden de geçemiyeceğim. Gerçi hepsi güzel tatlı birer hayal öyle çok şaşalı bir hayatta gözüm yok, sadece egolarım biraz tatmin olma peşinde hepsi bu.

Bol müzikli günler...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Hayat çekilecek şey değil

Ağlıyamamak nasıl birşey bilirmisiniz? Boğazına koca bir kütle iner ve o gittikçe büyür, şişer. Sonra aslında nefes almadığınızında farkına varırsınız, o nefes boğazın tam uç noktasını yakar geçer.
Bilmiyorum hayattan bir ekmek, bir su gibi sadece bir sevgi ihtiyacını istedim o ise tam uç noktalara geldiğim de beni geri çevirmek için küçük bir umut verdi.

Sonra bu umut yine yerini ızdıraba bıraktı ama önümde beklenilmesi gereken ızdıraplar daha var. Ben halen inat edip bazı şeyleri değiştirmek adına birşeyler denesem de eminim o da olmuyacak sadece basit bir umut bağlama da ibaret sadece bu zaman kadar gösterdiğim sabır süresi biraz daha uzayacak ne değişicek? Hiç. Yine tokat gibi çarpıcak orada da acı gerçekler oturup düşünücem boşuna beklemişim, halen boşuna bekliyorum. İnsanlar yaşanmışlıklarını anlatırken ben onların hayali içerisin de kayboluyorum. Çünkü benim yapabileceğim tek şey bu anlatacak bir yaşanmışlığım bile yok. Yaşamıyorum ki ben zaten.

Blog ve msn şifrelerimi çok güvendiğim bir arkadaşıma vericem. Eğer bana birşey olursa kendisi umarım yayınlar. Hoşçakalın diyeceğim ama bu hayatın ızdırabında hoşça kalabileceğinizi hiç sanmıyorum.

Emrediyor

Hayat bana taş kalpli olmamı emrediyor ve ben sadece biraz durup düşündükten sonra herşeyin hayırlısı diyebilecek kadar ona uyabiliyorum.

8 Kasım 2009 Pazar

Ölümden korkuyoruz

Hayata öylesine bağlanmışız ki, öylesine beklentilerimiz var ki, o kadar genç'iz ki korkuyoruz. Sanki bunlar birşeyler farkettiricekmiş gibi, yaşlanıp daha çok çile çekmek meziyetmiş gibi, beklentiler, hayaller yerini bulacakmış gibi.

Tamam belki ölümün şekline göre verdiği anlık korkular olucaktır ama niye bu kadar hayata bağlı insanlar oluyoruz ölüm kelimesi geçince? Özellikle domuz gribi muhabbetlerinin bolca yaşandığı günümüz de herkes korkar oldu, hapşurandan, nezleden, gripten. Peki nedir yani korktuğunuz bu yaşamda bırakacağınız ailenizden başka neyiniz var? Nedir bu dünya da ki çekicilik?

Dünya da biraz daha fazla yaşamak bir insana ne kazandırabilir, ya da genç ölmek? Hiç bilmediğimiz bir yere göç ettiğimiz de keşke şunu dünyadayken yapmalıydım diyebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Belki bir gün öyle bir yaşa, öyle bir hayata gelicez ki ölmek bizim için en güzel yol olucak.

Şunu demeden de edemiyeceğimHayat insanlara egolarını tatmin etmek için tanınan süredir. Ama insanlar gördüğünüz gibi halen egolarının peşinde.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Nereden ne konuya

İçimde ki yazı ateşini anlatmam geçen yazıyla arada bir kaç saat geçmesine rağmen sürekli birşeyler yazmak istiyorum halen bitmiyor anlatıcaklarım bitmicek. Kitap yazmalıyım ama bu yalnızlığın kitabı olmamalı kurtuluşun kitabı olmalı, insanları ibreti alem bir öykü sunmak isterim.

Bilmiyorum neresinden başlasam haliyle ev de tıkılı kalınca sabah nescafe, öğleden sonra cappuccino, çay offf hem sıkıntıdan hem dinç kalmak için biraz da şu ev ortamının soğukluğunu kırmak için bünyeye gerekli sıcak sıvı sağlıyorum. Bir taraftan yeniden gitarımı çalmaya başladım öyle gaza gelmişimki seek & destroy'u çalarken penayı erittim, daha açıklayıcı söylemek gerekirse resmen soyuldu.

Manyak gibi en son aldığım mizah dergisinin sayfalarını tekrar tekrar çevirip bakıyorum acaba kaçırdığım birşey var mı, şöyle ince bir espiri çıkarabilir miyim içlerinden diye ne işe yarıyacaksa gündelik hayatı olmiyan bir insanın, temizlensem kendime, yakışıklı olsam kendime, stilimi değiştirsem kendime, kendime, kendime. Beni umursuyacak kimse yok ki.

Valla insan istiyor şöyle görsün biri ketumca değil ama aldığın yeni montun hayırlı olsun, sakalın yakışmış, t-shirt güzel. Bunlar insanları motive eden şeyler ama yine de bilmediğim ben inatla temiz bakımlı olmaya gayret gösteriyorum. Belki bir gün bu alışkanlıkları kazanmam gerektiğin de zorlanmıyayım diye. Aslında bir kısım insanlar birbirlerine böyle sahte iltifatlar ediyor gerçi ben bunu ayırt edemiyecek kadar aç olduğumdan farkediyemiyeceğimdir.

Ben ki egolarımı insanlar üzerine de tatmin etmiyen biri olsam da yine de bu bazı şeyleri duyma hissi bambaşka birşey, ne ego tatmini, ne ego zedeliyecek birşey. Bir ihtiyaç aslında bunlar da, sevmek, iltifat, sevilmek kimileri boğulmuştur doğruyu, sahteyi ayırt edemez. Kimisi de hasrettir gelmesi için elinden geleni yapar belki de.

En boktan soru

Bu aralar nasıl bir ruh haliyse bir kaç dakika içerisinde bir paragraf yazıyı hiç düşünmeden sadece klavye'ye dokunarak çıkartıyorum. Sanırım sıyırmak üzereyim, birşeyler yazıp birşeyleri anlatmak istiyorum artık ya da yeni birileri tanımak. Tabi öncesin de bunları nasıl yapıcağımı düşünüyorum.

Ama sadece düşünmekte kalıyor evet, üniversite hayatım çoook uzaklarda ait olmadığım bir okul da şuan adı üzerinde "uzaktan eğitim" ve işin kötü tarafı okul benim bulunduğum şehir de olmadığı için de genel de okuyan kişilerin hemen hemen hepsi okulun bulunduğu şehir de oturmakta. Yani elim kolum bağlı şekil de oturup bir sürü sorgulama yapmamın sebebi de bu dur insan içine karışamamam da değil. Yol da yürüyen hiç tanımadığım biriyle bile bir muhabbetim geçmiştir.

Diyeceğim şu ki ulan kardeşim şu lanet üniversite yaşantısı olmazsa bir insanın hiç mi sosyal ortamı olamaz. Lise hayatım boktan dı tamam orada bu kadar aktif olamıyordum çünkü serseri kesim çoğunlukta bir okuldu. Hevesim hep üniversite üzerineydi kazanamadım ne oldu? Boku yedim tabiki. Olay erkek ya da kız arkadaşta bile değil aslında sadece bir toplulukla en azından ya sadece istediğim şu lanet olasıca haftasonlarımı ev de kıçımın üzerin de oturarak geçirmemek.

Yok mu şöyle hobi işi filan, illa gidip bir servet yatırıp bir kurs'a mı kayıt olmalıyım yani? Hadi kayıt oldum o insanları kazıklayan lanet olasıca kursların sınıfında tanışacağım insanlarla iyi ortam kuracağımı kim garanti edebilir ki?

Bana şöyle insan sirkülasyonu bulunan bir dernek vb. bir kuruluş lazım. Sonra buralara girmek için biraz cesaret, yani bir şeylere para verip deşarj olmak yerine üzerine bir de kafamı şişirmemeliyim. Bilmem anlatabiliyor muyum???

6 Kasım 2009 Cuma

Öyle devam

Gözlerim kapanmaya çalışırken ben bir nescafe ile onları açmaya gecemin her anını değerlendirmeye çalışıyorum. Ama nafile gözlerim açık kalsa bile bünye kocaman sandalye de gittikçe yer'e inerek adeta küçülüyor.

Dağıttım bu gece tabiri caizse, sıkıldım saçlarımın bir arada durmasından, açtım o milyonlarca teli bir arada tutan lastik parçasını ve radyo da çıkan her şarkı ile şuursuzca dans ettiler. Gecemi biraz birşeyler düşünerek birşeyleri karara bağlıyarak bitirmeyi planlıyorum aslında ama yine olmiyacak, olmuyor.

Lanet olası haftasonu gelmesine rağmen ben yine ev de oturacağım üstelik eminim yarın hava müthiş olucak. Niye herkes arkadaşlarıyla bir yere gider ya da bir etkinliğe katılırken ben hiçbir bok bulamıyorum. Bir başlangıç noktası bulabilsem, bir çıkış noktası, oysa ki kendi kendimle anlaşmıştım değişicektim, heleki bu haftasonu için kesin birşeyler bulmalıydım. Ama yine yapamadım kendime olan güvenimi yine yıktım. Evet zaten umudum yoktu birşey bulucağımdan çünkü umut insanı daha çok tüketiyor.

5 Kasım 2009 Perşembe

Kendi halinde

Blog yüzünden şu beyaz'dan bir kat daha nefret ediyorum artık, akşamın en derin karanlığında gözümü almasının yeterli bir sebep olduğunu düşünüyorum. Düşünmek demişken, keşke oturup şöyle düşünebileceğim bir haftam olsaydı dinlenip düşünmekten başka birşey yapmak istemiyorum. Ruhumun derinliklerine inmek istiyorum farklı şarkılarla, oradaki gereksiz şeylerin hepsinin kokusunu hissederek çıkartmak istiyorum ve neler ekliyebileceğimin planını hazırlamak. Ben hayattan ne istiyorum?

İnsanların sorularına cevap versem de kendim de bazen sormadan edemiyorum, niye yaşıyoruz? Bazen hayat o kadar sıkıcı oluyor ki, bir yerden atlasan bile kurtulunamıyacak bir hayat ya da atlasan bile o yenilmişlik duygusu beni deli ediyor. Hayat ilerledikçe artık beni olgunlaştırmak yerine yaşlandırdığını hisseder oldum. Gereksiz bir zaman kavramı, kargaşası içerisinde aradığım belki de sadece tüm sıcaklığıyla, sevgisiyle sarıp kuşatıcak biri.

Yazıyorum şuan bakıyorum o derin benim için özlenilen karanlığa vücudum ne sıcak, ne de üşüyor. Farklı bir sakinlik var üzerim de suskunum, ne konuşucağımı, ne düşünüceğimi bilemiyorum. Vücudum boşluktaymış gibi, biraz hissisiz. Düşüncelerim dalıyor gidiyor melodilerle kimi zaman ikisini de duyuyorum kimi zaman sırf içimde ki ben bastırıyor herşeyi, kopuyor bağım tamamen bu dünya ile...

3 Kasım 2009 Salı

Artistliğiniz kime?

bir kaç kuşak İstanbul'da yaşıyan biri olarak, insanların buraya gelip sanki buralar dutlukken ben dolaşıyordum vari hareketlerinden sıkıldım.
Heleki insanların doğum yerini sorduğunda İstanbul dendiğinde burayı bir il gibi saymayıp kökene inmelerinden sıkıldım.
İnsanların hava atmaya çalışmalarını gördükçe tiksiniyorum artık.

Artisliğiniz kime lan!

1 Kasım 2009 Pazar

Hep deriz ya...

İnsanlar çoğu işler için artık şansının kalmadığını düşündüğün de, son bir gaz ile "ulan bu son şansım." der ya, işte ben de şuan öyleyim. O son şanslar hiç bitmedi bitmez.

Biraz daha farklı düşünmeye yönelttim kendimi, biraz daha zamanlamaları yakalamak için çaba göstermem gerektiğini düşünüyorum yine, ama ne olursa olsun biraz da şans olsun.

Bunun muhasebesini yaparken bu kış soğuğunda içim birden ısındı sanki yeniden canladım. Farklı şeyler düşündüm, bazı şeyler imkansız denilebilecek gibi görünse de yaşandığına göre, belki de benim de etrafımda böyle birşey var. Olaylara ne kadar geniş baksam da bir yerden sonra yetmiyor galiba, bugün biraz daha geniş ve farklı bakmaya odaklandım gibi ama insanlar hakkında kafamı karıştıran bazı hususlarda halen münakaşam devam ediyor.

İleriyi etkileyecek şekilde yapıcağım şeyleri yapmalımıyım, yoksa haklı çıkmak adına yapmamalımıyım ama bunuda sanırım zaman ve şans belirleyecek.