31 Aralık 2009 Perşembe

Yeni yıla sevgilisiz girmek

Şimdi direk diyeceksiniz bunu mu araştırdın? Yok hayır kuzenim facebooktan paylaşmış bu kadar mı olur dedim okudum, okudum, okudum. Öyle bir okudum ki daldım gittim.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?fb=1&id=17651208

Bsg 2010

Herkes "Hoşgeldin 2010" yazmış dükkan camlarına eğer benim bir dükkanım olsa aynen bunu yazardım "Bi Siktir Git 2010" ne değişicek ki? Biraz daha yaşıyacaz ki halen bana anlamsız geliyor şuan için yaşam sadece bir kaç ay sonrası için bir beklentilerim var. Beklentilerimi gerçekleştiremediğim bir çaresizlik içerisinde 1 sene daha geçmesi biraz daha yorulduğumu görmek her seferinde vazgeçtiğini düşünmek ya da zannetmek bir sefer daha usandırdı beni. Somut olarak ne kadar tırmalıyarak birşeyler başarsan da şansın belirlediği kriterleri somut gerçeklere dönüştüremiyorsun onlar ne kadar çabalasan da olmuyor kahretsin hayat zorla kazandıklarımı biliyor ve onun belirleyeceği şeylerle beni oynatıyor hırslı biriydim ama onları senden bir gün hayattan söküp alıcam bile diyemiyorum.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Sadece

Sadece bana davranılmasını istediğim gibi davranıyorum insanlara ama anlıyabilen?

28 Aralık 2009 Pazartesi

Uğraş

Gerekli görmedikçe jiletle traş olmam sadece kısaltırım hatta uzatırım kirli sakal bırakırım çünkü canım sıkılır girer 15-20 dakika uğraşır ya toparlarım ya şekil değiştiririm, güzelce makina ve aparatları temizlerim, traş olduğum mecrayı güzelce temizler şöyle bir aynaya sok bakış attıktan sonra çıkarım banyo'dan. Güzel bir uğraş benim için sakalla uğraşmak, değiştirmek, kısaltmak ya da acaba kısaltayım mı diye ayna karşısında karar verme aşaması.

Anlatılmaz

Cumartesi girdiğim ehliyet sınavının nasıl geçtiğini sordu insanlar nasıl mutlu oldum anlatamam insanların üst üste sormalarına ve belki de hep aynı şeyleri söylememe rağmen mutluyum ulan! Hele ki Pazar gün ki erkek blogları toplaşmasında ki hayata dair uzun uza muhabbetler hayata farklı bir tat kattı benim için.

Hem her ne kadar İstanbul'da örgün eğitim iki senelik bir yere geçiş yapamıyacağımı bilsem de şansımı deniyeceğim biliyorum çünkü bunu başarırsam hayatım da çok şey değişecek. Olmadı şansımın az birşey kendini doğrultması lazım bir kaç olaylar var belki de hayatımı değiştirebilecek 2010 yılında eğer o dönüm noktasında da çakılırsa bu sefer gerçekten halen umutlu olabileceğimi sanmıyorum. Tek yol yine beklemek ve ben bundan her zaman ki gibi sıkılıyorum. Çünkü bilinmezlik hep korkutur aynı ölüm gibi...

26 Aralık 2009 Cumartesi

Patlama

Bu aralar insanlarla konuşurken böyle olur olmaz bir cümle konuşunca onlara birşey söylerken aklımdan ikinci bir cümle geçiyor. Ama bu öyle bir cümle ki lafı öyle böyle azına tıkmayacak aşırı dobra kalıyor. Haliyle karşındakini kırmamak için de söylemiyorsun ama birgün birisi fazla üsteme gelirse ya da fazla daralırsam çok fena olucak ama hayırlısı.

He bir de bu akşam ailemle yemek yemek için gittiğim yer de telefonunu açıp konuşan kadın çok yağmur yağdığını ve bir cafe de oturduğunu gelemiyeceğini söyledi. Oysa ki kebapçıdaydı ve yağmurda dineli çok olmuştu anlamıyorum insanlar nasıl bukadar pratik yalan söyliyebiliyor. Sonra gel de güven. Hem ben millete olum her aradığınız da işiniz var bahane üretmeyin gelin harbi harbi canımız istemiyor dediğim zaman suçlu oluyordum. Neyse artık onları da takmıyorum beni aramıyanı ben de aramıyorum çok uğraştım ama olmadı insanın içinden gelmedikten sonra istediğini yap yaranamazsın.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Moda Anlayışı

Eskiden küçümsedikleri insanların giydikleri şeyi şimdi kendileri giyiniyor ve moda oluyor. Sarı işçi çizmeleri gibi rengarenk çizmeler, yırtık pantolonlar, boyuna takılan poşu çok komik geliyor bana bu insanlar saçma moda ve popülerlik merakı.

20 Aralık 2009 Pazar

Bir günün analizi


Pazar günü canımın istediği üzere bugün ehliyet kursuna gidecektim. Öyle de oldu dün gece saat 3:00 suların da yattığım için sabah 11:00 gibi biraz zor da olsa kalktım ama pek etkilemedi kalktıktan sonra uykum var, vücudum kırılıyor filan demedim aksine zinde hissediyordum kendimi. Salona geçtiğim de valide sultan sofrayı hazırlamıştı bile kahvaltıyı ederken nasıl olduysa fotoğraf makineleriyle ilgili bir konu açıldı ve benim cinnet anım bu şekil de başladı sofrada ki kahvaltı bıçağını kaptığım gibi önce babamı, şaka tabi =D
Bilgisayar kullanmayı bile bilmeyen babamla kalkmış d-slr ile compact makine karşılaştırması yapıyoruz üzerine "çok biliyorsun sen", "çok bilen çok yanılır" gibi klasik beyhude cümlelerle beni çıldırtıyordu. Üzerine bir de teknolojiden çok anlarmış gibi "teknoloji bu sürekli yeni şeyler çıkıyor" diye süper bir cevap veriyor. Tamam anladıkta bir compact makine 22. yüzyıl da bile compact olarak kalıcaktır daha ne tartıştığını bile bilmeyecek kadar şuursuz yani. Annem dese belki tamam diyeceğim kadın bilgisayar kullanmayı da az çok biliyor google'a girer istediğini arar bakar kapatır çıkar arada rastlamıştır bakmıştır dicem de babam da o da yok ki. Hani büyük ya hani tecrübeli ya herşeyi biliyor.

Böyle hızlı bir kahvaltının ardından giyinip mp3 playerın kulaklıklarını kulanlarımın içine tıkamak suretiyle yola koyuldum. Ben gittiğim de hiç görmediğim o trafik hocasını gördüm bugün dersine yetişemiyordum bir türlü pazar sabahı kim yetişmek için uğraşır zaten. Orada muhabbet ettiğim birbirlerini tanıyan iki arkadaş vardı benim yerimi ayarlamışlar saolsunlar gittim yanlarına dediler biz gidiyoruz bugün hiç motora ilk yardıma giresimiz yok. Benim de huyum kurusun ki lise'den beri süper kaçarım yani anlıyacağınız ehliyet kursunda da kaçtım. Zaten taksim'de hafta içi İstanbul'un malum hava muhalefeti nedeniyle gidememiştim bugün de hava süperdi.

Lodostu ama belli yarı pardesü tarzı kapişonlu siyah montum ve siyah kesik parmak eldivenlerimle başladım mecidiyeköy'den metroya doğru yürümeye oradan taksime geçtim. Fazla kalabalık değildi taksim tünele doğru yaklaştıkça da ağzımın içi kurumaya başlamıştı oradan dönüşte bir kallavi'yi ziyaret edeyim hem dinlenirim diye kendimi biraz motive edip ilerledim hızlıca ve tünel'e gelmiştim ilk olarak zuhal müziğe girdim "ibanez paul gilbert 1000 sedefli penanız var mı acaba?" soruma "kalmadı ama gelicek" şeklinde ki klasik bir esnaf cevabı aldım ama şubelerinde olabileceklerini söylediler az aşşağıdaydı gidecektim zaten oralara da orada ki kutularda ibanezin 2 tane penasını 3TL'ye aldım karaköy tarafından istiklale doğru çıkarken sağ taraftaki küçük bir dükkan'a girdim sordum var dediler bir kaç tane o arada dükkanda ki amcanın koyu muhabbetine daldım bir taraftanda sedefli ibanez penalarımı ayırıyordum bir taraftan da can kulağıyla onu dinliyordum. Konuşması bitene kadar kurcaladım onları sonra bulunan bütün sedefli penaları aldım 5 tanesi 10TL tuttu. Tekrar yola koyuldum hedef kallaviydi yorgun bacaklarımı dinlendirmeliydim biraz.

Girdim kallaviye hamza abiye selam verdim çıktım yukarı hava güzel malum geçtim balkon kısımına "orta şekerli bir türk kahvasi" istedim adam bana "nargile içmiyecekmisin?" diye sordu istemediğimi söyledim. İstiklal'i izliyordum kulaklarım tıkalı, evet kulaklarım tıkalı çünkü o gürültü bazen kaldırılamazdı. Hemen şöyle ayağımın altına gelen küçük camlı yerden boylu boyunca gözüküyordu herşey kahvemi içerken teras tarafından yan masada ki kadına "oo abla hoşgeldin üste gelseydin" şeklinde bir ses yankılandı "ama üst kapalıydı" dedi kadın. "heee daha yeni açtık dedi" çalışan katılmamak için kendimi zor tuttum orada bitirdim kahvemi tam çıkarken. "hayrola abi erkencisin bugün" şeklinde gördüğüm ama tanımadığım çalışan konuştu benimle herhalde sürekli takıldığımdan göz aşınalığından samimi buldu beni dedim "bugün böyle" el sıkıştık kolay gelsin dedikten sonra aşşağı indim Türk Kahvesi ve Su 6,5TL idi. Tekrardan kasanın yanında ki çalışanlara da kolay gelsin diyerekten çıktım. Boştu kallavi erken saatler de hiç gelmemiştim ama güzeldi yine de.

Başladım yürümeye giderken önüne geçip takmadığım ptt arabası hırs yapmış olucak ki kulaklıktan hiçbirşey duymayan ben arkama bakmam gereken bir sezi hissedip baktığım da kendimi yana atarak kurtuldum araçtan güldüm içten içe çok sinirlenmiş galiba bana dedim. Yol da giderken ilk defa alıcağım piyango biletim aklıma geldi ve yanımda bayinin önünde duran yer gözüktü hemen yanımdaydı çektim bir yarım para üstüyle birlikte cüzdanıma attım. Yolda giderken alpellanın çikolatasını dağıtan bir kız yanıma yaklaştı güler yüzle reddettim 2snliğine de olsa insanlara güler yüz göstermek çok önemli bunu çok iyi biliyordum. Yine çeşit çeşit insanlar vardı Taksim de gothiğidir, rapçisidir.

Can sıkıntısından başladım eve kadar yürümeye elmadağ'da gördüğüm tinercinin biraz uzağından geçtim ne olur ne olmaz diye, sonra harbiye de ilkokul arkadaşımı gördüm yakında oturan ve haliyle günün öküzlüğü de kaçınılmaz oldu. "Ne o kızlarla buluşmadan mı geliyorsun?" dedi halimi bile bile içimden "he canım he kızlarla buluştum akşama da grup yapıcaz gelicen mi?" diyesim geldi ama alttan aldım ehliyet kursuna gittiğimi söyledim. Kaç paraya gittiğimi sordu biraz geç kaldığımı kendinin 7. sınavda ancak aldığını söyledi. Gerçi biraz kafası basmayan bir arkadaştı biliyordum ben de bunu sonra sinirimi daha çok bozan şeyi söyledi. "tabi para bok sen de iyi kazanıyorsun" dedi ki "sanane mına koyim sen de çalış kazan" diyesim geldi ama yine tuttum kendimi sanki para huzur getiriyordu bana. Hem bu arkadaşa yol yordam gösterdim zamanında benimle o zamanlar da dalga geçiyorlardı şuan ki çok ileriyi düşündüğümü söyliyen insanlar gibi.
Ben meslek lisesine gidicem derken ya ben üniversite okuyacam o yüzden düz liseye gidicem senden fazla para kazanıcam diyorlardı bana. Sonuç? Liseyi bile zarzor bitirip 2 senelik özel bir üniverseye girdi o ortam benim bu ortam benim yapıp sonra milletin kazancını kıskanıyorlar ayıptır.

Neyse diyerekten yoluma devam ettim hesap ettim de 34,50TL harcamışım gün içerisinde kesin siz de hesaplamışsınızdır =) ve evdeydim şimdi aslında biraz da 26 aralıkta olucak ehliyet sınavıma hazırlamam lazım ama daha vakit var =) işte böyle geçen bir kaç saat analizi haydi sağlıcakla kalın.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Öhöm öhöm...


Herkes şöyle bir toparlansın diye otoriter bir başlıkla giriş yapmayı seçtim merak etmeyin biraz dan ne o salak beyaz yakalı herifler gibi toplantı havasında birşeyler yazıcam ne sizlere şarkı söyliyeceğim ki sanırım böyle bir imkanım yok. hatta sanmıyorum çünkü böyle bir imkanım yok, kafaları karıştırmadan konuma gireyim.

Epey zamandır uzun uza birşeyler yazamıyordum. Aslında yazmak istiyordum. İşte böyle karışık, abondone, boktan bir yeni kayıt içerisindeyim şuan blogdaşlarım, yurttaşlarım, vatandaşlarım, ulan!... pardon deliye bağladım galiba biraz, hem zaten hepimiz deli değil miyiz? Valla hergün bayram değil bana çünkü daha raporu mu almadım hatta şuan teşhis konulmadığı için deli sayılmıyoruz hadi yine iyiyiz anlıyacağınız.

Aramız da teenage insanlar var! diyesim geliyor her daim. Buna dair bir çok kişi öğe ne ararsan görüyorum. Bunların büyük kesimi de twilight denilen vampir amcaların karizmalarının zedelendiği ruhsuz bakışlı bir ablayla liseli aşıklar misali işlenen bir halta da benzemeyen bir filmdir ki güzelim gothic amcalar, güzelim gothic ablalarla o özdeşlemiş vampirlere yazık. Duyun beni buradan.

Derken derken bir bakmışsın cuma günü gelmiş. Şimdi cuma günü geldi iyi hoş da yine iş var. Saat 12 olucakta patronun düdüğüyle 2. yarıya başlıcan. Son 5 saat içerisinde ha gayret moduyla çalıştıktan sonra çıkıcan da nereye çıkıyorsun kolay mı öyle... Deli bir yağmur da romantik bir şekil de ıslanarak eve geçiş mi? Yok ben almıyayım, bırakın bu romantik ayaklarını diyorum sen yağmur da ıslan hastalan sonra ne o romantik olduk biz iyi halt yedin ilacını iç yat şimdi. Hem ayrıca romantik oluyorum diye de yoldan geçen bir bayanın kalkıp bana çok romantiksiniz beyfendi diye sarılma ihtimali bile yok tam tersi salağa bak bu havada nasıl geziyor sucuğa dönmüş diye alay konusu olursunuz Allah muhafaza kadınlar böyle işte dedikleriyle istedikleri birbirlerini tutmuyor.

Diye diye yolda yürürken pat evdesin, mizah dergisinin tekini daha masanın üzerine fırlatıp bugün cuma ohhh gece geç saatlere kadar oturucam biraz da şu dergilere göz atayım dedim ama işe yarar kısımlarını okumuştum bu hafta pek üretken değildiler. Aynı benim gibi havasından mı, suyundan mı, yastık altına atmadıkları altınlardan mıdır? Nelere canları sıkkın bu adamları bu hafta bu kadar başarısız hale gelmiş iki mizah dergisi de birşey anlamadım. Zaten ben de bu hafta kendimde ki hiçbirşeyi anlamadım. Hatta bu yazı da çok anlaşılmaz oldu. Neyse şimdilik bu kadar sonra tekrar yazarım.

Gidicekken gözüme takılıyor herkes yeni albüm çıkardı diye şeboooooo diye bitiyor he bir de böyle bir olay var sanki kankası ya Şebnem Ferah. Meğerse Türkiye de herkes Şebnem Ferah hayranıymış hatta tarikat mı lan bir ara diye derin araştırmaya girecektim Şeboizm diye birşey var abi aynı Buda gibi hani var ya şöyle turunculu dostluk, kardeşlik, barış, ıdı vıdı diyerekten Nirvana'ya ulaşmaya çalışanlar ya dedim öldü Kurt Cobain nasıl ulaşıcaksınız dedim, dediğime bin pişman oldum arkadaş ya kung-fu biliyormuş bunlar zor kaçtım valla. Neyse her ergenin başına gelir böyle hayranlıklar diyerek Şebnem'i de Türkiyenin top 10 teenage bayan starı ilan ediyorum. Demedi demeyin bir müzik kanalı yapıcak yakın da sonra ben zamanın da bunu düşünen birini görmüştüm diyeceksiniz.

16 Aralık 2009 Çarşamba

Dalgınlık

Şu sıralar o kadar dalgınım ki nerdeyse sürekli ofiste birşeyimi unutuyorum bu furya ilk olarak iş'e giderken düzenli olarak aldığım uykusuz ve penguen mizah dergilerimden uykusuzun başına geldi o gün onu ofiste masamın üzerinde oracıkta unutmuştum. Daha sonrasın da cuma günü mp3 player'ımı unuttum garip bir şekil de halbuki ben müzik dinlemeden duramammm ve son olarak bugün de cep telefonu. Genelde arayacak pek kimse olmadığı ve aranacak da biri olmadığım için eksikliğini pek hissetmedim. Son 2 haftadır böyle bir silsile dönüyor umarım daha büyüğü olmaz.

Dilek Listesi

Finduilas hanımın mimini kabul ettiğimizi belirterek başlıyalım mimize.
"2010'da dilediklerimin listesiymiş."

  1. Beni sevicek biri,
  2. Etrafımda insanların olması,
  3. Kısa film çekmek,
  4. 1 senelik kurslarla dolu bir eğitim hayatı yaşamak
Okuyup yazmak isteyen herkes faydalanabilir =)

15 Aralık 2009 Salı

Sıyırmaya 1 kala

Bugün hep bunu dedim. Bunu diyesim geldi. İşten çıktınta sonra da Taksim'e gittim nargileye içmeye kaybettim kendimi onun dumanın da onun kadar özgürdüm. Durdum konsantre oldum ve etrafta ki uğultuyu dinledim bir süre öyle sıyırmaya 1 kala işte hergün yaklaşıyorum sanki küçük bir olaydan sonra delirecekmişim gibi geliyor.

Her zamankinden

Blogumu takip edenler bilirler her zaman gittiğim bir yer de her zamankinden demek istemişimdir. Bugün bu olay gerçekleşti şöyle ki;
İlk önce öğle yemeği olarak balık tercih ettik güzel bir palamut'tan sonra canım her zaman ki gibi bir kahve çekti. Yolun hemen bir kaç adım ilersin de starbucks olduğu için oraya girdim uğruyorum kendilerine ev de tek yapamadığım kahve mochayı istedikçe ve adam beni görür görmez siparişimi verdi bana sadece parasını ödemek kaldı =)

13 Aralık 2009 Pazar

Senin için 5 önemli yer?

Dark Butterfly tarafından mimlenmişiz konumuz "senin için hayatında önemli olan 5 yer?"

  1. İstiklal Caddesi o müthiş kalabalığın farklı bir huzuru var.
  2. Karaköy o sahili sessiz sakin öpüşen, el ele çiftlere pek rastlanmaz kafa dinlenir.
  3. Beşiktaş genç nesili çokça görebileceğimiz bir yer eğlence yerleri yüzünden tercihimdir.
  4. Mecidiyeköy gerçekten oturmak istediğim bir yerdir. Çünkü şehrin göbeğidir bana kalırsa.
  5. veee tabiki Eminönü çoğu yerini nereden ne alınır, ne edilir, nerede adamı kazıklarlar orayı takiben beyazıt filan severim bir sürü esnaf vardır farklı bir büyü eski osmanlı zamanlarında ki kale içerisinde olan her türlü eşyanın satıldığı şehrin çarşısı gibi benim için.
Ben de
Moina
Pufidoot
Beyaz Büyü
Finduilas
Cupy
Mimledim

11 Aralık 2009 Cuma

Mevsim koşulları

Rüzgarlı ama Yağmursuz
Yağmurlu ama Rüzgarsız
Soğuk ama Yağmursuz
Rüzgarsız ama Soğuk
Gün olsa ?

10 Aralık 2009 Perşembe

Sıkıntıdan...

Sıkıntıdan yeni bir parça üzerinde çalışmaya başladım onda da gaza gelip ayakta çalmaya başlayınca askıyla ne omuz bıraktı ben de ne de parmak. Kafam bulanık, gözlerim bulanık. Konuşucak birşey bile bulamıyorum şuan, bu kadar şey yazabildiğime bile şükür. Sıyırmış gibi hissediyorum kendimi.

Çok şey mi istiyorum?

Birinin bana bırakmamacasına aşık olması, çok şey mi istiyorum?

Trafikte İntiharın Anatomisi

+21 Şiddet, korku ve iğrenç ruh haliyle hazırlanmıştır.

Muhtemelen Metallica - Frantic şarkısıyla başlıyarak araba patinaj çektirilerek kaldırıldıktan sonra yolda olabilecek şeyler belli.

Daha sadece yeni hızlanmaya başladığınızdan vücut sakin ve agresif olmıyacaktır hareketler normal bir hız da seyrediceğinden yaklaşık 70-80km hız da direksiyon kabiliyetinizi kaybetmeniz pek mümkün değil, mümkün olsa bile toparlıyabilirsiniz muhtemelen, böyle bir durum da olabilecek en ideal kaza şekili bir yaya'ya çarpmak suretiyle yayanın muhtemelen bacaklarına uygulanacak bir kaç kg ya da tonluk kuvvetle şahısın ayaklarının yerden kesilip yatay bir şekilde arabanın camına omuzuyla çarpması ki bu kafasının da tavana çarpması manasına geliyor. Omuzun da pek birşey olmıyacaktır ama tavan'a çarpan kafa çatlıyacaktır bunun yanı sıra kafatasının derisinde yırtılma gerçekleşicektir. Çatlama yaşadıysa muhtemelen şuurunu kaybedicektir. İç organlarına uygulanan baskıyla bir iç kanama da gerçekleşebilir. Ama eğer ki omuz değil de kafa cam'a girerse muhtemelen kesikler olucaktır. Sürücü için pek zarar görülecek bir durum söz konusu değildir muhtemelen en berbat şekildir.

Eğer biraz daha hızlanırsanız vücut adrenalin salgılayarak sizi biraz daha seri hareket etmeye itecektir ki bu biraz daha seri davranmak ve daha çok hata demektir. Muhtemelen yüksek hızla böbrek üstü bezlerinden salgılanan adrenalin ile kontrolünüzü kaybedip bir kamyonun altına girebilirsiniz. Böyle bir durum da yaşanıcak senaryo basittir. Arabanın ön tarafı kamyonun arka kasasında eriyerek uygulanan basınç sürücü kabinine kadar gelerek bir taraflarınızı sıkışmasına neden olucaktır.

Bir de takla var muhtemelen tavan kafanıza geçip yine muhtemel bir beyin travması kanaması geçirebilir, iç kanama geçirebilir, vücudunuz sıkışabilir, patlıyan araba da ölebilir türlü şekil de ağır yaralanabilir ve ya can verebilirsiniz.

8 Aralık 2009 Salı

Iron Maiden - Fear Of The Dark

Yalnız yürüyen bir adamın ben
Karanlık bir yolda yürürken
Gece, veya parkta dolaşırken

Işık değişmeye başladığında
Bazen garip hissederim kendimi
Endişelenirim karanlık olduğunda

Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

Parmaklarını duvardan aşağı kaydırdın mı hiç?
Ve boyun derinin sürtündüğünü hissettin mi
Işığı aradığın zaman?
Bazen korkarken bir bakış atmaya
Odanın köşesine
Bir şeyin seni izlediğini hissetmişsindir

Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

Gece yalnız kaldın mı sen hiç?
Arkanda ayak sesleri duyduğunu sandın mı?
Ve arkana dönüp kimsenin olmadığına şaştın mı?
Ve adımlarını sıklaştırırken
Tekrar bakmaya zorlanırsın
Çünkü orada birilerinin olduğuna eminsindir

Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

Önceki gece korku filmleri izlerken
Cadıları ve folkloru düşünürken
Aklında bilinmeyen sorunlar
Belki de aklın sana oyun oynuyor
Hissediyorsun, ve aniden gözlerin sabitleniyor
Arkanda dans eden gölgelere

Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Sürekli bir korkum var hep yakında bir şey varmış gibi
Karanlık korkusu, karanlık korkusu
Bir fobim var birisi hep oradaymış gibi

Karanlık bir yolda yürürken
Yalnız yürüyen bir adamım ben.

Umutlarla yaşamaya yaşamak denirse...

Umutlarla yaşıyorum, umutlarımla. 3 koca korkunç rüyalar serisinden sonra 2 koca uyuyamama geceyi de geçtiğimiz iki akşam da geri de bırakmış bulunmaktayım. Niye mi uyuyamadım boşverin orasını ben de kalsın. Hep güzel hayallerin uzun metraj filmini çektim o 2 koca gecede.

Bilmiyorum son umudu mu da kaybedersem yine halen hayata ne kadar iyimser bakabileceğimi. Belki şuan kaybedebileceğim birşey olmasa yine kazanabileceğim şeyler paha biçilemez. Ama artık bu gidişata dur diyerek kendimi o aslında hiç istemediğim uyuştuma yöntemine başvurucam. Ne kadar hırslı olsam da, ne kadar iyi olsam da, ne kadar insanlara yardım etmeye çalışsam da galiba insanlar böyle şeylere alışkın değiller.

6 Aralık 2009 Pazar

Farklı gibi görülen aynı hayatlar

İçimden birşeyler yazmam gerektiği geçiyor bugün ve kesinlikle uzun uza yazmalıyım diyorum. Bildiğim kelime haznemin kullanabildiğim kadar kısımını yansıtmalıyım buralara ve gerçekten kendim takdir etmeliyim önce kendimi.

Klişe bir haftasonu yine pazar kahvaltımı yapıp sofrada ki çay kupamı kaptığım gibi geldim bilgisayarımın başına, evet çay kupası ben prensipleri olan bir insanım çay ve kahve kupam ayrıdır. Zaten iyice zıvanadan çıkmış bir kahve sevgim tavan yapmış durumdadır. %70 Kakao içerek ülker golden çikolata ile birlikte türk kahvesi keyfi yapıp, sonralarında da ruh halime göre süt içerikli bir nescafe ya da sek filtre kahve ile beyinime gün içerisinde yüksek miktarda kafein pompalıyorun. Alkol dilinde olduğu gibi bildiğiniz akşamcı oldum galiba.

Derken zaman zaman sıkılıyorum şöyle blogları geziyorum. Bu biraz teşhisi konulmamış psikolojik bozukluk gibi olucak ama, insanlar birbirlerine benziyebiliyor. Biliyorum bunun herkes farkında ama anlatmak istediğim öyle değil. Hani bir kişi uyuyamaz ya bazen, bir diğer kişi de aynı anda uyuyamaz. Bir kişi o gün halisülasyon gördüğünü söyliyebilir diğerleri de görebilir. Hayat farklı sonra bu insanlar bir araya geldiğin de geçenler de bana da olmuştu şeklinde beyhude cümleler kurulur.

Şöyle iş kadınlarının sabahları topuklarıyla inlettiği bir apartman da oturmak istiyorum. Onların o kostüm içerisinde ki muhteşem tatminsizlik arzularını, hiçbirşeyden memnun olmama durumlarını yakın bir biçim de izlemek istiyorum. Apartman da "alışverişe gidelim, ama yapıcak işlerim var. Olsun yaparsın" şeklinde ki cümlelerin haykırılmasıyla kendi kendime onları eğlence edinmek istiyorum. Özellikle bir kısımı çok kaprislik olur bunların ve hani en yapılmaz en iğrenç şeyi yapmalıyım yanların da direk tepkileri "aaaa nasıl yiyorsun onu ya!" şeklinde olup onları hayret'e düşürmek bir numaralı zevklerimden biri olurdu herhalde.

Yine diyorum ki insanların sorunlarını rahatlıkla çözebilsem. En azından ben etrafımda ki insanların sorunlarını çözdüğüm de onlar mutluluklarını diğer kendi etrafında ki insanlarla paylaşıcak ve mutluluk oranı artıcaktır. Ama nerede çoğu zaman kendi kendimizi sinir edebiliyoruz. En olur olmaz şey'e bile takabiliyoruz. Sonra mutsuzluğumuzdan bahsediyoruz. Farkıdna değiliz kendi mutsuzluğumuzu kendimiz yaratıyoruz aslında.

Daha bir çok şey yazmak isterdim bugün ama yazamıyacağım şeyler var galiba neyse...

4 Aralık 2009 Cuma

Mantıksızlıklar Silsilesi

Hayatımın dönüm noktasındamıyım bilmiyorum ama bir türlü akıl sır erdiremediğim şeyler oluyor. Kurgulayamıyorum hani bir insan hayatın da din kavramına kadar herşeyi mantığa oturtabilir sonra orada afallar ya işte o şekil de birşey. Aylardır rüya görmüyordum ve garip şekil de son 3 gündür korku filmlerinden kesitler gibi şeyler görüyorum. Yetmezmiş gibi geçtiğimiz gece rüya ile gerçek dünya arasında bir yer de sıkıştım kaldım bu öyle bir his ki anlatılmaz yaşanır. Hayata artık mantıklı bakmak yerine hayretle bakıyorum şu aralar. Sanki bana ayrılmış rol'ün en heyecanlı yerlerinden birine geldim. Bunlar da yetmiyormuş kafamda da bir karmaşa hakim zaten neyse daha net anlatabilirsem onu da yazarım.

Yapamamazlık

İnsanlar hep birşeyleri yapmak isterken yaşar bu hissiyatı. "Yapamamak" zordur aslında ama bir şeyi denemeden ya da çalışmadan başarabileceğinden de emin olunamaz. Fakat insanların çoğu bu konuda gayet ön yargılılar. Belki de bütçelerini aşabilecek bir uğraş'a para verip yapamıyacaklar. Belki de yetenekleri yoktur hakikaten kim bilebilir ki.

Bir kaç basit temel yatıyor diyebilirim bunun altında. Çevre, Özgüven vb. tabi çevre etkeni de kendi içerisin de ikiye ayrılıyor gerçekten bir insanın o iş'i yapamıyacağını düşünerek söyliyenler ya da kıskançlıktan dolayı söyliyenler. Her zaman bir şey yapıcakken müthiş bir etken rol oynamıştır insanın ve ailesi.

Yeri geldiğin de hayallerini değiştirmiştir insanlar, yeri geldiğin de mesleklerini, yeri geldiğin de hayatlarını. Niye peki? Niye uygulayarak göremiyoruz bazen. Yoksa ebeveyn'lerimizin sıcak sobaya dokunarak öğrenmeyipte, korkutularak öğretilen bir hayat yüzünden mi?

Not:Aslında daha uzun uza yazıcaktım yazmaya başlayınca herşey cümle cümle aklımdan silindi nedense. Hem kısa yazıların okunabilirliği daha iyi oluyor değil mi? =)

2 Aralık 2009 Çarşamba

Hayatım

Hayatımı biraz renklendirmem gerek sanırım. Kıyafet olarak değil belki hem zaten siyah yeterince renkli bir renk. O herkesin ön yargıyla baktığı siyah aslında zaten içerisinde bütün renkleri barındırıyor. Hiç küçüklüklüğünüz de sulu boyanın bütün renklerini karıştırmadınız mı? ya da halen bir çocuğun o saf duygularını hissedemiyormusunuz diye sormalımıydım?

Biraz sıradışı yaşamak istiyor olabilirim hatta o birazını yapıyor olabilirim. Sadece arttırmak istiyorum bu sıradışılığı, biraz daha yaklaşıcam insanlara. En önemli kural değil midir düşmanına daha yakın olmak? Bu sefer kuralları ben koyucam.

1 Aralık 2009 Salı

Oda toplamanın incelikleri

Benzer eşyaları diğer benzer eşyaların yanına, birşeye benzetemediğiniz eşyaları da diğer benzetemediğiniz eşyaların yanına koyuyorsunuz. Sonrasın da odanıza gelicek olan baş teftişçi evin hanımı odayı toparla diye çemkirmiyecektir. Zaten ben de böyle bir problem yok ben sizleri düşünüp yazayım dedim. =D

Yazı yazdırmıyor

Valla mutlu olunca yazı yazamıyorum ne yapayım!?.

27 Kasım 2009 Cuma

Hayatın içinden



Hayatın içinden şekilin de bir başlık girmek canım istedi ve nitekim de öyle yaptım. Bugün ki ruh halim berbat değil hani eğer yazılarımı karamsarlık, bunalım gibi gören insanlar varsa ve farklı yazılar artık görmek istiyorlarsa sanırım bu tam onların aradıkları şey olucak.

Bugünün farklı olması bayram'dan kaynaklanmıyor. Bir sürü insan bayramlar hakkında zaten bir sürü yazı yazıyor. Herkes bugünün bayram olduğunu idrak edebilecek zeka'ya sahip tekrar tekrar ilkokulda törenleri gibi çıkıp günün anlam ve önemi ni kimseye anlatmıyacağım. Hem ben ne kadar bayram gibi yaşıyorum o da ayrı bir tartışma konusu, eleştrimi de yaptıktan sonra yaşadıklarımı anlatmaya geçebilirim sanırım.

Şimdi dün akşam malum arife, dedim bir banyo yapayım. Ama bilgisayar başında birşeyleri araştırıyordum kalkamadım o arada babam'da giricekmiş sen yap önce, o yapsın önce derken ben oturmaya devam edince dayanamadı babam girdi banyo'ya daha sonra sakallarımı derleyip topladıktan, zaten fazla uzamamış tırnaklarımın üzerinden biraz daha aldıktan sonra banyo'ya girmeye hazırdım ve girdimde. Çıktığım da saat 01:15'i gösteriyordu ve benim saçlarımı kurulamam lazımdı fön makinesini taktığım gibi haliyle homurdanmalar yükseldi evden, yarın bayram ve erken kalkılacaktı. Zaten ben de yatmadan önce duş almazdım sebebini söylicem "az sonraaaa" derken, saçımı kuruttum yattım yatağa. Evet sabah kalktığım da uzun saçlı bir insanın yapmaması gereken o hatayı yaptığımı biliyordum. Yeni kurutulmuş saçlarla yattığım için arka taraflarda inanılmaz bir kabarıklık oluşmuştu. Saçımı topluyorum, çekiyorum sıkıyorum. Düzelmiyor. Neyse olduğu kadar olcaktı artık.

Kahvaltımızı annaannem'de yaptıktan sonra dedem'lere doğru yol'a çıktık. Orada kuzenle konuşma fırsatım oldu. Eskiden fikirlerini çok beğenmezdim. Ama şimdi daha doğru konuşuyor hani benden 3 yaş büyük biri zaten. Klasik hayat nasıl gidiyordan girmiştik ilk başta sonra esas konuya geldi mevzu sosyal ortam. Kendisi 3. kaptan olduğu için armatörlerin kendilerinin sosyal hayatlarını satın aldıklarını söyledi. Haklıydı da çünkü gemiye çıktığın andan itibaren kazandığın parayı bile harcıyamıyacaktın.

İş benim sosyal hayatıma gelince ne yaptıklarımızı konuşmaya başladık gene o hiçbirşey yapamasa bile akşamları sokakta oturup takılabildiğini söyledi ama onun da aynı şeylerden yakınıcağı aklımın ucundan geçmezdi. Eskisi gibi mahalle de ortam bile kalmadı dedi. Haklıydı sosyal yaşam artık gittikçe e-sosyal yaşam olmaya başladı. Buna karşılık yine çözümü vardı kendisinin, bu da bir mahalle bakkalı. Kendisi sigara tükettiği için aşşağı yukarı hergün gittiği bakkal ile artık oturup sohbet ettiğini hani normal zaman da bir insanın bakkal ile alışveriş haricin de ne işi olabileceği hakkında bir konuşma yaptık. Hatta bu husus da karşında ki insan senin yaşına bile bakmadan konuşabiliyor.

Bu arada en hoşuma giden diyalog'da üniversiteyi okuduğu il'de yine benzer bir bakkal ile arasında olan alışveriş parayı masanın üzerine koy bekle sigarayı ver ya da parayı masanın üzerine koy içecek al koy sigara ile içeceği al çık. Bu arada geçen sıfır konuşma karşısında yanında bulunan arkadaşının küfürlü bir olum aşmışsınız tepkisi beni güldürdü. Tabi sıfır konuşma dediysekte selamlaşma hal hatır sorma kısımını es geçmeyiniz. Hatırlayanlar çıkabilir aranızda her zaman istediğim mevzuydu bu, aşina olunduğum bir yer de garsonun bana gelip "her zamankinden mi?" diye sorması.

Aynı şey sadece bakkal için değil, cafeler için de geçerli. Aslında burada geçen olay benim içimden de geçiyordu. Sürekli olarak uğranılan bir cafedekilerle tanışmak ki zaten böyle bir yer var ama benim daha çok istediğim ve onun da söylediği sürekli gele gide ortamda tanıdık simaların görünmesi ve geçerken onlara da selam verilmesi. Böylece "ulan bu adamı şu kadar kere gördüm selamlaşıyoruz bari tanışalım" mekanizması bir gün insan da uyarılacaktır. O zaman geldiğinde ise yeni bir insana merhaba diyeceğiz belki.

Evet işte bayram benim için bu açıdan gerçekten dolu dolu geçti. Kitap okuyabildim. Hiç yapmazdım ama sabahın köründe ki kahvaltıdan sonra biraz uzandım yeteri kadar dinlenmiştim. Yeteri kadar düşündüm, hayat penceremi biraz daha genişletebildim sanırım. Daha ne olsun =)

26 Kasım 2009 Perşembe

Sabahtan beri

Sabahtan beri gitar çalıyorum sıkıntıdan yine de geçmiyor lanet olasıca, parmak uçlarım patladı tellere basmaktan yine de yapıcak başka birşey bulamıyorum 3-5 dakika sonra yine elime alıyorum gitarı patlasa da çalıcam diyorum. Bu aralar uzun uza yazılar yazmak istemiyor canım hiç. Öyle boktan bir bayram girişi işte şuan yine.

Vampirlik

Son 3 gündür ağzım da kan tadı var. Kendimi vampir gibi hissediyorum.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Sıkıntılı yine

Sıkıntılıyım yine dün burnumu sert bir şekilde çarpmama rağmen acıyı hissedemedim. Neler oluyor bilmiyorum ama acı hissim bile yok olmaya başladı galiba. Tatil sevinci yok üzerim de ev de oturacağım günlerin hüzünü var. Bütün bayram boyunca ev de oturmaktan başka birşey yapamıyacağımın hüzünü. Ne gitarım, ne de bilgisayarım teselli edebiliyor beni artık.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Felaket bir heves


İçim de felaket bir yan flüt hevesi yerleşti. Şöyle gitarımın yanına ikinci bir enstrüman müthiş olur. En çok almam için heyecanlandıran olay da nota bilgim ve parmaklarımın enstrüman'lara alışık olması. Daha kolay yapabileceğimi düşünüyorum. Sigara tüketmediğim için de ciğerlerim açısından olumlu bakıyorum sadece biraz daha egsersiz yapıp üfleme tekniklerini geliştirirsem yan flüt'ü zorlanmadan çalabileceğime inanıyorum çok feci gaza geldim ne yapıcam bilmiyorum.

22 Kasım 2009 Pazar

Gittim, Gördüm, Geldim

Neden mi bahsediyorum? Ehliyet kursu pazar günü canımın sıkılacağını biliyordum yine madem kayıt olduk şöyle bir gideyim dedim. Yanıma ne bir kağıt ne de bir kalem aldım. Yoldan geçen bir vatandaşmışcasına girdim sınıftan içeri. Zaten normalde ders 10'da başlıyor ama ben 12:30 gibi girdim sınıfa ilk yardım dersiymiş hoca birşeyler anlatıyordu. Geçtim en arka köşe boştu ve deli gibi içeri güneş vuruyordu. Neyse anlattı birşeyler daha sonra test getirdi.

Önümde ki kadın bana kalem uzattı teşekkür ederek aldım hemen çözdüm. Bir tane salak 1 yanlış yapmışın neyse verdiğim kadın dersi dinleyip not aldığı halde 5 tane yanlış yapmıştı. Güldüm içimden. Sonra ilkyardımı erken bitirdi hoca 2. konu uzun olduğundan dolayı ve en önemlisi motor dersine çıktık ve hoca motor dersinin tümünü bitirdi. Evet kitabın tamamını bitirdi. Önümüzde ki haftalar da bir deneme sınavı yapacağını neler yapıcağımızı görmemiz bakımından yararlı olacağını söyledi.

Tabi ben bu arada arkada ki iki çocukla makara yapmaya başladım ama o ilkokul, lise hayatı zevkini alamadım. Şöyle hocaya takılıp bütün sınıfın gülmesi olayı yaşanamıyor. Herkeste gereksiz bir ciddiyet hakim. Tamam ben de sokakta yürürken herkese sırıtmıyorum, ciddiyetsiz davranmıyorum. Hatta tozkoparan sanayi sitesin de kavgaya gidicekmiş gibi sertçe bakan James Hetfield'dan pek farkım yok.

Keşke imkanım olsa da yine dönebilsem o lise yıllarına. Keşke imkanım olsaydı da adam gibi birşey öğretilen bir lise'ye gidip iki senelik bile olsa İstanbul'da bir üniversiteye girebilseydim. Kimbilir belki şans yüzüme güler bu sefer anlaşılmaz bir şekil de puanımın üst seviyelerde olup sistem yüzünden hakedipte giremediğim üniversitelerin birine bu sefer girerim. Ama diyorum ya gerçekçiyim ben kursa gittim hayatım da ne değişti? Hiçbirşey biliyordum zaten ve yine haklı çıktım.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Pişman olmamak için...

Bugün pişman olmamak için bir sebebim vardı elim de zor gelsede bunu yapmalıydım. Senelerdir katıldığım fuardan bu sefer ben kılımı bile kıpırdatmadan bilet rezerve edilmişti. İlk başta saat 2'ye kadar oturdum sonra pişman olacağımı biliyordum ve banyo yapıp çıktım. Daha fazla geç kalmamak için hemen bir taksiyle gittim fuar kapısına kadar, ve yürümeye başladım yavaşça kapıya.

İçeri girdiğim de netbooklu iki bayan girişler de ki davetiyeleri kontrol ediyorlardı. Onaylattıktan sonra ilerledim içeri doğru hemen gözüme prof. oyun ekipmanları bulunan stand takıldı ve gittim. Oradaki adamla baya muhabbet ettim. İnanırmısınız adam bilinçli bir müşteri gördüğüne şaşırdı ve nerdeyse yarım saat konuştuk. Daha sonra indirimden yararlanmam için bana bir kart verdi ayrıldım oradan. Dolaşmaya yeni başlıyacaktım gezdim, gezdim ama bir halt göremedim başka.

Çıktım fuardan yürümeye başladım yine bir sürü şey düşünüyordum yürürken, kulağım da kulaklık, saçlarım rüzgar eşliğinde sağa sola savrulur bir şekil de ilerledim eve doğru, bildiğim tek birşey vardı bugün haftasonuydu ve ben ev de bütün gün kıçımın üzerinde oturmadığım için akşam pişman olmıyacaktım.

19 Kasım 2009 Perşembe

Anlatsam inanmazsınız


Dün akşam nasıl bir alem'e daldıysam anlatsam inanmazsınız. Nasıl bir saçmalıktır bu ben de sabah kalkınca ben gece ne yaptım öyle dedim. Üzerine bir de bir tane de rüya gördüm.

Şimdi olayı anlatmak gerekirse tahmini olarak saat 5-6 civarın da iş'e geç mi kaldım ne oldu diye garip bir şekil de kalkıp sonrasında salonda ki kanepeye uzandım. Sonra orada biraz daldıktan sonra ne işim var benim burada diyerekten tekrar yatağa girdim. Evin için de ses çıkarmış olucam ki ben yatağa girdiğim de annem kalkıp evi bir kolaçan ettiğini yaktığı ışıkların gözüme yansımasıyla anladım ve hiçbirşey yapmamış gibi uyumaya devam ettim. İşte böyle saçma bir geceydi.

17 Kasım 2009 Salı

Yeterince özgürlük



Yeterince özgür değilim galiba, eğer yeterince özgür olsam o metronun merdivenlerinin sol tarafında durmuş dışarıya çıkmayı bekliyen siyahlar için de, bakır ile kızıl arasında kalmış saçlarını siyah deri montunun üzerine salmış bayana ondan hoşlandığımı söyliyebilirdim.

Olay bu ya muhtemelen manyak mısın ya da sapık mısın gibi bir tepkiyle karşılaşırdım ama aklımda denesemiydim diye bir soru işareti bırakmazdım. Sadece "pardon ama siz ilk görüşte aşk'a inanmaz mısınız?" diye sorar ve yoluma devam ederdim. Ama hayat yolumuzu ayırmıyacaktı belli bir süre daha, bunları düşünüp onun yürüşünü izlerken gözümü bir dakika dahi ayırmadım ondan, ama artık otobüsün başka yöne dönme zamanı gelmişti. Elveda güzel bayan...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Tek düze işte

Yine hayat tek düzeliğiyle ilerliyor. Oysa ki pazar günü ne güzel motive etmiştim kendimi hatta sabah büyük bir gaz ile yola koyulmuştum saçlarım da güzel toplanmıştı halbu ki, ama proje de ardı arkası kesilmeyen aksilikler iş'ten soğutmayı başardı yine bütün motivasyonumu bitirdi.

Öğlen yemeğin de sağlam dinlensem de kâr etmedi asıl üst üste patlıyacak kısımlar yeni başlıyordu. Şimdi işin yoksa yarın git düzeltmeye çalış gene patlasın off neyse, akşam 6:25 attım kendimi ofisten dışarı farklı parçalarla koyuldum evin yoluna yine hava karanlıktı, yerler ıslak kış gelmişti aslında havanın daha ne kadar iyi olması beklenebilirdi ki ya da ne kadar aydınlık derken sonunda metroya varmıştım. Hızlı yürümenin verdiği hararet ile hemen deri montumu çıkartıp, kısa şemsiyemle elime aldım. Herkesin beklediği tarafta değil en tenha son vagona kadar ilerledim saat 18:41 metro'su emrime amade idi 4-5 kişinin çıktıktan sonra bindim ben de daha birileri gelmedi rahat rahat yolculuğumu yaptım. Oradan otobüse bindiğim de gayri ihtiyari gözüme muavinin elinde bulundurduğu dergi tarzında ki şey takıldı. Bilmiyorum ama sanırım okuyamamış ve ilerliyen yaşına rağmen son bir atakla hesaplamalar yapıyordu dergi üzerinde okuma hislerim kabardı birden ne yalan söyliyeyim.

Sonra eve gelmiştim dün yarım bıraktığım birşeylere baktım bilgisayar da biraz ve birazdan da yatıcam, işte tek düze bir hayat Türkiyenin belki de %90-%99'unun kapsadığı o monoton hayatı yaşıyorum. Peki bunu ben mi istedim? Kısmen, yapmak istediğim düzenli disiplinli birşeylerdi ama biraz daha özgürlükçü bir yaşam için mecbur herkes bunlara sonrası...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Biliyormusunuz?

Her haftasonu geldiğin de sadece kıçının üzerinde oturacağını bilmek ve bunu değiştirememek ne kadar sıkıcı birşey biliyormusunuz?

13 Kasım 2009 Cuma

Özgürlük mü?

Eğer kendinizi yaya geçidin de birileriyle tartışmak için yola atabiliyorsanız gerçekten özgürsünüz demektir. Niye mi? Çünkü bilmem farkında mısınız ama insanlarımız o kadar koyun olmuş ki yaya geçicidi denen yer de bile durup arabaları bekliyorlar. Evet insanların çoğunun özgürlüğü haftasonların da, tatil köylerin de, yataktaların da sanıyorlar ama asla özgür değillerdi.

Bir insanın özgürlüğü herşeyi kaybettiğinde elde eder. En dibe vurduğun da özgürsündür. Düşünmeden herşeyi yaparsın hiçbirşey umrunda olmaz, korkmazsın çünkü kaybedicek birşeyin yoktur. Kaldı ki ölüm de yine bizler için elbet öleceğiz. Acı ya kendimi teslim ettim ve artık hiç acı çekmediğimin farkına vardım, hem de gerçekten özgürdüm. Diğerleri gibi beni ne giydiğim kıyafetler yönetebiliyor ne de eşyalarım, gerektiğin de en iyisini alabilecek kadar zekiyim ama bedeni mi onlara teslim edicek kadar aptal değilim.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bırakıcam bu işleri

Öyle naif bir havadayım ki anlatamam, bu gün itibariyle bilişimden kopma devresindeyim. Evet şunu farkettim bu blog ki amaç yazı yazmak, duyguları paylaşmak, sıkıcı kitaplar yerine insanlarla empati kurmak onların duygularını paylaşmak olduğu için kullanıyorum ki bir de msn bana e-sosyal ortam sunuyor. Bunlar dışında ne mi var? Bence çok gereksiz, hatta içimden şuan pc'yi camdan aşşağı atmak geliyor ama dediğim gibi blog ve msn için kullanması gerekiyor şuan, he bir de mesleğim var tabi. İlkokuldan beri idealim olan meslekti gerçi hani karmaşık kodlar üzerinde kafa yorup şöyle güzelce beyin jimnastiği yapmayı seviyorum ama her yeri bir süprizle dolu bir iş "x" bilgisayarında çalışan aynı kod "y" bilgisayarın da çalışmaması insanı cinnet moduna sokabiliyor. Üzerine üstük fazla mesai'ye kalma ve bunun stres'i anlatılamaz.

Artık iş yaşantım da süpriz istemiyorum limon satasım var çaya, çorbaya limonnnnnnnnnn!
Nezleye, domuz gribine, tansiyonun bir numaralı ilaç şeklinde müthiş pazarcı yaratıcılığıyla kıvrak cümleler kurup, süper kafiyelerle pazar halkını ya da etrafta ki insanları güldürmek. Hiç bir şey bilmiyorum ya sıkıldım işte öyle hayattan, yaptıklarımdan.

10 Kasım 2009 Salı

Gaza gelmişim

Nasıl bir gazdır bilmiyorum her akşam ev'e gelince bir güç beni solo çalışmama için o gitarı nerdeyse ev'e geldiğimden sonra her dakika elime almamı sağlıyor. Deli gibi çalışıyorum bileğimin ağrımasına aldırış etmeden, zaten parmaklar hissetmiyor, pena sürtünmenin etikisiyle yamulana kadar, kırılana kadar devam, kırılırsa yeni pena ile yine devam.

Hayat benim için nerdeyse tamamen müzikten ibaret hale gelmeye başladı her an kafamın içinde uğulduyan bir gitar sesi, bir bateri ritimi var. Eğer iş'ten çıkarsam ilk işim ileri düzey picking teknikleri öğrenebileceğim bir kursa kayıt olmak ve kendimi müziğe adamak bir kaç ay sürecek kursunda ardından yeniden bir iş'e girip sonrasında güzel bir esp ile yoluma devam etmek, gittiği yere kadar. Tabi hiçbir grup kurma gibi işlere girmiyeceğim saçma geliyor bana eline gitar alan herkes abi biz grup kurucaz diyor zaten.

Evet saat 00:00 olmuş bileğim ağrır durum da daha fazla yıpratıp bir sakatlık çıkarmak istemiyorum zaten bütün gün boyunca klavye ve mouse ile zedelenmiş bir bilek üzerine gitar çalınırsa siz düşünün halini hatta şu satırları yazarken kendisi hafif hafif isyan edip kitlenir durumda ve halen ardı arkası kesilmeyen güzel parçalar yüzünden uykusuz bir şekil de oturuyorum.

Kendimi müziğe biraz daha verip oyalamaya çalıştığım için biraz daha sakinim yakın zaman da eski müzik arşivi mi yeniden oluşturmayı düşünüyorum bir kısmet olmadı başlangıç yapmak yok kaliteli bulamadım, yok albüm bulamıdım, yok discography bulamadım derken hep bir sebepten dolayı sıkıldım. Sonra internet radyolarını dinleyince daha bir gevşeme geldi hem farklı şarkılar dinliyorsunuz, farklı türler, farklı gruplar görüyorsunuz. Ahh ahh ulan acep brutal vokal olabilirmiyim çalışsam diyemeden de geçemiyeceğim. Gerçi hepsi güzel tatlı birer hayal öyle çok şaşalı bir hayatta gözüm yok, sadece egolarım biraz tatmin olma peşinde hepsi bu.

Bol müzikli günler...

9 Kasım 2009 Pazartesi

Hayat çekilecek şey değil

Ağlıyamamak nasıl birşey bilirmisiniz? Boğazına koca bir kütle iner ve o gittikçe büyür, şişer. Sonra aslında nefes almadığınızında farkına varırsınız, o nefes boğazın tam uç noktasını yakar geçer.
Bilmiyorum hayattan bir ekmek, bir su gibi sadece bir sevgi ihtiyacını istedim o ise tam uç noktalara geldiğim de beni geri çevirmek için küçük bir umut verdi.

Sonra bu umut yine yerini ızdıraba bıraktı ama önümde beklenilmesi gereken ızdıraplar daha var. Ben halen inat edip bazı şeyleri değiştirmek adına birşeyler denesem de eminim o da olmuyacak sadece basit bir umut bağlama da ibaret sadece bu zaman kadar gösterdiğim sabır süresi biraz daha uzayacak ne değişicek? Hiç. Yine tokat gibi çarpıcak orada da acı gerçekler oturup düşünücem boşuna beklemişim, halen boşuna bekliyorum. İnsanlar yaşanmışlıklarını anlatırken ben onların hayali içerisin de kayboluyorum. Çünkü benim yapabileceğim tek şey bu anlatacak bir yaşanmışlığım bile yok. Yaşamıyorum ki ben zaten.

Blog ve msn şifrelerimi çok güvendiğim bir arkadaşıma vericem. Eğer bana birşey olursa kendisi umarım yayınlar. Hoşçakalın diyeceğim ama bu hayatın ızdırabında hoşça kalabileceğinizi hiç sanmıyorum.

Emrediyor

Hayat bana taş kalpli olmamı emrediyor ve ben sadece biraz durup düşündükten sonra herşeyin hayırlısı diyebilecek kadar ona uyabiliyorum.

8 Kasım 2009 Pazar

Ölümden korkuyoruz

Hayata öylesine bağlanmışız ki, öylesine beklentilerimiz var ki, o kadar genç'iz ki korkuyoruz. Sanki bunlar birşeyler farkettiricekmiş gibi, yaşlanıp daha çok çile çekmek meziyetmiş gibi, beklentiler, hayaller yerini bulacakmış gibi.

Tamam belki ölümün şekline göre verdiği anlık korkular olucaktır ama niye bu kadar hayata bağlı insanlar oluyoruz ölüm kelimesi geçince? Özellikle domuz gribi muhabbetlerinin bolca yaşandığı günümüz de herkes korkar oldu, hapşurandan, nezleden, gripten. Peki nedir yani korktuğunuz bu yaşamda bırakacağınız ailenizden başka neyiniz var? Nedir bu dünya da ki çekicilik?

Dünya da biraz daha fazla yaşamak bir insana ne kazandırabilir, ya da genç ölmek? Hiç bilmediğimiz bir yere göç ettiğimiz de keşke şunu dünyadayken yapmalıydım diyebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Belki bir gün öyle bir yaşa, öyle bir hayata gelicez ki ölmek bizim için en güzel yol olucak.

Şunu demeden de edemiyeceğimHayat insanlara egolarını tatmin etmek için tanınan süredir. Ama insanlar gördüğünüz gibi halen egolarının peşinde.

7 Kasım 2009 Cumartesi

Nereden ne konuya

İçimde ki yazı ateşini anlatmam geçen yazıyla arada bir kaç saat geçmesine rağmen sürekli birşeyler yazmak istiyorum halen bitmiyor anlatıcaklarım bitmicek. Kitap yazmalıyım ama bu yalnızlığın kitabı olmamalı kurtuluşun kitabı olmalı, insanları ibreti alem bir öykü sunmak isterim.

Bilmiyorum neresinden başlasam haliyle ev de tıkılı kalınca sabah nescafe, öğleden sonra cappuccino, çay offf hem sıkıntıdan hem dinç kalmak için biraz da şu ev ortamının soğukluğunu kırmak için bünyeye gerekli sıcak sıvı sağlıyorum. Bir taraftan yeniden gitarımı çalmaya başladım öyle gaza gelmişimki seek & destroy'u çalarken penayı erittim, daha açıklayıcı söylemek gerekirse resmen soyuldu.

Manyak gibi en son aldığım mizah dergisinin sayfalarını tekrar tekrar çevirip bakıyorum acaba kaçırdığım birşey var mı, şöyle ince bir espiri çıkarabilir miyim içlerinden diye ne işe yarıyacaksa gündelik hayatı olmiyan bir insanın, temizlensem kendime, yakışıklı olsam kendime, stilimi değiştirsem kendime, kendime, kendime. Beni umursuyacak kimse yok ki.

Valla insan istiyor şöyle görsün biri ketumca değil ama aldığın yeni montun hayırlı olsun, sakalın yakışmış, t-shirt güzel. Bunlar insanları motive eden şeyler ama yine de bilmediğim ben inatla temiz bakımlı olmaya gayret gösteriyorum. Belki bir gün bu alışkanlıkları kazanmam gerektiğin de zorlanmıyayım diye. Aslında bir kısım insanlar birbirlerine böyle sahte iltifatlar ediyor gerçi ben bunu ayırt edemiyecek kadar aç olduğumdan farkediyemiyeceğimdir.

Ben ki egolarımı insanlar üzerine de tatmin etmiyen biri olsam da yine de bu bazı şeyleri duyma hissi bambaşka birşey, ne ego tatmini, ne ego zedeliyecek birşey. Bir ihtiyaç aslında bunlar da, sevmek, iltifat, sevilmek kimileri boğulmuştur doğruyu, sahteyi ayırt edemez. Kimisi de hasrettir gelmesi için elinden geleni yapar belki de.

En boktan soru

Bu aralar nasıl bir ruh haliyse bir kaç dakika içerisinde bir paragraf yazıyı hiç düşünmeden sadece klavye'ye dokunarak çıkartıyorum. Sanırım sıyırmak üzereyim, birşeyler yazıp birşeyleri anlatmak istiyorum artık ya da yeni birileri tanımak. Tabi öncesin de bunları nasıl yapıcağımı düşünüyorum.

Ama sadece düşünmekte kalıyor evet, üniversite hayatım çoook uzaklarda ait olmadığım bir okul da şuan adı üzerinde "uzaktan eğitim" ve işin kötü tarafı okul benim bulunduğum şehir de olmadığı için de genel de okuyan kişilerin hemen hemen hepsi okulun bulunduğu şehir de oturmakta. Yani elim kolum bağlı şekil de oturup bir sürü sorgulama yapmamın sebebi de bu dur insan içine karışamamam da değil. Yol da yürüyen hiç tanımadığım biriyle bile bir muhabbetim geçmiştir.

Diyeceğim şu ki ulan kardeşim şu lanet üniversite yaşantısı olmazsa bir insanın hiç mi sosyal ortamı olamaz. Lise hayatım boktan dı tamam orada bu kadar aktif olamıyordum çünkü serseri kesim çoğunlukta bir okuldu. Hevesim hep üniversite üzerineydi kazanamadım ne oldu? Boku yedim tabiki. Olay erkek ya da kız arkadaşta bile değil aslında sadece bir toplulukla en azından ya sadece istediğim şu lanet olasıca haftasonlarımı ev de kıçımın üzerin de oturarak geçirmemek.

Yok mu şöyle hobi işi filan, illa gidip bir servet yatırıp bir kurs'a mı kayıt olmalıyım yani? Hadi kayıt oldum o insanları kazıklayan lanet olasıca kursların sınıfında tanışacağım insanlarla iyi ortam kuracağımı kim garanti edebilir ki?

Bana şöyle insan sirkülasyonu bulunan bir dernek vb. bir kuruluş lazım. Sonra buralara girmek için biraz cesaret, yani bir şeylere para verip deşarj olmak yerine üzerine bir de kafamı şişirmemeliyim. Bilmem anlatabiliyor muyum???

6 Kasım 2009 Cuma

Öyle devam

Gözlerim kapanmaya çalışırken ben bir nescafe ile onları açmaya gecemin her anını değerlendirmeye çalışıyorum. Ama nafile gözlerim açık kalsa bile bünye kocaman sandalye de gittikçe yer'e inerek adeta küçülüyor.

Dağıttım bu gece tabiri caizse, sıkıldım saçlarımın bir arada durmasından, açtım o milyonlarca teli bir arada tutan lastik parçasını ve radyo da çıkan her şarkı ile şuursuzca dans ettiler. Gecemi biraz birşeyler düşünerek birşeyleri karara bağlıyarak bitirmeyi planlıyorum aslında ama yine olmiyacak, olmuyor.

Lanet olası haftasonu gelmesine rağmen ben yine ev de oturacağım üstelik eminim yarın hava müthiş olucak. Niye herkes arkadaşlarıyla bir yere gider ya da bir etkinliğe katılırken ben hiçbir bok bulamıyorum. Bir başlangıç noktası bulabilsem, bir çıkış noktası, oysa ki kendi kendimle anlaşmıştım değişicektim, heleki bu haftasonu için kesin birşeyler bulmalıydım. Ama yine yapamadım kendime olan güvenimi yine yıktım. Evet zaten umudum yoktu birşey bulucağımdan çünkü umut insanı daha çok tüketiyor.

5 Kasım 2009 Perşembe

Kendi halinde

Blog yüzünden şu beyaz'dan bir kat daha nefret ediyorum artık, akşamın en derin karanlığında gözümü almasının yeterli bir sebep olduğunu düşünüyorum. Düşünmek demişken, keşke oturup şöyle düşünebileceğim bir haftam olsaydı dinlenip düşünmekten başka birşey yapmak istemiyorum. Ruhumun derinliklerine inmek istiyorum farklı şarkılarla, oradaki gereksiz şeylerin hepsinin kokusunu hissederek çıkartmak istiyorum ve neler ekliyebileceğimin planını hazırlamak. Ben hayattan ne istiyorum?

İnsanların sorularına cevap versem de kendim de bazen sormadan edemiyorum, niye yaşıyoruz? Bazen hayat o kadar sıkıcı oluyor ki, bir yerden atlasan bile kurtulunamıyacak bir hayat ya da atlasan bile o yenilmişlik duygusu beni deli ediyor. Hayat ilerledikçe artık beni olgunlaştırmak yerine yaşlandırdığını hisseder oldum. Gereksiz bir zaman kavramı, kargaşası içerisinde aradığım belki de sadece tüm sıcaklığıyla, sevgisiyle sarıp kuşatıcak biri.

Yazıyorum şuan bakıyorum o derin benim için özlenilen karanlığa vücudum ne sıcak, ne de üşüyor. Farklı bir sakinlik var üzerim de suskunum, ne konuşucağımı, ne düşünüceğimi bilemiyorum. Vücudum boşluktaymış gibi, biraz hissisiz. Düşüncelerim dalıyor gidiyor melodilerle kimi zaman ikisini de duyuyorum kimi zaman sırf içimde ki ben bastırıyor herşeyi, kopuyor bağım tamamen bu dünya ile...

3 Kasım 2009 Salı

Artistliğiniz kime?

bir kaç kuşak İstanbul'da yaşıyan biri olarak, insanların buraya gelip sanki buralar dutlukken ben dolaşıyordum vari hareketlerinden sıkıldım.
Heleki insanların doğum yerini sorduğunda İstanbul dendiğinde burayı bir il gibi saymayıp kökene inmelerinden sıkıldım.
İnsanların hava atmaya çalışmalarını gördükçe tiksiniyorum artık.

Artisliğiniz kime lan!

1 Kasım 2009 Pazar

Hep deriz ya...

İnsanlar çoğu işler için artık şansının kalmadığını düşündüğün de, son bir gaz ile "ulan bu son şansım." der ya, işte ben de şuan öyleyim. O son şanslar hiç bitmedi bitmez.

Biraz daha farklı düşünmeye yönelttim kendimi, biraz daha zamanlamaları yakalamak için çaba göstermem gerektiğini düşünüyorum yine, ama ne olursa olsun biraz da şans olsun.

Bunun muhasebesini yaparken bu kış soğuğunda içim birden ısındı sanki yeniden canladım. Farklı şeyler düşündüm, bazı şeyler imkansız denilebilecek gibi görünse de yaşandığına göre, belki de benim de etrafımda böyle birşey var. Olaylara ne kadar geniş baksam da bir yerden sonra yetmiyor galiba, bugün biraz daha geniş ve farklı bakmaya odaklandım gibi ama insanlar hakkında kafamı karıştıran bazı hususlarda halen münakaşam devam ediyor.

İleriyi etkileyecek şekilde yapıcağım şeyleri yapmalımıyım, yoksa haklı çıkmak adına yapmamalımıyım ama bunuda sanırım zaman ve şans belirleyecek.

30 Ekim 2009 Cuma

Uçurumdayım

Bu aralar üzerinde çalıştığım iş o kadar yoğunlaştı ve baskılı hale geldi ki kafayı sıyırmak üzereyim. Tatil günü bile rahat rahat düşünemez oldum. Sürekli sıkılıyorum, içimde hep kötü birşeyler olucakmış gibi bir sıkıntı var. Bunalıyorum gittikçe, anlatılamaz birşey bu.

Zaten hayatımın neresi doğruydu ki burası eğrildi diyeyim, ne olsa kötüleşiyor. Hayat gittikçe daha çekilmez hale geliyor. Bu dünya için fazla iyi olduğumu düşünüyorum ve birinin daha öyle. Sanırım biraz piç olmak lazım.

Artık hiçbirşey adam gibi neşelendirmiyor, insan büyüdükçe hayatın daha bok yönünü görüyor galiba bu yüzden. Halen beni benden alan tek şey müziğim, aklıma her headbanger's journay geldikçe, her heavy metal duydukça içim ürperiyor. O sololar beni benden alıyor başka bir boyuta geçiyorum sanki. Ama elbet o kulaklığı kulağından çıkartıyorsun ve yine o kötü dünya ile karşı karşıyasın.

Yurtdışında ki gibi istediğim şeyleri yapabilmek istiyorum ben de Türkiye'de ki imkansızlıklar ve insanların artık inançlarını kaybetmesi hiç birşey yapılamaz hale getiriyor. Niye bir metal belgeselini de bir Türk çıkarmasın?

Blog isimi değişimi

***DUYURU***
Blogumun yeni isimi artik Son Vagon

28 Ekim 2009 Çarşamba

Tam gün

28 Ekim yarım gün tartışmaları ofiste olurken ilk önce tam gün olarak söylendi, daha sonra öğlen resmi tatil olduğu için yarım gündür şeklinde nokta konuldu. Ben de salak gibi elimdeki işi tamamlamak için uğraştım saat 2'ye kadar he işin burasına kadar birşey yok bundan sonra o yapmadığım küçük şey için 6:30'a kadar çalıştım. Beynim embesilleşti, sıkıldım, sinirlendim. Bir sürü duyguyu bir anda yaşadım. Oksijen aldıktan sonra beynim açıldı dedim kafama sıçayım bok vardı 12:00'de basıp gitmedim.
Annemi aradım konuştuk biraz taksiye atla gel dedi. Dedim doğru diyorsun yol gözümde büyüdü. Allahtan iyi bir taksiciye denk geldim anlattım derdimi sohbet ettik baya ama halen toparlıyamadım kendimi

25 Ekim 2009 Pazar

Bulamıyorum

Yapıcak birşey bulamıyorum. Nalet olsun dört duvar arasında boş boş oturarak sabahtan beri bütün günümü iş'te uğraştığım yetmiyormuş gibi bir de haftasonları başında oyun oynıyarak geçirdim. Şuan bir haftasonumu nasıl heba ettiğimin hesabını çıkarıyorum.

Bulamıyorum birşeyler, dışarı çıktığım da neriye gideceği mi bilemiyorum, ne yapıcağımı bilemiyorum. Keşke benim de rüyama dalga geçtiğimiz gibi ak sakallı bir dede gelip yol gösterse, keşke...

Dışarı çıkıp şuursuzca İstanbul sokaklarını ev'e döndüğünde bacaklarının saatlerce arıyacağını bildiğin halde gezsen de yine de birşey bulamamak var ya işte böyle bir çaresizlik insanı bitiriyor. Ne oldu gezdim dolaştım işte söylediğiniz gibi çıktım işte dışarı zaten hafta içi hergün mecburiyeriyetten çıkıyordum. Peki ne değişti? Koca bir hiç.

Daha neriye kadar bir arayış içerisin de olacağım, daha ne kadar bu hayatta kalmaya direnebileceğim, daha ne kadar...

22 Ekim 2009 Perşembe

Müziksiz bir hayat düşünemiyorum

Bazen canım öyle bir müzik dinlemek istiyor ki sırf takip ettiğim internet radyoları yüzünden geç saatlere kadar yatamadığım oluyor. İnternet radyosu çünkü normal Türkiye radyoların da maalesef metal müzik kanalına rastlamak mümkün değil halen bir soyutlama var ama olsun hoşuma gidiyor yaygınlaşmaması. Hayko ile birlikte bir çok özenti varlıkların bu türden haberdar olması ve alakası olmıyacak şekil de kendilerini ben de metal dinliyorum diye ilan etmesi çoğu gerçek dinleyicinin komiğine gidiyor. Çok da umurumda değil o dinlediğini sansın kimseye ben metalin felsefesini yazdım diye böbürlenmem çünkü bu müziğin insanlar üzerinde ki ironisi bu değil. Halbuki özenti kesim bak ben de metal dinliyorum diye egolarını tatmin etmeye çalışıyorlar yazık. Hatta istediğinizi diyebilirsiniz ama bence hayko pop'tan başka birşey yapmıyor.

Müzik hayatın sosu gibi, hani makarnayı nasıl sadece su da haşlanıp önümüze konulduğun da kimsenin hoşuna gitmez. Ama çeşit çeşit soslarla hemen hemen her kesime hitap edicek bir yemek ortaya çıkabiliyorsa, insanlarında hayatında da müziğin yerinin bu şekil de olduğunu düşünüyorum ve ben bol soslu istiyorum, ekmeğimi bandırımcam!

Şimdi niye metal mevzuna gelirsem aslında çok kapsamlı ama ben yüzeysel deyineceğim. Metal aslında özgürlüğün simgesidir. Uykum geldi yorgunum bir türlü erken yatamadım, kafam dolu ama yazasım geldi. Şimdi zıbarıcam!..

20 Ekim 2009 Salı

Yazdan kalma bir akşam

Yazdan kalma bir akşam günüydü bugün insanlar ne yapıcağını şaşırıyor üzerlerinde ki montları kimisi elinde taşıyor kimisi de üşengeçliklerinden üzerlerinden çıkarmıyorlardı. Ha tabi bir de üşüyen insan grubu var.

Bugün mesai bir türlü bitmedi. O kadar fazla bunaldım ki anlatamam çünkü akşam taksim de olucaktım. Küçüklük hayalim, komik ama öyle küçükken hayattan istediğim en önemli şeylerden biri akşam taksim'de gezmekti. Teknosadan fotoğraf makinesine yedek şarj edilebilir piller alındı, üzerine yemek yenildi ve final olarak geçen sefer aklımda kalan iki şeritli deri bileklik alındıktan sonra yavaş yavaş kallavi'nin yolu tutuldu.

Nane-Limon'lu nargileyle bir başlıyan güzel gece ilerliyen zamanlar da cam kenarı diye tabir edilen yerin boşalmasıyla eşsiz manzara vapur gezisi gibi gözlerin önündeydi. Müthiş bir ambianstı insan bütün bir günü orada rahat bir şekil de geçirebilir. Akşam soğu ara sıra kendini hissettiriyordu ama insanın yanında montunun olması ve ortamın hoşluğu sayesinde hissetmemezlikten geliyordu insan.

Sonra eve dönerken yanımdan iki tane otobüsüm geçmesine rağmen ben sessiz ve sakin biçimde evime doğru yürüyordum. Aklıma bu meşhur zamanlar da ne gelse beğenirsiniz? Tabiki aklımın köşesin de boş kalan yer bir türlü düzelmicek hiçbirşey biliyorum çünkü sadece hayaller de yaşıyorum. Gerçek benim için ulaşılamaz...

19 Ekim 2009 Pazartesi

Kısmen iyiydi

(Kendi çekimimdir, PS kullanılmamıştır.)

Şimdi böyle nasıl anlatsam bilmiyorum ki hem sevinç, hem hüzün, hem de çaresizlik, ne yaptığını bilememek gibi bir sürü duygu karmaşası içerisindeyim.

Sevinçli olmamın nedenlerinden bir tanesi Canon PowerShot A590 IS dijital fotoğraf makinamı almış bulunmaktayım. İşin daha güzel bir yönü geçmiş doğum günüm sebebiyle bana hediye olarak alınması daha bir hoş oldu. Makina mı elime alır almaz ilk iş eve gidip ayarlarını kurcaladım tabiki belki olmaz ama ileride d-slr alır onunla gezerim diye kapsamlı bir compact makina seçtim.

Derken işin o hüzünlü tarafı geldi gitarımın fotolarını çekip ilan vericektim. Evet gitar ve amfi setimi yeterince ilgilenemediğim için satıyorum. Onun parasını da bilgisayar'a gömüp sıfırdan hayalimin bilgisayarına kurmayı düşünüyorum.

Bakalım ne olcak, bu aralar yazıcak birşey de bulamıyorum zaten.

15 Ekim 2009 Perşembe

Blogger Maskesi

Çoğu kişinin içerisin de bulunduğu şu blog alemin de elbet birileriyle tanışmışsınızdır. Yok tanışmadım derseniz de tanışırsınız merak etmeyin. Ama bu esnada en çok karşılaşılan olay insanların blog üzerinde kurdukları maskeler.

En basit örnek olarak kendimi vermem gerekirse şimdi bana bir çok kişi bunalım dolu, melankolik yazılar yazdığımı söyledi. Hatta kendisiyle diyaloğa girdiğim kişilerden gelen tepkiler aslında sen böyle biri değilsin oldu. Aslında olay tam olarak şöyle blog'a içimden geçen hisleri döküyorum. Yani sokakta eğlenmeye çıktığın bir yerde, özellikle en çok hoşuna giden birşeyi yaparken bir insanın somurtması saçma değilmidir? Bana kalırsa bu trip'ten öteye gidemez. Sadece kimseye anlatamadığım dertlerimi buraya yazdığım için böyle bir karamsar hava esiyor işte buralar da.

Ama bu olay herkes için böyle değil düpe düz ters olan, farklı olan kişiler var. Tabi bunlar kendilerini ne kadar ele vermek istemese de az çok anlaşılabiliyor yaptıkları. Neyse fazla uzatasım yok yazımı işte böyle...

14 Ekim 2009 Çarşamba

Yaşam bana batıyor.

"Ölümden niye korkacağım ki? Ben varken o yoktur,o gelince de ben olmayacağım." Montaigne
Böyle güzel bir sözle giriş yapmak istedim. Tabi konuyla öyle bir yerden ilişkilendireceğim ki okuyan için örümceklenmiş kafaları açmaya birebir kafein tadında bir bağlantı olucak.

Yol da giderken, bir yerler de otururken, birşeyler alırken her daim insanlarla iletişim içerisindeyiz. Peki ya iletişim içerisindeyken, aslında olamadığımız gerçeğini düşünen birileri olmuştur elbet, olmadıysa da ben sizin yerinize düşündüm panik yok.

Şimdi yolumuzu kaybettiğimiz de gidip "selamün aleyküm amca, şu adrese nasıl gidebilirim?" şeklin de basit diyaloglara girebiliyoruz yabancı insanlarla. Evet insan, insana yabancı olur mu hiç? Hele ki İstanbul'da iseniz bindiğiniz taksici sizi x-ray cihazı gibi tarar. Hal böyle olunca insanlar hiç görmediği kişiler karşısın da çekingen davranır.

Bu çekingenlik kadın konusu olunca çok daha beter olur. O yol üzerinde adres sorduğumuz amcalara kesinlikle benzemez. Hiç çenesi durmayan adam bile yol da gidip bir kadınla diyaloğa girebilecek kadar cesaretli değildir. Düşünün ki ölüm'ü bile normal karşılayan bir insana yaşam da zor gelen bir olay.

Nalet olsun ki aynı mekan da oturduğunuz birini ya da sürekli uğradığınız bir yerde ki çalışanı beğenipte bir türlü onunla konuşamamak ne kadar lanet birşey şu yabancılık kavramı dedirtiyor. Dedirtmekle kalmıyor çaresizlik psikolojini hakkında doktora yapmanıza kadar giden bir serüven haline bile gelebilir. Her gün o insan ya da benzer insanlarla nasıl diyalog kurucağınız hakkında örnekler tasarlayabilirsiniz. Ama hiçbir zaman gerçek öyle değildir.

Oysa ki daha bir kaç dakika önce bindiğiniz taksici ile bile muhabbetin dibine vurmuşken, gidip bir kadınla tanışamamak kadar çağresizlik içinde bir duygu yok.

11 Ekim 2009 Pazar

Ben böyle aptal, salak, manyak bir sistem görmedim

Bu aralar hiç yazı yazamıyorum. Hayat hep böyle standart halinde seyrediyor. Bunun üzerine işlerin yoğunluğu konu bulamayışım ya da bahsettiğim gibi hayatta sıradışı birşey yaşamıyışım yazı yazmamı engelliyor. Dedim açayım yeni bir kayıt belki birşeyler gelir aklıma yazarım.

Şu starbucks var ya işte o kurumun personeline yaka kartı taktırmayan zihniyetinin içine edeyim. Evet bunu ben niye bunu yazmadım diye aklıma geldi, çalıştığım yerin yakınında bulunan starbucks da güzeller güzeli bir kadın çalışıyor ve ben onun isimini bile bilemiyorum. Ben böyle aptal, salak, manyak bir sistem görmedim arkadaşım.

7 Ekim 2009 Çarşamba

Kitap Okumak

Pek çok insan kitap okur, okullar da şurada burada hep kitap okunmamız öğütlenir, söylenir. Hatta hocalar okullar da zorla dayatarak okuyun özetini istiyeceğim der. Gerçi artık teknolojinin de gelişmesiyle insanlardaki bu paylaşımcı ruh ateşiyle birlikte her yer kitap özetleri ve ödevlerle doldu. (+rep)

Peki bir insan niye kitap okumalıdır diyeceksiniz bu durum da ya da demiyeceksiniz klasik işte kültürlü olmak için, kelime haznesini geliştirmek için gibi sıradan sebepler sayıcaksınız oysa ki biraz kendi kendine düşünen insan bunların farkına varabilir. Bir insan kitap okumadan da çoğu şeyi düşünebilecekse peki insanlar kendini niye kendini halen kitaplara boğulmakla meşgul?

Çok basit bir cevabı var bu işin "Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok."

4 Ekim 2009 Pazar

Mim'e İştirak

Acı Mutluluktur beni mimlemiş, kendisinin de dediği gibi epeydir mim dolaşmıyordu fena olmadı yani bu hem de kısa 2 tane soru ne güzel.

Hayatımda vazgeçemeyeceğim tek insan.
Annem ve Babam ikisi ni de ayıramam =)

Gelecekte nasıl ve ne bakımdan teknolojik gelişmeler olmasını isterdim
-Valla Teleport makinası yapılsın başka ihsan istemem
-Artık şu ekran kartlarını ve boardları biraz daha küçültsünler mini-atx kasalara geçebilelim.
-Telefon üreticileri bir tanesin de çok iyi yaptığı bir özelliği diğerinde de yapsın artık.
-TR'de ki internet hızı 1Gbps olsun. (Torunlarım bile göremez ya)
vs. vs. daha bir sürü şey sayarım destan olur burası =D

2 Ekim 2009 Cuma

Doğru!

Yazılarımı tenezzül edip çoğu kişi okumuyor biliyorum çünkü insanlar kendilerini eleştiremiyor ve eleştiriye gelemiyor. Böyle ala memleket varken kural yok, eğitim yok, hiçbirşey yok. Bir tek askerlik yan gelip yatma yeri değil o kadar. Peki bu insanlar nelerle uğraşır.

Basit Aşk, Sevgi, Dedikodu, Magazin, Eğlence mekanları, Moda
Ben buraya aktif olarak bu konuları yazsam şöyle her gün aktif olarak en az 1 tane şiir yayınlasam şuan seyirci patlaması yaşardım. Tabi amacım bu değil böyle olsaydı zaten şiir yazardım.

Toparlamak gerekirse biraz daha konuyu, insanlar neyin peşinden niye gittiğini bile bilmiyor. Aşk'tan bahsediyorlar ama ben etrafta aşık biri göremiyorum ki bence aşk'da yok sevgi vardır. Bugün seviyorum dediğiniz biriyle yarın ilişkiye girip ay sonunda da yollarını ayırmak. Bu mu bahsettiğini sevgi? Sonra da yapmacık bir şekil de yüzsüzce yazılan şiirler, sözler.
Bu toplumu bu yola iten ve halen itmeye devam eden medyamızın insanlara empoze ettiği bu yaşam ap açık orta da işte rezaletsiniz. Şöyle durup çekilip kendinize bakıcak haliniz bile yok.

Daha sonra tatminsiz dejenere bir toplum çıkıyor işte ortaya etrafımız da bir sürü örneği var bunun, kadın dırdırımı çekicem diyen, bu ay ki tatilimden zevk alamadım diyen, içtiği yediği şeylerden zevk alamayan ruhsuz, hissiz, kafasız bireyler.

İnsanlar sevgi kriterlerini ortaya koyup çoğu zaman diyorler, erkekler güvenebileceğim kadın yok, kadınlar güvenebileceğim erkek yok der. E tabi olamaz, çünkü yıllar yılı kanal(i)zasyonlar da sizlere bunları gösterdiler. Siz de onların dışarıdan janjanlı görünen ama içinde bir gıdım samimilik ve huzur olmayan o ortama kandınız. Sadece anlık zevkler peşinde koşup kendini alkol ve sex ile tatmin etmeye çalışan sahte bir dünya.

Eski insanlar, ah o eskiler niye mutlularmış, niye destanlar yazılmış, niye boşanma vakaları daha azmış? Çünkü hayat zincirini çok iyi bilen bütün dünya ülkelerinin imrendiği bir yapısı vardı. Onların hiç mi aklı mantığı yoktu, ülke de hiç mi kadın yoktu da tek bir kişi için canlarını bile vermeye hazırlardı. Şimdi o müthiş çağdaş avrupaya özendik ve,

Sonuç ne oldu? İki cinste artık tek birine bağlanmanın saçma olduğunu düşünmeye başladı. Bu ne getirdi bize? Güvensizlik. Sonrasın da yazılan gereksiz duygu sömürüleri, onu bile beceremiyorsunuz ya neyse.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Hayat Zinciri

Bir huzursuzluk örtüsüdür insanların etrafında gidiyor. Herkesin ağzın da zincirin bir ya da bir kaç parçası bulunuyor. Abondone bir hayat içerisinde aslında yedisinden yetmişine herkes bu zinciri tarif ediyor ama günümüzün düşünce biçimi insanlarımızın o kadar başını döndürmüş, o kadar kendini tanıyamaz bir yapıya geçmiş ki ne istediklerinin, ne de söylediklerinin farkına varabiliryorlar.

Peki nedir bu, nasıl bir insan mutlu olur. Bunu herkes biliyor aslında, benim düşünceme göre de herkesin genlerin de bunlar kayıtlı ama sadece sağlıklı düşünebilen bir kesim insan bunları yapabiliyor. Kimisi de kendi yolunu çizebildiği kadar çizip mutlu olduğunu zannediyor yaptığı şeylerle kendini oyalıyor. Tabi bu zincirin tamamı bizim elimizde değil.

Unutulmaması gereken birşey var, hayatın adil olduğunu bize kimse söylemedi. İnsanlar da aksine hep hayatın adil olduğunu düşünür. Bu fazla iyimser bir davranıştır, çoğu zaman hayatın tokatı suratında şaklar ve hani adildi diye sorarsın. İşte o zaman gelicek cevap şu dur adil olduğunu kim söyledi?

Yazımı buraya kadar okumaya zahmet eden insanlara teşekkür ederek asıl girişi o kıymetli insanlar için bu paragrafta yapacağım. İşte bu adil olmayan yerlerden bir tanesi de sevgidir. Herkes istediği eş'e sahip olamaz bu onun elinde olan birşey değildir. Yani bir insanın huzuru bulabilmesi için gerekli olan belki de en önemli halka olan sevgi tahmin ettiğimizden çok daha büyük iki kişinin hayat zincirini tamamlıyabilecek büyüklükte koca bir halkadır.

Evet halkadır, tabir biraz komik geliyor. İnsanların nişanlanınca ve evlenince bu işi resmiyete dökmek için de parmaklarına birer halka takmazlar mı? İşte bu hayatın adaletli olmayan zincirlerinden biriydi. Geri kalan zincir halkalarının çoğu insana bağlı gerçekleşen şeylerdir.

İyi bir öğrenim,İyi bir iş, Yeticek kadar para,İyi bir eş,İyi bir evlat,İyi bir torun işte size klasik zincir budur. Çok basit değil mi? Ama maalesef günümüzün hastalığı yol da giden çoğu kişi hayatımı yaşamak istiyen insanlarla dolu. Anlamıyorum ben sanki disiplin inasnların hayatlarını daha yaşanabilir mi kılıyor yoksa hayatlarını yaşamalarına engel mi oluyor? Yoksa bizim milletimize rahat mı batıyor?

Bu konu da daha yazılası, toparlanması gereken çok şey var ama bu deneme de elimden gelen bu kadar, herkesin hayat zincirinin sağlam ve düzgün olması dileğiyle.

29 Eylül 2009 Salı

İnsan Sarrafı

Halk arasın da sık kullanılan bir sözdür. Genel de görmüş, geçirmiş hatta feleğin çemberinden geçtik biz diyen şahısların insanlar üzerin de ki bilgilerinin inanılmaz dereceye ulaştığını belirtmek için kullanırlar. Bu abilerimiz ya da ablalarımız genel de belli bir yaşı devirmiş özellikle hayatın belli hallerine tanıklık etmiş kişilerdir. Böyle olmadan da en azından bir kaç ay insanlarla konuşarak tanıştığını zanneden insanlar da var.

"Önce birbirimizi tanımalıyız." çok klişe bir söz diyeceksiniz öyle de peki bir insan bir insanı gerçekten ne kadar tanır ya da tanıdığını sanar? Bu olay insandan insana değişir. Dallandırmak gerekirse üç kategoriye ayırabiliriz bunlar; basit insanlar, belli vakit geçirilince kalıplarını belirlediğiniz bir insan, karışık bir insan.

Basit insanlar kategorisine koyduğum insanlar koyulan grup isimi gibi basit çözülürler, basit cümleler kurarlar, bunların ne mal olduğunu kısa zaman da anlıyabilmek pek zor olmaz, etrafınız da sıkça bulunurlar, her boklarını söylerler.

Belli bir vakit geçirilerek öğrenilen insanlar standart bir kişilik taşır. Genel de herkese uyar, herkes gibi davranır, okumuşluğu vardır. Bir kısımı inekler den oluşur. Yaşıyabildiği kadar ayrıntısız yaşar. Gündem muhabbetleri yapabileceğiniz biraz zaman ayırınca sıçma zamanının bile standart periyodlar da olabildiğini gördüğünüz insan türüdür.

Geldik en son türe, aslında bu türün alt dalları söylenebilir ama ben tek bir çatı altında deyineceğim. Kimileri hiçbirşeyini açığa dökmez, kimileriyle konuştuğunuz da herşeyi açığa döktüğünü sanırsınız ama değildir. İşte bu insanlar gerçekten zeki insanlardır. Sahtekarlıktan bahsetmiyorum yanlış anlaşılmasın burası gerçeği söyleyipte tanıyamıcağınız birisi var mıdır ki diyeceksiniz? En basit gerekli detayı söyliyebilirim bir insan ne kadar durumunu anlatsa da için de bulunduğu ruh durumunu ve yaşadığı olayları anlatmak için hiçbirşey yeterli değildir. Bunları da anlatmazsa siz sadece o insanı söylediği kadar tanıyabilirsiniz üzerine bir de tanıdığınızı zannedersiniz. Aslında bu sadece o insanın ne kadar karmaşık biri olduğunu tahmin ettiğinizin aksine farklı şeyler gördüğünüz de anlamanız lazımdır.

İnsan sarrafı olmak öyle kolay bir iş değildir anlıyacağınız. Herkes bir insanın bir sonra ki adımını tahmin edebildiğin de onu tanıdığını zanneder, bu kadar kolay mıdır insanı tanımak? Eğer bu kadar kolay olsaydı, mahkemeler senelerdir evli kalıp daha sonra boşanmak isteyen bir çok insanla dolmazdı.

Ve beni çözmek isteyen değil, sadece benim istediğim kişi benim istediğim kadar tanır. Beni okuyup ya da dinleyip tanıdığınızı sanabilirsiniz, ama sadece aynı nokta da sayarsınız o yüzden siz siz olun böyle bir çabaya girmeyin boğulan siz olursunuz.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Arkadaş edinmek hiç bu kadar korkunç olmamıştı

Arkadaş edinmek benim için an itibariyle biraz korkulu rüya haline geldi. Normal de bir insan hiç arkadaş edinicem diye korkar mı? Aslında sevgili edinmekten daha fazla korkmaya bile başladım denilebilir. Bazen niye bu şeylerin eksikliğini ben bu kadar yaşıyorum diye kendi kendime düşünüyorum. Malum götümü kaşıyacak zaman bulamasam bile öyle bir hayal gücüm var ki o durum da bile kafam da "Yüzüklerin Efendisi" filminin serisini gibi fantastik bir kurgu serisi gerçekleştirip bunu canlandırabilirim.

Bu işin bu kadar korkunç hale gelmesinin sebebi kendime bu ruh haline o kadar alıştırmışım ki, bu konu hakkında o kadar fazla şey yazıp çizmişim ki eğer bunu sürdüremezsem yazıcak, konuşucak hiçbirşeyimin olamıyacağı geldi bir an da aklıma ve dehşete kapıldım kendi kendime.

Malumunuz bloga da epeydir yazı giremiyorum araları çok uzattım. Blog'a giriş yapıp böyle tam "yeni kayıt" butonuna basıyorum ve orada kitleniyorum. Önüm de yanıp sönen bir imleç benim klavyem den bir kaç bitlik datalar yollamamı bekliyor. Ama kitleniyorum öyle daha sonra yatağa yatıyorum muhteşem bir duygu seli ile yine sanki 10.000 kişiye konferans verir gibi kendi kendime konuşup dertleşiyorum.

Yalnız olmak ya da yalnız hissetmek zor iş be...

24 Eylül 2009 Perşembe

Bugün benim doğduğum gündür

Başlıkta yazdığı gibi işte ama tek bir farkla bugün mesai saatleri içerisin de yoğun çalışma temposunun içerisindeydim. Saat nasıl olduğunu farketmeden 12:10 olmuştu. Haydi yemeğe gitmiyormuyuz sesleri ofis te yankılanmaya başladı. Tabi ne kadar iş güç te olsa insan metebolizması gereği beşeri ihtiyaç peşine koşturuyor insan.

Aslında hani aklımdan geçmiyor değildi desem yalan olur şimdi. 3-4 kişilik gruplar halinde her zaman ki yemek yerimize vardık, güzel yemek çeşitlerinden bir kaç tanesini tabağıma aldım. İçicek krizim tutmuştu gene tek bulunan içicek cola'yı tercih ettim eli mahkum olarak. Derken yemek bitti çaylar geldi.

İşte doğum günü çocuğunun pastası geliyordu. Heyecanlıydım, ne yapıcağımı bilemez haldeydim. Çünkü hayatım da ilk kez ailemin haricin de birileri benim için bir kutlama yapmıştı. Tarif edilemez bir duygu, bir yaş daha moruklamanın bu kadar farklı duygular içereceğini hiç tahmin etmezdim. En büyük parçayı benim kesmem için ısrar edip espirileri hava da uçuşturdular. Kısacası değişik ve güzel bir gündü.

Doğum günümün geri kalan kısımını ev de ailemle kutlıyacağım artık. Şöyle arkama dönüp bakıyorum hayatıma neler sığdırmışım diye de özellikle bu senem çok boş geçmiş komple bir olmayan beklenti. 6 senedir kendini yalnız hissetmeye başlamış ve yalnız olduğunu farkeden bir ben.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Bayram ertesi mesai

Bayram sonrası 658 mail ile mesai saatine giriş baya hızlı olsa gerek. Bayram da ne yaptım merak eden olabilir de olmayabilir de zaten ben insanlar okusun diye yazmıyorum. Okuyorsanız ne ala mutlu olurum. Bayram boyunca ev de kös kös oturdum sayın seyirciler. Sadece dedemlere gittik, bayramın son günü de kuzenime ama orada da salak mevzular yüzünden az oturduk adam gibi kuzenimle dertleşip birşeyler yapamadım bile. Derken bayram bitti mesai başladı ben çalışmaya başlar.

21 Eylül 2009 Pazartesi

Blog Buluşması! ==Yenilendi

İstanbul'da bulunan bütün okuyucular da davetlidir.

Detaylı bilgi:
http://erkekbloglari.blogspot.com/2009/09/bulusma.html

19 Eylül 2009 Cumartesi

Teknoloji

Tam bir teknoloji manyağı olarak demin gördüğüm bir olay ile başlamayı tercih ediyorum. Myspace ve LastFM müyap tarafından kapatılmış. Herkes de bir sinirlilik durumu cidden gülüp geçiyorum. Sadece DNS olarak engelledikleri sürece ne önemi var ki bu yazıları görmesem anlamazdım bile engellendiğini niye basit ve sorunsuz yöntemler varken kendinizi sinir küpü yapıyorsunuz ???
Ayrıca halinize şükredin uzakdoğu çok daha büyük bir sansür kaosu içerisinde şuan direk entegre sansürlü bilgisayarlar yapılıyor ülke de aşılamıyacak derece de güçlü olucak. O yüzden beterin beteri var diyerek halimize şükredelim. Ama tabi sessiz de kalmayalım diyeceğim de duyan kim ??? Şöyle binanın önüne gidip 20-30 karton bozuk yumurtayla bir yerleri yıkamadıkça kim tınlar bizleri..!

Bu arada yoğun bir bilgisayar toplama işi içerisine girdim 4-5 senelik emektarımdan gittikçe nefret etmeye başladım çünkü kasamın soğutması yeterli değil, upgrade sıkıntısından dolayı parçalar birbiriyle uyumsuz ve dar boğaz sorunlarıyla boğuşuyor.

Şöyle güzel bir F/P bilgisayarı kurayım diyorum ama öyle b*ktan bir zaman ki şuan insan ne yapıcağına karar veremiyor.
Öhöm Öhöm dikkat bu yazının geri kalanı teknolojiyi anlamıyanlar için pek birşey ifade etmiyecektir.

Şöyle AMD 945 cpu alim hem ileriye dönük AM3 socket board alayım dedim. Bir baktım anakartlar da SLI desteği yok, mecbur ati almak durumunda kaldım. Onda da 4890'ın fiyatı biraz fazla geldi acep 2 tane 4850 alıp onları CroosFire mı yapsam dedim. He bir de 4850x2 var yoksa ona mı baksam.
23 eylül de ATI 5000 serisini çıkarıcak fiyatlar diğer kartlar da ne kadar düşücek DX11 almak şuan için mantıksız ve pahalı olsa da o kartların çıkmasını beklemekten başka çarem de yok gibi çünkü 4000 serisinin bu kartlarla ucuzluyacağını düşünüyorum. En azından çok fazla bir ucuzlama gelmese de gtx 300 serisi ile kesin bir ucuzlama olucak. Bunun yanı sıra DX11 serisinin ilk seviyesi için alınabilecek kartları ben hiç mantıklı bulmuyorum. DX11 gelir gelmez DX10 kartlar az birşey ucuzladığın da almak lazım yoksa satış dayatması yüzünden onları da kaldıracaklardır.

DDR2-DDR3 ayrımını geri de bıraktım çünkü DDR3 1600- DDR2 1066 ramler arasında yok denicek kadar fark var. Verdiğiniz paranın bir kuruşuna bile deymiyecektir. Zaten DDR3 destekli boardların çoğu bile 1600mhz'i sadece OC ile destekliyor.

17 Eylül 2009 Perşembe

Nereye gidiyor lan bu gençlik

Diyesim var artık. Toplumumuz günden güne yozlaşmakta bu mevzuya aslında çok enteresan bir noktadan geldim. Eski zamanlar da çekilmiş bir Türk filminin jenerik müziğiydi beni bu duygu selinin içine iten şey. Söylenilen konu, konuşulan şeyler çok klişe olabilir ama kendime göre işin biraz daha farklı tarafına dokunacağım.

Eskiden film sektörü şuan ki kadar gelişmiş, büyük yatırımlara açık bir alan değildi. Yine de oyuncular bu zorluklara rağmen yaptıkları mesleklere tutunarak günümüze kadar gelebilecek eserler çıkarmışlardır. Bugün sallıyan adama "Ziyaaa", yaramaz sınıflara "Hababam sınıfı" diyebiliyorsak onların sayesinde diyebiliyoruz. Eskiden çoğu şey daha güzelmiş bize miras kalan şeyler hep belli bir tarih evveline dayanıyor. Niye bizler de günümüz de bu kadar söz ettirecek yapımlar yapamıyoruz?

Aslında bu biraz tüketim toplumumuzdan kaynaklı birşey insanların beyinine kullan ve at mantığı yerleşti. Gittikçe daha çok dönen kirli işlerin arkasında ki paraları görünce herkesi para hırsı bürüdü, kimse işini iyi yapmak için yapmaz oldu. İnsanları şu zaman içerisin de tatmin etmek iyice zorlaştı ve gittikçe zorlaşıyor, anlıyamadığım gittikçe doyumsuz, iradesiz bir toplum oluyoruz.

Şimdi ki yeni gençlik her gün taksim de 3-5 kişi girdiği bir bar da yüksek doz da beyinini uyuşturur olmuş. Hepsi zombi gibi etrafın oksijenini çekip karbondioksit vermekten başka işe yaramayan birer organizma. Yaşamın farkına varamamış, varmak istemeyen, benliğinden kaçan, herşeyden kaçan korkak bir millet olmuşuz. Oysa ki eskiden çoğu insanın bir hedefi varmış ve çoğu kişinin hayatın da ki çeşitli süprizler ve azimin birleşmesiyle toplumlara katkıları olmuştur.

İnsanımız doyumsuz bir hale geldi, gittikçe herşey de memnuniyetsizlik arttı. Herşey de daha fazlası aranıyor ihtiyacın olmasa bile daha fazlası. En basitinden örnek vermek gerekirse bu gün telefon alan çoğu kişiye sorsanız özellikleri ne diye sayamaz. Saydığını varsaysak bile ne kadarını kullanıyorsun sorusuna cevap alamayız. Amaç sadece tüketim, tüketim, tüketim. Niye avrupa firmalar bir çok ürünün farklı versiyonlarını çıkartıyor??? Müzik telefonu, İş telefonu, Kamera telefonu sorunun cevabı gayet basit çünkü avrupa'nın büyük bir kesimi OKUYOR. Okudukları için bilinçli bir toplum yetişiyor, bilinçli bir tüketim sağlanıyor.

Bizim insanımızın okuma anlayışı ise çok sığdır. Araba için ehliyet almaya giden adam bunun gereksiz olduğunu düşünür, arabayı aldığın da aracın yağına bile bakmayı bilmez. Bir insan bir şeye sahipse niye onu bilmez?, ya da bilmiyorsa niye benimser. Bir insanın en azından ihtiyacı olup kullandığı birşeyi bilmesi gerekli değil zorunludur. Teknolojiyi takip etmiyebilirsiniz, anlamayabilirsiniz ama bir laptop aldığınız da ona nasıl format atılır, nasıl kullanılır bilmek zorundasınızdır.

Kısaca din'e de deyinmeden edemiyeceğim bu konuda müslüman olan insanlar niye din'inde ki kavramları bilmez?, niye hiç bir istenileni yapmaz bu konuda? Sonuçta bu bireysel birşey herkes din'i ni seçmekte özgür bir insan bilmediği ve yapmadığı birşeyi niye benimser? Kabul ettiği birşey hakkın da nasıl bilgisi olamaz? Artık öyle bir KAFASI GÜZEL TÜRKİYE olmuşuz ki neyi kabul ettiğimizi bile bilemiyoruz. Belki de önümüze koyulan belge ölüm fermanı ve bizler onu okumadan imzalıyoruz.

Eskiden insanların bir çok hayali varken, şimdi gençler öss puanım nereye yeterse diyen hayal gücü sıfıra inmiş birer insan olmuşlar. Erkekler sadece iyi bir meslek ve param olursa güzel kadınları elde ederim diye paranın peşinden koşarken, Kadınlar da kuaförler de toplasak belki ömrünün 10 senesini geçirip tomarlarca para döküp birer biblo haline gelmişler. Bir de bu kadınların okumuşlu bitirimleri vardır. Ev kadınlarını küçük görür böyle tipler, çok okumuş iyi iş yapan resmi kıyafet içerisin de kibiri için de çatlıyacak hale gelmişlerdir. Ama bilmezler ki sadece birer koyun, robot, kukla'dan ibarettir kendileri, sığ düşünceleri için de kimseye yardım etmiyecek kadar bencildirler. Yanında ki ofis arkadaşına bir bardak kahve götürmeyi bile hizmetçilik sayan, ya da sevdiği insana birşeyler vermek yerine bunu hizmetçilik olarak gören egolarını tatmin edememiş organizmalardır. Organizma diyorum çünkü ancak düşünen bir varlık insan olabilir.

Peki niye insanlar artık gittikçe tembelleşiyor?

14 Eylül 2009 Pazartesi

Huzur

Bayram için annem'in ne giyeceksin diye başımın etini yemesi, cumartesi günü onunla beraber çıkmadığım için trip atması ve artık siyahtan bunalıp renkli t-shirt almak yine ayrıca farklı şeyler giymek için bugün pazartesi itibariyle zorlu maratona başladım. Zorlu maraton diyorum çünkü saat 18:30'da taksimdeydim ve 19:25'de iftar vardı ve o zamana kadar birşeyler bakmak zorundaydık.

Hemencecik hızlı hızlı kendi hoplar zıplar stilimle istiklâl caddesin de o insan kalabalığının içerisinde süzülürken arsenal'a gelmiştim hemen içeri girip üst kat'a tırmandım. Abuk sabuk hiçbir yaratıcılık olmayan espri alanı altına koyulmuş bir sürü t-shirt vardı. Ya alkolle ilgili ya da cinsel içerikli bizim milletimizin mizah anlayışı ne zaman daha güzel olucak sorusuyla çıktım dükkandan.

Bir koşu lise arkadaşım S.E.'de kendine birşey bakmak üzere tükkandan(reklam vermek istemediğim iyi bir firma) çıkıp Çetinkaya'nın önün de beni bekliyordu. Girdik içeri hiçbir halt göremedik, karşısındaki quiksilver gözüme çarptı girdik orda da bir halt göremedim. S.E. LCW'de birşey yok demesine rağmen ben bulurum dedim daldım içeri ve buldum çok güzel açık gri bir t-shirt buldum ve direk small'unu alıp çıktım. Erkek olmanın avantajı bu sanırım beğendiğin t-shirt'ün bedenini söyleyip bırakın giymeyi üzerine bile tutmadan almak.

Şöyle bir gömlek bulsam güzel olur dedim ama bulamadım. Kot almak için gezdik biraz iyi bir markanın kot'unu giyerim hep ve onun orjinal ürününü kullanırım klasiktir yine haliyle onu aldım aynı beden aynı renk benim için çok pratik bir alışverişti ama halen güzel başka bir t-shirt bulamadım derken beyoğlu iş merkezin de güzel bir tane ambercrombie evet yanlış okumadınız ben bile tahmin etmiyordum ambercrombie marka birşey alıcağımı ama arkadaşımla gezerken gözüme takıldı rengi çok hoştu, yakası farklı bir tarzdı ve en önemlisi sadece göğüsünün üzerin de sadece küçük bir arma vardı. Ama maalesef siyah dışında hiçbir rengin small bedeni kalmamıştı. Bu arada halen kapişonlu t-shirt üzerine giymek için düz siyah bir polar arayışı içerisindeyim. Aslında grupların fan'ı hiçbir zaman olmadım, hiçbir zaman t-shirtlerini almadım ama five finger punch of death'in kapışonlu t-shirt'ü çok şıktı sitesinde bulabilirsem bir ilk olucak benim için ama pek grup t-shirt'ü olduğu anlaşılmıyor çok kaliteli yapmışlar yani.

Eee malum bunların bir kısımına iftardan sonra bakabildik iftar için esnaf lokantası sayılabilecek bir yere girdik bir seferin de şans eseri orada yemek yemiştik ve hoşuma gitmişti tekrar gidelim dedim mütevazi yerlerden çok hoşlanırım girdik bir güzel karnımızı doyurduktan sonra özsüt'e girip tatlı ve filtre kahve eşliğin de final'i yaptık. İşte biraz daha şuna buna bakalım derken iş yerinden laptop'unu almak için ayrıldık birbirimizden yürürken gözüm mavi jeans'e takıldı, girdim ama güzel birşey göremedim nedense mavi jeans hiç bana hitap etmedi çoook eskiden beri giydiğim sadece 2 tane gömleği var halen biri çok güzel bir yeşil diğeri, açık hardal rengi eskiden daha güzel yapıyorlardı sanki diyordum bir taraftan da kulağımda kulaklık kendimi her zaman ki gibi hızlı yürüyüşümle kaptırmış gidiyor haldeydim bir taraftan huzurluydum o güzel hava da insanların için de kendimi yalnız hissetmiyordum. Ama yine her ele ele, yan yana çiftleri gördükçe içim de olan burukluğa engel olamıyordum gök yüzüne bakarak derin nefes alıyordum.

Metroya koşar adımlarla girdim merdivenlerden indikten sonra iki tane yürüyen bayan'ın yanın da çöp tenekesi vardı ve ben dururmuyum diğer taraflarına ne yürüyeceğim diyerek çöp kutusunun üzerinden atladım tabi onlar şaşkın bir tavır takındılar ben yoluma devam ettim. Metro da merdivenlerden düşercesine inerken yine insanların gözü bendeydi çocuğa bak düşüp kafayı yarıcak ya da nasıl iniyor edası vardı her birinin yüzün de derken osmanbey'e gelmiş bile acaba osmanbey'deki LCW kapanmışdır umuduyla metroya binmiştim ve kapanmamıştı hemen daldım içeri bir de ne göreyim 2 tane süper t-shirt daha dururmuyum kaptım hemen kasaya giderken terbiyesiz tezgahtarın teki bu huzurlu ve 2 güzel t-shirt'ü bulmamın sevinciyle iyi yırttı yoksa orada ona çok ağır konuşucaktım tam kasaya doğru ilerlerken söylediği cümle "halen geliyorlar ya!" idi. Sanamı sorucam şerefsiz, ben burada bunları almasam sen nasıl para kazanıcaksın şeklinde çok pis çıkışıp, isimini alıp ertesi gün de müdürlerine şikayet etmek için isimini alabilirdim ama yapmadım iyi günüme denk geldi ramazanın da verdiği bir dinginlik var zaten şimdi bayram üzeri kimseyi işinden etmek istemedim yoksa eminim daha iyi muamele yapıcak ve gerçekten ihtiyacı olan daha iyi biri alınabilirdi onun yerine diye söylerken kendi kendime müziği bile duymadan cadde üzerine de evime doğru yine hızla yürüyordum bugün baya terlemiştim.

Saat 22:15'de eve geldim. 23:42 oldu yazımı sonlandırıp terli vücudumu temizlemem lazım zira yarın iş'e bu şekil de gitmek istemiyorum ve saat sabah 8:15'de gözlerimi açmam gerekiyor.
Esen kalın, mutlu kalın, iyi akşamlar Türkiye.

10 Eylül 2009 Perşembe

Sadece yürüyordum.

Sıkıldım, bunaldım, daraldım sanki bir halta yarıyacakmış gibi bir de yürümek istedim. Saat 18:00 olmuştu artık özgürdüm. Her zamanki gibi şarkı dolu o sihirli aleti kulaklarıma takarak yola koyuldum. İş yerinden birlikte çıktığım iki kişi vardı ortam yeterince hüzünlenmek için fazla sakin değildi. Onlar yolun başında ayrılacaklardı ama öyle de oldu.

Hüzünüm ve ben baş başa kaldım. Bir taraftan şarkılar uçuşurken kafamda diğer taraftan kendi kendime konferans veriyordum. Yapabileceklerimi düşünüyordum. İnsanlar sadece farklı olduğum için o takımların içine girmediğim için bana tip tip bakıyorlardı. Ben ise sessizce ve boyunum aşşağı da yoluma devam ediyordum.

Artık iyice bunaldım metronun sarı çizgisini geçtim belki biri çarpar raylara düşer elektriğe kapılırım diye, bunaldım arabaların trafiğin içine atladım belki bir araba çarpar kurtulurum diye, bunaldım pencereden yarı belime kadar sarkıp biri şaka yapar düşerim diye. Kendimin yapmaya cesaret edemediğim şey de hep şansım kendini gösterdi. Her deneyişim de birşeyleri olmadı, ama sevgiyi ararken ne yaptıysam şansım olabildiğince boktan gitmekte üstüne yoktu.

Eve gidip yatığıma kendimi atıp ağlamak istiyordum. Ama ağlama yetimi küçükken kaybetmiştim. Kendini zorlayıp bile ağlıyamamak o duygu boşalmasını yaşıyamamak gerçekten kötü birşey ama eminim eğer ağlamayı bilseydim her hafta ağlardım.

Şu aldığım salak kişisel gelişim kitabı da çöp kutusunun derinliklerine yolladım sanki bir boka yarıyacakmış gibi gittim aldım onu da biliyordum deneme şansımın bile olmıyacağını hayal dünyası ama ne yaparsın. Belki deniyecek bir ortamım olur dedim ama buna ben bile inanmıyordum.

Normal insanlar söyler hep ama sadece söylerler "Birşeyin olmadığı olmayacağı manasına gelmez." hani nerede aradığım ortam, aradığım beni sevicek insan, hani nerede? Bunlar tamamen bir züürt tesellisi ve salak moral verici sözler.

Aklımı, mantığımı herşeyi bir kenara bırakıyorum artık çünkü biliyorum koyun olan insanlar daha çok gününü gün ediyor. Benim amacımsa sadece kendi dünyam içerisinde biriyle huzur bulmaktı olmadı, olmayacak. Artık hayat sadece içinde bulunup devam etmek zorunda olduğum birşey. Lanet olsun ki değiştiremiyeceğim gerçek bu direnmenin hiç bir manası yok.

5 Eylül 2009 Cumartesi

Bu işler kısmet işi

Erkek Bloglarını takip etmeyenleriniz varsa orası için yazdığım yazımı kişisel blogumda da paylaşmak istiyorum.

Bu konular da aklıma çok şey geliyor ama şuan bile bu yazıyı yazmak için kendimi zor topladım. Dün çok şevkliydim sabah kalkınca birşeyi yapmak zorundaymış gibi hissettiğimden dolayı biraz geç karar verdim yazıyıyı yazmaya. Hani bir de sürekli bu tip şeyleri yazmak için zaman bulamadığımdan dolayı iki sıkıntılı konuyu birleştireceğim.

Genel de hangi erkek ortamına girerseniz girin, eğer bir adamın sevgilisi yoksa her zaman bu onun kısmetsizliğidir. Böyle algılanır, böyle söylenir, gerçekte aslında bu yöndedir. Bir insanla tanışma şansını bir nebze de olsa insan kendi oluşturur. Ama kiminle nerede, ne zaman ve nasıl biriyle buluşabileceğimizi kim bilebilir ki? İşte doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişi bulunduğunda biz buna şans diyebiliyoruz sanırım. Bu tür işler sen ne kadar çabalarsan çabala tanışma faslına bile giremeyebilirsin. En basitinden yolda binlerce insan yürüyor. Herkesin gözüne hoş görünen biri oluyordur. Tanımadığınız biri yanınıza gelip sizden hoşlandım dese kim inanır?

Bu olaylar gayet sancılı bir şekil de bir birini tekrarlar ki koskoca üniversite de bile kafama göre kız yok abi diyen adamlar mevcuttur. Tabi iş burada biraz kısmet'i de geçip çok üst düzey isteklere gelebiliyor. Ama erkeklerin istedikleri makul şeyler de vardır.

Genel de ilişki'de hep böyle laylaylom aşkım nereye gidelim, bak seni seviyorum, sana şiir yazdım şeklinde abidik gubidik bir ilerleyiş içerisindedir. Çoğu kişi asla o kişi ile evlenmeyi planlamaz hep böyle insanlar da bir anı yaşa tribi vardır. Buraya gelmemdeki asıl amaç tamam bir insanın düşüncelerini beğenebilirsiniz, fiziğini beğenebilirsiniz, hatta herşeyini beğenebilirsiniz. Ama kadınların erkeklere sevmekten başka birşeyleride vermesi lazım bunu da göz ardı edemeyiz.

Etrafımda gördüğüm ve konuşulanlara göre günümüzdeki hiçbir kadın doğru dürüst yemek yapmasını bilmiyor. Hadi bunu geçtim bilmemek değil öğrenmemek ayıptır asıl olan, peki niye ben kocama yemek mi yapıcam diye erkeksi bir boyuta geçer ki kadın? Kadının kadınlık vasıflarını bir kenara bırakıp niye bu erkekleşme eğilimi? İnanın etrafımda duyduğum çoğu tepki bu yönde, yemek yapıcak kadın yok!, Yok arkadaşım valla yok.

Bu kadınlar hiç mi duymamış? "Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer."

Bu yazıdan şöyle bir yanlış anlaşılma doğabileceğini düşünerek şu eklemeyi yapmak istiyorum. Yeri geldiğin de mutfakta erkek de karısına yardım etmeyi bilmelidir. Hatta aralar da erken eve gelip bir yemek denemesi gibi küçük süprizler bile yapılabilir. Ama beceri ve aile planması olarak bu işin sorumluluğu kadına aittir. Erkeğin yapacağı sadece ona yardımdır.