30 Ekim 2009 Cuma

Uçurumdayım

Bu aralar üzerinde çalıştığım iş o kadar yoğunlaştı ve baskılı hale geldi ki kafayı sıyırmak üzereyim. Tatil günü bile rahat rahat düşünemez oldum. Sürekli sıkılıyorum, içimde hep kötü birşeyler olucakmış gibi bir sıkıntı var. Bunalıyorum gittikçe, anlatılamaz birşey bu.

Zaten hayatımın neresi doğruydu ki burası eğrildi diyeyim, ne olsa kötüleşiyor. Hayat gittikçe daha çekilmez hale geliyor. Bu dünya için fazla iyi olduğumu düşünüyorum ve birinin daha öyle. Sanırım biraz piç olmak lazım.

Artık hiçbirşey adam gibi neşelendirmiyor, insan büyüdükçe hayatın daha bok yönünü görüyor galiba bu yüzden. Halen beni benden alan tek şey müziğim, aklıma her headbanger's journay geldikçe, her heavy metal duydukça içim ürperiyor. O sololar beni benden alıyor başka bir boyuta geçiyorum sanki. Ama elbet o kulaklığı kulağından çıkartıyorsun ve yine o kötü dünya ile karşı karşıyasın.

Yurtdışında ki gibi istediğim şeyleri yapabilmek istiyorum ben de Türkiye'de ki imkansızlıklar ve insanların artık inançlarını kaybetmesi hiç birşey yapılamaz hale getiriyor. Niye bir metal belgeselini de bir Türk çıkarmasın?

Blog isimi değişimi

***DUYURU***
Blogumun yeni isimi artik Son Vagon

28 Ekim 2009 Çarşamba

Tam gün

28 Ekim yarım gün tartışmaları ofiste olurken ilk önce tam gün olarak söylendi, daha sonra öğlen resmi tatil olduğu için yarım gündür şeklinde nokta konuldu. Ben de salak gibi elimdeki işi tamamlamak için uğraştım saat 2'ye kadar he işin burasına kadar birşey yok bundan sonra o yapmadığım küçük şey için 6:30'a kadar çalıştım. Beynim embesilleşti, sıkıldım, sinirlendim. Bir sürü duyguyu bir anda yaşadım. Oksijen aldıktan sonra beynim açıldı dedim kafama sıçayım bok vardı 12:00'de basıp gitmedim.
Annemi aradım konuştuk biraz taksiye atla gel dedi. Dedim doğru diyorsun yol gözümde büyüdü. Allahtan iyi bir taksiciye denk geldim anlattım derdimi sohbet ettik baya ama halen toparlıyamadım kendimi

25 Ekim 2009 Pazar

Bulamıyorum

Yapıcak birşey bulamıyorum. Nalet olsun dört duvar arasında boş boş oturarak sabahtan beri bütün günümü iş'te uğraştığım yetmiyormuş gibi bir de haftasonları başında oyun oynıyarak geçirdim. Şuan bir haftasonumu nasıl heba ettiğimin hesabını çıkarıyorum.

Bulamıyorum birşeyler, dışarı çıktığım da neriye gideceği mi bilemiyorum, ne yapıcağımı bilemiyorum. Keşke benim de rüyama dalga geçtiğimiz gibi ak sakallı bir dede gelip yol gösterse, keşke...

Dışarı çıkıp şuursuzca İstanbul sokaklarını ev'e döndüğünde bacaklarının saatlerce arıyacağını bildiğin halde gezsen de yine de birşey bulamamak var ya işte böyle bir çaresizlik insanı bitiriyor. Ne oldu gezdim dolaştım işte söylediğiniz gibi çıktım işte dışarı zaten hafta içi hergün mecburiyeriyetten çıkıyordum. Peki ne değişti? Koca bir hiç.

Daha neriye kadar bir arayış içerisin de olacağım, daha ne kadar bu hayatta kalmaya direnebileceğim, daha ne kadar...

22 Ekim 2009 Perşembe

Müziksiz bir hayat düşünemiyorum

Bazen canım öyle bir müzik dinlemek istiyor ki sırf takip ettiğim internet radyoları yüzünden geç saatlere kadar yatamadığım oluyor. İnternet radyosu çünkü normal Türkiye radyoların da maalesef metal müzik kanalına rastlamak mümkün değil halen bir soyutlama var ama olsun hoşuma gidiyor yaygınlaşmaması. Hayko ile birlikte bir çok özenti varlıkların bu türden haberdar olması ve alakası olmıyacak şekil de kendilerini ben de metal dinliyorum diye ilan etmesi çoğu gerçek dinleyicinin komiğine gidiyor. Çok da umurumda değil o dinlediğini sansın kimseye ben metalin felsefesini yazdım diye böbürlenmem çünkü bu müziğin insanlar üzerinde ki ironisi bu değil. Halbuki özenti kesim bak ben de metal dinliyorum diye egolarını tatmin etmeye çalışıyorlar yazık. Hatta istediğinizi diyebilirsiniz ama bence hayko pop'tan başka birşey yapmıyor.

Müzik hayatın sosu gibi, hani makarnayı nasıl sadece su da haşlanıp önümüze konulduğun da kimsenin hoşuna gitmez. Ama çeşit çeşit soslarla hemen hemen her kesime hitap edicek bir yemek ortaya çıkabiliyorsa, insanlarında hayatında da müziğin yerinin bu şekil de olduğunu düşünüyorum ve ben bol soslu istiyorum, ekmeğimi bandırımcam!

Şimdi niye metal mevzuna gelirsem aslında çok kapsamlı ama ben yüzeysel deyineceğim. Metal aslında özgürlüğün simgesidir. Uykum geldi yorgunum bir türlü erken yatamadım, kafam dolu ama yazasım geldi. Şimdi zıbarıcam!..

20 Ekim 2009 Salı

Yazdan kalma bir akşam

Yazdan kalma bir akşam günüydü bugün insanlar ne yapıcağını şaşırıyor üzerlerinde ki montları kimisi elinde taşıyor kimisi de üşengeçliklerinden üzerlerinden çıkarmıyorlardı. Ha tabi bir de üşüyen insan grubu var.

Bugün mesai bir türlü bitmedi. O kadar fazla bunaldım ki anlatamam çünkü akşam taksim de olucaktım. Küçüklük hayalim, komik ama öyle küçükken hayattan istediğim en önemli şeylerden biri akşam taksim'de gezmekti. Teknosadan fotoğraf makinesine yedek şarj edilebilir piller alındı, üzerine yemek yenildi ve final olarak geçen sefer aklımda kalan iki şeritli deri bileklik alındıktan sonra yavaş yavaş kallavi'nin yolu tutuldu.

Nane-Limon'lu nargileyle bir başlıyan güzel gece ilerliyen zamanlar da cam kenarı diye tabir edilen yerin boşalmasıyla eşsiz manzara vapur gezisi gibi gözlerin önündeydi. Müthiş bir ambianstı insan bütün bir günü orada rahat bir şekil de geçirebilir. Akşam soğu ara sıra kendini hissettiriyordu ama insanın yanında montunun olması ve ortamın hoşluğu sayesinde hissetmemezlikten geliyordu insan.

Sonra eve dönerken yanımdan iki tane otobüsüm geçmesine rağmen ben sessiz ve sakin biçimde evime doğru yürüyordum. Aklıma bu meşhur zamanlar da ne gelse beğenirsiniz? Tabiki aklımın köşesin de boş kalan yer bir türlü düzelmicek hiçbirşey biliyorum çünkü sadece hayaller de yaşıyorum. Gerçek benim için ulaşılamaz...

19 Ekim 2009 Pazartesi

Kısmen iyiydi

(Kendi çekimimdir, PS kullanılmamıştır.)

Şimdi böyle nasıl anlatsam bilmiyorum ki hem sevinç, hem hüzün, hem de çaresizlik, ne yaptığını bilememek gibi bir sürü duygu karmaşası içerisindeyim.

Sevinçli olmamın nedenlerinden bir tanesi Canon PowerShot A590 IS dijital fotoğraf makinamı almış bulunmaktayım. İşin daha güzel bir yönü geçmiş doğum günüm sebebiyle bana hediye olarak alınması daha bir hoş oldu. Makina mı elime alır almaz ilk iş eve gidip ayarlarını kurcaladım tabiki belki olmaz ama ileride d-slr alır onunla gezerim diye kapsamlı bir compact makina seçtim.

Derken işin o hüzünlü tarafı geldi gitarımın fotolarını çekip ilan vericektim. Evet gitar ve amfi setimi yeterince ilgilenemediğim için satıyorum. Onun parasını da bilgisayar'a gömüp sıfırdan hayalimin bilgisayarına kurmayı düşünüyorum.

Bakalım ne olcak, bu aralar yazıcak birşey de bulamıyorum zaten.

15 Ekim 2009 Perşembe

Blogger Maskesi

Çoğu kişinin içerisin de bulunduğu şu blog alemin de elbet birileriyle tanışmışsınızdır. Yok tanışmadım derseniz de tanışırsınız merak etmeyin. Ama bu esnada en çok karşılaşılan olay insanların blog üzerinde kurdukları maskeler.

En basit örnek olarak kendimi vermem gerekirse şimdi bana bir çok kişi bunalım dolu, melankolik yazılar yazdığımı söyledi. Hatta kendisiyle diyaloğa girdiğim kişilerden gelen tepkiler aslında sen böyle biri değilsin oldu. Aslında olay tam olarak şöyle blog'a içimden geçen hisleri döküyorum. Yani sokakta eğlenmeye çıktığın bir yerde, özellikle en çok hoşuna giden birşeyi yaparken bir insanın somurtması saçma değilmidir? Bana kalırsa bu trip'ten öteye gidemez. Sadece kimseye anlatamadığım dertlerimi buraya yazdığım için böyle bir karamsar hava esiyor işte buralar da.

Ama bu olay herkes için böyle değil düpe düz ters olan, farklı olan kişiler var. Tabi bunlar kendilerini ne kadar ele vermek istemese de az çok anlaşılabiliyor yaptıkları. Neyse fazla uzatasım yok yazımı işte böyle...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Yaşam bana batıyor.

"Ölümden niye korkacağım ki? Ben varken o yoktur,o gelince de ben olmayacağım." Montaigne
Böyle güzel bir sözle giriş yapmak istedim. Tabi konuyla öyle bir yerden ilişkilendireceğim ki okuyan için örümceklenmiş kafaları açmaya birebir kafein tadında bir bağlantı olucak.

Yol da giderken, bir yerler de otururken, birşeyler alırken her daim insanlarla iletişim içerisindeyiz. Peki ya iletişim içerisindeyken, aslında olamadığımız gerçeğini düşünen birileri olmuştur elbet, olmadıysa da ben sizin yerinize düşündüm panik yok.

Şimdi yolumuzu kaybettiğimiz de gidip "selamün aleyküm amca, şu adrese nasıl gidebilirim?" şeklin de basit diyaloglara girebiliyoruz yabancı insanlarla. Evet insan, insana yabancı olur mu hiç? Hele ki İstanbul'da iseniz bindiğiniz taksici sizi x-ray cihazı gibi tarar. Hal böyle olunca insanlar hiç görmediği kişiler karşısın da çekingen davranır.

Bu çekingenlik kadın konusu olunca çok daha beter olur. O yol üzerinde adres sorduğumuz amcalara kesinlikle benzemez. Hiç çenesi durmayan adam bile yol da gidip bir kadınla diyaloğa girebilecek kadar cesaretli değildir. Düşünün ki ölüm'ü bile normal karşılayan bir insana yaşam da zor gelen bir olay.

Nalet olsun ki aynı mekan da oturduğunuz birini ya da sürekli uğradığınız bir yerde ki çalışanı beğenipte bir türlü onunla konuşamamak ne kadar lanet birşey şu yabancılık kavramı dedirtiyor. Dedirtmekle kalmıyor çaresizlik psikolojini hakkında doktora yapmanıza kadar giden bir serüven haline bile gelebilir. Her gün o insan ya da benzer insanlarla nasıl diyalog kurucağınız hakkında örnekler tasarlayabilirsiniz. Ama hiçbir zaman gerçek öyle değildir.

Oysa ki daha bir kaç dakika önce bindiğiniz taksici ile bile muhabbetin dibine vurmuşken, gidip bir kadınla tanışamamak kadar çağresizlik içinde bir duygu yok.

11 Ekim 2009 Pazar

Ben böyle aptal, salak, manyak bir sistem görmedim

Bu aralar hiç yazı yazamıyorum. Hayat hep böyle standart halinde seyrediyor. Bunun üzerine işlerin yoğunluğu konu bulamayışım ya da bahsettiğim gibi hayatta sıradışı birşey yaşamıyışım yazı yazmamı engelliyor. Dedim açayım yeni bir kayıt belki birşeyler gelir aklıma yazarım.

Şu starbucks var ya işte o kurumun personeline yaka kartı taktırmayan zihniyetinin içine edeyim. Evet bunu ben niye bunu yazmadım diye aklıma geldi, çalıştığım yerin yakınında bulunan starbucks da güzeller güzeli bir kadın çalışıyor ve ben onun isimini bile bilemiyorum. Ben böyle aptal, salak, manyak bir sistem görmedim arkadaşım.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Kitap Okumak

Pek çok insan kitap okur, okullar da şurada burada hep kitap okunmamız öğütlenir, söylenir. Hatta hocalar okullar da zorla dayatarak okuyun özetini istiyeceğim der. Gerçi artık teknolojinin de gelişmesiyle insanlardaki bu paylaşımcı ruh ateşiyle birlikte her yer kitap özetleri ve ödevlerle doldu. (+rep)

Peki bir insan niye kitap okumalıdır diyeceksiniz bu durum da ya da demiyeceksiniz klasik işte kültürlü olmak için, kelime haznesini geliştirmek için gibi sıradan sebepler sayıcaksınız oysa ki biraz kendi kendine düşünen insan bunların farkına varabilir. Bir insan kitap okumadan da çoğu şeyi düşünebilecekse peki insanlar kendini niye kendini halen kitaplara boğulmakla meşgul?

Çok basit bir cevabı var bu işin "Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok."

4 Ekim 2009 Pazar

Mim'e İştirak

Acı Mutluluktur beni mimlemiş, kendisinin de dediği gibi epeydir mim dolaşmıyordu fena olmadı yani bu hem de kısa 2 tane soru ne güzel.

Hayatımda vazgeçemeyeceğim tek insan.
Annem ve Babam ikisi ni de ayıramam =)

Gelecekte nasıl ve ne bakımdan teknolojik gelişmeler olmasını isterdim
-Valla Teleport makinası yapılsın başka ihsan istemem
-Artık şu ekran kartlarını ve boardları biraz daha küçültsünler mini-atx kasalara geçebilelim.
-Telefon üreticileri bir tanesin de çok iyi yaptığı bir özelliği diğerinde de yapsın artık.
-TR'de ki internet hızı 1Gbps olsun. (Torunlarım bile göremez ya)
vs. vs. daha bir sürü şey sayarım destan olur burası =D

2 Ekim 2009 Cuma

Doğru!

Yazılarımı tenezzül edip çoğu kişi okumuyor biliyorum çünkü insanlar kendilerini eleştiremiyor ve eleştiriye gelemiyor. Böyle ala memleket varken kural yok, eğitim yok, hiçbirşey yok. Bir tek askerlik yan gelip yatma yeri değil o kadar. Peki bu insanlar nelerle uğraşır.

Basit Aşk, Sevgi, Dedikodu, Magazin, Eğlence mekanları, Moda
Ben buraya aktif olarak bu konuları yazsam şöyle her gün aktif olarak en az 1 tane şiir yayınlasam şuan seyirci patlaması yaşardım. Tabi amacım bu değil böyle olsaydı zaten şiir yazardım.

Toparlamak gerekirse biraz daha konuyu, insanlar neyin peşinden niye gittiğini bile bilmiyor. Aşk'tan bahsediyorlar ama ben etrafta aşık biri göremiyorum ki bence aşk'da yok sevgi vardır. Bugün seviyorum dediğiniz biriyle yarın ilişkiye girip ay sonunda da yollarını ayırmak. Bu mu bahsettiğini sevgi? Sonra da yapmacık bir şekil de yüzsüzce yazılan şiirler, sözler.
Bu toplumu bu yola iten ve halen itmeye devam eden medyamızın insanlara empoze ettiği bu yaşam ap açık orta da işte rezaletsiniz. Şöyle durup çekilip kendinize bakıcak haliniz bile yok.

Daha sonra tatminsiz dejenere bir toplum çıkıyor işte ortaya etrafımız da bir sürü örneği var bunun, kadın dırdırımı çekicem diyen, bu ay ki tatilimden zevk alamadım diyen, içtiği yediği şeylerden zevk alamayan ruhsuz, hissiz, kafasız bireyler.

İnsanlar sevgi kriterlerini ortaya koyup çoğu zaman diyorler, erkekler güvenebileceğim kadın yok, kadınlar güvenebileceğim erkek yok der. E tabi olamaz, çünkü yıllar yılı kanal(i)zasyonlar da sizlere bunları gösterdiler. Siz de onların dışarıdan janjanlı görünen ama içinde bir gıdım samimilik ve huzur olmayan o ortama kandınız. Sadece anlık zevkler peşinde koşup kendini alkol ve sex ile tatmin etmeye çalışan sahte bir dünya.

Eski insanlar, ah o eskiler niye mutlularmış, niye destanlar yazılmış, niye boşanma vakaları daha azmış? Çünkü hayat zincirini çok iyi bilen bütün dünya ülkelerinin imrendiği bir yapısı vardı. Onların hiç mi aklı mantığı yoktu, ülke de hiç mi kadın yoktu da tek bir kişi için canlarını bile vermeye hazırlardı. Şimdi o müthiş çağdaş avrupaya özendik ve,

Sonuç ne oldu? İki cinste artık tek birine bağlanmanın saçma olduğunu düşünmeye başladı. Bu ne getirdi bize? Güvensizlik. Sonrasın da yazılan gereksiz duygu sömürüleri, onu bile beceremiyorsunuz ya neyse.