30 Temmuz 2009 Perşembe

Nefret beğenmece

Burdan beni mim'leyen a.nur'a teşekkür ederim.
Konumuz nefretleri haykırmak fazla uzatmadan maddelere geçelim.

  • Emo'lardan ve Apaçilerden
  • Eğitim sisteminden
  • Sokakta ağzını yaydıra yaydıra, patlata patlata çiklet çiğneyen özellikle kadınlardan
  • Küfür etmek için eden insanlardan, her an küfür etmeye meğilli kadınlardan
  • Sürekli kendine şikayet edicek malzeme çıkaran kadınlardan
  • TV'lerde yapılan olayın insanlar kıt anlamıyormuş gibi alt yazı geçilmesinden
  • Turkcell'in kendisi haricindeki operatörlerle kampanya yapmayışından
  • Pazarı Pazartesiye bağlıyan geceden
  • Yaftalamalardan
  • Klişe yazılardan
  • Türk pop sanatçılarının tümünden
  • Gün içerisinde elinden telefon düşmeyen tiplerden
  • Sokakta elinde telefon ve cüzdanla yürüyen tiplerden
  • Kendini teşhir eden kadınlardan
  • Yalan söylenmesinden, gerçeğin saklanmasından
  • Her an g*t etme peşinde olan tiplerden
  • Menfaatleri için arayıp soran kişilerden
  • Kuş serisi araçlardan nefret ediyorum(şahin,doğan,kartal)
  • Metro merdivenlerinde tın tın inmeye çalışıpda sağ tarafta durmayanlardan
  • Simsiyah giyinip beyaz converse giyenlerden
  • Makyajdan ve makyajı abartdan kadınlardan
  • Takım elbiseyi zorunlu kılan kurumlardan
  • Gitmek istediğim yerin haftasonları tıklım tıklım olmasından
  • Bilgisayar da oynıyacak oyun bulamamaktan
  • Deniz kenarında gündüz gözüyle görülebilecek şekilde öpüşen tiplerden
  • Abartılmış kadın parfümlerinden
  • Soft Porn haline gelmiş internet gazetelerinden
  • Klimasız otobüslerden
  • Deodorant nedir bilmeyen insanlardan
  • Laptop'ların bana yeterli gelmemesinden
  • FastFood yerlerinde sipariş ettiğin menüyü getirmeyen çalışanlardan
  • Parmak arası terlik giyen erkeklerden
Benim mimlediklerimde.

sLn,Karakedy,mitsubüşü,sam

29 Temmuz 2009 Çarşamba

İlk kurbanı verdik

MANİSA’nın Saruhanlı İlçesi’ne bağlı Kumkuyucak Beldesi’ndeki bir meyhanede, işletme sahiplerinin sigara içen grubu uyarması üzerine silahlar konuştu.

Çıkan kavgada, işletmecilerden 46 yaşındaki Hıdır Karayiğit vücuduna isabet eden tabanca mermisiyle hayatını kaybetti, ortağı 42 yaşındaki Hamza Havuççu ise yaralandı. Polis, kaçan 5- 6 kişilik saldırgan grubu arıyor.

Ben yorum bile yapmıyacağım tahmin edilen senaryolar başladı bize izlemek kalıyor.

28 Temmuz 2009 Salı

Üstü örtlü düşünceler

Bugün etrafı herşeyiyle incelemeye daldım gene, farklıydı. Nereden gireceğimi bende bilemiyorum sadece birşeyler yazmaya başlıyım gerisi gelir hevesiyle giriş yapayım dedim. Genelde bu şekilde üretiyorum. Sabah işe gelmemden başlıyayım.

Sabah iş'e geldim gün'e dünden kalan bir iş ile yoğun bir giriş yaptım. Görünürde baya bir dosya vardı ama yapılması gereken kısım azmış bunu da yaparken gördüm sevindim haliyle. Daha sonra birde bakmışım öğlen olmuş ofisteki diğer firmadaki arkadaşların blizzard t-shirtüme takılmalarıyla güzel bir muhabbete başladık. Laf lafı açtı hepsi gayet kafa dengi insanlar baya konuştuk bu konuları eskiden yeniye ne oldu ne bitti neler değişti bir sürü benzer kriter. Öğlen paydosuda bitmişti geldik ofise kaldığımız yerden çalışmaya devam ettik, sonra o müthiş an geldi yani mesai bitimi.

Dostum beni iş yerinin çıkışında bekliyordu. Lazım olan birşeyi vermek için buluştuk tabi ufak tefekte birşeyler yapalım dedik. Beşiktaş da karnımızı doyurduktan sonra karaköy de denize karşı oturduk. Yemeği fazla kaçırıp şişince birer soda söyledik. Daha sonra koltukta yayılarak mis gibi havayı ciğerlerime çekme uğraşı içerisindeydim bir taraftanda muhabbet ediyorduk çeşit çeşit kafamıza ne gelirse.

Daha sonra ordanda ayrılma vakti geldi. Hesabı ödedik yavaş yavaş eminönüne doğru yürümeye başladık taksim'e çıkıcak halimiz pek yoktu. O hemen deniz kenarının ordan binerken benim otobüsüm daha aşşağıda kalıyordu.

İş aslında benim için bir anda burda ceryan etti o daha demin gülen ben yoktum.
Anabantha-Manantial parçasını radyoda duyduğum an içimde uyanan değişik bir takım duygularla indirip mp3 player'ıma attım. Sanki sabahtan beri mp3'ümde başka şarkı yokmuşçasına hep ama hep onu dinledim. Her seferinde başka diyarlara yolculuk ediyordum hayal dünyamda yeni yerler keşfediyor gibiydim. Durakta akşamın bir saatinde otobüsümü bekliyordum, yanımda ise genç bir çift vardı. Rüzgar ve şarkının ahengiyle hayal alemlerinden gerçek aleme geçiş yaptım sanki hayat o an bana eksiğin işte bu bu yüzden mutsuzsun diye bana gösteriş yapıyordu.

Akşamın karanlığında ağaçların sallanışını denizin o dalgalanışını, tezgahını toplamış seyyar satıcılar, bisiklet yarışı yapan gençler farklı farklı hayatlar gördüm. Otobüsüm geldi ve hayalleri birazda olsun bir kenara bırakara değişik düşüncelere geçtim biraz daha gerçekçi düşüncelere.

Farkettim gerçekten mutsuz olmamın sebebini, hayat zincirlerden ibaretmiş eğer aradaki bir halka olmazsa o zincir nasıl işe yaramıyorsa hayatta aynen öyle işkence oluyor. Tabi böyle söylemekle hiçbir halt olmuyor. Bir yol var onu denemek istiyorum ama ayağım varmıyor bu işi yapmaya en büyük kaygım yapacağım işte yaşıtımın bulunmayacağını biliyorum. Yaşıtlarımın çoğu daha hayatın farkına varamamış bir kitleden oluşuyor maalesef.

Durum böyle olunca cümle hep şu oluyor. Bekleyen bir kişinin tek çaresi, biraz daha beklemek.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Öyle bir gün

Haftasonu yazı yazmayınca sanmayın ki dışarı çıkıp bir aksiyon içerisinde yer aldım. Efendi efendi evimde oturdum. Haliyle her haftasonu bu fobiyi blogumada yansıtmaktan sıkıldım. Bu haftasonuda evde oturucam lafını okumaktan sizlerinde sıkıldığınızı düşünüyorum.

Gel gelelim hayatımıza haftasonundan bahsedeyim biraz yine ev de dört duvar arasında oturmak evin içerisindeki o boş sessiz hava yine yalnızlık hissimi katlandırıyor. Tahammül edemiyorum yalnızlığa, boş sokaklara illa insan dolu olacak oralar kendi yanımdaki yalnızlığı onlarla gidermek istiyorum.

Sonra bir ara İstiklal caddesinin eski hali geldi aklıma birde şuanki hali o ağaçlar filan varken daha güzeldi be neden mi? İnsanlar daha bir düzene göre yürüyordu sanki şimdi daha bir kalabalık görüntü daha bir düzensizlik var gibi o eski arnavut kaldırımı halini geri istiyorum.

Bu arada hergün farklı birşey ister oldu bünye kendini şaşırdı. Bisiklet hayallerim halen devam etmekte ama bunun yanında şu aralara "kaplumbağa" lakaplı meşhur volkswagen arabalara göz atıyorum. Orjinal olarak kullanmak için değil tabiki hafif böyle hurda tipli bulup toparlatmak için istiyorum. Babamın emektar springiyle birlikte kardeş kardeş takılırlar.

Havalarda iki gündür yerinde baya güzel esiyor. Dün akşam pencereye çıkıp anlamsızca rüzgarın sesini dinledim. Fazla entel takıldım denilebilir neyse ya öyle işte bu aralar halen bir arayış içerisinde ne yapamıyacağımı bilemiyecek bir halde zamandan başka çaresi olmayan biriyim.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Tıbbın gelemediği son nokta

Hep deriz ya ona buna yeni birşey ürettiler. Bırakın bunları ya tıbbın geldiği son noktayı bugün çok acı bir şekilde yaşadım.

Bugün hastaneye gittim. Saçımın seyrekliğinden müzdarip olarak daha önce geçici bir cilt problemime çok iyi bir çözüm bulan uzman doktora gittim. Kendiside şöyle bir bakıp kayda değer bir kayıp olduğunu söyledi iş, okul bir takım olaylarla stres durumumu ölçtü. Daha sonra bunun atalarımdan birine ait olduğunu ve zaten normal derece dökülen saçlarım için sadece biraz daha beslendirmek için iki ilaç yazdı. Hormonsal tedavide verebilirim ama yan etkilerinin bulunduğunu ve tavsiye etmediğini söyleyince haliyle bir çekinme gerek duymama yaşanıyor. Zaten bende alıştım diyerekten gerek duymadığımı bildirdim.

Dışarı çıkınca vay be dedim bunca kansere şuna buna çare arayıp bulan tıp bir kıl tanesini bile yeniden çıkartıcak bir formül bulamamış. Düşünün bizi yaratan saçımıza milyonlar hatta milyarlarca saç teli vermiş biz ise insan olarak bir kaç bin tanesini son teknoloji ile bile çıkartamıyoruz.

24 Temmuz 2009 Cuma

Son bir şans daha

Kendime son bir şans daha vermeye karar verdim farklı bir sebepten dolayı bekleyip görücez.

23 Temmuz 2009 Perşembe

Kabul ediyorum hayat benden hızlı

Yenilgiyi kabul edemem hırslıyım her yolu denerim pes etmem yılmam. Ama gelin görünki tam böyle bazen bazı şeyler düzeliyor dediğin an sana tokat gibi süratle senden önce düşünülmüş şeylerin yaşanmasıyla sona eriyor.

Çok karışık oldu biliyorum çünkü bende öyleyim, hani tam kapıdan çıkarken kötü bir olay gerçekleşir ve o an evde kalmak zorunda kalırsınız ya öyle birşey hayat bazen hep bizden hızlı davranıyor. İçimdeki bu duygu selini artık blog'a bile taşıyamıyorum. Kendime zarar verme isteği uyanır içimde bu intihar değil küçük çaplı şekillerde kıvılcımlar.

Sınırları zorluyorum, sınırları aşıyorum. Benim için hiçbirşeyin sınırı kalmadı artık resmen mazoşist bir insan olmak için hayat beni ittiriyor. İşte bu da olmadı biraz daha duygu seli, bu da olmadı biraz daha içine at, bu da işe yaramadı hadi git bir yerden atla bacağını kır ve huzura kavuş.

Dünyam karma karışık, hayatım düzgün gibi ama zincirlemede eksik olunca kazaya sebebiyet veriyor hayat. Duygularım karma karışık, artık olmayan duygularım. Benim için unutmanın en iyi ilacı olan duygularımda var. Yine hırs, öfke, nefret ama kin duymam çünkü saçma bir ego tatminidir.

Her seferinde yüzeye çıkmaya çalışırken biraz daha batıracak bir olay çıkıyor. Biraz daha, biraz daha çırpınırken bir sopa uzanıyor tutuyorum ama o da kırılıyor yine batıyor yine batıyorum. Dibsiz bir kuyuda gibiyim daha ne kadar derine inebileceğimi bende bilmiyorum. Artık bir kaç ilaç alıp rahatlamak istiyorum.

Sağlam yeşil reçeteli bir ilaç temin edip mal'a bağlamak istiyorum artık, düşündüğüm herşey bana acı veriyor. Belki düşünmemek herşeyin ilacıdır. Hani bir bataklığa girdiğinde ne kadar az çırpınırsan o kadar batarsın. Ben ise var gücümle çırpınıyorum.

Hayat her geçen gün benden birşeyler çaldı hırsımı, güvenimi, hayallerimi. Hayat benden kendini çaldı. Ruhsuz bedene sahip biriyim, aynı çıplak olarak sokaklarda dolaşmak gibi. Ama artık pes ediyorum evime kapanıp ne halim varsa görücem herşeyden uzak, düşünmeden, görmeden, yaşamdan uzakta.

Orta Ayar

Bu aralar bütün blog alemine çöken sorunlar gibi ben de biraz yazamama sorunu yaşıyorum. Daha fazla sıkmadan konuya gireyim.

Hep hayatı orta ayarda yaşıyorum. Çoğu kararlarım da bir şeyi artı ve eksileriyle kabul etmek yerine herşeyin artılarını kabul ediyorum. Bu aslında benim için herkese uyum sağlayabilmek kimsenin maşası olmamak. Ama bu kadarı da pes denilecek kadar bir çelişki yumağı içerisindeyim bunu daha öncede yaşamıştım, yine tekerür ediyor.

Konu güzellik, neye göre, kime göre güzeliz bu konu hep kafamı karıştırdı. Benim takıldığım yada ortada kaldığım konu ise bu kız bana göre güzel mi, değil mi? Çünkü birine baktığımda ilk 5 dakika güzel gelmezken diğer 10dakika güzel sonra 10 dakika güzel değil gibi git geller yaşıyabiliyorum. Hani sevip sonra beğenmemde daha sonra yine sevmemdeki faktör nedir?

Birde birini sevdikten sonra korkacağım konu ondan daha güzel biriyle tanışmaktır. Sonuçta insanın düşüncülerine önem versemde dış görüntüsünüde hiç'e sayamam açıkça durum böyledir. Sırf zekasına hayran olduğum için biriyle beraber olurum desem yalan söylemiş olurum. Ama tabi güzellik bir yere kadardır iç güzelliği gibi züürt tesellisi safsatalarını direk olarak geçeceğim.

Peki birini sevdiğimde ondan daha güzel birini gördüğümde onu bırakırmıyım? Allah sahibine bağışlasın der yoluma devam ederim. Çünkü güzele güzel demem, o güzel benim olmadıkça.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Oyun Zamanı

Eve geleli

İşten eve geleli 1 saat oldu blog ama canım sıkıldı. İçim içime sığmıyor bugün acayıp bunaldım evde ne yapıcağımı şaşırmış durumdayım facebooktaki insanların mutlu fotoğraflarına bakıp onların mutluluklarını paylaşmak yaşamadığım duyguları hayallerde yaşıyorum.

Manyağa bağladım iyice yakında hayatı çift kişilikli yaşasam mı diye düşünmeden edemiyorum. Acaba diğer yanım kadın olup bana eşlik eder mi bu durumda? Bir belirsizlik içinde eriyip gidiyorum karanlık çöküyor yine güne bu günüde akşam ettik diyorum ama dışarıda olmak istiyorum.

Dört duvar beni sıkıyor artık, yapamıyorum. Gerçekten isyan etmek istiyorum artık bu hayata ne sevebileceğim bir sevgilim oldu nede yeni insanlarla tanışmamı sağlıyacak bir arkadaş grubu ama şunu atlıyamam bir dostum var ki o kendini biliyor onu es geçip haksızlık yapamam.

Dışarı çıkıp bu güzel havayı değerlendirmek istiyorum aslında ne kadar bu güzelim havaya o simsiyah karanlık çökücek olsada hiç durmadan, yorulmadan koşmak istiyorum. Birşeylerin artık çözüme kavuşmasını istiyorum hiçbirşeye sabrım kalmadı artık gün geçtikçe kendimi tanıyamıyorum.

Hastanede yatsak bir kaç gün?

Şuan dinlediğim radyoda çıkan All That Remains - The Air That I Breathe şarkısıyle o kadar gaza gelip öyle bir ilham geldiki birşeyler yazmadan edememem gerektiğini düşündüm.

Eee nerden başlasak baktığım ingilizce kurslarında yeni birileriyle tanışmanın çok zor olduğundan mı? Yoksa hangi parti yada sivil toplum örgütüne girmek için kollarımı sıvmam gerektiğinden mi?
Bende bilmiyorum ne yapacağımı kafam çok karışık mp3'ümü kulağıma takıp dağ bayır demeden freeride yapmak istiyorum.

İçimdeki hiperaktiflik yine tavan yapmış durumda yerimde duramıyorum ama bir o kadarda çekingen kalıyorum. Dışarıda hiç bir yabancı karşı cinsle konuşabilecek cesarete sahip bir insan değilim evet bunu açıklıyorum gerisi bana kalsın.

Şöyle bisikletle yerden 5-10 metre havalandıktan sonra bisikleti bırakıp yere atlamak istiyorum o derece kendimi iyi hissediyorum. Bu arada alkol kullanmıyorum biliyorsunuz hani onların etkisiyle filan istemiyorum cidden istiyorum ya sıkıldım artık bu mazbut hayattan sokaktaki bir çok insanın yapamadığı şekilde stres atmak istiyorum.

Gerçi strets atıcağım meçhul ama en azından anlık gerçekten sağlam eğlenicem hele şöyle hastanede gözlerimi filan açarsam ooo kimbilir kaç gün tatil yapıcam gerçi özel sigortalar ödemiyor ama salla para var huzur var desemde o parası olanlar için geçerli şöyle az buçuk duygusal birşey yazarım diye başlamak istedim ama ne şekilde bitirdim.

Freeride niye olmasın?

Evet bisikletleri araştırırken flatland denilen olayla pek sıcak bakmadığımdan alıcağım bisikletin bmx değil hem cadde hemde arazi alanda rahat edeceğim bir bisiklet olması gerektiğini gördüm ve bu alanda araştırma yaptım.

Yapmaz olaydım mı desem ne desem gözüme kestirdiğim güzel ve en ucuz bisiklet 436 euro, hmm diyebildim içimden hani aslında alırım problem olmazda evdekiler ona vericeğin parayla git iphone al derler.

Dün babam izlerken gözüme çarpan bruce amca ve monica ablamızın oynadığı "güneşin gözyaşları" adlı film benim içimde bisikleti bırakıp airsoft'a mı başlasam diye düşündürdü. Ama hem ülkemizde alanların kısıtlı olması hemde her haftasonu aktif katılım için bulunabilecek kişi sayısı bayağı az. Herşeyi geçtim para var huzur var para olsa ikisinide alırım.

Bu yüzden sanırım yine bisikletlere göz atmaya devam ediyorum çılgınca birşeyler yapmam lazım artık çok mazbut yaşadığımı düşünüyorum. Hafta içi street, hafta sonu freeride takılırım artık.

19 Temmuz 2009 Pazar

Sanırım satıyorum

Sanırım diyorum çünkü halen düşünme aşamasındayım. Gitardan soğudum soğuma nedenlerimin en büyüğü vokal olmadan gitar çalmak anlamsız gelmeye başladı. Kendi kendine çalıp dinlemek çok boş geldi. Çalarken çok ruhsuzlukla çalıyorum hiçbir uğraşma iç güdüsü yok içimde nedense zaten önümde bilgisayardan tabları araştırıp bakarken aradada biri msn'den yazarsa iş bitmiştir. Çoğu zaman bu yüzden zaten sıkıldım diyerek kenara bıraktığım oluyor.

Tabi bunu bırakmamın bir sebebi var zaten iş yerimde 8 saatimi bilgisayar başında geçirdikten sonra evde sırf mecburiyetten bilgisayarımı açıyorum desem pek de yalan olmaz. Bilgisayarımı geçtim gitar çalsam gene odanın içinde öylesine takılmak dört duvar arası artık iyice boğucu geldi.

Bu yüzden bmx tipi bir bisiklet almaya karar verdim. Hem dün caddede iki kişiye rastlamıştım belki onlarlada tanışırım bu şekilde belki gerçekten yeni insanlar tanıma yolunda aşama kaydederim. Bisikleti kullanmaktan çok arkadaş edinmek için ve bilgisayardan uzak bir yaşam geçirmek için alacağım doğru aslında kendimi kandıramam.

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Sahil

Bugün sanırım cumartesi sendromunu yendim. Hep diyordum ya çıkıcam bir yere demekki tam tersini söyleyince oluyormuş. Aslında beşiktaş sahile gitmemdeki bir başka neden ise belki bilirsiniz BKM'nin bulunduğu pasajdaki bir cafe & bar tabi ben bilardo oynamak için girdim. Gayet kaliteli ıstakaları vardı ve hafiflerdi.

Arkadaşımı 3-1 yendikten sonra otobüsü kaçırmamız ile birlikte 15dk kadar sahilde oturduk. Ama yer olmadığından biz hep denizi görüyoruz birazda karaya bakalım edasıyla tabiri caizse kıçımızı denize vererek oturduk. İnanın orası bile akşamın saat dokuzunda bile esmiyordu.

Bugünü bitirdik dedik derin bir soluk çekerek tabi ben bunların öncesinde sahilde tek başıma takıldım biraz farklıydı bazı şeylere haliyle özendim bende olmayanlara, olamayacaklara.
Bu arada eve dönerken gördüğüm iki adet bmx bisiklet beni heyacanlandırdı ve halen bmx bisiklet almayı düşünüyorum kimse 30'lara geldiğinde kendisinden önce göbeği giden biri olmak istemez.

17 Temmuz 2009 Cuma

Cumartesi Sendromu

Çoğu kişide genellikle olanın aksine cumartesi sendromu yaşıyorum bende sanırım. Başlıktanda anlaşılabileceği gibi cumartesileri gerçekleşiyor kendileri saat 00:00 olmak üzere gittikçe cumartesi gene boş boş evde oturacağımı düşündükçe bulunan sıkıntım kendini bir kaç kat daha çarpıyor. Sanki gecenin karanlığı sadece gökyüzünde değil içimin derinliklerinede çöküyor.

Zaten cumartesi evde boş boş oturmaktan ilham gelmiyor o yüzden bugünden birşeyleri yazayım dedim. Dışarı çıkacağımı hiç söylemiyorum çünkü söyleydikten sonra tek başına ne yapılır diye düşüncelerimi bir köşeye atıyorum. Kaç kere yalnız dışarı çıktınız ve bir mekana geçip insanları sessizce izlediniz???

Kesinlikle en kısa zamanda bol müşteri çekebilecek bir dükkan açıp artık huzuru orda aramam gerektiğini düşünüyorum ve ya bir gün metro'nun raylarına inen çılgın genç diye haberlere çıkarsam belki küçük çapta bir ün elde edip bir kaç kişiyle tanışma fırsatı yakalarım. Bir kaç kişiyle tanışmak için daha ne kadar şapşalca işler yapabilirim ben bile sınırları çizemiyorum. Gerçi polis göz altına filan alıcak offf hiç çekemem onlarıda dışarıda olsa yakalıyabilecek bir polis çıkamazda yerin altından yukarı çıkıp yakalanmamak biraz zor bir ihtimal.

Acaba birgün buralara yazılarımı bıraktıktan sonra gerçekten intihar etsem
"Bloguna yazıları yazıp intihar edeceğinin sinyali verdikten sonra beşinci kattan aşşağı kendini bırakan genç" şeklinde haberim olur mu?

Neyse yazmakta iyi gelmedi sohbet edicek kimsede yok, zıbarıp yatıyorum.

Reklamlar

Bugün arkadaşımın isyanı üzerine bu yazıyı yazasım geldi. Çünkü benimde daha dün evin salonuna uğramamla farkettim. Genelde zamanım bilgisayar karşısında geçer hem programlarla ilgili bir kaç şey, diğer taraftan müzik, eğlence, genel kültür. Yozlaşmış tv kanalları ve medyada izlenilbilitesi bulunan hiçbirşey görmüyorum. Zaten film dediğimiz şeylerde artık beni sarmıyor zamanında gereğinden fazla izlemişliğim bulunup bizlerinde hayatın birer oyuncusu olduğunu düşündüğüm için artık cazip gelmiyor bana bunlar.

Konuyu daha fazla uzatmadan o salona geçip tv'ye doğru kafamı çevirdiğimde gördüğüm iğrenç Turkcell reklamına gelicem. Bunun kadar prestij, finansal durumu süper bir firmadan bu kadar kalitesiz bir reklam kesinlikle beklemezdim. Evet şu Hidayet Türkoğlunun bulunduğu 3G reklamından bahsediyorum. Turkcell çalışanı arkadaşım bile isyanlarda firmanın çalıştığı reklam ajansını basmayı düşünüyor kendisi =D

Bu arada tv'ye bizim için o kadar önemsiz ki evdeki bozulan 37 ekran tv'yi bile tamir ettirme gereği duymuyoruz. Salonda bulunan 51 ekran tüplü tv'mizin yerinede plazma almayı düşünmüyoruz. Hatta ben bunların bir ihtiyaçtan çok lüks olduğunu düşünüyorum. Devir tv'den yavaş yavaş internete kayıyor. Hatta bilgisayar dünyası hız olarak erişilemez olsada bir çok işlevsel öğe telefonlara kayıyor. Telekominikasyon geleceğin mesleği olmaya aday benim gözümde özellikle bu alanda yazılabilecek güzel bir application ile ciddi paralar kazanılabilir.

16 Temmuz 2009 Perşembe

Düşünmek için çalışmak

Aslında düşünüyorumda şöyle istiklal'deki kitap dükkanlarından birinin sahibi olsam hiç fena olmaz. Mesleğin ne olcak demeyin mesleğimi seviyorum ama ne bilim oturup bol bol düşünüp hayatı farklı kişiler görerek daha kendinin yön verdiği şekilde yaşamak daha güzel gibi.

Evet hep böyle bir hayalim oldu. Kimbilir belki ileride sermaye yaptıktan sonra güzel bir kitap dükkanı açar emekliliğe orada adım atarım. Malum bizim mesleğin aktif olarak çalışma yaşı benim gözümde 30'a kadardır.

Hem sonra bahçesi olan bir eve taşınıp tarım işine bir el atarım. Çiçek, börtü böceğe veririm kendimi laptop yada iphone'umdan bloga notlar bırakmaya devam ederim o mütevazi yaşamamımda.

Laf olsun, blog dolsun canımı sıkıyor yazamamak ondan yazdım.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Cık

Yazasım yok bu aralar o derece duruldu bünyem ne bunalım geçiriyorum, ne çok mutluyum nede birşey düşünebiliyorum. Sanırım düşünmeyi bıraktığım için mutsuz olmuyorum aşama kaydetmek mi yoksa mala bağlamak mı ne denir buna ben karar veremedim.

14 Temmuz 2009 Salı

Vay be

Can sıkıntısına oyun ararken efsane oyun mafia'yı konuşuyorduk arkadaşla birazda bilgisayarı üzerine sohbet ettik kafası karışıktı oyunlardan sıkılmış bir bünye olarak ne yapacağını kara kara düşünüyordu laptop alırsa film indiremiyecekti. Bilgisayarını satmasa sessizleştirmek için cebinden para çıkacaktı. Satsa çok vasat bir bilgisayar kuracaktı uzar gider ihtimaller.

Bende sıkıntıdan araba yarışı olasada oynasam gibi içimden geçirim girdim bir torrent sitesine ve oyunlar kısmına girdim ne göreyim nfs underground 2 çıktı karşıma sitedede başka nfs serisinden oyun yokmuş. Pist yarışlarını sevmem zaten sokak yarışçısıyım ben gerçi araba yarışlarınıda sevmem nerden estiyse sıkıntı insana neler yaptırıyor işte mmorpg ve fps varken, neyse tam indiriyordum.

O an geldi sistem gereksinimlerine baktım ve kullandığımdan önceki bilgisayarım aklıma geldi. Evet eski bilgisayarım
via p3 800mhz işlemci
256mb ram
64mb ekran kartıydı

Oyun ise
p3 933mhz işlemci
256mb ram
32mb ekran kartı istiyordu

Anlıyacağınız o seneler oyunu slow motion olarak oynuyordum bunuda ben farketmedim başka bilgisayarda oynayınca arabanın uçtuğunu farkettim. Halbuki evde 200 basarken 60'la gidiyormuş gibi oynuyormuşum hey gibi günler hey şimdi akşam eve gidim full grafik oyunun tadını çıkarmayı düşünüyorum çünkü grafikleri halen hiç fena değil.

Kötü kader

Ne yapayım artık bende böyle işleri kadere paslamaya karar verdim. Bugün eğer metroya bir kaç dakika daha erken varmış olsam oturaklarda bağdaş kurmuş kitap okuyan o kızla %99 muhabbete girerdim. Hayatımda bir ilki gerçekleştirecek olmaktan bu kadar eminken metronun kapınan kapılarıyla onu farketmeden tam bende oturacaktımki metronun kapıları bir daha açıldı. İşte o an kötü kaderim bana bir kez daha kucağını açmış ben ise bunu farkedememiştim.

Nerden bilebilirdimki orda oturan birini görüp elinde kitap okuduğu ve bu sayede muhabbet kurabileceğim. Of hayat of bıktım senden!

12 Temmuz 2009 Pazar

Kayış sıyırması

Canım çok sıkılıyor. Şöyle bir oyunlara bakayım dedim adam gibi oynanacak oyun kalmamış ne bilgisayarda nede piyasada artık manyağa bağlamış şekilde aynı siteleri tekrar tekrar açtım. Yetmedi msn'de insanlarla konuşmak istedim. O an online bir kaç kişinin penceresini açtım ama kimseye birşey yazamadım. Aklıma hiçbir konu gelmiyordu kafam durmuş, zihnim hiçbirşey üretemez olmuştu.

Kahretsin neler oluyordu böyle radyoda çalan müziklerin büyüsüne kendimi kaptırmış kafam yarı rüya, yarı gerçeklik arasında gidip geliyordu. Sırtımdaki ter hiçbir zaman kurumuyor, gittikçe artıyordu. Ferahlamak için su almaya kalkıyordum o an tamamen gerçek boyuta geçiyordum suyumu son damlasına kadar doyasıya içip yeniden küçük odamdaki bilgisayar koltuğumda yerimi alıyordum. Daha sonra araya giren o hüzünlü şarkılar gecenin karanlığıyla birlikte benide karartıyordu. Artık rüyalar patlamış yok olmuş banada saf gerçeklik kalmıştı. Yalnızsın, teksin, hiç bir zaman sevicek birini bulamadın, sevilmedin.

Ne kadar izleyicilerin var diyecek olsanızda sizde biliyorsunuz ki etrafınız da bulunan insanlara göre benim bana vericeğiniz değer katbekat az.

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Niğde Gazozu

Birçok piyasa markası varken niğde gazozu nedir diyeceksiniz. Anlatayım efendim bu gazoz frambuaz aromalı ve şekeri az bir gazozdur. Ayrıca bir çoğumuzun bilmiyeceği eski elvan gazoz'unun tadını taşımaktadır.
E tabi bende mide konusunda yeni herşeye açığımdır. Özellikle gazozların içindede en çok sevdiğim vişneli çamlıcadır. Şimdi birde portakallısı çıkmış sanırım onuda bulursam hemen deniyeceğim.
Eğer nerden buluruz derseniz bu niğde gazozunu ekşi sözlükteki bir entrye göre beyoğlu balık pazarı içinde bulunan kağıthane çiftliği adındaki yerde satılmaktaymış.
Yarın bir aksilik olmassa gidebilirim efendim.

Beyin shutdown günleri

Bilgisayar terimi içeren bir başlık oldu biraz biliyorum ama ne yapayım mesleğim bu diyerekten, her zamanki gibi aklımın shutdown olduğu gün cumartesine gelmiş ve hatta tüketmek üzereyiz sayın seyirciler.

Peki bu aşamada ne mi yapıyorum. Tahmin edin hadi? Tabiki her cumartesi gibi beyinim pasifize olmuş bir şekilde evde oturuyorum. Kız arkadaşım olsa daha farklı atraksiyonlara girip beyinime ekstradan mesai işlettirebilirdim ama olmadığı için böyle birşey yapma gereğide duymuyorum. Ben niye böyle lanet bir cümle kurdum kız arkadaş filan onuda anlamıyorum hep bu pembe diziler diyeceğimde onlarıda izlemiyorum. Sinsi sinsi giriyorlar insanların içlerine ummadığınız an ve zamanda ama şimdi siz boşverin bunları

Harbi şimdi ben niye cumartesileri hiç dışarı çıkmıyorum diye düşünmeye başladım. Birde bunun tetiklemesi olsa gerek bu yazı yazamamakta, ama yapıcam birgün yapıcam. Cumartesileri kendimi sosyal hayata adaptasyan sürecine atıyacam diyecek olsamda böyle birşey olmadığı için o iş'de yatıyor. Gezicek bir yer, görücek kişiler, yiyecek haltlar olmadığı için cumarttesileri biraz boktan geçiyor aslında beyin shutdown olunca kendini kötü hissediyor insan haliyle.

Şimdi birazdan gün biter. Annemler yarın bana nereye gidelim diye sorar, bende "ne bileyim derim" daha sonra bir yer söylerler hoşuma giderse giyinirim yoksa ben gelmiyorum der yine köklerimi salmak üzere bilgisayar başında yerimi alırım.

10 Temmuz 2009 Cuma

Derinliklerden

Taksimde rastgele mekanların birinde otururken 22-25 yaş arasında siyah sakal ve t-shirt'ü, kıvırcık saçları olan birisi geldi. Hemen ilk koltuklardan birine yavaşça oturdu ve aşşağı doğru kaykıldı. Yavaşça telefon, anahtarlık, sigara ve çakmağını koydu masanın üzerine daha sonra önüne selpak paketini alarak hafiften oynamaya başlarken garson kız geldi ve bir shot tekila ve bira istedi. Sigarasını yaktı çekti, çekti ve garson o arada içeceklerini getirmişti hiçbirşey yapmıyor sadece önüne bakıyor, düşünüyor, ara ara sertçe yutkunuyordu. Biradan bir yudum aldıktan sonra sigarasına gitti eli bıraktı öylece herşeyi eline çakmağı aldı ve parmaklarının üzerinde oynatmaya başladı o arada gene derin düşüncelere dalmış sanki içinden hıçkırıklarla ağlarmış gibi bir yutkunma daha geldi daha sonra tekilayı içti ve birasını bitirdi. Yine sadece garson kıza karşı kafasını kaldırıp bir bira daha istedi halen dümdüz masanın üzerine boş boş bakıp elindeki çakmağı parmaklarına sürtmeye devam ediyordu. Daha sonra üçüncü birasını içerken uzaklaşmam gerekti, uzaklaşırkende etrafa baktığımda kırmızı suratlar, kaymış gözler ve şuursuzca bakışlar o an bağırmak istedim bu mu yaşamak dediğiniz?

Yeniye ve Eskiye Dair Özlemler (MİM)

Mim üretesim geldi hep öyle beleşe konmak olmaz. İçimden dün geçen bir kaç özlem sonucu bu mim'i çıkarmaya karar verdim. Herkesin rahatlıkla paylaşabileceği özlemleri olduğunu düşünerekten lafı fazla uzatmadan

Yeniye ve Eskiye Dair Özlemlerim
  • Beşiktaş şampiyondan bahar dönemlerinde kokoreçi yedikten sonra, sossuz midye tava sandviç alıp dolmabahçe üzerinde ilerlerken tıkınmayı
  • Havaların serinlemesiyle gidip bir kutu çiğ köfte ve yanına bir şişe ayran almayı
  • İlkokul günlerime dönebilmeyi
  • Turbo, Şıpsevdi, Tipitip sakızlarını
  • Beşiktaş sahilinin sağ tarafındaki denizden eskimiş masalı çay bahçesini
  • Lise'nin demirlerinden kaçma heyecanını ve sonrasında gidilen sinema
  • Lisede bölümümüzün hertürlü ameleliğini yaparken gülüp eğlenmeyi
  • Lisemin manzara diye tabir ediren boğazı gören o eşsiz manzarasını
  • Nokia 3310'un popüler olduğu telefon dönemini (ilk telefonum 3310'du çünkü)
  • Hafta içi rahat rahat bütün günümü dışarıda geçirebilmeyi
  • Günün yarısı boyunca karaköy köprü altındaki o deniz manzaralı cafede vakit geçirebilmeyi
  • Cipslerden çıkan tasoları
  • Fifa çıkartmalarını
  • 1 in 250 kasetli atarimi
  • Renk renk misketlerimi
  • İstiklal caddesinin eski arnavut kaldırımı yolunu
  • Hoca ders anlatırken çaktırmadan konuşmayı
  • Kopya çekme heyecanını
  • Ogame oynadığım günleri ve ordaki eski dostlukları
  • İlkokulda sınıfın ortasında deve güreşi yapıp sıraları dağıtmayı
  • Çarpışan arabalara binmeyi
  • Pamuk şeker yemeyi
  • 56k fax modemin sesini
  • Dolup taşan IRC kanallarını
  • Kış günü soba üzerinde pişen sıcak kestaneyi
özledim ben =(((

Bu mim acı mutluluktur, XenoS, Şizofren Peri, Finduilas, sltn, A. Nur, Serzeniş Meraklısı ve bütün özlemlerini dile getirmek isteyenlere gitsin.

9 Temmuz 2009 Perşembe

Tespitkar bir gün

Bugün benim için gayet tespitkar bir gündü. İlk önce otobüse yetişmeye çalıştım, yetiştimde ama adam durduğu halde kapıyı açmadı. Bende mecbur 2. otobüse bindim iyikide yetişemedi bizimki öndeki otobüse bu gün üzerimde öyle bir kızgınlık vardıki eğer o otobüsün şöforünü görseydim harbi girip sağlam bir tane gömücektim.Diğer otobüse binen insanları metroda beklerken gördüm yani pek birşey kaçırmamıştım bu biraz benim sinirimi yatıştırmama yetti.

Bu arada otobüslede gelirken taksicinin canına tak eden ve büyük Türk mucitliğini sergileten bir durumla karşılaştım. Dirseğini camın kenarına rastlayan ve rahat edemiyen bir taksi şöforü bir paket yara bandını o bölgeye yapıştırarak adeta kendine puf bir alan oluşturmuş helal olsun dedim içimden.

İş yerine doğru yürürkende sürekli karşılaştığım bir kadın beni görünce kafasını çevirip bakmamayı tercih etti nasıl piskopat baktıysam kadına tırstmış belli =D

Birde ayı gibi çene beş karış aşşağıda arabanın içinden kadınları kesen tipler vardı yolda, et parçasından başka birşey olduğunu idrak edemeyen gerizekalılar ve teşhircilerle dolu ortalık kime suç atıcağımı bilemiyerek yorumu sizlere bırakıyorum pek sevgili okurlarım.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Söz ver bak

mitsubüşü hanım tarafından mimlenmişiz paneli yenileyince ve mesajıyla birlikte gördüm mim'ini teşekkür ediyorum kendisine, konu söz vermek ben genelde tutamıyacağım söz'ü vermek istemem o yüzden sanırım bu mim baya kısa olucak. Birazda farklı sözler olucak bu mim'de nihahaha

  • Emo'lara gördüğüm yerde laf atmaya devam ediceğime
  • Toplu taşıma araçlarında ha öpüştü, ha öpüşecek tipleri gıcık edicek her türlü hareketi yapıcağıma
  • El yapımı sis bombalarını toplu taşıma araçlarına atmıyacağıma
  • Bir daha cola-mentos denemiyeceğime
  • Elime ilk fırsat geçtiğinde kısa film çekimlerine başlıyacağım
  • Özenti gençliği daima eleştiriceğime
Söz verebilirim =)
Zor bir mim olduğu için kimseyi mim'lemek istemiyorum. Ama isteyen mim'i benden alabilir.

Ota Boka Fan

  • Ota boka Fan Club kuranlara,
  • Fan bile yazamayıp Fun Club yazanlara,
  • Ünlülerin fotoları koyarak aşkım bebeğim diyen kadınlara,
  • Ünlü kadınların fotoğraflarını koyarak daş gibi hatun diye adamlara
İyiden iyiye uyuz olmaya başladım. Bana göre en güzel hayal gerçekleştirilebilitesi yüksek hayallerdir. Durduk yere elin adamına yada kadınına ne diye sevgi besliyeyim.

Hatta bu küçük gibi görünen olaylar yüzünden evli insanların bile kavga ettiğini biliyorum. Bırakın bunları alla siz ya he birde şu sokaklarda Fan'ı olduğu kişiler gibi giyinmeye çalışan tipler var. Gerizekalı herif adamın sahne kostümü o sen ne diye sokakta giyip şebek şebek dolaşıyorsun.

Tabi bunlar hep sineye çekliyor ilişki ilerledikçe, aşık insanın gözü başkasını görür mü ya? Görüyorsa orda bir arıza çıkmış demektir bence neyse fazla uzatmıyacam abidik gubidik ne düğü belirsiz adam yada kadınların resimlerini koyup aşkımmmmmmmmm moduna girmeyin LAN!
Hadi girdiniz bari Türk olsun yolda rastlaşın, bir fotoğraf çektirin, bir canlısını görün değil mi?

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Farklı Bir Gün

Bugün farklı bir gündü şans sanırım beni seçti bugün şuan diyorum keşke iddaa filan mı oynasaydım.

Nerden mi çıktı bugün tek dostum gel profiloya gidelim dedi. Dünyalar benim oldu tabi dedim tamam gel bilardo oyniyacaktık ama ben hiç bilardo oynamadım şu zamana kadar aslında bir kere atış denemeleri yaptımda o sayılmaz.

Malum iş'ten saat 6'da çıkıyorum benim karnım aç olunca önce karnımızı doyurduk daha sonra indik oyun kısımına ilk bowling oynıyalım dedim. Üzerimdeki şans yine belirdi 68-31 skorla oyunu kapadım ilk baştaki atışlarım gibi devam etseydim daha büyük fark açıcaktım neyse sonra dedi gel bilardoya alıcam aklını =D

Gittik yarım saatlik masa açtırdık, amerikan oynıcaktık. Pozisyon alma dışında işi kaptım gibi onda berabere kaldı diyebilirim çünkü ben 1 kere 8'i içeri sokunca o boşver diyip çıkardı sonra 2 kere kendi soktu =D
Tabi ben boş dururmuyum istekayı elime aldıktan sonra hemen çevirmeye başladım uzak doğu filmlerindeki dövüş sahneleri uyandı zihnimde kolay birşeydi sağlam konsantrasyon ve reflex gerekli sadece.

He birde gösterdiğim SAMSUNG S5233 STAR telefona hasta oldu onu alıcak =D

Güzel bir gündü güzel...

Ne lan bu abuk sabuk fotolar he!..


Sanırım tam bir baba serzeniş'i oldu eminim babalarımız blogları görse ve o nerden bulunduğu belirsiz abuk sabuk saçma fotoları görseler aynen başlıktaki cümleyi kurarlar.

Ben baba serzenişinden çıkıp kendi serzeniş'ime geçmek istiyorum. Nerden buluyorsunuz böyle abidik, gubidik fotoları hadi buldunuz alakası bile olmayan konun altına niye koyuyorsunuz hadi koydunuz, diğer insanlara benim başım kel değil mesajımı vermek istiyorsunuz?, hadi verdiniz niye insanlara bu şekilde hakaret ediyorsunuz, hadi ettiniz ileride sizin kel kalmıyacağınız ne malum?, hadi kaldınız o zaman fotoğraf koymiyacak mısınız? diye uzar gider...

Uzun lafın kısası işin anlamadığım bir diğer tarafı bu fotoğrafları çeken adamların amacı ne? Burdan sesleniyorum hatta "AMACINIZ NE LAN!" adamın asabını bozuyorlar. Sizin bu yaptığınız sanata, sanatçılığa sığar mı lan! İnsanları abuk sabuk şekillerde çekip rezil etmeye utanmıyormusunuz terbiyesiz herifler.

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Her zamankinden...

Bir mekana gittiğinizde kişi tanıdıksa her zamankinden demek istemişimdir hep ama şuana kadar nasip olmadı böyle bir olay tabi bunu yazmak için açmadım bu başlığı hani blogu biraz daha günlük amaçlı kullanmak adına biraz can sıkıntısını gidermek için yazıyorum.

Her zamankinden dedim çünkü, her zamanki gibi bir cumartesi geçiriyorum gene beklenilen o günün gelmesi yani tatil olması münasebetiyle heyecanlanıp daha sonra dışarı çıkamadığın her dakika bunalıp bunun yanında dışarının sıcak olacağını düşünüp biraz daha geç saatlere kadar durup İstiklal hayali kurduktan sonra, uzamış sakallara yeni bir şekil kazandırıp İstiklal yolunu tutmak üzere hazırlandığında akşam yemeğinin hazır olduğunu öğrenip gene tek başıma bir yere çıkmak yerine evde oturmanın daha rahat olacağını düşündüm.

Bir türlü şu tek başına çıkma eylemini gerçekleştiremiyorum nedense, çıktığım zamanda cadde cadde, semt semt gezip tekrar boş boş insanların suratılarına bakarak geçiyorum. Çoğu tatil'in verdiği o huzur ile arkadaşlarıyla geçirdiği o eğlenceli zamanları konuşurken, kimilerinin bu ifade yüzünden okunuyor.

Traş olurken güzel olması için elimden gelen dikkati gösterdim. Kendimi seviyor, beğeniyor ve aşık biriydim. Lise son'a kadar, ondan sonra aslında sadece kendimin kendimi sevdiğimi gördüm daha sonra insanların beni sevmediği için sevilicek bir yanım olmadığını düşünmeye başladım. Kendime güvenim kayboldu. Sokakta o kadar sahte dolaşıyorum ki bazen bende bu sahteliğime kendimi kaptırıyorum. Sanki o an dünyanın merkezi benim cadde'de yürüyen en karizmatik şahsiyetim.

Başkalarını bilemem ama sanırım ben mutsuz, umutsuz olmayı bile beceremiyorum. Hiperaktif, sevimli bir şekilde bulunduğum ortamdaki insanlara olabildiğince yardım etmeye ve neşelendirmeye çalışıyorum ama içim bambaşka kimse bilmiyor yapamıyorum dışarı vuramıyorum o lanet duyguları içimde hapis kalıyor.

kafam iyice allak bullak oldu daha devam edesim yok iyi günler herkese.

3 Temmuz 2009 Cuma

Naneli limonata

Nerden geldi bu naneli limonata aklına demeyin anısı var desem yalan olmaz. Ankaradayken yemek yeri bulamayıp girdiğim pizza hut diyorum çünkü pizza hut'ın o hamurdan başka birşey olmayan tabiri caizse çakma pizzalarını yemek zorunda kaldım. O bol yağlı hamurları yemek için masaya oturduğumda Limonata-Naneli Limonata 4TL yazısını gördüm ilk başta çüşşşşşşşş dedim ulan limonatanın bardağını 4TL'ye kazıklıyorlar dedim ve biliyordum yarısını buz getireceklerdi o yüzden vazgeçtim hadi evde yapılamıyacak birşey olsa 4TL helâl olsun dicemde evde o fiyata imal edilip ailecek bile içilebileceğini düşündüm. Ankaradan gelir gelmez Anneme söyledim tabi onun sır gibi sakladığı babasından kalma limonota tarifiyle naneyi birleştirdi ve aynen resimdeki şekilde servis yapınca bir offfffffff çekiyor insan hemencecik tadına baktım ve inanılmaz müthiş farklı bir lezzet olduğunu, bu zamana kadar niye denemedim diye kendi kendime dövündüm.

İlk Mim'i aldık

İlk mim'i aldık. Heyecanlı filan değilim altı üstü bir mim =D
beni mimleyen rahatsız hatun'undan Allah razı olsun benim hiç mim'im olmamıştı. =D
Konu itirafmış ben genede insanların gizli yönlerinin kalması gerektiğini düşündüğüm için açık ve seçik herşeyi itiraf etmiyecem.

  • İlkokul arkadaşlarımdan beni arayıp sormayan herkesi silmek istiyorum.
  • Sokakta gördüğüm güzel kadınlardan hoşlanıyorum ama hiçbirinin yanına gidip konuşucak cesareti kendimde bulamıyorum.
  • Orta Okuldan beri hiç ağlamadım.
  • Küçükken hep oyun yazmak isterdim.
  • Hiç kedi kesmedim.
  • Baskılı t-shirtlerin bir kısmı çocukça geldiği için almıyorum.
  • Evde oturup bilgisayar kullanmaktan sıkılıyorum. Dışarı çıkıcak biri olmadığı için asosyal ayağına yatıyorum kendim istiyormuşum gibi.
  • İnsanlarla empati kurmak istiyorum bunlar için ciddi manada kitap aradım ama bulamadım.
  • Blog yazmamın tek sebebi içime attığım şeylerin artık beni sıkması evet aslında biraz içine kapanık biriyim.
  • Sinir olduğum kişilerin kafasını suya sokup sopayla öldüresiye dövmek istiyorum.
  • Yönetici bir ruha sahibim insanları yönetmekten hoşlanıyorum.
  • İlk bilgisayarımı 8 sene kullandım.
  • Muhabbetlerde konu bulamadığım zaman deliye dönüyorum.
  • Muhabbet etmeye çalıştığım kişi evet, tamam, güzel, iyi şeklinde kestirip atıyorsa o an cinnet moduna giriyorum.
  • Metal müziği dinlememdeki amaç içime attığım herşeyi rahatça o adamların bağırmasıyla içimden atılıp gitmesi bir nevi terapi benim için.
  • Metro merdivenlerinden deli gibi inip herkesin bana tip tip bakması yani dikkat çekmek hoşuma gidiyor.
  • Otobüslerde yaşlılara yer vermemek için cam kenarına oturup dışarıyı izlemekten sizi göremiyorum süsü veririm.
Aklıma gelen bunlar,
bende XenoS, a.nur, mitsubüşü kişiliklerini mim'lemek istiyorum. İtiraf mim'i bulunan kişileri eledim yanlış anlaşılma olmasın gene mi itiraf mim'i LAN! demiyesiniz diye =P

2 Temmuz 2009 Perşembe

Ankara günlüğü

Ankara ile ilgili yazdığım tüm notları bu başlık altında sonlandırmayı düşünüyorum.
Sanki İstanbul bana gitme der gibiydi o servis yolunda, daha sonra yolculuğa başladık VIP firmasının arkadası dantelli otobusüne baya güldüm.

7.caddedeki mekanlar beni mest etti. Cuma günü saat 10 gibi her yer doluydu. Kızılayın ordaki cafeler cazip gelmedi bana biraz taksimdeki cafeleri andırıyordu o yüzden hiç giresim gelmedi.

Dikkatimi çeken diğer bir olay Ankarada bir sürü PS3 cafe var ve hemen hemen yarısından fazlasında 100" üzeri plazma ekran var. En komiğimi gidende "Tsubasa PS3" oldu. Zaten Ankarada ya adım başı ABA yada PS3 cafe var =D

Kaldığımız yere yiyecek, içecek sokulması yasak olduğu halde boş dururmuyuz hemen kaptım çantamı gelirken birşeyler alır atarız içine düşüncesiyle bayada bir işe yaradı. Başarıyla soktuk tabi =D

Daha sonra finaller için okuldan dönerken bir internet cafenin sloganını gördüm ve yok artık dedim."Yani; çet-met yapılan dükkan" insan bari chat yazar cık cık cık...

Kaldığımız yerdeki diğer komik olay wireless gidince arkadaşımda koridordaki modemin fişini çekti taktığında artık modem sıfırlanmıştı. xD

The End.

Metro In Pogo Time


Çat on the Pat ingilizcemle bir başlık yazasım geldi. Bence akşam 6'da Metroda Rock'n Roll(sallan yuvarlan) tarzında müzikler yayınlanmalı, çünkü akşam saat 6'da ön vagona binmeniz gerekiyorsa yada oralardaysanız bunun için ciddi manada Pogo bilmeniz gerekmektedir. Hayır yanımda 2-3 kişi olsa böyle kaptırıp giricem kendimide olmuyor işte Allah bizi metrodaki Wall of Death'lerden korusun. "Amin"

Kolbastıdan sonra Pogo'yu moda yapıcam ev, arabada, toplu taşıma araçlarında, istiklâl'de kimse kimseye "Pardon" demek zorunda kalmıyacak, herkes birbirine rahatça ittirip, kaktırıp stresini atabilecek.

Not: Yazı ileri derece metal terimleri içermektedir. Anlamayan kişilerin http://www.google.com.tr/ başvurmaları önemle rica olunur.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Kararımı açıklıyorum

-Saçlarımı kestirmiyorum.
-Metal zaten bırakmam çünkü severek dinliyorum.
-Üzerime siyah ve gri haricinde 1-2 t-shirt alıyorum yeşil,lacivert ve bordo kafamdaki renkler
-Sakalımın suyunu çıkardığımın farkındayım an itibariyle onu biraz toparlayıp yeni bir stil'e geçiş yapıcam.

Birde haftasonları gezmek için bisiklet bakıyorum =)) (en ekstirim görüntüleri sizlerle paylaşıcam alırsam)

Lanet olsun popüler kültüre

İnsanlar hep benim üzerimde baskı kurmak istiyorlar. Yalnızlığımı hep bunlara bağlamak istiyorlar. Sen metalcisin, uzun saçlısın, siyah giyiniyorsun. Ya benim gibilerin hiç arkadaşı olmiyacak mı? illa her karşıma çıkan kişi metali bırak, saçını sakalını kes, renkli şeyler giyin demek zorunda mı?
Zaten siyah, gri, lacivert mis gibi renkler ne yani illa pembe mi giyinmek lazım?

Şimdi siz akıl verin bana bende kalmadı artık insan saçı uzun, sakalı var, renkli giyinmiyor diye ne kadar dışlanabilirki? Kışın renkli renkli gömlekler giyiyorum zaten sanki komple simsiyah geziyoruz ortalarda, beni ben olduğum için değil herkes gibi olduğum için mi insanlar sevmeli yani?

Zaten dışlanmışlığın doruklarındayım daha fazla ne olabilir?